AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: VİKİLİKS AKP   Cuma Ara. 03, 2010 9:35 pm

Ben değil o yazıyor...

SERDAR AKİNAN AKŞAM
01 Aralık 2010 Çarşamba

Nasıl bir zamanda yaşıyoruz değil mi...
İnternetten yayın yapan bir site... Nereden sızdırıldığı hala anlaşılamayan resmi belgelerle gündemi sarsabiliyor...

Şu cümleleri ve iddiaları hangi babayiğit kaleme alabilirdi ki...
Görünen o ki yazanlar... Amerikan ajanları... (...)Parti içinde ise Erdoğan'ın güce duyduğu iştah, sert bir otoriter tarz ve diğerlerine karşı derin bir güvensizlik olarak kendini gösteriyor. Erdoğan ve eşi Emine'nin eski bir dini danışmanı, 'Tayyip Bey Allah'a inanır ama güvenmez' dedi.(...) AKP içindeki bütün kontaklarımız Erdoğan'ın diğer dış politika danışmanlarını (Cüneyd Zapsu, Egemen Bağış, Ömer Çelik, Mücahit Arslan ve özel kalem müdürü Hikmet Bulduk) yetersiz, bilgisiz ve yolsuzluğa karışmış olarak nitelendiriyor.(...)

Erdoğan'ın pragmatik yaklaşımı kendisinin işine yarasa da vizyon eksikliği var. Kendisi ve Gül ile diğer üst düzey AKP yöneticileri de dahil olmak üzere AKP'deki danışmanları analitik derinlikten yoksun. Düşük kalitedeki istihbaratlara ve basındaki dezenformasyonlara güveniyor. Dar dünya görüşü ve Sünni kardeşlik ile cemaat geçmişinden gelen temkinli yaklaşımı nedeniyle halkla ilişkiler sorumluluklarını tam olarak yerine getiremiyor. Erdoğan (ve Gül de dahil olmak üzere etrafındakiler), hem içeride hem de dışarıda uyumlu ve uygulanabilir politikalar uygulamalarını engelleyen Sünni önyargılara ve duygusal tepkilere sahip.(...) Türkiye'de yaşandığı biçimiyle İslam, zayıflamış, ikiyüzlülükle delik deşik olmuş, diğer dinlerin Türkiye varlığına karşı bilgisiz ve hoşgörüsüz olmasının yanı sıra dini Batı karşıtı bir biçimde siyasileştirmek isteyenleri dışarıda bırakma yetisinden yoksun.(...) AKP içinden bazı isimler, sayıları yalnızca bir avuç olan dışarıdakilere tarihle ilgili tartışmalarda katılıyor ve bunlar ilham verici adımlar. Ancak ilerleyen süreçte eğitim sisteminin kapsamlı bir şekilde elden geçirilmesi, hukukun üstünlüğünün kabul edilmesi ve birey ile devlet arasındaki ilişkinin en temelden yeniden tanımlanması gerekiyor. Anadolulu büyük Alevi ozan Aşık Veysel'in dediği gibi bu, 'uzun ince bir yol'. Türkiye, iç ve dış politikada, iktidardaki AK Parti hükümetinin liderlik ve yapısal problemlerinden kaynaklanan bir sapma yaşıyor. Türkiye'nin ve AK Parti'nin, ABD ile ilişkilerini nasıl idare ettiğini de kapsayan sağlıklı bir kimlik tartışması gecikmiş olsa da başladı. Ancak AK Parti'nin politikasındaki karışıklıklar, yükselen milliyetçi söylemin doldurmak için fırsat kolladığı bir boşluk yaratıyor. Yaşanan bu politik sapma süreci uzayabilir ve AB reformları ile karşılıklı işbirliğini daha zor bir duruma sokabilir. Bu sapma, gelecek krizin yeni siyasi alternatifler yaratacağı hesap günü gelene kadar devam edebilir.

'Erdoğan'ın karakteri' başlığı altında Başbakan'ın aşırı gururu, Allah'ın kendisine Türkiye'yi yönetme görevi vermiş olduğun inanması, otoriter tavrı dolayısıyla etrafında güçlü ve yetenekli danışmanlar olmaması, iktidarda kalma isteğinin kendisini önemli kararlarda korkak davranmaya yöneltmesi ve kadınlara güvensiz olduğu yorumları yapılıyor. 'AKP, yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerekten iktidara geldi. AKP'ye yakın olanların anlattığına göre, ilişkilerdeki çatışmalar ya da partinin ulusal, bölgesel, yöresel ve bakanların yakın aile fertleri arasında ciddi çıkar ilişkisi ve çatışma olduğu söyleniyor. İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan'ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var. Oysa Erdoğan bunları oğlunun düğününde gelen hediyeler ve dört çocuğunun okul masraflarını ödeyen Türk işadamından kaynaklandığını söylüyor. Bu ise çok yüzeysel bir açıklamadır..'

Belki takip ediyorsunuz... Belki edemiyorsunuz... Açıkçası, sızan bu belgelerden çok bu belgelerdeki ifadelere takılmış vaziyetteyim. İnanın, sıradan insanlardan çok AKP'liler bu ifadeleri satır satır okuyordur... Ne kadar düşündürücü ve ne kadar incitici ifadeler bunlar...
Değer miydi?
Sorulması gereken bu...
Değer miydi?


En son AZYA tarafından Cuma Ara. 03, 2010 10:58 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Ara. 03, 2010 9:38 pm

WİKİLEAKS BELGELERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER ÜZERİNE KISA BİR NOT

03.12.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
WİKİLEAKS BELGELERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER ÜZERİNE KISA BİR NOT

1- Kurulduğu 2006 yılından bu yana aynı adı taşıyan sitede hükümetlere ve şirketlere ait gizli belgeler yayınlayan WikiLeaks adlı kuruluşun bir hafta önce açıklamaya başladığı son belgelerle ilgili değerlendirmelerin önemli bir bölümünde karşılaşılan;

"ABD bu! Yine ayar çekiyor! Birilerine mesaj veriyor: Ayağınızı denk alın, yoksa karışmam!"

"ABD izin vermeden bilgi sızamaz, sızsa bile yayınlanamaz, yayınlansa bile ABD izin verdiği kadarıyla yayınlanır"

"WikiLeaks'te piyon. ABD'nin yazdığı senaryoda kendisine uygun görülen rolü oynuyor, kanmayalım. Piyon olmasa çoktan yakayı ele vermişti!"

"Çok büyük bir psikolojik operasyon. Sanki kendisine karşıymış süsü veriyor. İlginç!"

...benzeri ifadeler, esas itibarıyla "ABD yenilmez bir ilahtır, insanlığın kaderi ondan sorulur" inanışıyla malüldür.

En tipik tezahürlerine, mesela Mahir Kaynak'ın yazılarında rastlanan bu inanışın mensuplarına göre, ABD, "onun aleyhine olabilecek bütünteşebbüsleri, teşebbüs bile edilemeden lehine çeviren bir büyük güç"olmaktan da öte, öylesine kadir-i mutlaktır ki; onun aleyhine hiç bir fiilin düşünülüp, işlenemeyeceğini bir türlü anlayamayan bazı ölümlülerin, aslında "bal gibi de ABD'nin lehine olduğu halde aleyhineymiş sandığı, aleyhine görünümlü lehine hadiseleri" senaryolaştırıp insanlığa oynatmak, bu güç için çocuk oyuncağıdır.

Bu inanışın mensuplarınca, hadisenin, fiilin, insan iradesinin ve sözün kendisinin bir ehemmiyeti yoktur; hedefi ABD olan bir hadise, bir fiil, bir söz, ancak ABD'nin yazdığı "senaryo icabı" sahne alırlar; aksi halde yokturlar.

2- "Hayat, ABD'nin yazdığı bir senaryodur; ne yapsak boş" propagandası, Irak'ın şahsında bütün bölgeyi hedef alan 91 ve 2003 Saldırılarına karşı Türkiye ve Irak'ın güçbirliği yapmasını engellemek maksadıyla, 2.Cumhuriyetçi liberal çapulcuların o yıllarda yazdıkları yazılarda olduğu gibi, ya istenmeyen bir gelişmeyi henüz ortaya çıkmadan önlemek; ya da WikiLeaks belgelerinin yayınlanmaya başlandığı bugünlerde olduğu üzere, şayet istenmeyen bir gelişme ortaya çıkmışsa, bu defa da "hasar kontrolü" maksadıyla öne çıkarılır.

3- Bir güç merkezi, menfaatlerine aykırı bulduğu, ancak ortaya çıkmasını önleyemediği bir gelişme karşısında, uğradığı zararı gidermek, kuşatmak maksadıyla "Canım koskoca ABD!... Böyle gizli belgelerin yayınlanmasına izin veriyorsa, vardır aklımızın ermediği bir hesabı" yönlendirmesine baş vurabilir; fakat aynı gücün belli bir amaca, zihinlerdeki "tanrı" görüntüsünü yerle bir edecek bir "psikolojik operasyonu" kendisine karşı gerçekleştirerek ulaşmaya kalkışması akla aykırıdır.


OrduMillet




WIKILEAKS, MALUMUN İLANI, PSKOLOJİK HARP
Prof. Dr. Nurullah AYDIN

Wikileaks aracılığıyla Amerikalı diplomatların pek çok ülkenin yanı sıra Türkiye’yle ilgili görüşlerinin ortaya saçılması bir enformasyon kargaşası çıkarmıştır.
251 bin 287 belge ve açıklanan 294 diplomatik belge. Dünya’da kaosa yelken açmıştır.

Wikileaks belgeleri; ABD, İngiltere ve İsrail’in bulaştığı bir ‘komplo mu, yoksa ABD’nın kendisi için de utanç kaynağı olan mani olamadığı bir şey mi?

Wikileaks skandalı ABD-İsrail ve İngiltere şer üçlüsünün psikolojik harp projesidir.

Wikileaks ABD'nin menfaatlerine olumsuz bir etkisinin olmadığı, hatta Ortadoğu coğrafyasında İran'a karşı oluşturulacak cephenin daha da güçlendirildiği ortaya çıkıyor.

Belgeler, Beyaz Saray tarafından bilinçli şekilde kamuoyuna sızdırılmıştır. ABD derin yapılanması, küresel ekonomik krizin etkilerinden kurtulamayan ve Ortadoğu’daki ülkeleri yeniden tanzim etme amacını güden Büyük Ortadoğu Projesi ile de başarısız olan ABD için dünya kamuoyuna bir gösteri sergiledi. Bunun adı küresel güç gösterisidir.

Tüm dünya ülkelerini ve Türkiye’yi ilgilendiren 251 bin adet belgenin birileri tarafından ele geçirilerek yayınlandığı iddiası, mantık dışı ve saçmadır. ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın ve Beyaz Saray’ın üzüntülerini açıklayarak, sözde özür dilemesi timsah gözyaşlarıdır.

ABD, küresel egemenliğine karşı olan tüm ülkelere Dünyadaki bütün elektronik ağ bendedir. İstihbarat kulağım her yeri kontrol etmektedir mesajını vermiştir.

ABD, kaostan yeni düzene stratejisini uygulamaktadır. ABD’nin yeni dünya düzeni projesinin gerçekleşebilmesi için komşu ülkelerin birbirlerine güvensizliğini artırmak, birleşmelerini önlemek, çatışma yaratmak, ülke içinde de liderler hakkında kuşku meydana getirmek gerekmekteydi. Liderler için yapılan tanımlamaların temelinde de bu proje var.

Belgelerde Türkiye’deki iktidar yetkililerinin durumu tanımlanıyor, gerek Türkiye’de, gerekse İslam dünyasındaki yeri sorgulatılıyor.

Belgeler; ABD’nin Türk siyasi yaşamına yaklaşımını gösteriyor.

Wikileaks skandalı neticesinde, küresel ekonomik krizin ABD’de ve dünyada meydana getirdiği olumsuzluklarla ilgili gündem bir anda değiştirilmiştir.

Belgelerin yayınlandığı andan itibaren, Doların piyasalardaki düşüşü önlenmiştir. Nükleer kalkan projesinin Ortadoğu’da meydana getirdiği sarsıntı, bir anda gündem dışına itilmiştir. Özellikle ülkelerin dayanışmasının önüne geçilmiş, husumet sağlanmıştır.

Belgelerin kamuoyuna farklı yollarla sunulması, dünyaya yansıtılan asimetrik psikolojik savaş ürünüdür. Dezenformasyon faaliyetidir. Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında, algılamaların ters yüz edilme projesidir. Kafa karıştırma, güvensizlik aşılama ve ABD’ye karşı çıkma olgusunu, temelinden sarsma girişimidir. ABD benzer bir olayı 1929 ekonomik krizinden sonra da gerçekleştirmiştir. Tarih tekerrür ediyor.

Dünya ekonomik krizi sonrası, İkinci dünya savaşını ortamını sağlayan ABD, İngiltere, İsrail üçlüsü, Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, ILO, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşları hayata geçirerek küresel yönetimi eline geçirmiş, doları dünya para birimi yapmıştır.

Değişen konjonktürde, şimdiki girişim ABD’nin sarsılan kapitalizmi yerine yeni dünya düzeni oluşturma projesinin önemli bir ayağıdır.

Belge kaosu ortamında ABD; karşılıksız piyasaya sürdüğü 600 milyar dolar dan sonra önümüzdeki günlerde 400 milyar dolar daha sürecek. Yani 1 trilyon dolar. Dünya bu gibi olaylarla meşgul edilirken küresel sömürü mekanizması yeni bir boyut kazanıyor.

WikiLeaks unutturulmaya ve de etkisizleştirilmeye çalışılacak

Belgeleri önemsiz diye nitelendirenler veya magazin konusuna dönüştürmeye çalışanlar olsa bile, belgelerde yer alan tespitler nihayet dünyanın süper gücünün çok iyi yetişmiş diplomatlarınca yazılan raporlardır.

Dedikodu, yalan, gerçek dışı diye ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, nihayet ilgili ABD yetkililerinin birer tespitidir.

Ama yarası olan gocunur sözünü de unutmamak gerekir.

Günün Sözü: Suçlunun pişkinliğine aldanma.







OrduMillet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   C.tesi Ara. 04, 2010 3:22 pm

Bulanıklık çağı ve WikiLeaks

Deniz Ülke Arıboğan
03 Aralık 2010

Bazılarının şeffaflık ya da açıklık çağı olarak adlandırdığı bu yeni medya dönemini, bir başka bakış açısıyla bulanıklık çağı olarak da görmek mümkün. Son dönemde ortaya çıkan gelişmeler, bırakın her şeyin kafamızda daha da netleşmesini, bildiğimizi zannettiğimiz şeyleri bile kuşkulu hale getiriyor. Bildikçe bilinmezliklerle dolu bir denize açılıyoruz. Öğrendikçe, öğrenilecek daha ne çok şey varmış diye düşünüyoruz. Her şeyden şüphe ediyor, neyin gerçek, neyin gerçeğimsi olduğunu ayırt edemiyoruz. Pusulasız gemiler gibi, bir yandan karayı görmeyi umarak, derinlere doğru sürüklenip gidiyoruz.

Bu bulanıklık sonsuz enformasyon akışının ürettiği aşırı kalabalıktan kaynaklanıyor. Her taraftan bilgi yağıyor. Bir önceki jenerasyonun bir ömür boyunca biriktirdiği malumatı, yaklaşık bir haftada topluyor olmanın yarattığı ağır yükün altında ezilmiş durumdayız. Küresel mahallenin sakinleri olarak, konu komşunun tüm dedikodusunu bir şekilde ediniyor, Afrika'dan Asya'ya, hükümetlerden şirketlere, ekonomiden teolojiye, bireylerden topluluklara kadar her şey hakkında fikir sahibi oluyoruz.

Ve artık (hele bazı günlerde) bilmek çok yorucu geliyor çoğumuza. Tanımadığımız insanları, aslında akrabalarımızdan bile daha iyi tanımak durumunda kalmanın garipliğiyle yüzleşiyoruz. Özel hayatlar, gizli bağlantılar, siyasi ilişkiler, şirket planları, işbirlikleri sere serpe önümüze açılıyor. Küresel çıplaklar kampında, kendi çıplaklığımıza aldırmadan başkalarının vücut ölçüleri hakkında ahkam kesiyoruz. Görüyor, görülüyoruz; biliyor, biliniyoruz.

İşte bu yüzden bildiklerimizi ve bildiğimizi zannettiklerimizi iyi değerlendirmek durumundayız. Zira gördüğümüzü sandığımız görüntüler, bildiğimizi sandığımız bilgiler üretilmiş, tasarlanmış olabilirler. Bilmenin en büyük riski, 'birileri tarafından bildiriliyor' olabileceğimizi göz ardı etmemiz. Oysa insan bu kadar bilmeye açken, bilgi bu kadar akışkanken, bilmek bu kadar işlevselken, bilginin bir silah olarak kullanılması da kaçınılmaz hale geliyor. Foucault'un ifadesiyle 'iktidarın işleyişi sürekli bilgi yaratıyor ve aksi yöndeki bilgi de iktidar etkisine yol açıyor. Bilgi olmadan iktidarın sürdürülmesi olanaksız, tıpkı bilginin iktidar doğurmamasının olanaksızlığı gibi'. Bizim bulmamız gereken ise bu yeni 'bulanıklık çağı'nın bilgi bombardımanının ne tür bir iktidar oluşturduğu.

1-WikiLeaks bir bilgi aktarıcıdır; aktardığı bilgi yeni bir güç kurgusunun oluşturulması için bir araç niteliğindedir. Bunu politik düzlemde ele alırsanız, aktarımın siyasi şifrelerinden, öncelikle de 'kimleri tasfiye ediyorlar?' sorusundan başlayabilirsiniz. Dünyanın her yerinde kimi insanlar üzerinde şüphe uyandıracak, bazı insanları lanetleyip, bazılarını kutsayacak bir bilgi aktarımı söz konusu. Bilgilerin gerçekle bir ilgisinin olup olmadığı da aslında bu noktada tali bir konu. Zira aktarılan her iddianın konuşulacağı ve iz bırakacağı aşikar.

2-WikiLeaks bir bilgi aktarırken, onun karşı bilgisi de mutlaka oluşacaktır. Antitezlerin piyasaya sürülmesi de benzer yollarla mümkündür. Bu bir psikolojik mücadeledir. Gerçeğe en yakın duran değil, bilinmesi gerekeni en doğru yöntemlerle aktaran kazanacaktır. Bulanıklık çağının özeti budur, hiçbir şey net olarak gözükmediğinden hayaller üzerinden kanaat sahibi olunması kaçınılmazdır. 'Ben gördüm, şöyleydi' diyenler, her zaman kendisine inanan küçük ya da büyük bir kitle bulacaklardır.

3-'Dünya bir bilgi savaşları aşamasına girdiğinden dolayıdır ki, artık silahlanma yarışı da boyut değiştirmiş durumda. En fazla bilgi üreten, en büyük kalabalıkları manipüle edebiliyor... Bilgi sistemleri bize gerçeklik hakkında veriler sunmak yerine, bizzat gerçekliğin kendisini yaratmak arayışında...21. yüzyıl dünyasının iyi tarafı, bilgi sistemlerinin kontrolünde birden fazla aktörün devreye girmiş olması'. (Arıboğan, AKŞAM 22.12.2005) Vaktiyle dünyanın tüm bilgisi tek bir kanaldan akıyorken görüntü çok netti, dostu düşmanı tek merkezden öğretiyorlardı. Fazlaca soru ve kuşkuya da yer yoktu. Şimdi ise bulanıklığın bir sebebi var; hem de iyi bir sebebi. Artık gözle değil, akılla görmeyi öğrenin diyor yeni sistem bize. Hodri meydan!

http://www.aksam.com.tr/bulaniklik-cagi-ve-wikileaks-132y.html
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   C.tesi Ara. 04, 2010 3:22 pm

Viki Miki Derken...


Ertuğrul Horasanlı
02.12.2010




Ebû Hureyre Hazretleri Resûlullah Efendimizden
şöyle naklediyor:


“Âhir zamanda dîni dünyâya âlet eden bir takım
kimseler çıkacak ve insanlara hoş görünmek için
yumuşacık kuzu postuna bürünecekler. Dilleri
baldan daha tatlı, fakat kalbleri canavar kalbi
gibidir.


Allah (onlar hakkında)şöyle buyurur:


“Benim hilmime mi aldanıyor, yoksa bana karşı cür'etkârlık
mı gösteriyorlar?


Kendi adıma yemîn ederim, onlara öyle bir fitne göndereceğim
ki; içlerinden hilim sahibi olanlar bile şaşkına dönecektir!”


(Tirmizî, Zühd, 5)


***


İster siretleri/içyüzleri de suretleri gibi harbi kurtlardan olsunlar, ister yukarıdaki Hadisi-i Şerif’teki gibi suretlerini/dış yüzlerini kuzu postu altında saklayan ahir zaman kurtlarından olsunlar...


Kurt dumanlı havayı sever...


Bu ne demektir?


Kurtların saldırısına açık bir yerde isen, her daim tetikte olacaksın...


İllâki hava dumanlandığında, ahirzamanın kurtları,


avının gırtlağına çökmek için havanın dumanlanmasını beklemiyor...


Canı av çektiğinde günlük güneşlik havayı ise/sise/pise boğmak için bin türlü usul/teknik, araç/gereçlere de sahip...


Viki işi böyle pis bir iş olabilir mi?


Olabilir...


Banu Avar böyle olduğuna dair görüşlerini anlatan güzel bir yazı yazmış Mutlaka okummalı...


Şöyle başlıyor yazı:


[Aylar önce durum anlaşılmıştı: Amerika imparatorluğunun denetimindeki çeşitli basın yayın organlarında cyber attack (siber saldırı) cyber warfare (siber savaş) başlıkları yeralmıştı. Ve giderek benzer haberlerle kulaklar doldurulmaya başlandı

Bill Clinton ve Bush’un anti terör danışmanı Richard Clark ‘Siber saldırı Amerika’yı 15 dakikada yokeder!’ başlığıyla gazetelerde yeraldı. Onu başkaları takip etti.. Amerika kendini ‘elektronik Pearl harbour’ a karşı korumalıydı!

2007’de Pentagon’un bilgisayar sistemi çökertilmemiş miydi!

Şimdi de işte WİKİ LEAKS ortalığı karıştırmaktaydı…NATO, ABD, BATI siber saldırıyla karşı karşıyaydı. O zaman ÖNLEM almak lazımdı!

Psikolojik harp oyunu] (1)


Ama bu tür durumların nasıl çözümlenmesi gerektiğine dair akademik ders notu niteliğinde bir yazı yazan Deniz Ülke Arıboğan’ın o yazısı da -benzeri başka durumlarda uygulanabilir şablonlar ihtiva ettiğinden- ıskalanmamalı:


[Soru sormanın komploculuk, sormadan kabul ya da reddetmenin yandaşlık ya da taraftarlık, her şey açığa çıktı, dünya demokratikleşiyor demenin saflık, konularla hiç ilgilenmemenin cahillik olduğu bir ortamda WikiLeaks belgelerini analiz etmenin ne kadar güç olduğu ortada. Ne yapsak tasnif edileceğiz. Düşünce üzerinde bundan daha ağır bir kısıtlama nasıl oluşturulur bilemiyorum, lakin herkese farklı bakış açılarını da dikkate almalarını öneriyorum. Yanlış da olsalar, farklı gözlemler bizleri zenginleştirir, düşünce havuzumuzu derinleştirir.

Belgelerin içeriğiyle ilgilenmek elbette önemli bir yaklaşım, ama yetmez. Olayın aynı zamanda yaratacağı yan etkiler bakımından da değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Zira basit bir iddiayla karşı karşıya değiliz. Dünyanın en güçlü siyasi aktörünün diğer ülkeler ve yöneticileri hakkındaki gizli kanaatlerinin açıkça ortaya konulduğu bir durumdan söz ediyoruz. (..) Analiz edelim:

1-Belgelerin ABD'nin içerisinden çok, müttefikleri ile ilişkisinde bazı etkiler yaratması mümkün. ABD'li diplomatlar gayet avam bir üslupla, bulundukları ülkeler ve yöneticileri hakkındaki dedikoduları ve kanaatlerini merkeze aktarmışlar. ABD yönetimi eğer dünyayı bu ifadelerden hareketle algılıyor ve yönetmeye çalışıyorlardıysa, bugün neden bu vaziyette olduklarını da rahatça algılayabiliyoruz. 'Kral çıplak' ama Fransa'da değil, ABD'de. Belgeler, ABD'nin her şeye muktedir olduğu efsanesinin yıkılış fermanıdır; hem belgeleri korumayı başaramamış ve hem de şaka gibi diplomatik belgelerle dünyayı algılamaya çalışmış olmaları bakımından.

2-Belgelerde hemen her ülkenin yöneticileri hakkında bazı kanaatler var ve ilginç bir biçimde ilk yayınlanan da bu kanaatler. Yayınlanma sırasının neye göre tayin edildiğini bilemiyoruz. Ama kuşkusuz ilk yayınlanan belgeler en yüksek etki yaratacak olanlardır. Belgelerin tamamının kamuoyuna yansıması her gün 250 tane yayınlanması söz konusu olursa (ilk gün bu kadardı) yaklaşık 3 yıl sürecek bir zaman dilimine yayılacaktır. İlk haftadan sonra yayınlananların ne kadar ilgi çekeceği ise şüphelidir. Bu sebeple ilk yayınlananların, en çok görülmesi istenenler olduğunu söylemek mümkündür. Sadece sıralama bile yayıncıya manipülasyon imkanı vermektedir.

3-Belgeler diplomasi belgeleridir, istihbarat değil. Her ne kadar diplomatların asli görevleri bulundukları ülkelerle ilgili bilgileri merkeze aktarmak olsa da, bir istihbaratçının yaklaşımı ile diplomatınki farklılaşacaktır. Elçilikte istihbaratçıların çalışması da sıradan bir durumdur. Gelen bilgiler farklı format içerisinde analiz edilir ve kalıplanırlar. Çok konuşan ya da kendini beğendirmeye çalışan bir politikacı, bir diplomat için bulunmaz nimet olabilir. Nitekim Türkiye'de de konuşmayı seven siyasetçiler, danışmanlar kullanılmıştır. Bu kişiler tanımlandığında bizim ülkemizde siyaseten bedel öderler ama dünyanın birçok ülkesinde bu konu bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Küresel düzeyde bir cadı avı başlatılabilir ve ülkeler kendi içlerine dönüp temizlik faaliyetine girişebilir. (..)

4-WikiLeaks kendisine sızdırılan belgeleri yayınlamaktadır. Kendisine verilen paketin içeriği bu noktada önemli değildir. Gelinen nokta internet medyasının gücünü göstermesi bakımından da çok önemli bir örnektir. Lakin paketin objektif olduğu garanti edilemez. Paketi gönderenler manipülasyon amaçlı olarak bilgileri elemiş, şekillendirmiş olabilirler. Aynı biçimde yayınlayanlar da belirli pazarlıklar yaparak, paketi şekillendiriyor ve bazı bilgileri eliyor olabilirler. Wikileaks'in sığındığı, yani koruma aldığı ülkeden (İngiltere) müdahalelerle de paket şekillendiriliyor olabilir. Hiçbir şey karşılıksız ve nedensiz değildir. Bedelin ne olduğunu da sorgulamak elzemdir. ] (2)


Umur Talu’nun şu değerendirmesini de gözönünde tutmak gerek:


[“Reel sosyalizm” dandikliği, tamam, çöküşüyle güm diye ispatlandı.
Kapitalizmin dandikliği başını alamadığı kronik krizlerle her gün kanıtlanıyor.
Emperyalizmin dandikliği ise, koca “Amerikan imparatorluğu”nun rezil belgeleri, “bilgi çağı kusmukları”yla orta yerde!
Aklı olan bir demokrasi de, “az gelişmiş ülke” de, tahakkümcü Sam Amca’nın bu pis yüzüne tükürmeli önce.
Ama biz affettik bile!
Müttefikliğin dandikliğine, dostluğun pespaye ikiyüzlülüğüne, diplomasinin sefil janjanlarına Yarabbi şükür diyerek!] (3)




Ali Atıf Bir’in şu sözleri de diplomat eğitiminde ihnal edilmemefi gereken bir hususun altını çiziyor:


[Wikileaks belgelerinin açıklanmasıyla ortaya çıkan en önemli olgu ABD elçiliklerinin bulundukları ülkelerde birer halkla ilişkiler elemanı gibi çalışmaları, hükümetteki bakanları yakın markaja alıp onları sürekli bilgilendirmeleri ve de spin (evirmece çevirmece) doktorluğunu mükemmel bir şekilde yapmaları.

Buradan geleceğe yönelik iki sonuç çıkarabiliriz. İlki diplomatlarımızı yetiştirirken mutlaka iyi birer de iletişimci olarak yetiştirmeliyiz. Hükümetteki bakanlara iletişim, ikna ve çağdaş halkla ilişkileri eğitimleri vermeliyiz!] (4)


***


“Olan da hayır vardır” denilmiştir ya...


Bir şey olduktan sonra, paniğe kapılmadan, ürkmeden, tırsmadan veya mal bulmuş mağribi gibi önünü arkasını düşünmeden üzerine atlamadan önce onu anlamaya çalışmak en doğru davranış biçimi olsa gerek...


Olan ilk elde bize “şer/kötü” gibi veya “hayır/iyi” gibi gelse bile...


Onu doğru anlamaya çalışmalıyız...


Zira bize hayır gibi gelen şeylerin şer, şer gibi görünen şeylerinse hayır olabileceğine dair İslâm tarafından uyarılmadık mı?...


Viki hadisesinde ihmal edilen şey bu...


250 bini aşkın olduğu söylenen belge yığınından 250’sinin açıklanması bile bunu bir devrim olarak görenlerin heyecanlı alkışlarına sahne olurken bu belgelerde adı geçtiği için canı yananlarca öfkeli reaksiyonlar gösterildi...


Bu bir tertip/komplo değilse bile ilk 250 belge havayı dumana boğmaya yetti sonrası ne olur bilinmez...


Hava ister kendiliğnden dumanlansın ister sun’i/yapay dumanla karartılsın...


İlk yapılacak şey ne idi?


Ahir zaman kurtlarına dikkat edecektik...


Her an her yerden saldırmaları mümkün olduğundan saldırıları püskürtecek donanımı kullanıma hazır tutatacaktık...


Kurt deyip geçmeyin, bunlar bildiğiniz kurtlar gibi karnı doyunca saldırmaktan vazgeçen hayvancıklar gibi değilller....


Bunlar ahir zaman kurtları; ne gözleri doyuyor ne de karınları...


Her şeyi paralayıp silip süpürmek niyetindeler...


Her şeyi ve hepimizi...


Üstelik de çoğunluğu kendini kuzu postuyla kamufle etmiş durumda...


“Kurtlukta düşeni yemek kanundur” der ya Kemal Tahir...


Düşen kurt da olsa kuzu da olsa; bu kanun gereği, çare yok yenilip yutulacaktır...


Bu aç kurt sürüsü, ancak kurtluğun kanunlarını iyi bilen ve kurtlara karşı kurt gibi davranabilenler tarafındnan tepelenebilir...


Kuzularınsa hiç şansı yok...


Kurt bile olsan düşenin de hiç şansı yok...


Öyleyse ilk prensip belli: Kurda karşı kurt olacaksın...


İkinci prensip: Düşmeyeceksin...


***

Bu saatten sonra komploydu, değildi...


Öyleydi, böyleydi diye olanın oluş sebebi üzerinde fazlaca durmanın faydası yok...


Olan olmuş...


Komplo veya değil artık ne farkeder...


Kurtlar harekete geçti bile....


***


Ahir zaman komploloları da ahir zaman kurtları gibi...


Bir internet sitesi durumu güzel özetlemiş: “Hesap içinde hesap, plan içinde plan, kurgu içinde kurgu var ama "en büyük" hesap, plan ve kurgu sahibi kim!” (5)


Komplo olmasa bile, olan üzerine kurtlar bin türlü hesap, bin türlü plan, bin türlü kurgu ile durumu kendi lehlerine çevirmek için harıl harıl çalışmıyorlar mı?


“Hesap içinde hesap, plan içinde plan, kurgu içinde kurgu var”sa korkup, tırsıp bir kuzu ürkekliğinde ecelimizi mi beklemeliyiz?...


Bu sorunun cevabı yukarıdaki cümlenin ikinci ksmında gizli: "En büyük" hesap, plan ve kurgu sahibi kim!”


“Allah’a inanıp da ona bir türlü güvenemeyenler” ile onların peşi sıra uygun adım yürüyen şakirtler için bu sorunun cevabı belli: AB-D+İsrail...


Bize gör ise: Her hesabı, her oyunu, her kurguyu gören, bilen, duyan ve dilediği zaman bozmaya muktedir olan ALLAH....


Bizim iman ettiğimiz o Allah, en baştaki kudsî hadiste ne buyuruyor bu ahir zamanın gözü doymaz kurt sürüleri için:


“Benim hilmime mi(Yumuşak başlılığıma mı) aldanıyor, yoksa bana karşı cür'etkârlık mı gösteriyorlar? Kendi adıma yemîn ederim, onlara öyle bir fitne göndereceğim ki; içlerinden hilim sahibi olanlar bile şaşkına dönecektir!”


Onlar hakkında 1400 küsûr yıl önceden ilan edilmiş hüküm budur...


Allah hüküm sahibi olmakta da tektir...


O’nun hükmünü kimse geçersiz kılamaz...


Zaman ahir zamansa, vakit de bu hükmün infazı vaktidir...


Ve bu Viki işi AB-D komplosu değilse...


Deniz Ülke Arıboğan’ın öngördüğü şu ihtimal...


“ABD'li diplomatlar gayet avam bir üslupla, bulundukları ülkeler ve yöneticileri hakkındaki dedikoduları ve kanaatlerini merkeze aktarmışlar. ABD yönetimi eğer dünyayı bu ifadelerden hareketle algılıyor ve yönetmeye çalışıyorlardıysa, bugün neden bu vaziyette olduklarını da rahatça algılayabiliyoruz. 'Kral çıplak' ama Fransa'da değil, ABD'de. Belgeler, ABD'nin her şeye muktedir olduğu efsanesinin yıkılış fermanıdır; hem belgeleri korumayı başaramamış ve hem de şaka gibi diplomatik belgelerle dünyayı algılamaya çalışmış olmaları bakımından.”


Bu hükmün infazının başlangıç işareti de sayılabilir...




***


Şeyh-i Ekber Muhiddin-i Arabî Hazretleri buyurdu ki: “Kulluk sözcülük etmektir.”


Bu büyük hesaplaşmada Allah’a cür’etkârlık eden kurt başları kim: ABD+AB+İsrail...


Yani...


Kim bunların gizli (kuzu postuna bürünerek) veya açık sözcülüğünü yapıyorsa onların kuludur...


Kim Allah’ın sözcülüğünü yapıyorsa o da Allah’ın kuludur...


Görüldüğü gibi, Viki miki derken saflar netleşiyor...


Her türden takiyye(ikiyüzlülük/münafıklık)nin geçersizleşeceği, kuzu postları giymiş kurtların bu postlarını çıkarmak zorunda kalacakları yere doğru hızla savruluyoruz...


1400 küsûr yıl öncesinden bildirildiği üzere son hesaplaşma Allah’ın kulları ile Şeytan’ın kulları arasında olacak...


Allah’ın kullarının kumandanı Mehdi, Şeytan’ın kullarının kumandanı Deccal...


O, son büyük savaş/En büyük savaş/Savaşların Anası 1. Körfez işgaliyle zaten başlamıştı...


Öyle görünüyor ki bu savaş bütün dünyayı kısa sürede saracak...


Biz kulluğumuzu gereği gibi yaparsak ortada ne kurt kalır...


Ne de kurtbaşlarının oyunu, hesabı, kurgusu...


Allah’ın izniyle hepsini çiğner geçeriz...


İnanmayan dönsün Bedir’e ve Bedir’den bu yana olan bitene yeniden bir göz atsın...


Mesele Sadece Allah’a inanmakta değil, aynı zamanda ona gerçekten güvenmekte...


Eş veya ortak koşmamakta...


Şirke düşmemekte...


Bence Viki işinin en büyük hayrı: Müm’min- kâfir ayırımını keskinleştirip her iki tarafa da göz kırpan,öpücük/gülücük dağıtan, takiyyeci/diyalogcu/ılımlı/münafık tabiatlı kesimin önderleri ve şakirtleri için hayatı bu halleriyle yaşanmaz kılacak ve onları saflarını netleştirmek zorunda bırakacak olmasıdır...


Umarım tövbe kapıları kapanmadan önce durmaları gereken yere dair doğru bir karar verirler...


Dipnotlar:
1-) Yazının tamamı için: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=3351&mforum=entellektuel
2-) Akşam gazetesi: http://www.aksam.com.tr/wikileaksten-sizanlar-109y.html
3-) Habartürk gazetesi: http://www.haberturk.com/yazarlar/576703-bilgi-cagi-kusmuklari
4-) Bugün gazetesi, 1 Aralık 2010 .
5-) Bkz: http://odatvninatladigihaberler.blogspot.com/


MİLLİ BİRLİK RUHU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   C.tesi Ara. 04, 2010 3:24 pm

Wiki Sızıntı Neden Sızdırıldı?


Banu AVAR
banuavar@superonline.com 30 Kasm 2010

Aylar önce durum anlaşılmıştı: Amerika imparatorluğunun denetimindeki çeşitli basın yayın organlarında cyber attack (siber saldırı) cyber warfare (siber savaş) başlıkları yeralmıştı. Ve giderek benzer haberlerle kulaklar doldurulmaya başlandı

Bill Clinton ve Bush’un anti terör danışmanı Richard Clark ‘Siber saldırı Amerika’yı 15 dakikada yokeder!’ başlığıyla gazetelerde yeraldı. Onu başkaları takip etti.. Amerika kendini ‘elektronik Pearl harbour’ a karşı korumalıydı!

2007’de Pentagon’un bilgisayar sistemi çökertilmemiş miydi!

Şimdi de işte WİKİ LEAKS ortalığı karıştırmaktaydı…NATO, ABD, BATI siber saldırıyla karşı karşıyaydı. O zaman ÖNLEM almak lazımdı!

Psikolojik harp oyunu

Obama ‘Önlemler gözden geçirilsin!’ diye kükredi

Açıklanan belgelerin önemli bölümü ‘hedef ülke’ Türkiye ve İran ile ilgiliydi…

Süzgün bakışlarla Hilary Clinton, sızıntının doğruluğunu kabul etti…Davutoğlu’ndan belgelerde adı geçtiği için özür diledi… … Belgelerde, Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu için kullanılan sözcükler ‘özel’ seçilmişti. ‘Çaktırmadan’ temenna içermekteydi..Yüzde 90 ABD karşıtı bir milletin hoşuna gidecek karşıtlıkta bir dizi iltifat tekerlemeleri… ‘tehlikeli’ ‘çalışkan’ ‘despot olmayan’ ve benzeri…

İki buçuk milyon belgeyi ‘ele geçirmiş’ olan tiyatrocu bir ailenin yaramaz oğlu Julien Assange, 4 yıldır gizli belgeler açıklıyor. Şimdi dünyayı sarsacağı söylenen bilgiler hakkında, Avrupa ve Amerika’nın göbeğinde beyanatlar veriyor.. Dünyayı yönetmeye soyunmuş küresel çete izliyor, izlemekle kalmıyor, New York Times gibi, Der Spiegel gibi, Guardian gibi CNN gibi FOX gibi küresel sermayenin en baba organlarında SIZINTIYI reklam ediyor!

Bu size garip gelmiyor mu? Dünyanın her hangi bir noktasında, ‘fazla’ ağzını açanı, derdest edip Guantanamo’ya kimbilir kaç yıllarca tıkıveren ‘intelligence’ (istihbarat) fareleri hangi delikteler ki!

Assange bulunamıyor! Ama nette çarşaf çarşaf konuşmaları yayınlanıyor…

Hillary süzgün, Obama sessiz ‘bilgileri’ teyid ediyor…

Kafa karıştırıcı bu durum, ama Julien Assange aklıma nedense bir anda Kanada’dan başında kipasıyla belirip, açıklamalarıyla bilmem kaç kişinin hayatını karartan, ve aynı hızla karanlık köşesine çekilen Ergenekon tanığı Tuncay Güney’i getiriyor!…

Siber dünyaya kelepçe’

NATO’nun yeni strateji belgesini nette bulabilirsiniz. Okuyun ve SİBER SAVAŞ bölümüne gelince durun.

NATO ‘yeni stratejisi belgesinde’ ‘düşman’ olarak bir ülkeyi işaret etmedi. Ama ‘SİBER SAVAŞA’ hazırlandığını belirtti!

Daha 1945’de 2. dünya savaşının hemen ertesinde Amerikan imparatorluğu, Ulusal Güvenlik Stratejisi için, ‘İDEOLOJİK TAARRUZUN , ATOM BOMBASI KADAR ETKİLİ OLDUĞUNU’ ifade etmişti.

Bugün tüm dünyadaki basın yayın organları, gazeteler, televizyonlar, sinema sektörü Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi 5-6 ailenin elinde. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aynı iğrenç yarışmalar, aynı evlilik programları, aynı gözetleme oyunları, aynı pornografik yayın, ve aynı tip diziler BEYİN UYUŞTURUYOR ve AYNI merkezden dünyaya yayılıyor.

Tabii haberler de öyle… Amaç, tek tip haberle tek tipleştirilen bir dünya…

Ama internet sınır ve sınırlama tanımıyor. Tüm önlemlere rağmen, çarpık bilginin yanında, DOĞRU bilgi de nette yerbuluyor. Ve yığınları özellikle de genç nüfusu dünyanın her yerinde etki altına alıyor…Örgütlenme ağları oluşuyor.. Küresel çeteye KARŞI bilgi akışı artıyor, muhalif bir internet ağı, diğerinin içinden filizleniyor! Çok daha önemlisi ulus devletler, kendi istihbarat ağlarıyla dezenformasyona karşı tedbirler geliştirebiliyor.

İşte tehlike bu… Küresel efendiler bu gidişata da bir ‘DUR’ demeliler.. Ayrıca, dünyayı kalkan ve inen ağlarla örerken, siber dünyayı kontrol etmek zaruretindeler!

Bunca ‘demokrasi’ vaveylası sürerken, siber dünyayı DENETLEMEK için gerekçe üretmeliydiler.

Irak’a girmek için ‘kimyasal silah’ bahanesini bulan küresel sermaye, şimdi, siber dünyayı tamamen kontrol altına almak için WİKİLEAKS’i bahane edecekler.. …


SİBER SAVAŞ’a karşı bilişim iletişim dünyasına vurulacak kelepçe, FÜZE KALKANI’yla ulus devletlere takılacak kelepçenin olmazsa olmaz şartı…

2013de total denetim!

Bakın 22 kasım 2010 da gazetelerde bir röportaj yeraldı: NATO Siber Savunma Birimi başkanı Süleyman Anıl adlı bir Türk vatandaşıydı.

NATO’nun yeni stratejik konseptinden sözederken, çeşitli gizli servislerin siber saldırılarından yakınıyordu. Ve ‘yeni’ NATO’nun ‘ özellikle deniz yolları, enerji hatları ve sivil ağları koruyacağının’ altını çiziyordu.

‘Sivil bilgisayar ağlarının korunmasında büyük açık var” diyordu .

‘NATO’nun merkezi siber yönetim birimi Belçika’da. Bu ekip, siber güvenlikle ilgili saldırıları bilgisayar ağı üzerinden gözlüyor ve gerektiğinde müdahale ediyor. Örneğin İzmir veya Afganistan’daki soruna, oradakiler farkında olmasalar bile müdahale ediyoruz.’ diyordu…

2013’e kadar NATO ve üye ülkelerin bilişim güvenliğine karşı sistem içine alınacağını söylüyordu…

Türkiye’nin yeni tehdit algılamasını kabul ettiğini, ‘siber tehdidin’ kanunlara yansıyacağından ve kuruluşların denetime alınacağından sözediyor… Türk Silahlı Kuvvetlerinde siber tehdide karşı NATO denetimli bir birim kurulduğunu bildiriyor!

Doğu’dan kopuk bir Türkiye!

Küresel sermaye, ve ordusu NATO, düşledikleri Dünya hakimiyeti için adımlar atıyorlar. Benzer taktikleri kullanıyorlar…. Önce bir ‘tehdit’ belirliyor ardından belirlediği ‘tehdidi’ yok ediyorlar.

Bilgi kirliliği yayıyor, toplumları şekillendiriyor, o bilgilere inanılmasını sağlıyor sonra hedefi vuruyorlar. Türkiye içinde dönendiği deli gömleğinden sadece doğudaki komşu ülkelerle elele vererek çıkabilir. Irak işgal altında. Geriye Rusya, İran, Suriye ve Azerbaycan kalıyor.. Türkiye’nin bu ülkelerle arasının bozulması gerekiyor…

Sızıntılar Azerbaycan ve İran ile Türkiye ilişkilerini ‘dinamitleyecek’ detaylar veriyor… Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Müdürü Novruz Memmedov, daha ilk gün ‘belge’ adı altında ‘yalan haber’ servis edildiğini açıkladı. Ve çok önemli bir başka noktayı da vurguladı:

‘Kazakistan’ın başkenti Astana’da, 1-2 Aralıkta düzenlenecek olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) zirvesi öncesi belgelerin yayımlanması, uluslararası toplumda soru işaretleri oluşturma amaçlıdır!’

İşte bu nedenle, ekonomik ve psikolojik tetikçilerle karşılaşırız. Çok inandırıcı olabilirler.. Dikkatli ve en az onlar kadar akıllı olmak zorundayız! ABDli yetkililer Wikileaks’in sızıntılarının birçok asker ve sivilin yaşamını tehlikeye attığı gibi masum iddiaları tüm ekranlardan haykırırken, başta Assange olmak üzere sorumluların cezalandırılacağını ekliyorlar… Hayranlık uyandıracak kadar iyi bir senaryo…

Tüm dünyayı aylarca konuşturacak kadar devasa bir dedikodu silsilesi, bir toz bulutu, bir uyutma uğultusu, çıplak gerçeği örten bir örtü! İçine serpiştirilmiş gerçek/doğru belge bilgi görseller inandırıcılık sağlıyor, ‘kavalcı’ arkasına takılan fareleri oyalarken senaryo hayata geçiyor!

Son olarak, 4 yıldır çeşitli belgeleri kamuoyuna ‘sızdıran’ Assange’ın ödüllerini size hatırlatalım: Bu ödül vericiler, küresel çeteyle yakından ilişkili merkezler:

Julien Assange 2008’de Economist Index’in ödülünü aldı. 2009’da Uluslar arası af örgütü Assange’ı ödüllendirdi.. 2010’da ödül şampiyonu haline geldi. Vietnam savaşında üstün hizmet gösteren CIA ajanı Sam Adams adına verilen ‘İstihbarat Ödülü 2010’a layık görüldü. Ardından, İngiltere’nin New Statesman dergisinin ‘Dünyanın en etkileyici 50 kişi listesinde, 23. sırada yeraldı., Utne Reader dergisi ise Assange’ı ‘Dünyayı değiştiren 25 kişiden biri’ ilan etti.

Bitmedi. 12 Kasım 2010’da küresel efendilerin gözde dergisi Time magazin Julien Assange’ı “person of the year, 2010″ (2010 Yılın adamı) seçti.

Ve son olarak Pentagon’dan bilgi sızdırarak üne kavuşan emekli istihbaratçı ve eski Rand Corporation analisti Daniel Ellsberg, ‘Assange, gizlilik kurallarını altüst ederek aslında Amerikan demokrasisine hizmet ediyor!’ dedi. Ve ekledi: ‘Bu sızıntılar, milli çıkarlarımızı hiçbir şekilde etkilemezler!’

‘İyi geceler ve iyi sabahlar!’

KAYNAK: İLK KURŞUN


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Paz Ara. 05, 2010 7:29 pm

AKP'nin Wikileaks komisyonu başkanı Aksu
04.12.2010 - 19:12 Yazdır Arkadaşına gönder AKP, Wikileaks belgelerini incelemeye alan komisyonun başına belgelerde "eroin ticaretine bulaşmak"la ve "20 yaşından küçük kızlara düşkün olmak"la suçlanan Abdulkadir Aksu'yu getirdi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın isteğiyle ve AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'nda alınan bir kararla kurulan komisyonun ABD'li diplomatlara karşı dava açmak için hukuki yolları da araştıracağı bildirildi.

CNN Türk'ün haberine göre toplantıda, Viyana Sözleşmesi'ne göre, diplomatların dokunulmazlığı olduğu da kaydedildi. Diplomatlar hakkında Amerika'da dava açılıp açılamayacağının da araştırılması istendi.

Bu araştırmayı yapacak komisyonun başkanı da, "Siyasi İşler Başkanı" sıfatıyla Abdulkadir Aksu oldu.

Erdoğan'ın, toplantıda, diplomaların görevinin ülkelerine bilgi ve belge göndermek olduğunu da kaydetti, "Elçilerin görevi rapor etmek, arkadaşlar dikkatli konuşmalı" dediği de öne sürüldü.

(soL-Haber Merkezi)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Paz Ara. 05, 2010 7:30 pm

Arınç'tan Wikileaks yorumu: İsrail'i işin içine katmanın faydası yok
04.12.2010 - 19:00 Yazdır Arkadaşına gönder Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 3 generalin açığa alınması sonrası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) hakkında yaptığı açıklamalara tepki gösteren muhalefete yanıt verdi. Arınç, "Halktan özür dilememe gerek yok" dedi. Arınç, Wikileaks'le ilgili olarak İsrail'e işaret edilmesine ise katılmadı.

Bakan Arınç, İhracatçı ve İthalatçı İşadamları Derneği'nin (İHSANDER)Radisson Otel'deki 3. Olağan Genel Kurulu'nun ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Arınç, Wikileaks'in ABD diplomatik yazışmalarını sızdırmasıyla ilgili olarak "İsrail'i de bu işin içine katarak hedef değiştirmenin veya hedefi çoğaltmanın bir faydası olduğunu düşünmüyorum" diye konuştu.

Bir gazetecinin, "AYİM'in, açığa alınan üç generalle ilgili kararının ardından muhalefet partisi liderlerinden şahsınıza yönelik birtakım eleştiriler geldi. Kılıçdaroğlu, yargıdan özür dilemeniz gerektiğini, Bahçeli ise sert bir ifade kullanarak, kararın tehditle alınmış olduğundan endişe duyduğunu söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Arınç, şöyle konuştu:

"AYİM, dün verdiği kararla üç generalin yürütmeyi durdurma talebini oy çokluğuyla reddetti. Bu karar üzerine bazı yorumlar yapıldı. Daha önce AYİM ve yargıdaki düalizm, ikililik üzerine söylediğim sözler anlaşılmamış, bundan üzüntü duydum. İki siyasi partinin genel başkanının benim sözlerimi iyi tahlil etmesi ve bu konudaki tavırlarını ortaya koyması beklenirdi.

Ben mahkemenin hakimleriyle ilgili bir söz söylemedim. Dedim ki 'Demokratik ve çağdaş ülkelerde ve tüm Avrupa Birliği'nde iki tip yargı olmaz'. Yani askeri mahkeme-sivil mahkeme, askeri Yargıtay-sivil Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi-sivil Danıştay... Yargıdaiki başlılık artık pek çok ülkede düşünülmeyen konular haline geldi."

Bahçeli'ye referandum hatırlatması...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "tehdit kokan" konuşmasına üzüldüğünü öne süren Arınç, kendisinin Bahçeli'ye, hem şahsi bakımdan hem de temsil ettiği parti bakımından olumlu yaklaşan bir insan olduğunu söyledi.

Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bahçeli'nin, benim ismimi olağan birisi gibi veya sokaktan geçen bir yurttaşımız gibi telaffuz etmesi bir nezaketsizlik olmakla birlikte, arkasından söyledikleri sözler bizi korkutmak istediğini gösteriyor. Biz ne bu konuşmalardan korkarız ne toptan ne de tüfekten korkarız. Biz ülkemize siyasi alanda hizmet eden insanlarız ve Türkiye'nin daha demokrat, daha çağdaş olması için prensiplerimize sıkı sıkı bağlıyız. Sayın Bahçeli ile dünya görüşümüz farklıdır. Çünkü o 26 maddelik anayasa değişikliğinin tümüne birden neredeyse vatana ihanet gözüyle bakmış, bizi suçlamış ve 'hayır' oyu kullanmıştır. Siyasi hayatının en büyük hatasını yapmakla da kalmamıştır, kendi oy tabanının üçte birini referandum sonucunda kaybetmiş bir genel başkan örneği gösterilirse, bundan sonra herkes Bahçeli'yi gösterir."

Arınç, Kılıçdaroğlu'nun kendisine, halktan nasıl özür dileyeceğini sorduğunu belirterek, halktan özür dilemesine gerek olmadığını, çünkü yanlış bir iş yapmadığını ileri sürdü. Arınç, daha önce Deniz Baykal'ın da yargıda teklik ilkesini savunduğunu söyledi ve CHP yönetimine "Siz farklı mısınız? Bu düalizm sizin işinize mi geliyor?" diye sordu.

"İsrail'i bu işe katarak hedef değiştirmenin faydası yok
Bir gazetecinin, "Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın gizli yazışmalarının WikiLeaks internet sitesine sızan belgeleriyle ilgili, bunun maksatlı olduğu, özellikle belli bir ülkenin korunduğu, belli şeylerin filtrelendiği yönünde açıklamalar var. İsim verilmeden de ibreler İsrail yönünde. Bu yazışma krizinde sizin gözleminiz nedir?" sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:

"İsrail'le bağlantılı olarak soruyorsanız, bu WikiLeaks belgelerinin bir şekilde açıklanmış olmasının, 250 bine yakın belge denilen yazışmaların, raporun veya analizin bir şekilde deşifre edilmesini İsrail'le doğrudan bağlantı kuracak bir bilgiye sahip değilim. Net ve kesin elimde belge ve delil olmadıkça bunu kesin ifade etmem. Arkadaşlarımızın kanaatine saygı duyarım, ama onlar farklı biliyor ve düşünüyor olabilirler. Ben siyasi hayatım boyunca kesin bilmediğim, görmediğim, duymadığım yaşamadığım bir olay hakkında bir kanaat ifade etmem. İsrail'i de bu işin içine katarak hedef değiştirmenin veya hedefi çoğaltmanın bir faydası olduğunu düşünmüyorum."

(soL-Haber Merkezi)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Ptsi Ara. 06, 2010 7:24 pm

Bülbüller Artık Zor Öter

Bülent ESİNOĞLU

Yabancı bir devlet görevlisine, ülkenin sırlarını, arkadaşlarının sırlarını, kendi partisinin sırlarını, devletinin sırlarını bülbül gibi anlatacaksın.



Bunu ne için yapmış olacaksın, gelecekte ne olduğunu bilmediğin menfaatlerin için. Belki bakan olurum, belki başbakan olurum, belki zengin olurum diye…



Çünkü sen biliyorsun ki, senin şimdiki önderin bu yoldan giderek çok şeyler elde etmişti.



Yabancı devlet görevlisine bu anlatıyı yaparken, hangi kişilik ve kimliği sergileyeceksin?



Kökten piyasacı, vahşi liberal ve ne kadar çok Amerikan hayranı olduğunu belirteceksin. Karşı tarafın güvenini kazanmak için Amerikalıdan çok Amerikalı olmaya çalışacaksın. Senden önce, o yabancı devlet görevlisine öten bülbülden daha iyi öteceksin ki, onu değil de, seni tercih etsin diye…



Öyle anlaşıyor ki, bu bülbüller kendi aralarında Amerikacılık yarışına tutuşmuşlar. Ben senden daha iyi memleketimi satarım diye…



Ama bir hesap yanlışı yapmışlar. Nedir bu hesap yanlışlığı?



Amerika büyük devlettir, kadiri mutlaktır.



Hâlbuki gerçek bu değildir. Amerika batmakta olan güçtür. Batma sürecinde olan tüm varlıkların yaşadığı büyük zaafları yaşamaktadır.



Orasından burasından her şey patır patır dökülmektedir.



Wikileaks belgelerinin ortaya çıkmasından anlaşıldı ki, bu bülbüller hem Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenini kazanmak, hem de, yabancı devlet görevlisinin güvenini aynı anda kazanmaya çalışmaktadır.



Yani şunu demeye çalışıyorum. Tayyip bu bülbüllerin hepsini biliyor.



RTE bunları kendine rakip görür de, secim sürecinde temizlemek isterse, bu sefer Türk Wikileaaks’i ortaya çıkacaktır.



Ama şu da bir gerçek ki, bülbüllerin ağzına biber sürüldü. Bundan sonra öterken eskisi kadar kolay ötemeyecekler.



Wikileaks belgelerinin şimdiye kadar sağladığı temel yarar budur.



Wikileaks belgelerinin, bunların ötesinde, başka sonuçları daha olacaktır.



AKP ile Amerika arasındaki ilişkiler eskisi gibi olmayacaktır. AKP’in kendi içinde birbirlerine karşı güven sorunu yaratacaktır. Amerika ile iyi ilişkide olanlar ve olmayanlar diye…



Ve en önemlisi Türk Halkı ile AKP arasında güven azalacaktır.



Secim sonuçlarına yansır mı derseniz, orasını bilemiyorum. Çünkü yandaş medya Wikileaks belgelerinin tartışmasını değersiz bir polemikmiş gibi yansıtmaya çalışıyor.



Bakalım akı kara, karayı ak gibi göstermeyi başarabilecekler mi?

6.12.2010, bulentesinoglu@gmail.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Ptsi Ara. 06, 2010 10:35 pm

EMPERYALİZME YENİ DÜŞMAN (Siber(1) Saldırılar!)

Amerikalı yöneticiler Türkiye’de ne olup bittiğini Akif Beki’nin yönettiği gazeteden veya Metin Metiner’in yorumlarından öğrenecek değiller herhalde. Onlar, zaten çantada keklik; hem ABD’ye yandaş, hem de açık bilgi kaynakları. Onların ne dediğini önemseyeceklerini sanmam çünkü, derinlemesine analiz etme yetenekleri yok!… Bu tür kaynaklardan alınacak bilgiler yeterli olsaydı eğer, aktarılırken “kripto” (2)denen şifreleme yöntemine ihtiyaç duyulmazdı. Hiç kuşku yok ki, raporları şifrelemekteki amaç: Amerikalı diplomatların(3) hakkımızdaki yorum ve değerlendirmelerini bizimkilerin öğrenip, küsmelerinin (kızmalarının değil!) önüne geçmektir. Bu nedenle de diplomaside kullanılan dil başkadır, rapor yazmada başka. Nitekim bu gerçek, bizimkilerin söylediğinin aksine, Clinton’un özür dilememesiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. ABD Dışişleri Bakanı, diplomatlarına sahip çıkmış fakat, sadece bu durumdan üzüntü duyduğunu belli etmiştir, ki bu normaldir. Çünkü sıradan vatandaşlar bile tahmin edebilir ki, bu tür raporlarda belirtilen gözlemlerin, gerçeğe en yakın şekliyle anlatılması gerekir. Aksi halde diplomatlar, kendi ülkesinin yöneticilerini yanıltır. En iyi sonucu elde etmek için de doğal olarak sözcükler seçilmez, kibar bir dil kullanmak için özen de gösterilmez! Buna gerek de yok zaten, tersi işin doğasına aykırı olur. Görev yapılan ülkede yaşanmakta olan gerçeği, kendi ülkesine en doğru şekilde aktarabilen diplomat başarılı sayılır!..

Bu yönü ile diplomasi, ceza usul hukukuna benzetilebilir. İkisi de mutlak gerçeği arar. Nasıl ki, yargılamada amaç: “Adli hata” yapmayı en aza indirmekse, diplomaside amaç için de: İki ülke arasındaki ilişkileri en doğru şekilde geliştirebilmek ve birbirini doğru anlamaktır denebilir. Bu işin ustaları ise diplomatlardır. En eski mesleklerden olan “diplomatlık” bu ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Her ülkenin ilişki içinde bulunduğu ülkelerde ne olup bittiğini, o ülke yöneticilerinin izlediği iç ve dış siyaseti gerçeğe en yakın şekilde bilme hakları vardır. Bu ihtiyacı en iyi yerine getirecek olan da, öncelikle kendi diplomatlarıdır. Çünkü her ülkenin kısa, orta ve uzun vadeli çıkarlarını en iyi onlar bilebilirler. Hangi politikaların kendi çıkarlarına zarar verebileceğini de yine en doğru şekilde onlar takdir edebilirler. Bizde bu önemli mesleğin AKP iktidarları döneminde “monşer” kavramı ile aşağılanmak istenmesine aldanmamak gerekir. Kendi ülkesinin çıkarlarını başka ülkelerde gözetmek ve o ülkenin yöneticilerini kendi çıkarlarına göre yönlendirmek, yetenek ve birikim ister. Başbakanın “monşer” aşağılaması, kendisinde olan bu eksikliğinin hissettirilmiş olmasına karşı geliştirilmiş bir tepkidir!..

Bir ülkede yaşanan gerçekleri, o ülkenin yöneticilerinin kişilik analizlerine kadar indirerek, kendi ülkelerine bildirmekle görevli olan diplomatların, Wikileaks Sitesi’nin sızdırdığı belgelerden de görüleceği gibi, raporlarında “diplomatik dil” kullanmalarını beklemek saçmalıktır. Görüldüğü gibi yeri geldiğinde, görev yaptıkları ülkenin yöneticileri için “incitici” ifadeler de kullanılabilmektedirler. Amaç görev yapılan ülke yöneticilerini en doğru şekilde tanıtmak olduğundan, bu tür ifadelerin kullanılmasını doğal karşılamak gerekir. Kısaca ABD Erdoğan’ı Recep olarak tanımak ister, Akif Beki ile Metin Metiner’in tanıtmak istediği gibi değil!.. Başbakanımız için “Allah’a inanır ama güvenmez”, Dışişleri Bakanımız için “tehlikelidir” şeklindeki ifadelerin kullanılmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Çünkü bu nitelemeler ile anlatılmak istenilen onların “güvenilir olmadıkları ve ipleriyle kuyuya inilemeyeceği”dir… Hakaret etmek ve aşağılamak amacıyla yazılmış olma olasılığı hiç yoktur denebilir. Çünkü bu bilgilerin geçtiği raporlar, bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmış değillerdir!.. Bunun en açık kanıtlarından biri; raporlarda adı geçenlerin, ABD’ye ve o raporları yazanlara değil de, bizim ana muhalefet liderimiz “Memur Kemal”e sataşarak tepkilerini göstermeleridir!..

ABD’nin “gizli” raporlarının ortalığa saçılmasından sonra, nelerin yaşanacağını kestirmek için kâhin olmaya gerek yok. Foyası ortaya çıkanların, ABD’den uzaklaşmak bir yana, ona daha da yakınlaşacakları kesindir!.. Örneğin İran’a saldırması için ABD’ye ricacı olan Suudi yönetimi, bu durumun ortaya çıkması nedeniyle biraz sarsıntı geçirmiş olabilirler ama, hepsi o kadardır… Bu noktadan sonra hiçbir şekilde ABD’den kopamazlar! Çünkü zaten Arap dünyasından tecrit olan Suudi yönetimi, bir de bu olayın duyulması ile iyice yalnızlaşacaktır!.. Bir başka ifade ile söylersek, bu olayın ortaya çıkarttığı bilgilerin aleniyet kazanması ile, ABD’ye bağımlı olan ülkelerin bağımlılığı biraz daha pekişmiştir!..

“Gizli” belgeler yayınlanınca aynı zamanda iç politikanın da malzemesi haline gelmişlerdir. Belgelerde geçen iddiaları araştırmak, her ülkedeki muhalefetin savsaklanamaz bir görevi olduğu gibi, bu iddiaların gerçek olup olmadığını bilmek, o ülke halklarının hakkıdır… İşin bu yanını gözden kaçırmak için “işbirlikçi” olan yöneticiler, tartışmaları belgelerin sızdırılması ile elde edilmek istenen sonucun ne olduğunu anlamak, noktasına doğru kaydırmak isteyebilirler. Kuşkusuz işin bu yanı da önemlidir. Ama halkların öncelikli olarak bilmeleri gereken, kendi yöneticileri ile ilgili olarak ortaya atılan iddiaların doğru olup olmadığıdır!..

Kimileri belgelerin sızdırılmasını ABD diplomasisi açısından bir “skandal” olarak değerlendirilirken, kimileri ise, bu işin ABD tarafından istenerek yapıldığını ileri sürmektedirler. Aralarında Cumhurbaşkanı Gül ile Meclis Başkanı M. Ali Şahin’in de bulunduğu ikinci görüşü savunanlar, bu fikirlerini şu ana kadar açıklanan belgelerden İsrail’in hiçbir zarar görmemesine dayandırmaktadırlar. Olup biten her şeyi “Siyonizm”le açıklamak, aslında düşünce tembelliğinden kaynaklanan bir kolaycılıktır. Aynı zamanda emperyalizmi anlamamış olmanın bir sonucudur. Buna rağmen, gösterilen gerekçe akla yatkın olmasa da fikir yabana atılır gibi değildir!..

Çünkü NATO’nun son toplantısında, gelecek 10-15 yıl için kabul edilen yeni “Stratejik Konsept”teki tehditler arasına “siber tehdit” de konularak dünyadaki tehdit algısı değiştirilmiştir. Öte yandan, teknolojinin getirdiği yeni olanaklar, eski tarz rapor düzenleme ihtiyacını ortadan kaldırmış da olabilir. Bu nedenle eskimiş olan “diplomatik bilgi akışını” deşifre ederek, daha önemli bir kazanım elde edilmek isteniyor olabilir. Bu şekilde bir yandan pek çok ülke, ABD’ye daha da bağımlı hale getirilecekken, diğer yandan dünyanın bütün yatak odalarına kadar girilebilecektir. “Siber tehdit”in ilk kurbanının İran olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir.(4) Birkaç ay önce nükleer tesislerine yapılan siber saldırıdan sonra, İran’ın Batı’dan yardım ister duruma düşmesi sıradan bir olay olarak geçiştirilemez!.. İkinci büyük saldırının(!) “mağduru” olan ABD, tıpkı 11 Eylül saldırısında olduğu gibi, yeniden “büyük ağabey” rolüne soyunarak, bu tehdidi ortadan kaldırmak için harekete geçebilir. Terörü bahane ederek Irak ve Afganistan’ı işgal eden emperyalistler, bu defa da ‘siber saldırıları’ bahane ederek, “internet dünyasını” kontrol altına almak istiyor olabilirler!.. Bu sonucu elde ettiklerinde ise, doğal olarak bütün bilgisayar kullanıcıları ABD’nin gönüllü personeli durumuna düşecektir!.. Bu durumda eski yöntemlerle diplomatlara raporlar düzenletmeye de gerek kalmayacaktır!.. Bu yeni olanakla dilediği bilgileri alabilecek olan ABD, aynı zamanda çok önemli bir “silahı” ele geçirecektir. “Siber saldırı” yeteneğini tek başına elinde bulunduracak olan ABD’nin, örneğin İran’daki nükleer tesisleri vurması için İsrail’e görev vermesine de gerek kalmayacaktır! “Fiber optik”(5) kablolar üzerinden (veya kablosuz) bir şekilde dilediği tesisleri yerinde imha edebilme olanağı ellerine geçecektir. Kimse de bu işi yapanın ABD olduğunu bilemeyecektir!.. Çünkü kontrol merkezi, NATO gibi uluslararası bir gizleme aracı ile kendi ellerinde olacaktır. ABD bundan sonra, kendi yaptığı siber saldırıları, örneğin Wikileaks Sitesi’nin kurucusu olan Julian Assange gibi “hacker”lerin(6) üzerine rahatlıkla yıkabilecektir!..

Bundan böyle topa, tüfeğe, füzeye ve savunma/saldırı kalkanlarına da gerek kalmayabilir. Emperyalizmin dünyadaki ordusu haline getirilen NATO eliyle, ABD’nin bu sistemi ele geçirmesine karşı bir şeyler yapmak zamanı gelmiştir. Aksi halde “yarı sömürge” durumunda olan haklar, kendi elleriyle can düşmanlarını daha da güçlendirebilirler!..

Emperyalizm ve onun baş aktörü ABD, sanıldığı gibi bir “süper güç” değildir. Onu “süper” hale getirenler, emperyalizmin kendini öven propagandalarına teslim olan zavallılardır. ABD’nin “süper güç” olmadığının en açık ve gözümüz önündeki kanıtı, Irak ve Afganistan’da yürüttüğü kirli savaşın sonuçlarıdır. Orduları olmayan bu ülkelerde, her türlü silah üstünlüğüne rağmen, yine de yerlerde sürünmektedirler. Aslında ABD bu iki ülkede de yenilgiyi kabul etmiştir!.. Yenilgilerini “zafere” dönüştürmek için, yeni yöntemler deneyeceklerdir elbette. Bu yöntemlerin başında “siber saldırılar” gelir!.. O bakımdan “internet ağını” tamamen kontrol altında tutmak ihtiyacı doğmuş olabilir!.. Dünya halklarının her şeyden önce, böyle bir “siber saldırı” tehdidin varlığına inanması gerekiyor. Sonra da bu tehdidi bertaraf edecek olan tek ülkenin ABD olduğuna tabi. Dünyadaki tek “süper güç” o ya!.. Gerisi son derece kolay!.. ABD’ye rağmen, bu yer kürede hiçbir şey olamaz inancında olanlar, kendiliklerinden bu fikri işleyerek, ABD’nin işini daha da kolaylaştıracaklardır. İşte o zaman ABD gerçekten bir “süper güç” olacaktır!..

Antiemperyalistlerin ve ezilen dünya haklarının, bu yönde gelişecek olan propagandalara karşı uyanık olması hayati önemdedir!..

Gelişmeleri basit bir “skandal” olarak tanımlayan görüşe ise, ihtiyatla yaklaşıp, bu görüşü peşinen ret etmek doğru değildir. Çünkü bu duruş, teknolojideki üstünlüğü peşinen ABD’ye vermek ve onun yaymaya çalıştığı “süper güç” imajını pekiştirmekten başka işe yaramaz. Böyle bir tavır antiemperyalist kabul edilemez. O bakımdan ABD’nin kirli çamaşırlarını ortaya dökenlerin, gerçekte ABD ile bir ilgilerinin olmadığını da hesaba katmak gerekir. Hiç kuşku yok ki, bu fikre duraksamadan karşı çıkanlar; ABD’nin “gücüne” taparak, ona teslim olan ve “süper güç” olmasına aşık olup, yeşil kart peşinde koşanlardır… Bir kez daha söyleyelim ki, bu hayranlarının sandığı gibi henüz ABD “süper” bir güç değildir. Onu “süper” hale getiren “süper” sözcüğü ile kurulan cümlelerin uyuşturucu etkisidir!.. Bu “kör inanç” tam da yıkılmak üzereyken, bu tür olayları hatalı bir şekilde yorumlayanlar, farkında olmadan emperyalizmin hizmetine girmektedirler!..

Bu tür tezgahlara düşmemenin tek yolu, emperyalizmi doğru kavramaktan geçer!..

Göreceksiniz pek yakında “siber saldırı”ların en büyük mağduru olarak ortalığa düşecek olan ABD, tehdidi bertaraf etmek için BM ve NATO gibi uluslar arası örgütler eliyle, bir takım tedbirler alınmasını önerecektir. Hiçbir ülkenin kontrol edemeyeceği ve gerçekte ne olduğunu bile anlamakta zorlanacağı bu “önlemler” ile “siber saldırı”ların alanı olan sanal düzlem, tamamen ABD’nin eline geçmiş olacaktır! Bu noktadan itibaren, emperyalist güçler dilediği ülkenin tesislerini yerinde imha olanağını elde etmiş olacaklardır!..

“Siber saldırı”ları yapanların kimler olduğunu dünya kamuoyu nereden bilecektir? Bütün sorun buradadır işte. Sistemin kontrolü kimin elindeyse, saldırıyı yapanı da ondan başka kimse bilemez!? Ayrıca, bu tür “siber saldırı”ları yapanları Wikileaks gibi sitelerin kurucuları olan “hacker”lar olduğuna, hiç zorlanmadan dünya halkları inandırabileceklerdir!.. Bu olasılık da hiçbir zaman küçümsenerek göz ardı edilemez!..

Aynı şekilde (şimdilik) ABD’nin kontrol edemediği bazı güçler, bugünlerde ABD’nin başını belaya sokmuş olabilirler! Bu son saldırıyı öyle de değerlendirmek mümkündür. Umarım ve dilerim öyledir. Çünkü o zaman, ABD de bu alanlarda dilediği gibi at koşturamayacak demektir. Azgın olan ulusları dizginlemek için her zaman alternatif güçler gereklidir!..

“Konvansiyonel”(7) silahlarla dünyayı sömürmenin giderek zorlaştığını gören ve yer yer yenilgiler yaşayan ABD, yeni silahını “siber saldırılar” olarak seçmiş olabilir. Bu olasılık, hiçbir zaman akıldan çıkartılmamalıdır. Yenilgiyi kolaylıkla “zafere” çevirebilecek olan bu yeni savaş aygıtı, kuşkusuz pek çok ülkenin canını acıtacaktır… Emperyalizme karşı ölümüne direnen mazlum halklar, bu tehlikeye karşı en etkili önlemler geliştirmek zorundadır!..

Bir taraftan bu korkunç tehlikeye kafa yorarken, bir taraftan da ortalığa saçılmış kirli çamaşırlara göz atalım. Ülkemizin çıkarlarını en iyi şekilde koruyacağına inanarak oy verdiğimiz yöneticilerimiz, ABD tarafından nasıl görünüyorlar bir bakalım! Günlük gazetelerde tefrika gibi verilen bu haberleri burada tekrar etmeye gerek yok.

Emperyalizmin hizmetinde olan danışmanlarımız var mı? Görevlerinin ne kadarını yerine getirebildiler? “Şerefsiz” ve “alçak” olanları hep muhalefet içinde mi aramak gerekecek?.. Diğer belgeler de okunmaya başlasın hele, onları da göreceğiz. Son bir şey, ABD’nin en “kozmik” odalarındaki belgeleri almayı becerenler, İsviçre bankalarındaki, hesap sahiplerini öğrenemezler mi? İster misiniz, önümüzdeki günlerde onları da ortalığa yaysınlar. O zaman “Ak koyun kara koyun geçit başında belli olur” elbet!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Siber terimi sibernetik kökeninden gelmektedir. İlk olarak 1958 yılında,
canlılar ve/veya makineler arasındaki iletişim disiplinini inceleyen
Sibernetik biliminin babası sayılan Louis Couffignal tarafından kullanılmıştır. http://www.uludagsozluk.com/k/siber/

(2) Kriptoloji, şifre bilimidir. Çeşitli iletilerin, yazıların belli bir sisteme göre şifrelenmesi, bu mesajların güvenlikli bir ortamda alıcıya iletilmesi ve iletilmiş mesajın deşifresiyle uğraşır.

(3) Diplomasi, uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar ve teamüller bütünüdür ve aynı zamanda bir devletin uluslar arası ilişkiler politikasının uygulama aracıdır. Dış politikaya bağımlıdır. Mecazi olarak, güç bir görüşmede gösterilen ustalık anlamına gelir. Diplomat, diplomasiyi uygulayan, başka bir ülkede veya uluslararası toplantılarda, görüşmelerde, anlaşmalarda ülkesini temsil etme işi, sanatı, bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği anlamına gelmektedir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Diplomasi

(4) İran’a siber saldırı: http://www.ntvmsnbc.com/id/25135114/

(5) Fiberoptik ya da Optik fiber, kendi boyunca içinden ışığın yönlendirebildiği plastik veya cam fiberlerden oluşmuş bir optik fiberdir. Optik fiberler diğer iletişim malzemelerine oranla uzun mesafelerdeki veri iletişiminin daha hızlı ve yüksek değerlerde yapılabilmesine olanak verdikleri için fiber optik haberleşme sistemlerinde çok sıklıkla kullanılmaktadırlar. Metal kablolar yerine fiber kabloların kullanılmasının nedeni, daha az kayba neden olmaları ve elektromanyetik etkileşimden etkilenmemeleridir. Optik fiberler aynı zamanda bir çok sensor (alıcı) ve benzeri uygulamaların yapımında oldukça sık olarak kullanılmaktadırlar. http://tr.wikipedia.org/wiki/Fiberoptik

(6) Hacker: Bilgisayar ve haberleşme teknolojileri konusunda bilgi sahibi olan, bilgisayar programlama alanında standardın üzerinde beceriye sahip bulunan ve böylece ileri düzeyde yazılımlar geliştiren ve onları kullanabilen kişi" olarak tanımlanır. Hacker, yetenekli ve zeki bir bilgisayar kurdudur. Gerçek yeteneği ise bilgisayar güvenliği ve mantıksal programlama üzerinedir.

(7) Konvansiyonel: Geleneksel, alışılagelmiş, basmakalıp anlamına gelmektedir.

(8) Kozmik: NATO belgelerinden dilimize geçmiştir. Aslı ”cosmic”tir. Bir sınıflandırma derecesidir. En üst gizlilik derecesi anlamında kullanılmaktadır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Ptsi Ara. 06, 2010 10:37 pm

Chomsky::Wikileaks'in sızdırdığı belgelerin gerçek olduğunu düşünüyorum.
Chomsky: Wikileaks belgeleri demokrasiye duyulan nefreti gösteriyor
Selin Girit
BBC Türkçe
Son güncelleme: 6 ARALIK 2010 -

*


Sızıntı ya da belgeler deyince, Noam Chomsky ilk akla gelen isimlerden biri.
Noam Chomsky
Noam Chomsky, Pentagon Belgeleri'nin basına sızmasında rol oynamıştı.
Zira 1971'de Pentagon Belgeleri'nin basına sızmasında Chomsky'nin önemli bir rolü vardı.
Söz konusu belgeler, Amerika'nın 1945'ten 1967'ye kadar Vietnam'daki siyasi ve askeri varlığına ışık tutuyor, Lyndon Johnson hükümetinin sistematik olarak gerek halka gerekse Kongre'ye yalan söylediğini ortaya koyuyordu.
Şimdi bu olayların üzerinden 40 yıl geçti, ve bu kez Wikileaks adındaki bir internet sitesi, Amerikalı diplomatların kapalı kapılar ardında ne konuştuklarını kamuya mal etmiş durumda.
Peki acaba, Wikileaks, gazeteciliğin günümüzde geldiği noktanın -yani araştırmaktan öte bildirmeye dayalı bir gazetecilik biçiminin- doğal bir sonucu mu?
NOAM CHOMSKY: Bence Wikileaks, elektronik iletişimin internet, Facebook ve diğer kanallar üzerinden yayılmasının kaçınılmaz bir sonucu. Bu vaka özelinde bakarsak, Dışişleri Bakanlığı çok aptalca bir hata yaptı ve bunu biliyorlar da. Yüzbinlerce belgeyi küçük bir kartta tutuyorlardı, bu bilgilere dünya genelinde binlerce kişinin erişimi vardı. Yani sızıntıların olması kaçınılmazdı. Özellikle de günümüzün elektronik bilgi çağında.. Ben Wikileaks'in bu tür iç iletişim kanallarının sınırlandırılmasına yol açacağını düşünüyorum. Ama sızıntılar hep olacaktır. İletişimin bu kadar kolay olduğu açık toplumlarda her zaman sızıntı olabilir. Ama bu hükümetin sırlarının ifşa edilmesinden şikayet etmesi biraz komik kaçıyor. Çünkü bu, vatandaşlarının ayrıntılı takibatına büyük önem veren bir hükümet. Her bir vatandaşın ne yaptığını, ne düşündüğünü, ne yazdığını bilmek istiyor. Şimdi ise vatandaşların hükümetlerinin ne düşünüp yaptığına bakmasından şikayet ediyorlar. Halbuki tam tersi olmalı. Yani hükümetler açık olmalı, kişiler ise kendi özel hayatlarını gizli tutabilmeli.
SELİN GİRİT: Wikileaks'e sızan belgelerle ilgili olarak dünya genelinde yapılan haberler hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin Türkiye ya da Rusya'da bazı medya kuruluşları, belgelerde yer alan bazı iddiaları görmezden gelmeyi tercih etti ya da "Bunlar dedikodudan ibaret." demekle yetindi.
NOAM CHOMSKY: Türkiye ve Rusya'daki haberleri takip edemedim tabii. O yüzden bu konuda yorum yapamam. Ama Batı'daki haberlerin bakış açısının oldukça şaşırtıcı olduğunu düşünüyorum. Yani bu belgelerin açığa vurduğu en vahim şeyi fark etmemiş gibiler. Demokrasiye nefret duyulduğunu görmüyorlar. Bütün manşetlerde, Arap liderlerin İran konusunda ABD'yi destekledikleri, hatta daha bile fazlasını yapmasını istedikleri yönündeki iddialar vardı. Peki ya Arap halkları? Yeni yapılan bir kamuoyu yoklamasında, Arap halklarına hangi iki ülkenin kendileri için en büyük tehdit oldukları sorulmuştu. İsrail ve ABD yüzde 80 gibi oranlarla başı çekiyordu bu ankette. Ya İran? Yüzde 10'la sonlarda geliyordu. Hatta halkın büyük bölümü, "İran'ın nükleer silahları olursa, bu bölge için daha iyi olur." görüşündeydi. İşte bu da Amerika'nın tutumuna taban tabana zıt. Batı dünyası, "Arap diktatörler bizi destekliyor, o zaman sorun yok." diye düşünüyor. Halkın büyük bölümünün bu politikalara karşı olup olmaması onlar için bir şey değiştirmiyor. İşte bu demokrasiye derinden nefret duyulduğunun bir kanıtı. Aslında Türkiye de bu olguya aşina... 2003'te ABD Irak'ın işgali için destek toplamaya çalışırken, yine uluslararası anketlere göre, Türkiye'de halkın yüzde 95'i işgalde rol oynanmasına karşıydı. Sonuçta halkın yüzde 95'inin istediği oldu ve bu ABD tarafından sert bir şekilde kınandı. Bu da demokrasiye, halkın görüşlerine derin bir nefret duyulduğuna işaret ediyor.
SELİN GİRİT: Wikileaks'in tüm bu belgeleri sızdırma işinde tek başına hareket etmiş olamayacağı gibi bir takım iddialar da söz konusu.. Örneğin Türkiye'de, bazı siyasetçiler ve yorumcular, İsrail ve ABD'yi işaret etmeye başladılar. Bu gibi yorumlara nasıl bakıyorsunuz?
NOAM CHOMSKY: Biraz şüpheyle bakıyorum. Belgeleri okuduğumda, bunların diplomatların kendi iç yazışmalarının tutarlı bir yansıması olduğunu düşündüm. Örneğin Arap liderlerin tam olarak ne dediklerini bilmiyoruz. Diplomatların duymak istedikleri şeylerin ya da Dışişleri Bakanlığı'nın duymak istediğini düşündükleri şeylerin ne olduğunu biliyoruz. Yolladıkları kriptoların içeriği de bu. Bir diğer örnek var mesela.. Tel Aviv'deki Amerikan elçiliğinden gönderilen bir kripto... Aralık 2008'de İsrail'in Gazze'ye düzenlediği operasyonlarla ilgili bir kripto bu. Elçilik, Hamas'ın ateşkesi ihlal ettiğini, İsrail'in saldırısının savunma amaçlı ve bu nedenle de meşru olduğunu söylüyor burada. Ama bu, gerçekte olanların tam tersi. Ya Tel Aviv'deki elçilik çalışanları İsrail basınını hiç takip etmiyor ya da düpedüz yalan söylüyorlar. Çünkü aslında ateşkesi İsrail bozmuştu. Hamas yeniden ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulunmuştu. İsrail bu teklifi reddetmiş ve bombardımana başlamıştı. Yani olanlar, elçiliğin aktardıklarının tam tersiydi. Bu düpedüz yalancılık, ve bu gibi şeylere pek rastlanmaz. Ama ben Wikileaks'in sızdırdığı belgelerin gerçek olduğunu düşünüyorum.
SELİN GİRİT: Siz bundan 40 yıl önce Pentagon Belgeleri'nin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştınız. Şimdi geriye dönüp baktığınızda iki olay arasında bir benzerlik görüyor musunuz?
NOAM CHOMSKY: Çok değil... Pentagon Belgeleri çok farklı bir olguydu. Öncelikle, bir tarihi yansıtıyorlardı. 1940'dan 1968'e kadar planlama konularına, dışişleri bakanlığının, hükümetin düşünüş şekline derinlemesine bir ışık tutuyorlardı. Bunlar, hükümetin ne düşündüğü, ne yaptığı, halktan neleri gizlediği gibi konularda çok değerli bilgiler sunuyordu. Yani çok önemli, tarihi bir kaynak sunuyorlardı. Wikileaks'in bu belgeleri sızdırmış olmasından belli bir memnuniyet duyuyorum tabii. Ama nihayetinde diplomatların birbirlerine söyledikleri şeyler kadar değeri var bu belgelerin. Büyük bölümü de aslına bakarsanız, dedikoduya dayanan şeyler..

Bu konuda daha fazla bilgi için: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?p=4802&mforum=entellektuel#4802
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 4:12 pm

EKREM DUMANLI ADLİ TIP KURUMU BAŞKANI OLUYOR
06.12.2010 13:23





Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, haftada bir"medya öğretmenliği" yazısı yayınlıyor...

"Öğretmenlikten direkt genel yayın yönetmenliğine geçmiş"birinin eski "öğretme"alışkanlığını bırakamaması gayet doğal!...

Dumanlı bu haftaki yazısında da yine hepimize "ders" veriyor:

"Wikileaks dokümanlarıyla Ergenekon davasındaki belgeleri birbirine karıştıran, birbirine benzeştiren bazı meslektaşlarımızın çektiği peşrev, gerçekten tarihe düşülecek önemli notlar arasına girmeli. Ergenekon örgütünün müdafaasını yapan meslektaşlarımızın unuttuğu gerçekleri hatırlamakta fayda var. Ergenekon adı verilen örgütün silahı var, bombası var, eylemleri var... Var oğlu var! Hukukî yollarla elde edilen bilgi ve belgeler nerede, sadece duyum ve izlenime dayanan bilgi notları nerede? Allah insaf versin! Birisi mahkeme salonunda ortaya konan delillerin davası; diğerim diplomatların sağdan soldan duyduğu dedikodu kazanı. Birinde plan ve teçhizatıyla darbecilik/cuntacılık yaparken suçüstü yakalanan bir örgüte rastlıyoruz; diğerinde laubali bir üslupla kaleme alınmış birtakım bilgi kırıntılarına. Wikileaks notları ile Ergenekon iddianamesini benzeştirenin ya derin bir bilgisizliği söz konusu ya da hukukî metinlerle diplomatik dedikoduları birbirinden ayıramayan çap meselesi bahis mevzuu."

Doğru! Wikileaks ile Ergenekon birbirine benzemiyor. Ama bu "doğru"dan yola çıkarak, Dumanlı çarpıtmaya geçiyor... "Kökten gazeteci" olmazsan, her türlü çarpıtma mübah olur! Ekrem Dumanlı gibi "kökten-cemaat kafasında" olsanız yukardaki analizi şöyle de yapabilirdiniz:

"Wikileaks belgelerinin müdafaasını yapan meslektaşlarımızın unuttuğu gerçekleri hatırlamakta fayda var. Wikileaks'in rezil ettiği, ABD adlı, Afganistan'dan İran'a müslüman dünyaya terör saçan devlet görünümlü örgütün silahı var, bombası var, eylemleri var... Var oğlu var! Ülke bile işgal ettiler, Ergenekoncular ise bir darbe bile yapamadılar..."

Ya da şöyle diyebilirsiniz:

"Wikileaks'in hukuk dışı yollarla ABD bilgisayarlarından çaldığı bilgi ve belgeler nerede, Ergenekon'daki sadece duyum ve izlenime dayanarak üretilen darbecilerin bilgi notları nerede? Allah insaf versin! Birisi mahkeme başkanının bile dinlenip nerdeyse Ergenekon sanığı yapılacağı mahkeme salonunda ortaya konan delillerin davası; diğeri diplomatların sağdan soldan duyduğu dedikodu kazanı."

Gördünüz ne güzel değil mi aynı mantık ve aynı cümle dokusuyla yaratıcılığın sınırı yok! Dumanlı'nın analizindeki altı defalarca çizilmesi gereken asıl vahim cümle ise şu:

"Birinde plan ve teçhizatıyla darbecilik/cuntacılık yaparken suçüstü yakalanan bir örgüte rastlıyoruz; diğerinde laubali bir üsluplakaleme alınmış birtakım bilgi kırıntılarına."

Ekrem Dumanlı Ergenekon savcısını da aşmış, "hakim" olmuş ! Ergenekon'daki tüm belge ve planların gerçek olduğunu ilan ediyor! Böylesine ya "cehalet" cesaret eder, ya Adli Tıp Kurumu
Başkanı....

Ekrem Dumanlı yine de haklı !
Çünkü yaptığı "ERGENEKON DELİLLERİN DAVASI, WIKILEAKS İSE DEDİKODU KAZANI!" analizi kesinlikle doğru.
Amaaaa...
Ama aradaki fark şu: Wikileaks'in yayınladığı belgelerin doğruluğunu kimse tartışmıyor. Oysa Ergenekon'daki belgelerin çoğunun,"reprodüksiyon" olduğuna dair fazlasıyla bulgu var. En
azından sanıklar ve kamuoyunun önemli bir bölümü, bu belgelerin üretildiğini iddia ediyor. Oysa Wikileaks belgeleri üzerinde "gerçek olduğuna dair" tüm dünyada görüş birliği var! Kıssadan hisse, hem Ergenekon hem de Wikileaks belgelerinde bolca dedikodu var. Aralarındaki tek fark Wikileaks belgelerinin gerçek olduğunu ABD dahil herkes kabul ediyor, ama Ergenekon belgelerinin tamamen doğru olduğunu ise Ekrem Dumanlı ve yandaş- cemaat tayfasından başka kabul eden yok...
Yani Ekrem Dumanlı "taraf olmaktan" ötürü fena halde çuvallıyor. Alanı olmadığı halde adli tıp uzmanı edasıyla Ergenekon'daki belgelerin hepsinin gerçek olduğunu ilan ediyor... Sizce de en azından genel yayın yönetmenliğinden daha fazla Adli Tıp Kurumu Başkanlığını haketmiyor mu?

Hele de "belge-video üretim merkezi" haline geldiği iddia edilen bir cemaatin "fan"ı olduğu düşünülecek olursa! Adli Tıp Kurumunu direk belge-video üretim merkezine bağlama
zamanı gelmedi mi?

Odatv.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 4:19 pm

6 Aralık 2010







Olmak ya da Olmamak

Mehmet Bedri Gültekin



ABD İNİSİYATİFİ Mİ?



WikiLeaks belgelerinin ortalığa saçılmasından bu yana değişik yorumlar yapılıyor. Sıkça yapılan bir değerlendirme; ‘Söz konusu belgelerin Amerikan Devleti’nin inisiyatifi ile sızdırıldığı ve amacın, Amerika’nın “müttefik” ilişkileri içinde olduğu ülkeleri şantaj yoluyla daha fazla kendine bağlamak’ olduğudur.

Bu değerlendirmeyi yapanlar, açıklanan belgelerde sadece bir takım ipuçlarının verildiğini, daha ileri belge ve kanıtların olmadığını söylüyorlar.

Örneğin demektedirler ki, ‘Tayip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz gizli hesabı vardır ama bu gizli hesapların hangi bankalarda ve kimin adına olduğu vb. konusunda bilgi yoktur.’

Bu durumda Amerika’nın, Tayip Erdoğan’a şöyle demek istediği söylenmektedir: “Ayağını denk al. Sakın söylediklerimizin aksine hareket etme etmeyi düşünme, aksi halde gizli hesabın daha fazlasını açıklarız.” vb.

Böylesi yorumlar ABD’yi “kadiri mutlak” gören bir anlayışın sonucudur. Ama gerçek böyle değildir.



ÇÖKEN GÜÇ

Gerçekte ABD hiçbir zaman “kadiri mutlak” bir güç olmadı. 1960’larda gücünün doruğunda iken bile Vietnam’da yaşadığı tarihi yenilgi biliniyor.

Gene aynı dönemde yaşanan Watergate skandalı, Amerikan devletindeki çürüme ve yozlaşmayı gözler önüne sermişti.

Ve aradan 40 yıl geçtikten sonra bugün, artık o “güçlü” Amerikan devletinin yerinde yeller esmektedir.

Ekonomik kriz ve askeri yenilgiler artık kroniktir. Yarım yüzyıl önce Dünya ekonomisinin yarısını üreten Amerika, büyüklük bakımından Çine geçilmek üzeredir.

WikiLeaks’de yer alan belgelere göre, Amerika’nın Avrupa’daki en yakın “müttefiklerinden” İtalya, Rusya ile flört etmektedir.

İktidarını, kendisine borçlu olan AKP’ye bile güvenememektedir ABD!

Bu koşullarda, ABD’nin gelişmeleri kontrol etmesi giderek daha da zorlaşmaktadır. Hatta tam tersi bir değerlendirme de yapılabilir. ABD artık kendi inisiyatifi dışında meydana gelen gelişmelerin peşinden sürüklenmektedir.



YÜKSELMENİN VE DÜŞMENİN YASALARI

Yükselmekte olan güçler, birlik halinde olurlar. Çünkü yükselmek demek, sahip olunan zenginliğin artması, o zenginlikten pay alabilme şansının herkes açısından var olması, iktidar alanının genişlemesi, genişleyen iktidar alanında herkesin kendine bir yer bulma ihtimalinin artması demektir.

İşte bu durum yapıştırıcı bir rol oynar. Ayrılıklar ve çatışmalar arka plana itilir. Uzlaşma ön plana çıkar. İç çatışmalar dışarı yansımaz. Deyim yerindeyse “kol kırılır, yen içinde kalır.”

Düşüşe geçen güçlerde ise durum tam tersidir. Bırakın artan zenginlikten pay almayı, sahip olunan zenginlik azalmıştır. Herkes elindekini kaybetmektedir. Geçmişten artan zenginlikten pay almak için bir araya gelenler, bu durumda ellerindekini kaybetmemek için birbirleri ile didişmeye başlarlar.

İktidar alanı genişlememekte, tam tersine daralmaktadır. Bu durum da iç çelişmeleri ve kavgaları büyüten bir rol oynar.

İşte WikiLeaks’in ortaya saçtığı belgelere bu çerçevede yaklaşmak gerekiyor. Bu kadar çok belgenin bir bilgisayar korsanının kişisel çabasıyla elde edilmesi oldukça zor görünüyor.

Kaldı ki daha önce de Irak’taki kirli savaş ile ilgili belgeler, gene aynı kaynak tarafından açıklanmıştı.

Bütün bu gelişmeleri, çökmekte olan Amerikan imparatorluğunda, ortaya çıkan iç çekişmelerin sonuçları olarak değerlendirmek daha gerçekçidir.



ABD’NİN ALEYHİNE

Yayınlanan belgelerin Amerika’nın çıkarına olduğunu iddia etmek gerçekçi değildir. Amerika, her şey olup bittikten sonra, yani belgelerin ortalığa saçılmasının ardından, bu durumdan en az zararla çıkmanın yollarını arayacaktır doğal olarak. Olumsuz tabloyu lehine çevirmek için de çabalayacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Her varlık böylesi durumlarda benzer tepkiler gösterir.

Ama belgelerle birlikte ortaya çıkan olgulara bakalım:

Amerika, işbirliği yaptığı güçlerin arkasından dolap çevirmektedir.

İşbirlikçilerini kendi kamuoyları önünde zor durumda bırakmaktadır. Suudi yöneticilerinin, Guantanamo’daki tutukluların öldürülmesini istemeleri gibi…

Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ve Ahmet Davutoğlu hakkında yazılanlara baktığımız zaman, onlardan aşağılayıcı ifadelerle bahsedildiğini görüyoruz. Amerika’nın bundan menfaatinin olduğunu kimse iddia edemez.

Kamuoyu önünde Ahmet Davutoğlu, Dünya’nın 100 büyük düşünüründen biri olarak ilan edilecek ama kapalı kapılar ardında aynı kişiden “paranoyak”, “deli” benzeri ifadelerle bahsedilecek!

İkiyüzlülük ancak bu kadar olabilir. Amerika’nın çirkin yüzü…

Bundan sonra ABD ile işbirliği yapan herkes; yaptığı işbirliğinin, halkına karşı işleyeceği suçların gizli kalmayacağını ve ilerde bunun hesabını vermek zorunda kalacağını bilerek hareket edecektir.

Vb. vb.

Hiç kimse bütün bunların ABD’nin lehine olduğunu iddia edemez.

Hem Amerika’nın, hem de işbirlikçilerinin işi bugün düne göre daha zordur.

mbgultekin@ip.org.tr

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Erhan Eren



Mesaj Sayısı : 76
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 17/05/09

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 7:09 pm

Edelman benim de kellemi istemişti

Madem Wikileaks'in Türkiye ile ilgili bilgilerinin çoğu ABD'nin o dönem Ankara Büyükelçisi Eric Edelman kaynaklı. Madem Türkiye'nin iç siyasete, medya mensuplarının büyükelçilik çalışanlarına dönüşmesine ilişkin tartışılabilir notlar ortaya çıkıyor...

Madem ABD'nin dağıttığı iddia edilen yüklü miktarda paranın Türkiye'de kimlere gittiği sorgulanıyor.. Ve madem; Edelman'ın talimatlarına pirim vermediği için, işgal politikasını yerden yere vurduğu için, kirli savaşla ilgili şok edici gerçekleri ortaya serdiği için kelleleri istenen gazeteciler var.. O zaman bir not da bize düşüyor. Çünkü kellesi istenenlerin başında biz vardık.. Ben ve Yeni Şafak'tan birkaç kişi daha... Bugünlerde Edelman dönemini sorgulayıp yerden yere vuranlar, Vikileaks belgelerinde Türk medyasının yüz kızartıcı ilişkilerine dair bilgi sızdırılır korkusuna kapılanlar arttıkça, Edelman dönemiyle ilgili bütün detaylar daha bir önemli hale geliyor.

Gazeteciler.com'da yayınlanan Cenk Açık imzalı yazıdaki, "Edelman hangi gazetecilerin kellesini istemişti" sorusunu görünce o günler tekrar belirdi zihnimde..

İşgal bütün şiddetiyle devam ediyordu. Her gün Irak'tan akılalmaz haberler, sarsıcı bilgiler alıyorduk. Canlı tanıklar ağlayarak telefonda bilgi veriyordu. İşkenceler, tecavüzler, katliamlar, yerleşim birimlerini haritadan silmeler, cami bombardımanları ve daha bir çok şey..

Bir gün bunları yayınladık. Irak'taki o meşhur işkence ve insanlık suçlarıyla ilgili en ciddi iddiaydı ve dünyada ilk kez yayınlanıyordu. Kıyamet koptu. ABD Büyükelçiliği, Eric Edelman müthiş bir öfkeyle karşı saldırıya geçti. İddia Amerikan basınında da yankılanmıştı. Bizi arayıp bilgi istediler. Hiç birine cevap vermedik.

Edelman'dan önce medya ayağa kalktı. Köşe yazarları bize çok ağır suçlamalarda bulundu. Hurriyet gazetesi üç gün, bu iddiayı örtbas etmek için Edelman üzerinden haber yayınladı. Bir muhafazakar gazetenin yayın yönetmeni aynı günlerde Edelman'la yaptığı söyleşiyi birkaç gün yayınladı. Tam bir kamuflaj operasyonu yapılıyordu.

Yeni Şafak yönetimine müthiş baskılar yapılıyordu. Günlerce bu baskılarla mücadele ettik. Kendi gazetemizde aleyhimize yazılar yayınlanıyordu. Edelman'la görüşenler soluğu gazetede alıyor, bizzat bana sert tepkiler gösteriyordu. Biz, gazeteyi iki paralık etmiştik, ABD ile ilişkileri bozmak gibi çok büyük bir günah işlemiştik. Gazete yönetimi ve sahipleri değil yazarları bu baskıyı yapıyordu.

Şahsıma karşı acımasız bir itibarsızlaştırma, değersizleştirme, etkisizleştirme, yalnızlaştırma kampanyası yürütüldü. Bu kampanyada kimlerin ne yaptığını hiçbir zaman paylaşmadım. Yaşanan stresi kimseye söylemedim. Sadece şu sözü verdim kendime: Hiç kimseye kızma, kinlenme... Ancak bunu unutma. Sadece günü gelince hatırlat...

Hayal kırıklığı çok şiddetliydi. Susturulmamız isteniyordu. Yazılarımıza son verilmeliydi. Ve bu apaçık yapılıyor, bu yönde talepler iletiliyordu. "bu adam ABD ile ilişkilerimizi bozacak, yazılarına son verilmeli" deniliyordu.

Birileri, Edelman adına linç kampanyası yürütüyordu.

Sadece gazeteciler mi? Adı bizde saklı bazı siyasilerin bu konuda neler yaptığını biliyorduk. ABD'ye giden, etkili çevrelerle görüşen bir siyasetçi (adı bizde mahfuz) eline tutuşturulan bir mektuplar soluğu gazete binasında alıyor, kelle avcılığı yapıyordu. Bu operasyonda kimlerin ne yaptığı bilgisine elbette sahibiz.. Ama isimler üzerinden hiçbir zaman konuşmadık, konuşmayacağız...

Bütün bunlar 2005 yılında oluyordu. Vikileaks notlarının yazıldığı günlerde.

Edelman, bazı gazetecilere talimatlar yağdırıyor o gazeteciler de aynı öfkeyi bize yöneltiyordu. Nasıl olurdu da, ABD'ye, ABD ordusuna böyle şeyler yakıştırabilirdik. Sadece Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini değil, gazetemizin ilişkilerini de riske atıyorduk. Yıllar sonra, o günlerde bizi haşlayanlardan birinin, Edelman'la ilgili bir yazıda, o haberi ilk bizim gazete verdi diye övünmesi ne ibretlik bir durumdu.

Yıllar geçti, o haber doğrulandı. Çok daha beter şeylerin olduğunu öğrendi dünya. Ama o zamanlar Edelman'ın talimatıyla terör estirenler, bu kötülükleri gizlemeye çalışanlar her şeyi unutmuş gibi yaptı ve Edelman'ın kötülüklerinden söz eder oldu.

Medya, adeta ABD Büyükelçiliği'nden yönetiliyordu. Çok az sayıda insan, savaşa, işgali ve dehşet verici gelişmelere karşı sesini yükseltiyordu. Onların da kelleleri isteniyordu. Yeni Şafak'ta kellesi istenenlerin başındaydım.. Çünkü o haber ilk kez bizde yayınlandı ve dünyayı karıştırdı.

Herkes kendi vicdanıyla hesaplaşmalı şimdi. O günlerde, haftalarda, aylarda yaşananları, yaşatılanları unutmam mümkün değil. Gazeteden istifa kararımı vermiştim. Ama bugünleri görebilenler beni korudu. O günün öfkesiyle, telaşıyla kıyameti koparanlar bugün hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Elbette bu beceri işi. Böyle yapanlar her devirde haklıdır, biliyorduk bunu. Ama yine de öyle olmamaya karar verdik.

Ne oldu? Kellelerimiz alınamadı. Bütün pislikler bizlerin dediği gibi ortaya çıktı. Herkes yalanlarıyla baş başa kaldı. Şimdi Edelman'ın palavra notlarıyla yüzleşiyor Türkiye. Bu kişiler de Edelman'ı kötüleme yarışına girdiler.

Gerçekten de, o günlerde ABD'nin yüklü miktarda para dağıttığı tartışılıyordu. Umarız bir sonraki Wikileaks belgelerinde bu isimler de sızar. Daha bitmedi. Asıl şok edici gerçeği o zaman göreceğiz.. Bizim kellelerimiz hâlâ yerinde duruyor. Başımız öne eğilmedi, eğilmeyecek de...http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=07.12.2010&y=IbrahimKaragul
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Erhan Eren



Mesaj Sayısı : 76
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 17/05/09

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 7:12 pm

Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, bugünkü yazısında Edelman sebebiyle kendisine karşı yürütülen kampanya için Zaman ve Fehmi Koru'yu mu işaret etti?
Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, bugün kaleme aldığı ‘Edelman benim de kellemi istiyor’ başlıklı yazısında ABD’nin eski Büyükelçisi Eric Edelman’ın Türkiye’de görev yaptığı dönemde kendisinin kellesini istediğini yazdı. Edelman’ın bu amaçla medyayı harekete geçirdiğini dile getiren Karagül, şunları yazdı:

“İşgal bütün şiddetiyle devam ediyordu. Her gün Irak'tan akılalmaz haberler, sarsıcı bilgiler alıyorduk. Canlı tanıklar ağlayarak telefonda bilgi veriyordu. İşkenceler, tecavüzler, katliamlar, yerleşim birimlerini haritadan silmeler, cami bombardımanları ve daha bir çok şey.

Bir gün bunları yayınladık. Irak'taki o meşhur işkence ve insanlık suçlarıyla ilgili en ciddi iddiaydı ve dünyada ilk kez yayınlanıyordu. Kıyamet koptu. ABD Büyükelçiliği, Eric Edelman müthiş bir öfkeyle karşı saldırıya geçti. İddia Amerikan basınında da yankılanmıştı. Bizi arayıp bilgi istediler. Hiç birine cevap vermedik.

Edelman'dan önce medya ayağa kalktı. Köşe yazarları bize çok ağır suçlamalarda bulundu. Hürriyet gazetesi üç gün, bu iddiayı örtbas etmek için Edelman üzerinden haber yayınladı. Bir muhafazakar gazetenin yayın yönetmeni aynı günlerde Edelman'la yaptığı söyleşiyi birkaç gün yayınladı. Tam bir kamuflaj operasyonu yapılıyordu.

Yeni Şafak yönetimine müthiş baskılar yapılıyordu. Günlerce bu baskılarla mücadele ettik. Kendi gazetemizde aleyhimize yazılar yayınlanıyordu. Edelman'la görüşenler soluğu gazetede alıyor, bizzat bana sert tepkiler gösteriyordu. Biz, gazeteyi iki paralık etmiştik, ABD ile ilişkileri bozmak gibi çok büyük bir günah işlemiştik. Gazete yönetimi ve sahipleri değil yazarları bu baskıyı yapıyordu.

Şahsıma karşı acımasız bir itibarsızlaştırma, değersizleştirme, etkisizleştirme, yalnızlaştırma kampanyası yürütüldü. Bu kampanyada kimlerin ne yaptığını hiçbir zaman paylaşmadım. Yaşanan stresi kimseye söylemedim. Sadece şu sözü verdim kendime: Hiç kimseye kızma, kinlenme... Ancak bunu unutma. Sadece günü gelince hatırlat...

Hayal kırıklığı çok şiddetliydi. Susturulmamız isteniyordu. Yazılarımıza son verilmeliydi. Ve bu apaçık yapılıyor, bu yönde talepler iletiliyordu. "bu adam ABD ile ilişkilerimizi bozacak, yazılarına son verilmeli" deniliyordu.

Birileri, Edelman adına linç kampanyası yürütüyordu.”

Karagül, sadece kartel medyasından değil, aynı zamanda muhafazakar medyadan ve kendi gazetesindeki yazarlardan da şikayet ediyordu. Bu yazı üzerine yaptığımız araştırmada Edelman’la o dönem röportaj yapan muhafazakar gazeteyi ve onun yayın yönetmeni ile kendi gazetesinden baskı kuran yazarları belirlemeye çalıştık. Buna göre, Edelman o dönem tsunami felaketinde vefat eden İstanbul Başkonsolosluğu Ticaret Ataşe Yardımcısı Ezgi Gümüşoğlu için düzenlenen programa katılmak için geldiği İstanbul’da Zaman gazetesini ziyaret etmiş.

Edelman bu ziyaretinde Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve gazeteci Nuriye Akman’a bir röportaj vermiş. Bu röportajın ilk kısmı 8 Ocak 2005 tarihinde yayınlanmış ve takip eden günlerde de röportajın kalan kısmı yayınlanmış. Ekrem Dumanlı'nın yaptığı röportajın linkini internette aramımıza rağmen bulamadık. Ancak röportajın Today's Zaman'da yer alan linki hala sanal alemde aktif durumda. Bu durumda akla gelen soru şu:
Acaba İbrahim Karagül, yazısında işaret ettiği muhafazakar gazetenin Zaman, yayın yönetmeninin de Ekrem Dumanlı olduğunu mu işaret ediyor?

İbrahim Karagül'ün yazısında dikkat çeken bir başka konu ise kendi gazetesi içinden bile tasfiye edilmesi için üzerine gelindiği iddiası oldu. Karagül'ün bu iddiasını dillendirirken bahsi geçen gazetecinin ise Taha Kıvanç mahlasıyla yazan Fehmi Koru olduğu iddiası gündeme geldi. Üstelik Karagül'e yakın kaynaklar, Fehmi Koru isminin hiç de yabana atılmayacak şekilde ciddiye alınması gerektiğini dile getiriyor.

Wikileaks belgeleri Türkiye'nin yakın geçmişinde muhafazakar medya içindeki ABD kaynaklı kavgayı da yeniden ortaya çıkardı. Bakalım bundan sonra ortaya çıkacak belgeler hangi tartışmaları yeniden gündeme taşıyacak?..

on5yirmi5.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 9:30 pm

“UTANÇ YILLARI”NIN ACI TABLOSU

07.12.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
Bu köşeyi sürekli izleyen değerli okurlarımız bilirler…

Yazılarımızda, ağdalı cümleler kullanmadan, kimilerinin yaptığı gibi “bakın ben neler biliyorum…” şeklinde narsizme ve egoizme yenik düşmeden; ne düşünüyorsak, neyi gündeme getirmek istiyorsak, eğmeden bükmeden onu satırlara dökmeye çalışıyoruz…

Günde en az 5-6 saatimiz okumayla geçiyor… Bunun bir saatlik bölümü(bazen daha fazla süre) gazete okuyarak geçiyor… İnternette, kişiliğine ve kalemine saygı duyduğumuz yazarları okumadan geçmiyoruz… Kitaplar zaten yaşamımızın ayrılmaz bir parçası…

***
Ülkemizde yandaş basın denilen ve bu sıfatı fazlasıyla hak eden gazeteleri ve köşe yazarlarını, hemen hemen hiç okumuyoruz… Eğer yazarın dürüstlüğünden ve karakterinden şüphe ediyorsak, hangi gazetede yazıyorsa yazsın, kesinlikle onları okumuyoruz..

Özellikle son yılların herkesçe bilinen! “ yiğit medya döneklerine(!)”, hiç tahammül edemiyoruz. Televizyon ekranlarında yüzlerini görsek dahi, derhal kanal değiştiriyoruz…

Medya yandaşlığının, bu kadar pespaye ve rezil olduğunun görüldüğü yıllar ve dönemler hatırlamıyoruz… Sayın Başbakan ve AKP iktidarı sayesinde; ülke medyasında böylesi gurur verici bir şansa(!) erişmenin de, acı tablosunu görmek ve içinde yaşamak bizlere nasip oldu…

***

Haber Türk gazetesinden üst manşete aldığı taze bir haber:

“Amerikan The Wall Street Journal gazetesi; ‘imparatorluk geri geliyor’ başlıklı tam sayfa yazıda; ‘Türkiye güçlü ekonomisi ve cesur Başbakanı ile bölgesel süper güç olma yolunda’ dedi.” (6 Aralık 2010)

Turgay Ciner herhalde yeni ihaleler peşinde koşuyor. Allah şansını ve parasını bol etsin! Ne diyelim? Şunu hiçbir zaman gözden uzak tutmamak gerek, elin gavuru eğer Türkiye’yi ve ülkemizi yönetenleri övüyorsa; bilin ki altında ülkemize yönelik önemli çıkar beklentileri ve hesapları var demektir…

Böyle sıradan ve inanırlığı her zaman tartışılan bir haberin, Gazete’nin birinci sayfasında ve manşet üstünde yayınlanmasının gazetecilik açısından tutarlılığı var mı? 30 - 40 sayfalık gazetenin, 25. sayfasında küçük bir haber olarak verilmiş olsa hadi olabilir dersiniz…

***
AKP’li eski bakanlardan Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in Yolsuzluklar konusunda “O bakan benim” diye yaptığı wikileaks kaynaklı birinci sayfalık haberden tek bir satır yok.

Wikileaks’in yayınlandığı gizli belgelerde ne yazıyordu? “AKP iktidarında yolsuzluklardan bıkan bakan istifa etti.” Şener’de yaptığı basın toplantısında sözü edilen bakanın kendisi olduğunu açıkladı…

Yandaş basının birinci sayfalarını taradık, Şener’in açıklamasına yönelik Allah için tek bir satırlık haber yoktu…

Böyle gazetecilik olur mu? Sadece Cumhuriyet, sözcü, Yeniçağ ve Güneş gibi gazetelerin birinci sayfalarında haber hak ettiği şekilde birinci sayfalardan yayınlanıyor, yandaş basında eser yok!...

Şimdi ortada böyle bir gerçek varken, ABD’li küresel sömürü Firması 3M’nin Türkiye’de ihale almak ve yüksek fiyatlı mallarını satmak için, “Bazı kamu kuruluşlarına (belediyelere) bol keseden rüşvet dağıttım” açıklamasına bağlı, görevlendirilen 10 müfettişin yürüttüğü soruşturmadan, rüşveti alanlar açısından aydınlatıcı ve inandırıcı bir sonuç çıkacağına inanabilir misiniz?

Kimlerin ne kadar rüşvet aldığının belirleneceğinden ümidiniz olabilir mi?

AKP’nin, Eski Bakanı Sayın Abdüllatif Şener’e yaptığı bu çok önemli açıklamaya dayalı olarak sorması gerekmez mi? Hangi yolsuzluklar yapıldı diye… Sayın Şener çıkmış ortaya Türkiye yolsuzluk ülkesi anlamında ve söyleminde sözlerle çatır çatır konuşuyor. Hadi sorun hele, “hangi yolsuzluklardan söz ediyorsunuz?” diye… Sessizlik…

Bu vesileyle, Sayın Başbakan’a biz de buradan sormuş olalım:

Bun 4-5 yıl önce kamuoyuna yönelik “yolsuzlukların damarına girdik” şeklinde çok iddialı ve heyecan verici bir açıklamanız olmuştu.

Damarda ki durum nedir Sayın Başbakan? O tarihten bu yana bu konuda tek bir açıklamanız olmadığı gibi son yıllarda “yolsuzluk” kelimesini dahi ağzınıza almaz oldunuz!..

Sevgili okurlar…

İşte hiçbir zaman cevabı verilmeyecek, verilemeyecek bir soru bu!

Ne demiştik?.. Yalnız ve güzel ülkemin “Utanç yılları”nda yıkıcı ve kahrolası çok şeyler gördük… Çok şeyler!... Olanlar hüzün tablosu olarak her daim gözümüzün önünde duruyor…


Burhan ÖZBEY




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Salı Ara. 07, 2010 9:46 pm

Hakikati tam bütün yönleriyle söylemek...

Karagül eksik söylüyor.

Yazdıkları doğru olsa da Irak katliamında AKP'nin pay ve rolünü gündeme getirmiyor.

İşte bu da neticede AKP'nin işine yarıyor.

ABD'nin işine yarıyor.

Edelman'ın hedefine oturması da emperyalizmin iç çekişmesi olarak kalıyor.

Kimi gerçekler vardır, hakikatin üstünü örtmek üzere, araya serpiştirilir zaman zaman ve bu serpiştirme işinde bazen doz da kaçabilir. İşte Dünya Savaşları ki, birbirlerini yemediler mi? Kimin nerden gelip nereye gittiğine bakmalı, esas hasım tesbiti daresinde.

AKP'nin adını anamdan ABD'yi hedefe koymak, AKP'yi ABD karşısındaymış gibi böstermenin aleti olmaya kadar gider de. Bu iş Karagül'ün ifade ettiği veçhile, efendileri çok snirlendirecek noktaya gitse de.

Kemmiyetteki şaşaa bizi yanıltmamalı, aslolan keyfiyetler.

Aslolan esas hasım tesbiti dairesinde AKP'ye karı alınan tavır.

"bu "esas" yerli yerinde olmazsa, keyfiyetçiliğin hakkı verilmezse, kemmiyetler başımızı döndürecektir her zaman.

Karagül'ün niyetini sorgulamıyoruz, attığı adımların manasını kendisine de göstermenin derdindeyiz.

Oluş yolundaki eksiklileri, tenakuzları, çelişkileri kendi handikapı olarak kalcaktır.

Ve unutulmasmı gereken mesele, AKP K'nın önnü kesmek için iktidara getirilmişken, ve K'nın çektikleri ortadayken ve bu süreç içerisinde Karagül'ün yaşadıkları, o stres anlaşılır olmakla birlikte, cezaevi süreci -öncesi de dahil, firarilik, opersyonlar, işkence, operasyonlar vs gönüldaşların yaşadıkları yanında lafı olmaz, değil K'nın.

Hayata nasıl baktığınla ilgili. Biz devrimciyiz diyoruz, onlar gazeteci. Gazeteci için de o yaşadıkları büyük şeyler diğer yandan. Ama bana edep dersini okuma yazması olmayan bir hırsız vermişti. cezaevinde kendisine ne kadar yattığını sorduğum o çocuk, söylememek istememiş, biraz sıkıştırınca da, "utanarak", evet utanarak ve çekingen bir tavırla, "sizinkinin yanında benimkinin lafı mı olur" deyivermişti.

Mesele yazarlık vs ne ise, işte K, o noktada da aldığı ceza zaten belli, aleyhinde delil olmmasına mukabil. hani diyor ya RTE, ispat müddeiye düşer, ispatlasınlar o zaman ya.

AKP iktidarında, sultasında, Allahsız ılımlı islam rejiminde K'ya yapılan işkence ve zulüm devam ediyor. Ve RTE biliyor ki, kendisi için en büyük düşman K'dır. Zira kendisi K'nın en büyük düşmanıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Çarş. Ara. 08, 2010 6:54 pm

WIKILEAKS'IN ANAFİKRİ: ABD'NİN BAŞDÜŞMANI TÜRKİYE

08.12.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
Madem deşifre diyoruz, şifreleri çözmek için sorular sormak durumundayız. Temel soru şu: İnternet sitesinin belgesi yada kriptosu olur mu? Cevap açık, olmaz. O zaman belgelere veya kriptolara Wikileaks Belgeleri veya kriptoları değil de Amerikan Belgeleri veya kriptoları demek lazım. Peki biz yazı boyunca "belge veya kripto" mu diyeceğiz, elbette hayır... soru kendiliğinden ortaya çıkıyor: Kriptolar belge midir yoksa sadece dedikodu mudur? Kimse kıvırmaya kalkmasın bir ülkenin elçileri veya ajanları "gizli, çok gizli yada hizmete özel" başlıklı bilgileri üst makamlarına iletiyorsa bu her yerde ve her zaman belgedir. O zaman Wikileaks belgeleri veya kriptoları değil Amerikan istihbarat makamlarının üstlerine gönderdiği belgelerden bahsediyoruz. Yani ortalarda dolaşanlar Amerikan belgeleridir...

TÜRKİYE LİSTE BAŞI

Amerikan belgeleri en çok Türkiye ile ilgiliymiş. Miş li geçmiş zaman kullanıyoruz çünkü henüz belgelerin sadece sayısını biliyoruz. Türkiye hakkında 7 bin küsür belge varmış. Peki neden Amerikan ajanları özellikle Türkiye hakkında bilgilere büyük önem veriyor ve zırt pırt üst makamlarına bilgi taşıyor? Amerikan yönetimi Türkiye'deki iktidar koltuklarına "eşbaşkan" adı altında memur atamadı mı? Yoksa güvenmiyor mu? Hani İran düşmandı, neden Türkiye de Türkiye... Arabaşlıklarla cevaplara bakalım...

SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ

Ah şu bizim atalar ne güzel sözler söylemiş vaktiyle... E tabi söyler çünkü 16 Devlet kurmuş yani daha önce kurulan 15 devlete karşı düşman hiç uyumamış. Bugün de aynı söz geçerli değil mi? Demek ki Türkiye hakkında sadece 7 bin küsür belge Wikileaks tarafından çalınıdıysa Amerika hep Türkiye'yi izlemiş. Nedeni basit. Türkiye kontrol edilmeden ne İran'a ne de master plan Çin'e saldırmak mümkün değil. Bu stratejik tunç kanun.Iak'taki durum ortada. Eski ABD Başkanı Bush, kitap yazdı. Kitabının Irak bölümünde ana fikir Türkiye ile ilgili hayal kırıklığıydı. Bush açıkça diyor ki: "Türkiye eğer bize sınırlarını açsaydı, biz Irak'ta istediğimizi çoktan yapmıştık." Demek ki neymiş: "Türkiye çantada keklik değil" o zaman ne yapmak lazım? Türkiye'yi izlemek lazım, bunu yaparken ne yapacaksınız, çaktırmayacaksınız.

MATRUŞKA ETKİSİ

Çaktırmamak için ne yapmak lazım? Söz meclisten dışarı, Rus kukla sanatını bilmek lazım. Bildiğiniz matruşka etkisi yani kukla kukla içinde. Her kukla başka bir kuklanın içinde gizlidir, kuklayı kukla korur yada kuklayı kukla izole eder. Küçük kukla hep kendinden büyük kuklanın içinde kalır bir başka deyişle kuklalar kontrolsüz bırakılamaz. Rusçası Matruşka, bizcesi "eşkukla." Yahu Gepetto usta bile kendi yarattığı kuklaya güvenmemişti yalan söyledikçe Pinokyo'sunun burnunu uzatmış. e koca eşkuklanın burnu durup dururken uzamayacağına göre kulaklar uzamış. Midas'ın kulakları mı dersiniz, kripto depocuları mı yada ne biliyim delik süpürgecileri mi adını siz koyun.

AAA İSRAİL'DE YANGIN ÇIKTI

Wikileaks'in İsrail bağlantılı olduğunu AKP'li bakanlar söyleyip durdu. Banu Avar araştırdı Soros bağlantısını buldu. Yani tablo açık, Wikileaks'in İsraille inceden bir bağlantısı var. Ben daha önce İsrail'de hem de kışın ortasında yangın çıktığını duymamıştım. Belgeler ortaya çıktı, İsrail bağlantısından bahsedildi ve İsrailli gardiyanlar yandı. Allah rahmet eylesin, ailelerine sabır dilerim ancak bu yangın, kışın ortasında AKP ile İsrail'in arasını bir ısıttıki sormayın. AKP hemen yangın söndürme uçakları gönderdi. İsrail bizi Türkiye kurtardı tiyatrosunu oynadı. İsrail başbakanı gidip yangın söndürme uçağının pilotuna teşekkür etti. Sonra İsrail gazeteleri 'Mavi Marmara için özür dileyelim, tazminat ödeyelim' dedi. Bak tesadüfe iyi mi? Bizim bildiğimiz Türk Hava Kurumu işe yarayan yangın söndürme uçakları için kampanya yapıp duruyor. Bizim uçaklar yetersiz olduğu için güzelim Ege ve Akdeniz her sene yanmıyor mu? O zaman ya İsrail'e giden uçaklar muhabbet malzemesi ya da Türkiye'nin süper yangın söndürme uçakları var da iktidar bunları İsrail için kullanıyor Türkiye ormanları için kullanmıyor? Ben gazeteciyim sadece sorarım.... Ne demiştim Matruşka etkisi mi...?

GüncelMeydan



Teoman ALİLİ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Çarş. Ara. 08, 2010 6:57 pm

WIKILEAKS'TEN ÇIKAN PUSLU FOTOĞRAF: KILIÇDAROĞLU BAŞBAKAN, GÜL CUMHURBAŞKANI

08.12.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
Ortalığa saçılmış bilgilerin yaratacağı varsayılan "etkiler" bir yana, Wikileaks'in kendisi başlı başına bir "proje" olarak görünüyor.


İstihbaratın tabana yayılması gibi bir durumla karşı karşıyayız. "İstihbaratın halka arzı" da denilebilir...Tabii, sadece bilinmesi istenenler kamuoyu ile paylaşılmıştır ve belli ki yaratması muhtemel etkiler oldukça ölçülü biçilidir.


Öyle anlaşılıyor ki artık bir sabah uyandığımızda New-York'taki ikiz kulelerin yandığını veya bölge ülkesinde siyasi darbe gerçekleştiğini öğrenip heyecanlanamayacağız. Bu tür değişimleri sarsıcı eylemler ve süreçlerle değil "bilgilenerek" ve "tartışarak" yaşayacağız. "Olacaklar" hakkında bir fikrimiz bulunacak ve en sarsıcı şeyler bile bize "sarsıcı" gelmeyecek.


İşte bu "katılımcı istihbarat" sayesindedir ki bizler kendimizi "bilinçli dünya vatandaşları" gibi hissederken "karanlık dünyaya" artık yük olmaya başlayan bilgi katranı dazihinlerimizde açılan "tahliye borusundan" tarihin çöplüğüne akıp gidecek.


Böyle büyük ve farklı bir projeden ülkemize aslan payı düşeceği anlaşılıyor. "Kime yaradı" tartışmasını en çok biz yaptığımıza göre birileri "deliğe süpürülmekten" korkuyor demektir.


Erdoğan ve ekibinde "tasfiye mi ediliyoruz" endişesinin yaşandığı açıktır. "Başbakanımız siyonizme aslanlar gibi kafa tuttuğu için İsrail'in hedefi olmuştur. Wikileaks'in arkasında Tel Aviv var" şeklinde kaba taslak teorilerle zaman harcayacaklarına biraz da kendi içlerine baksalar iyi ederler.


Arkasına İngiltere kraliçesini alan Sir Abdullah Gül kadar sakin ve kendinden emin olamadıkları anlaşılıyor.


"Wikileaks kime yaradı-kime yaramadı" oyunu oynayan bu kesime "yarayanlardan" birinin de Abdullah Gül olduğunu hatırlatmak isteriz.


Ne var Wikileaks'de Abdullah Gül ile ilgili?


"Göründüğünün aksine Erdoğan'dan daha batı karşıtıdır"
(Ne güzel işte; hem milli islamcıların, hem de millici- ulusalcı kesimin hoşuna gidebilecek bir özellik...Bu özelliği bir de "Ergenekon tutuklamaları haksız yere uzadı" konuşmasıyla birleştirirsem Sir Abdullah'a sevgi-saygı duyasım bile gelebilir..Size herkesin cumhurbaşkanı"diyebilir miyim Sir?)


Başka ne var Abdullah Gül hakkında?


"Her fırsatta Erdoğan'ın aleyhine konuşuyor, güç dengelerini kendinden yana çevirmeye çalışıyor"


(Bu da iyi...Despotluk, tahammülsüzlük, sürekli gerilim yaratma, bitmez tükenmez düşmanlık, bağırıp durma gibi konularda Erdoğan'dan herkes yaka silktiğine göre demek ki Gül gibi daha "makûl" bir adam olarak dertlerimize çare olabilir!)


Wikileaks'de Gül hakkında "Şu bankalarda hesabı var", "İngiliz derin devleti ile şu ilişkileri var", "Filanca gizli anlaşmanın altında imzası var", "Oğlu Goldman Sachs'dan maaş alıyor" gibi bilgiler var mı?


Yok...


O zaman Başbakan'ın danışmanı ve aynı zamanda çanta taşıyıcısı olan Yalçın Akdoğan'ın İsrail üzerinden Ergenekon'a sıçrayan fikir zıplamalarına bu unsuru da eklemesinde fayda var...


Yani, yakın bir zamanda Abdullah Gül'ü Ergenekon'un neresine koyacaklarını düşünmek zorunda kalabilirler..


Star gazetesindeki köşesinde "Wikileaks belgelerinin hükümeti itibarsızlaştırmaya dönük iddialar içermesihiç tesadüf gibi görünmüyor" diye yazan Danışman-Çanta taşıyıcıya şunu da sormalıyız:


Demek ki neymiş?


Demek ki kapsamlı ve organize bir şekilde "itibarsızlaştırma" ve isim kirletme bir istihbarat faaliyetiymiş. Bu faaliyet, "banka hesabı"gibi gerçek sırların ifşâsı üzerinden yapılabildiği gibi, hayatında trafik suçu bile işlememiş insanların akla hayale gelmeyecek iftiralarla yok edilmesi şeklinde de olabiliyormuş...


Bu ülkenin pırıl pırıl teğmenleri üstlerine yapıştırılan yüzkızarıcı suçların ağırlığına dayanamayıp intihar ederken sevinç çığlıkları atanların, sıra kendilerine gelince hemen de "dış güçlerin işine gelmeyen onurlu iktidar" kisvesine bürünmeye kalkıştıklarını görüyoruz.


Sözün özü, Erdoğan ve çevresinin "Wikileaks ifşaatı bizi hedef alıyor" şeklindeki saptama ve kaygıları öz itibarıyla doğrudur. Ancak bu hedef alınış üzerinden kendilerine "dış güçlere kafa tutan onurlu hükümet" postu çıkarmaya çalışmaları gülünçtür.


Kusura bakmasınlar ama "yemezler"...


Tayyip Erdoğan'ı tasfiye etmeyi kafaya koyanlar, Erdoğan'ın kendisinin de çok iyi bildiği gibi "Ergenekon" yalanı altında milli unsurları yok etmeyi planlayanlarla aynı güçlerdir.


Fark şu:


Milli güçler, emperyalizme ayak bağı oldukları için böyle bir küresel operasyona kurban gittiler. Erdoğan gibiler ise kullanıldılar ve şimdi deliğe süpürülmekle tehdit ediliyorlar...


Tayyip Erdoğan'ın İsrail'in çıkarlarına ters düştüğü büyük bir yalandır. İsrail'in çıkarlarına ters düşenin önce New York'ta boynuna asılan "Cesaret madalyasını" yere çalması gerekir. Erdoğan'a el altından, gerekirse İran'ın karşısına çıkarmak üzere "İslam aleminin yeni lideri" rolü verildiğini ve bu rolü hakkıyla oynamak için İsrail ile "çatışıyormuş gibi yapmak" icap ettiğini herkes biliyor.


Bazılarına "milli" ve "islami" refleksler gibi görünen bir takım medyatik hareketler, Erdoğan'ın kendisini rolüne fazla kaptırması ve doğaçlama yapmaya başlamasından başka bir şey değildir. ABD ve İsrail'e bayrak açtığını filan gösternez. Kimse böyle büyük bir yalan üzerinden önümüzdeki konjonktürde çok işe yarayacağı anlaşılan "milli lider" yaratma uyanıklığına girişmesin.


Buna sadece Devlet Bahçeli ile Peres'e "Van minüt" dediği için Erdoğan'ı "milli kahraman" ilan ediveren Yeniçağ gazetesi inanır...


"Wikileaks ifşâatı Erdoğan'ı köşeye sıkıştırıyor" kabûlü üzerinden baktığımızda, "Küresel siyasetin 11 Eylül'ü" olarak adlandırılan istihbarat faaliyetinin Abdullah Gül'ün yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu'nu ve kısmen de CHP'yi "teğet geçtiğini" görebiliriz.


Şimdiye kadar yayımlanan belgelerde Kemal Kılıçdaroğlu'nu zora sokacak bir bilgiye rastlamamış bulunmamız, kendisinin sadece "İsviçre bankalarında hesabı olmayan temiz bir siyasetçi" olduğunu ve CHP'nin AKP'nin karşısında "şimdilik" bir alternatif olarak çıkarılmayacağını göstermez..


Kılıçdaroğlu'nun haksız kazanç sağlamış bir siyasetçi olmadığı belki doğrudur ve CHP'nin "yeni" ve de "yenilikçi" lideri işte tam da bu özelliği ile "yeni bir sayfa" açmak isteyenlerin arayıp da bulamadığı biridir?


Artık kirlenmiş olanların ve küresel projeleri eline yüzüne bulaştıranların bir köşeye atılma vaktinin geldiğini düşünenler ve bu gidişattan "saltanat elden gidiyor" endişesine kapılanlar hiç de haksız değil gibiler.


Belli ki daha sakin, mülayim, sufleyi iyi alan, fotoğrafın büyüklüğünü görüp kendisini kişisel hırslara kaptırmayan figürlere ihtiyaç var.


İşte bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu ile Abdullah Gül arasındaki "siyaset tarzı benzerliğine" dikkat çekebiliriz. Türktime yazarı Ersin Tokgöz, şimdiye kadar yapılmış en iyi Kemal Kılıçdaroğlu analizlerinden biri olan "Ben bu Kılıçdaroğlu'ndan korktum" başlıklı yazısında, "Köylünün akıllısı büyük efendinin önünde yerlere kadar eğilirken sessizce osurur" şeklindeki Etyopya atasözüne atıfta bulunmuştu...


Kemal Kılıçdaroğlu ile Abdullah Gül arasındaki "gülümseme kardeşliği" üzerinde analiz yapmaya değer bir benzerliktir. İkisi de öfkeye kapılmıyor ve sessizce gülümsüyorlar...


Kılıçdaroğlu'nun "inkâr etme" özelliği de Abdullah Gül'e son derece benzemeye başladı


Gül inkâr eder...


Siyasi köklerini inkâr eder, kayıtlara geçmiş konuşmalarını inkâr eder, Cumhurbaşkanlığı'nın kendisine "bahşedildiğini"Tayyip Erdoğan ve karısını kinlendirecek kadar inkâr eder!


Kılıçdaroğlu da çok esaslı inkâr eder...


Ve bu "inkâr edebilme" özelliği güncel örneklerle giderek zenginleşmektedir.
Örneğin biz ne zannediyorduk?


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yaptığı tüzük uyarısının Kılıçdaroğlu'ndan saklandığını değil mi?


Aynı şekilde, Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'nde verdiği Cumhuriyet resepsiyonuna katılmama kararının Kılıçdaroğlu'na danışılmadan alındığını da...
Nasılsa ortada her türlü suç ve günahın yüklenebileceği Önder Sav gibi bir "şeytan" vardı...


Gelişmeler arasında unutuldu ama perde arkası verme konusunda pek ketum olan Önder Sav, o günlerde atılan suçlamalara daha fazla dayanamadı ve Kanal D'de Mehmet Ali Birand'a şunları anlattı:


"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın tüzük uyarısı resmen partiye geldiğinde, Hakkı Süha Okay ile birlikte hemen Sayın Genel Başkan'a çıktık. Bu uyarının hukuken ne anlama geldiğini ve neler yapabileceğimizi uzun uzun anlattık. Bizi dinledi ve anlattıklarımıza iknâ oldu. Sonra ben birden bire basın tarafından 'tüzük uyarısını hasır altı eden parti yetkilisi' ilan edildim. Gerçeğin böyle olmadığını bildiği halde Genel Başkan da bu söylemlere destek verdi.


Aynı şekilde, Çankaya Köşkü'ndeki resepsiyona katılıp katılmama konusunu da kendisi ile uzun uzadıya konuştuk. Milletvekillerinin katılmaktan yana olmadıklarını ve tabanda da bu konuda bir görüş birliği bulunduğunu anlattık. 'Durum böyleyse katılmamalıyız' dedi. Biz de bunun üzerine Muharrem İnce arkadaşımıza 'katılmama' kararını parti adına açıklama görevi verdik. Bu görevlendirmeden Genel Başkan'ın haberi vardır. Ancak, ertesi gün İstanbul'da basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltıda 'katılmama kararından benim haberim yok' dedi..."

.................


Ve Kılıçdaroğlu'nun "inkâr edebilme özelliği" dün bambaşka bir boyut kazandı...


Kılıçdaroğlu'nun Bursa ziyaretinde parti otobüsüne binen Kent Gazetesi yazarı Yusuf Kotaman, kendisine doğrudan

"DTP cezaevindeki Sebahat Tuncel'i milletvekili adayı gösterdi ve seçilen Tuncel'i TBMM'ye taşıdı. Şimdi, Silivri zindanlarında yatan gazeteci meslektaşlarımız Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve Profesör Mehmet Haberal'ı genel seçimlerde kontenjan milletvekili olarak düşünüyor musunuz?"

sorusunu yöneltti.


Cevap: "Listeler hazırlandığında göreceksiniz."


Kotaman, bu cevabı netleştirmek için "Peki, olumlu diyebilir miyiz?" diye sorduğunda ise Kılıçdaroğlu, "Olumsuz olsaydı hemen hayır derdim" yanıtını verdi.


Yusuf Kotaman, Kemal Kılıçdaroğlu ile arasında geçen bu diyaloğu 3 Aralık'ta köşesinde yayımladı. "Acaba bu önemli açıklamayı ulusal basının hangi "büyük" organı farkedecek ve manşete çekecek? "diye düşünürken, kendi yazdıklarından başka hiç bir şey okumayan "büyük medya" haberi atladı.
Haber, Yeni Şafak gazetesinin Ankara muhabiri Behzat Güngör'ün gözünden kaçmadı ve Yeni Şafak, Kılıçdaroğlu'nun Yusuf Kotaman'a yaptığı açıklamayı 5 Aralık'ta "Silivri listesi" başlığıyla manşetleştirdi. ("Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma projesinin arkasında Önder Sav'ın koltuğuna oturan CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum olduğu belirtiliyor," şeklindeki zorlama cümle bir yana, Behzat Güngör ve gazetesini dikkatinden dolayı kutlamak gerekiyor)


Olay büyüyünce Kılıçdaroğlu'na soruldu:


“Silivri'de tutuklu bulunan Ergenekon sanığı gazeteciler Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay ile eski Rektör Mehmet Haberal'ı, ‘Sabahat Tuncel’ modeliyle TBMM'ye taşınması modeline yeşil ışık yaktığınız iddia edildi?"


El cevap:


“Hayır böyle bir çalışmamız yok. Nereden çıkarılıyor anlamıyorum”
!!!!


Siz hayatınızda bundan daha ihtişamlı bir inkâr edebilme ve bu inkârın üzerine "Etyopyalı köylü" örneğinde olduğu gibi gülümseyebilme yeteneğine tanık oldunuz mu?


Bir Sir Abdullah Gül'de, bir de "Yeni CHP"nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nda var bu yetenek...


Öyleyse, Wikileaks tarafından başlatılan "arazi temizliği" tamamlandıktan sonra bu uyumlu ikili yola neden birlikte devam etmesin?


Acûllar, hırslarına hakim olamayanlar ve ciddi sağlık sorunları taşıdıkları iyiden iyiye su yüzüne çıkmaya başlayanların ele yüze bulaştırdığı Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Patrikhane açılımı, İran açılımı gibi küresel planlar neden yepyeni, makûl ve "gülümeyen" bir ortamda ele alınmasın?


Neden Abdullah Gül yeniden Cumhurbaşkanı, Kılıçdaroğlu da Başbakan olmasın?


Açıkİstihbarat



Fatma Sibel YÜKSEK
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE

avatar

Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Çarş. Ara. 08, 2010 11:18 pm



[img]http://www.timeturk.com/resim/tr/2010/12/06/wikileaks-belgelerinden-israil-i-nasil-buluruz.jpg[/img]

[size=24]
WikiLeaks'te İsrail'i nasıl buluruz?[/size]


Uzun bir zaman geçmeden dünya ABD’ye karşı cesaretlenecek ve daha önce olduğu gibi dünyaya hükmeden bir güç olmaktan çıkıp, bazı güç grupları içerisinde bir güç olacaktır.






Yasir ez-Zeatira* /
Burada söylenecek sözler, WikiLeaks belgelerinin değerini düşürmeyecektir; başta sahibi ve müdürü olmak üzere, siteyi düzenleyenlerin cesaretini kırmayacaktır. Ancak bunlar, İbrani (Yahudi) Devleti ile ilgili çok sayıda belgenin gıyabı ışığında sorulacak doğal sorulardır, özellikle üstü örtülen dönem çok mühimdir ve bölgede birçok olaya tanıklık yaptı.
WikiLeaks sitesinde belgelerin bulunduğu ortaya çıkmasından hemen sonra bu devletin yöneticilerini saran telaş ve belgelerin yayınlanmasından sonra istisnai rahatlıkları, bizi bu düşünceye sevk etmektedir ki, bu da siteden beklediklerinin gerçekleştiğini göstermektedir. Sitede belgelerin bulunduğunun açıklanmasından sonra yayınlandığı tarihe kadar geçen süre zarfında olanları tahmin etmek zor değil, kastettiğim, bazı belgeleri kaybetmeleri için Siyonistlerin site yöneticilerine uyguladıkları geniş çaplı baskıların ihtimalidir.
İsrail gazetelerinde, Yahudi Devlete zarar verecek belgelerin engellenmesi için hemen müdahale edilmesine yönelik çağrıları gördük. Burada Siyonist Lobilerin Batıda siyaset, ekonomi ve basın üzerindeki etki gücünü anlatmaya hacet yoktur.
Bu bağlamda İsrail Başbakanı Netanyahu açıkça "belgelerde gerçek gizli bilgilerin verilmediğini" söyledi, hepsi bu kadar da değil, belgeler bir yere kadar faydalı da oldu. Netanyahu’ya göre belgeler iki gerçeği ortaya çıkardı: Birincisi İran bölgedeki en büyük tehlikedir, ikincisi siyasi alanda önemli bir ilerlemenin kaydedilmemesinin asıl sebebi Filistinlilerdir.
Devlet Başkanı Şimon Peres’e göre, "belgelerde İsrail’in en mühim ve en büyük müttefikiyle ilişkileri etkileyecek herhangi bir veri bulunmuyor" yani ABD. Maliye Bakanı Yuval Steinitz de, "İsrail sızıntılardan yeterince temiz çıktı" açıklamasını yaptı. İsrailli analistler, belgelerin öncelikle Arap âleminde İsrail’in İran teorisini ispatladığını öne sürüp Arap yöneticilerinin, İran’a olan pozisyonları ile yerleşimler arasında bir irtibat görmemelerini dayanak göstererek, Filistin’e önem vermediklerini ispatladığını yorumunu yaptılar. Çünkü hiçbir Arap yönetici, İran’a karşı koymak için Washington’dan Filistin’e yönelik konumunu düzeltmesini talep etmemiş.
İran bağlamında, belgeler başka bir yönden İran nükleer programına karşı acil müdahaleye de karıştığı görülüyor, çünkü ABD Dışişleri Bakanlığından uzmanların, İsrail ordusunun İran’a karşı bir askeri müdahale için her zamankinden daha kararlı olduğunu ve aynı kaynaklar İsrail’in buna kadir olduğunu belirtiyor. Bu da, Tel Aviv’in tek başına İran’a karşı askeri bir müdahaleye kalkışmaması için, Washington’ın İran’a yönelik daha sert yaptırımları uygulamaya zorlamaktadır, çünkü böyle bir saldırının olması Washington’ın çıkarlarına aykırı olduğu herkesin malumudur.
Bazıları, İsrail ile ilgili belgelerin de yayınlandığını söyleyebilir, bu doğrudur, ancak yayınlanan belgeler ona zarar verecek veya zora sokacak türden değil, hatta bazı yararlar dahi sağlayabilir, sadece İran veya Hamas ve Hizbullah’a baskı uygulamak ile ilgili değil, bu çerçevenin dışına çıkmayan başka konuları da kapsar. Bunu tekit etmek için bazı örnekler verebiliriz.
Mesela hangi yönden olursa olsun, bazı Arap yetkililerinin İsrail ile gizli ilişkilerini ifşa olması, tereddütlü davranan bazılarını uygulamaya itmez mi? Ki, bu bazı ticari ilişkiler için de geçerlidir, Irak’la ilişkiler gibi. Başka bir yönden Türkiye’nin "Radikal İslam’ın" pençesine düştüğünü anlatan belgeler Ankara’nın Tel Aviv’e karşı geri adım atmasını gerektirmez mi?
Mısır konumu da bu çerçevenin dışına çıkmıyor, kast ettiğim, Mısır ordusunun İsrail’i ilk veya tek düşman gördüğünü açıklayan belgeler, Cemal Mübarek’in veliahtlığını olumsuz etkilemez mi? Özellikle savunma bakanlığı siyasi büro başkanı "Amus Celad" Amerikalılarla görüşmesinde Cemal Mübarek’in veliahtlığı ile ilgili bu açıyı konuşması dikkat çekicidir.
Karşı tarafta örtülü dönemle ilgili açıklanmayan ancak açıklanması muhtemel olan belgelerin ortaya çıkması durumunda İbrani Devlete zarar verebileceğini hatırlatmak gerekir. Burada Filistin Başkanı Yaser Arafat’ın suikastına dikkat çekmek yeterlidir, herkes biliyor ki, Arafat zehirlenerek öldürüldü ve Fransa, İsrail’in raporları gizlemesine ve süreci örtbas etmesine katkıda bulundu, ondan sonra onu savunanlara yönelik tertibatlar düzenlendi ve yönetin, onu devirmeye çalışan karşıtlarına geçti.
Ondan sonra Hamas’ın seçimlere katılması ve buna yönelik olan pozisyon. Özellikle ABD ve İsrail’in, Şaron’un uzun vadeli geçiş çözümüne Hamas’ın da katılmasında ısrar etmesi, sonra bunun sürpriz sonuçları ve onlarla baş etme çabaları, Muhammed Dahlan’ın buna desteği, Hamas’ın yönetimini devirmeye çalışan Dayton’un planı ve Washington’ın içinde olduğu daha birçok konu.
Aynı zamanda Temmuz 2006 Lübnan savaşıyla ilgili konular, Arap ve dünyanın savaşa ve seyrine yönelik genel konumları sonra Gazze’ye yapılan Dökme Kurşun operasyonu, özellikle bu operasyonla ilgili Filistin yönetimi ve Mısır’la olan koordineli pozisyonun keşfedilmesi fayda veren türdendir, kaldı ki bu bütün gözlemcilerin bildiği bir durumdur. İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, bu dönemle ilgili konuşma ve mesajları açıklamakla tehdit ederken zımnen bunları açıkladığını hatırlıyoruz.

Ya ondan sonraki ateşkes ve Hamas’ın maruz kaldığı baskılarla ilgili döneme ne demeli? Sonra Gazze’ye silahların girmesini engellemek için yapılan görüşmeler ve çelik duvar, savaş esnasında ve sonrasında diğer Arap devletlerinin konumu? Hariri, İmad Muganiye ve Mahmud el Mebhuh suikastları gibi önemli suikast eylemlerini de sormaya hiç gerek yok.
Öyle görünüyor ki, belge stoku çoktur, ancak açıkladığı şeylerin çoğu büyük ölçüde biliniyor, bu da siyasette fazla sırların olmadığı gerçeğini tekit etmektedir ve analistlerin genel siyasi alana yönelik, dış mücmellerden uzak, okuyacakları fazla bir şey kalmıyor.
Takip eden için bazı önemli ayrıntıların olduğu doğrudur, ancak açıkta bulunan verilerin neticesini değiştirme etkisi azdır, belgeler hakkında yapılan yayınlamaların çoğunda, kayda değer yeni bir şey bulamıyoruz. Belki Yemen’de ABD insansız hava araçlarının El Kaide yerleşimlerini yönetimin onayıyla bombalamasının belgelerde açıklanması, muarazanın kutlamalarına yol açtığına işaret edilebilir, ancak siyaset âleminde yeni olan kişi dahi bunu bilir.
Fakat bütün bunlar, Arap rejimleri, en azından çoğunluğu, belgelerde keşfedildiği açıklandığı gibi, halklarıyla olan ilişkilerinin şeffaf olmadığı gerçeğini değiştirmez, bu durum Netanyahu’yu bu bağlamda şamata dilini kullanmaya sevk etti ve Netanyahu bu rejimleri halklarına karşı şeffaf davranmaya çağırdı.

Burada söylenmesi gereken şu söz kalıyor, biz ABD’nin bütün dünyaya yönelik teamülde kibrinin ve siyasi eylemlerine tahakküm eden emperyalist ruhunun boyutunu ortaya koyan belgelerle karşı karşıyayız, ancak bu boyutun belgelerde sızması, ABD’nin gerileme zamanın başladığını tekit etmektedir. Uzun bir zaman geçmeden dünya ABD’ye karşı cesaretlenecek ve daha önce olduğu gibi dünyaya hükmeden bir güç olmaktan çıkıp, bazı güç grupları içerisinde bir güç olacaktır.



10 YILDA ABD'YE YAPILAN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK DARBE

Bu bağlamda İsrailli yazar Avi Shalom "İsrael Today" gazetesinde 1/12 tarihli yazısında şunları kaydediyor: "Belgeler, ABD’nin son on yılda aldığı üçlü darbeleri tamamladı. Birinci darbe ABD ordusunun kan kaybettiği savaşlara yol açan 11 Eylül olaylarıydı. İkinci darbe ekonomi darbesiydi: 2008’de bankalar ve konut kredisi krizi, bu da ABD tahvillerini elinde bulunduran ve istediği zaman düşürebilen Çin’in ekonomik tehlikesine yol açtı. Belgelerin sızması üçlü diplomatik darbeleri tamamladı."

*Filistin asıllı gazeteci-yazar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   C.tesi Şub. 19, 2011 12:57 pm



Katil terör örgütü Amerika, Irak'a düzenlediği saldırıda, Türkiye'daki işbirlikçisi AKP'nin, bu Haçlı saldırısında müslümanların katledilmesine destek olması karşılığında 5.5 milyar dolar önerdi



Haçlı Siyonist terörist Amerika, Irak'a saldırmadan önce, dönemin Başbakanı Gül ile yapılan görüşmede, Haçlı saldırısına destek vermesi karşılığında 5.5 milyar dolar önerdi. Kürt devletinin kurulmayacağı garantisini verdi. “Reddederseniz Irak'ın Kuzeyi'nde olacakları bilemeyiz” diye tehdit etti.

Irak saldırısı öncesinde haçlı elebaşı Bush çetesinin Irak’ın meşru Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i devirmek için yapılacak kirli tezgahın Türkiye toprakları üzerinden gerçekleşmesi ve Türk ordusunun da işbirlikçiliğe zorlanarak bu cinayetlere ortak edilmesi konusunda işbirlikçi AKP'nin elebaşlarından Abdullah Gül ile yaptığı çarpıcı görüşmenin tutanakları WikiLeaks belgelerini veren Norveç gazetesi Aftenposten tarafından yayınlandı.

3 Aralık 2002 tarihinde Ankara’ya gelen dönemin terörist Amerikan Siyonist Haçlı çetesi Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ile o dönem Türkiye'nin Başbakanlık koltuğunda oturtulan Abdullah Gül arasında geçen görüşmenin tutanaklarında şu diyaloglar göze çarpıyor:

WOLFOWİTZ: Başkan Bush beni ve Bay Grossman’ı Irak operasyonuna Türkiye’nin olası katkısını görüşmek üzere yolladı. Çok kısa bir süre önce göreve geldiğinizi biliyorum. Ama Türkiye’nin acil bir şekilde karar vermesine ihtiyacımız var. Türkiye’nin savaşın hem planlanmasında hem de hazırlık aşamasında yer almasını istiyoruz. Türk hükümetinden şunları istiyoruz:

- Ordular arası planlama görüşmeleri

- Türk askeri tesislerinde incelemelerin hemen başlaması

- Türk askeri tesislerinin hazırlanması

- Türk ordusunun operasyona katılımı

- İngiltere’nin de dahil olabileceği bir koalisyon gücünün kabulü

- Kuzey Irak’taki teröristlere karşı destek Türkiye’den hemen bir yanıt almamız gerekiyor. Çünkü kuzeyden bir harekat yapamayacaksak askeri planlama güney harekatına çevrilecek.

Türkiye’nin kırmızı çizgileri bizim de kırmızı çizgilerimizdir. Nedir bunlar:

- Irak’ın toprak bütünlüğü korunacak

- Bir Kürt devletinin kurulmasına izin verilmeyecek.

- Türkmenlerin hakları ve refahı korunacak.

- Kerkük ve Musul Irak merkezi yönetiminde kalacak.

- Irak petrolleri Irak merkezi yönetimi tarafından kontrol edilecek.

Türkiye’nin Irak’a yönelik askeri operasyondan kazanacağı çok şey var. Türkiye’nin savaşın getireceği ekonomik riskler konusunda kaygıları olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Başkan Bush Türkiye’ye şu yardım paketini öneriyor:

- 2 yıl boyunca Ekonomik Destek Fonu ve Dış Ülkeler Askeri Finansmanı Fonu’ndan yılda 2 milyar dolar.

- 1 milyar dolar değerinde petrol.

- ABD ordusundan 500 milyon dolarlık yardım.

- Türkiye destek kararını açıklar ama savaşa gerek olmazsa 355 milyon dolarlık yardım, İncirlik ve Konya’daki üslerin modernizasyonu ve füze savunma sisteminde işbirliği.

Türkiye bu talebimizi reddederse savaş daha uzun sürebilir, bu da bizim için daha maliyetli olur. Ayrıca Kuzey Irak’ta neler olabileceği konusunda da emin olamayız. Sizden çok acil bir cevap istiyoruz. 6 Aralık’a kadar...

ABDULLAH GÜL: Hafta sonuna kadar mı?! Türkiye onlarca yıldır ABD ile stratejik ortak. Türkiye bu ilişkiyi daha da derinleştirmek istiyor. Ama hükümetim daha yeni güvenoyu aldı. Bu konuyla ilgili sadece 2 brifing aldım. Bunu tabi ki takip ettim ama göreve geldiğinizde iş başka oluyor. Ayrıca 12 Aralık’ta AB’nin kritik Kopenhag zirvesi ve Kıbrıs’ta Annan referandumu gibi daha baskı yaratan gelişmeler var. Irak rejimi kötü bir rejim, halkına çok çektirdi. Irak’ın kitle imha silahlarının hem Türkiye’ye hem de bölgeye tehlike olduğunu kabul ediyoruz. Savaş istemiyoruz ama sizin kaygılarınızı da anlıyoruz. Açıkça konuşmak gerekirse siyasi bir karar vermek için daha fazla zamana ihtiyacımız var. Kamuoyunu şekillendirmek için zaman gerek. Bütün taleplerinize evet diyebiliriz ama hem bu konuya daha çok çalışmamız, ardından parlamentoya götürmemiz ve kamoyunun görüşlerini de şekillendirmemiz gerek. Türkiye’nin milyonlarca işsizi var. Ekonomi kırılgan. İşbirliği yapacağız, işbirliği yapacağız ama Dışişleri Bakanım da Savunma Bakanım da çok az şey biliyor. Biraz çalışmalıyız.

(Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal araya girerek “12 Aralık’ta AB’den müzkere tarihi almayı beklediğimiz Kopenhag zirvesinden önce size bir yanıt veremeyiz. Tarih alamazsak Irak operasyonuna katılım kararı da riske girebilir” diyor)

GROSSMAN: Başkan Bush bu konuda çok fazla efor sarfediyor. 12 Aralık’a kadar vereceğimiz desteğe de emin olabilirsiniz. Kıbrıs konusunda da Annan Planı’na açık destek vermenizi istiyoruz.

GÜL: Bu konuda Rauf Denktaş ile görüşüyoruz.

WOLFOWITZ: Size açıkladığım yardım paketiyle ilgili rakamları kamuoyuyla paylaşmayın. Sadece ABD’nin Türkiye’ye yardım etmeye hazır olduğunu söyleyebilirsiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Şub. 25, 2011 8:34 pm

Beyin fırtınasından İsrail çıktı!
24 Şubat 2011

Haberi Paylaş |
.

Wikileaks gündem sarsan kriptolar yayınlamayı sürdürüyor. İnternete düşen yeni kriptolar arasında bugün isyanlarla dalgalanan Bahreyn-Manama çıkışlı bir belgede İsrail, Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayan yeni bir uluslararası örgüt kurulması önerileri üzerinde duruldu. Bugün Bahreyn’de “direnişçilerin” hedefi olan Bahreyn Kralı Hamad, Amerikalılara İsrail ve Türkiye’li yeni örgüt fikrinin Abdullah Gül ile yapılan bir “beyin fırtınalamasından” doğduğunu anlatmış.

Şu anda isyan hareketleriyle sarsılan Bahreyn’in başkenti Manama’daki ABD Büyükelçiliği’nden, ABD dışişleri bakanlığına 2 Aralık 2008 tarihinde bir kripto gönderildi. “Gizli” ve “yabancılara kapalı” kriptoda, 12-14 Aralık 2008 tarihinde Manama’da gerçekleştirilecek “Manama Diyaloğu” toplantısı öncesi ortamla ilgili bilgi verildi.
ABD Kongresi’nce görevlendirilen Christopher Henzel’in kaleme aldığı raporun “İsrail ve Önerilmiş Bulunan Yeni Bölgesel Örgüt” bölümünde Bahreyn’in İsrail ile resmi ilişkisi bulunmadığı, ancak uzun süredir İsrail dışişleri bakanlığıyla gayrı resmi ilişkisini sürdürdüğü belirtildi. Buna örnek olarak da Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın, dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ile dinlerarası bir toplantıda New York’ta biraraya gelmesi gösterildi.

İSRAİL’Lİ ÖRGÜT FİKRİNE TÜRKİYE DE Mİ KARIŞTI?
Kriptoda Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid’in 27 Eylül 2008’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı bir konuşmada İsrail, İran, Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayacak yeni bir bölgesel örgüt önerdiği belirtildi. Kritponun, şu anda Bahreyn’de isyancıların başkaldırdığı Kral Hamad’ın, İsrail ve Türkiye’yi de kapsayan yeni bir bölgesel örgüt kurulmasına ilişkin görüşlerine yer verilen bölümünde şöyle denildi:

“Bahreyn dışişleri bakanının kıdemli bir yardımcısı 24 Kasım’da, CDA’ya (Kongrenin görevlendirdiği ABD’li temsilci) Bahreyn’in, örgüte İsrail’in katılımı konusunda herhangi bir ön şart öngörmediğini yineledi. Kral Hamad bize bu öneri için fikrin, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bu yıl daha önceleri yapılan bir ‘beyin fırtınalamasından’ ortaya çıktığını anlattı. Fikir Bahreyn parlamentosuna İslamcı bir çoğunlukla seçilenler arasında rağbet görmüyor ve Arap Birliği GenSek Amr Musa’nın yanısıra hiçbir Arap lideri alenen bu düşüncenin yanında olduklarını söylemedi. Bununla birlikte Şeyh Halid’in örgüt konusunu Manama Diyaloğu sırasında bir kez daha gündeme getirdiğini görebiliriz.”

(ANKA)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Şub. 25, 2011 8:37 pm

İncirlik "işkenceye hazırlık üssü"
17 Ocak 2011

Belgeyi Paylaş |
.
Hükümet Amerikan Merkezi İstihbarat Örgütü'nün (CIA) yasadışı sorgulamalar için İncirlik Üssü'nü kullanmasına 2002'den itibaren izin verdi.

Wikileaks tarafından yayınlanan ABD diplomatik yazışmaları, daha önce Türkiye Dışişleri'nin yalanladığı iddianın doğru olduğunu gösteriyor.

Alman Die Welt gazetesinin yayınladığı habere göre, 2002-2006 arasında CIA İncirlik Üssü'nü 24 uçuş için kullandı. Belge, dönemin ABD Ankara büyükelçisi Ross Wilson tarafından

ABD, "terör şüphelisi" olduğunu söylediği insanları dünyanın farklı yerlerine naklederek işkence altında sorguluyordu. 11 Eylül saldırılarının ardından geliştirilen uygulama uluslararası hak örgütlerince eleştiriliyordu.

Uluslararası Af Örgütü, 2006'da yayınladığı raporda 14 Avrupa ülkesinin yanı sıra Türkiye'nin de CIA tarafından kullanıldığını açıklamıştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi raportörü Dick Marty de aynı tarihlerde açıkladığı raporda İncirlik'in hazırlık noktalarından biri olduğunu belirtmişti.

Tan yalanlamıştı

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan'sa, dünkü haftalık olağan basın toplantısında gazetecilerin raporu gündeme getirmesi üzerine, "İtibar etmemenizi öneririm" dedi.

"Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de, halkının da, devletinin de, - herkesin bildiği gibi - bu sürecin hiçbir aşamasında asla bir rolü olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. Af Örgütü'nün veya diğer kuruluşların veya şahısların - nitekim son olarak Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Raportörü Dick Marty tarafından hazırlanan raporda da yer almaktadır - iddialarına itibar etmemenizi öneririm."

Tan, İncirlik Üssü'nün ABD tarafından Türkiye'den izinsiz kullanılmasının mümkün olmadığını da iddia etmişti.

İncirlik "işkenceye hazırlık üssü"

Raporlara göre İncirlik operasyonların başlatıldığı, uçakların ve mürettebatın toplandığı, hazırlandığı noktalardan biri.

Marty, İncirlik'in altı Cezayir kökenli Bosna vatandaşının 2001'de Bosna'dan zorla alınarak Guanatanamo Kampı'na götürülmesi ve yol boyunca kötü muamele ve işkence görmesi operasyonunda kullanıldığını belirtti; Almanya ve Bosna Hersek'in yanı sıra, Türkiye'nin de bu vakayla ilgili sorumlu olması gerektiğini söylemişti.

Adana'ya 10 kilometre uzaklıktaki İncirlik Üssü 1954'de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Amerikan Hava Kuvvetleri'nin ortak kullanımına açıldı. Halen 4 bin personel bulunan üs ABD'nin bölgedeki operasyonlarına destek sağladı. 1991'de Irak'ın Kuveyt'i işgali sırasında operasyonlarda da yer aldı.

Üs her yıl yenilenen gizli bir kararnameyle ABD'nin kullanımına sunuluyor. Üste nükleer başlıklar da bulunuyor ve ABD'nin füze kalkanı projesinde de kullanılması öngörülüyor.

2008'de CIA Başkanı Michael Hayden, 11 Eylül saldırıları sonrasında zanlılara işkence yapıldığını kabul etti. ABD'de Barack Obama yönetime geldikten sonra CIA'nın uygulamalarıyla ilgili soruşturma başlatmıştı.

(bianet)


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Şub. 25, 2011 8:45 pm

Suriye'deki nükleer tesisi İsrail vurdu
24 Aralık 2010

Belgeyi Paylaş |
.
Wikileaks’in elinde bulunan ancak henüz kamuoyuyla paylaşılmayan bir belge İsrail’in Suriye’nin nükleer tesisleri üzerine düzenlediği saldırının ilk açık kanıtı oldu.

Wikileaks tarafından elde edilen belgelere göre, Suriye'nin kurduğu nükleer tesislerin 2007 yılında bombalanmasının İsrail tarafından gerçekleştirildiği belirtildi.

Söz konusu belgenin ilk kısmında şimdiye kadar hiç benzeri görülemiş bilgilerin yeraldığı ve Rice'ın "İsrail'in saldırısının, Suriye'nin doğusundaki çöllük alanda, El Kibar denilen bölgede gizlice inşa edilen nükleer reaktörü yok etmeyi amaçladığını sizlere bildirmek isterim" dediği belirtiliyor.

İsrail'de internetten yayın yapan Ynet haber sitesi, Wikileaks tarafından ele geçirilen "gizli" kayıtlı belgelerden birinde, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, "2007 yılı 6 Eylül'ünde, muhtemelen Kuzey Kore'nin de yardımıyla Suriye'de gizlice inşa edilen nükleer reaktörün İsrail tarafından yok edildiğini" yazdığını bildirdi.

İsrail saldırısının başarılı olduğunu ve reaktörün yeniden tamir edilmeyecek şekilde yok edildiğini de yazan Condoleezza Rice, "Suriye, tesisin bulunduğu alanı boşalttı, bölgedeki kanıtlardan da kurtularak, yerine yeni bir bina inşa etti. Sağlam kanıtlara dayanarak, Kuzey Kore'nin Suriye'nin bu reaktörü inşa etmesine yardım ettiğine inanıyoruz. Ve bu konuyla ilgili olarak artık sizlerle daha fazla bilgiyi paylaşmanın da zamanının geldiğine karar verdik" diye yazmış.

Wikileaks'in yayınlamasından önce İsrail gazetesi Yedioth Ahranot tarafından yayımlanan telgraf, Suriye tesislerine yapılan saldırının, ilk kez resmen ve ayrıntılı olarak doğrulanması anlamına geliyor.

SAVAŞ ÇIKAR DİYE SAKLADIK
Sızan belge, ABD ve İsrail'in işbirliği yapmaları, saldırı öncesinde istihbarat toplanması,İsrail hükümetinin tesisleri bombalamaya karar vermesi, saldırıya karşı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın savaş açabileceği korkularına ilişkin bilgileri içeriyor. Rice, bütün dünyadaki ABD diplomatik temsilciliklerine gönderdiği telgrafta, "Bu bilgiyi şimdiye dek bir çatışma korkusu ve bir çatışmayı önlemek için sizlerle paylaşmaktan kaçındık" ifadelerine yer veriyor.

25 Nisan 2008 tarihli ve “confidential” etiketli belgeye göre dönemin Dışişleri Bakanı Rice, dünya genelindeki bakanlık temsilcilerine, “6 Eylül 2007 tarihinde İsrail, Suriye’nin belli ki Kuzey Kore’nin yardımıyla inşa ettiği gizli nükleer reaktörü yok etti” mesajını gönderdi.

Bu belgeyi, Wikileaks’in sitesinde yayınlanmasından önce Yedioth Ahronoth’tan Ronen Bergman’ın bugün ortaya çıkardı. Belgenin önemi saldırının ilk resmi ve detaylı teyidi olması açısından önem taşıyor.

Belgede operasyon öncesi istihbarat toplanması, İsrail ve ABD arasındaki işbirliği, her iki ülkenin de paylaştığı can sıkıcı ve zorlu sonuçlar, İsrail hükümetinin Suriyeyi bombalama kararı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın karşılığında bir savaş açmasından duyulan korku gibi noktalara değiniliyor.

Belgede Rice, “Bugüne kadar bu bilgiyi sizden bir çatışma yaşanır korkusuyla ve böyle bir şeyi önlemek için sakladık” diyor.

Yazışmanın ilk ve en çarpıcı kısmı Rice’ın ağzından şöyle: “Sizleri, İsrail saldırısının Suriye’nin doğusunda El Kibar denen bir çöl arazideki gizli reaktörü yok etmeyi amaçladığı konusunda bilgilendirmek isterim. İsrail’in operasyonu başarılı oldu – reaktör tamiri mümkün olmayacak şekilde yok edildi. Suriye bölgeyi tamamen boşalttı, bölgede daha önce ne olduğuyla ilgili kanıtları ortadan kaldırdı ve araziye yeni bir inşaat yaptı. Kesin kanıtlara dayanarak, Kuzey Kore’nin Suriye’nin reaktörü inşa etmesine yardım ettiğine inanıyoruz. Dahası artık bu konuda size daha fazla bilgi vermenin zamanı geldiğine karar verdik.”

Belgede, ABD istihbarat birimlerinin İsrail’den kendilerine gönderilen bilgileri teyit etmek için aylarca çalıştığı ve reaktörün “barışçıl amaçlar için inşa edilmediği” yönünde ellerinde güvenilir kanıtlar olduğu da ifade ediliyor. Rice mektubu, “Suriye’nin saldırıdan aylar sonra sürdürdüğü esrarlı tavrı ve yalanları bize gizleyecek bir şeyleri olduğu yönünde açık kanıtlar sunuyor” şeklinde sona erdiriyor.

İsrail jetleri Eylül 2007’de nükleer silah üretmekle suçladığı Suriye`nin El Kibar tesislerini bombaladığında, dönüş yolunda Hatay`a boş bir füze tankı düşürmüştü. İsrail uçaklarının Türk hava sahasını kullandığının ortaya çıkması Türkiye'yi de tartışmaların merkezine çekmişti.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Şub. 25, 2011 8:56 pm

RTE REALİSTTİR, ABD VE NATO İLE İLİŞKİLERİ RİSKE ATMAZ

05 Aralık 2010

Belgeyi Paylaş |
.
TARİH: 16 Kasım 2009

BELGE NO: 09TELAVIV2482

GÖNDEREN MAKAM: ABD Tel Aviv Büyükelçiliği

SINIFLANDIRMA: Secret/Noforn

KONU: İran’ın Savunma Bakan Yardımcısı Vershbow ile üst düzey İsrailli savunma yetkililerinin görüşmesi

Özet: (…) İsrailli yetkililer Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bozulmayla ilgili kaygılıydı ve Suriye ve Lübnan’dan gelen tehditlerden bahsettiler.

(…)

Gilad, Suudi Arabistan’ın İran’ın (Pakistan desteğiyle) nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkacağını, Mısır’ın da destek vereceğini söyledi. Türkiye’nin nükleer silah sahibi olarak yanıt vereceğinden emin değildi. Yine de, İsrail’in çevresindeki bölgede güvenlik durumu İran’ın nükleer silah sahibi olmasıyla ciddi anlamda iyileşecekti.

(…)

Türkiye’yle ilgili rahatsızlık

13. İsrailli yetkililer ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in Anadolu Kartalı tatbikatına katılımını iptal etmesiyle büyüyen rahatsızlıklarını dile getirdi. Türkiye’yle stratejik ilişkinin önemine inançlarını belirten yetkililer Erdoğan’ın görüşlerinin günden güne orduyu daha fazla etkisi altına aldığını ve Türkiye’nin Batı’dan çok Doğu’ya bakmasının ilişkilerin bozulmasının bir nedeni olduğunu söyledi. Gilad, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin şüpheye düşmesiyle bunun anlaşılır bir duru olduğuna ve başarılı olmak için iki bölgede ilişkilerini dengelemesi gerektiğine inanıyor.

14. Baidatz Türklerin Irak’ta Kürt etkisini önlemeye kararlı olduğunu ve bu hedefi gerçekleştirmek için İran ve Suriye’yle ilişkilerini düzeltmesi gerektiğini söyledi. Ona göre en kötü sonuç, Ortadoğu’da yeni bir Türkiye-İran-Suriye-Irak ekseninin ortaya çıkması olur. Gilad aynı zamanda Türkiye’nin İran’la ilişkilerini düzeltmek istediğine de dikkat çekerek son dönemde Hamas’ı desteklemek için bazı agresif planlar yaptığını söyledi. Ancak Baidatz’dan daha iyimser görüşler taşıyorduve Türkiye’nin Irak’ta olumlu bir rol oynadığını ve Türklerin asıl hedefinin ticari açıdan faydalı olabilecek istikrarlı bir Irak olduğunu belirtti. Glad, yakın zamanda İsrail ve Türkiye arasındaki herhangi bir yakınlaşmadan şüphe duyduğunu, ancak Türkiye’nin önemi dolayısıyla İsrail’in ordular arası ilişkileri sürdürmeye devam edeceğini belirtti.

15. Gilad ayrıca Vershbow’a İsrail’in Türkiye’yle ilişkilerini düzeltmek için ne yapabileceğini sordu. Vershbow Türkiye’nin bölgede etkili olmak istediğini ve eğer İsrail’le ilişkilerini tehlikeye atarsa konumunu ve tarafsız bir arabulucu olarak etkinliğini riske atacağını belirtti. Erdoğan’ın ideolojik görüşlerinin Türkiye’nin Müslüman komşularına odaklanmasına neden olabileceğini de belirten Vershbow, kendisinin bir realist olduğunu dolayısıyla ABD ya da NATO’yla ilişkileri riske atmayacağını ifade etti. ABD ve İsrail Türkiye’ye karşı sabırlı ve ilgili olup Türkleri bölgede yapıcı bir rol oynamaya gönüllendirmeli.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   Cuma Şub. 25, 2011 9:05 pm

AKP İÇİNDEKİ AKIMLAR
05 Aralık 2010

Belgeyi Paylaş |
.
TARİH: 8 Aralık 2005

BELGE NO: 05ANKARA7215

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

SINIFLANDIRMA: Confidential

KONU: Türk parlamentosunda iktidardaki AKP içinde bölünme söz konusu değil

1. Özet: Erdoğan’ın başında olduğu AKP’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti –şimdilik- bütünlüğünü koruyor. AKP içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, AKP’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde AKP içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.

2. Son bir yıl içinde Türk basını AKP içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. AKP içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti.

AKP’nin ideolojik akımları
3.AKP, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.

Dindarlar
4. Neredeyse tüm AKP milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. AKP’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.

5. Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, AKP üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu askerlik görevi dışında hiçbir bağ bulundurmuyorlar. ABD’ye karşı görüşleri büyük farklılık gösterirken, “arkadaşçı” ve “şüpheli” arasında değişiyor. AKP'li üyelerden birçoğu Müslüman dünyasıyla yakın ilişkileri desteklese de, Erdoğan’ın liderliği altında, karşı oldukları özelleştirme ve yabancı yatırımı kamuoyunda cesaretle savunuyorlar.

6. Dindar milletvekillerinin, Erdoğan’ın başörtüsü ve dini okullarda başörtüsü giyilmesi konusundaki kısıtlamaları hafifletememesinden dolayı son derece mutsuz oldukları söyleniyor. Buna rağmen, 2002’den beri hiçbir milletvekili istifa ederek Saadet Partisi’ne geçmedi.

Milliyetçiler
7. Milliyetçi olmayan bir Türk bulmak zor. Öyle ki, eski bir milletvekilinin verdiği bilgiye göre, AKP’de çoğunluğu aşırı milliyetçi MHP veya merkez sağ DYP üyeliği yapmış 50’ye yakın vekil, Türk standartlarıyla kıyaslandığında aşırı milliyetçi. Bu grup, Adalet Bakanı ve hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve meclis başkanvekili Sadık Yakut’tan oluşuyor.

8. Milliyetçi AKP'liler, AB ve Kıbrıs için söz konusu olan imtiyazlarda en sert duruşu sergiledi. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, hükümetin Ankara Anlaşması’nın genişletilmesi protokolünün parlamentoya getirilmesinin milliyetçi partililerin tepkisi yüzünden ertelendiğini defalarca belirtti. Milliyetçi AKP'liler, Türkiye’de etnik Kürtlerin güdülerinden oldukça şüpheli. Aynı zamanda, Erdoğan’ın Ağustos ayında Diyarbakır’da Türkiye’nin bir Kürt sorunu olduğunu açıklamasını eleştiriyorlar. ABD’ye olan yaklaşımları ise dindar meslektaşlarınınkine benziyor

Pragmatistler
9. Yurt dışında eğitim görmüş ve diğer meslektaşlarına kıyasla daha fazla seyahat etmiş olan AKP'li pragmatistlerin çoğu İngilizce konuşuyor. Bazıları eski ANAP milletvekili olan pragmatistlerin çoğu Ankara ve İstanbul gibi büyük kozmopolit şehirlerden geliyor. Yabancı yetkililerle yapılan temaslarda yer alan AKP’deki beş başkan yardımcılığı koltuğunun üçü, pragmatistlere ait. Bu kişiler Bülent Gedikli, Reha Denemeç ve Şaban Dişli. Her biri yurt dışında eğitim görmüş bu kişiler İstanbul ve Ankara’yı temsil ediyor. Aynı özellikler, Erdoğan’ın çevirmeni ve dış politika danışmanı Egemen Bağış için de geçerli.

10. Pragmatik AKP'liler dış politikada en çok öne çıkan isimler olsalar da, parti içinde milliyetçi ve dindar kesimin ardında kalıyorlar. 2005 yılının başlarında, istifa eden milletvekillerinin çoğunun ANAP’a geçmesi ılımlı AKP'lileri öfkelendirdi. AKP’den ayrılarak ANAP’ın başına gelen Erkan Mumcu, “AKP’de kendisini sadece bir misafir olarak hissettiğini” söyledi.

11. Erdoğan pragmatistleri kaybetmenin altından kalkamaz. AKP’ye ABD ve Avrupa’da iyi bir diplomasi sergileyen büyük bir çadır görüntüsü kazandırmalarının yanı sıra, pragmatistler İstanbul ve Ankaralı elitlerle bağlantılara sahip. Ak Parti’nin ABD’ye en arkadaşça kesimini oluşturdukları gibi AB üyeliği için gereken liberal politik ve açık piyasa ekonomisi reformlarını savunuyorlar.

Kişisel sadakati olanlar
12. AKP'liler kişilik ve politik alanda bölünüyor olmalarına rağmen, kişiliklerinde yatan fay hatları ideolojik fay hatlarını kesip geçiyor. Erdoğan’ın AKP’yi bir araya tutmaya yarayan tutkalı, İstanbul belediye başkanıyken ekibinde yer alan ve ardından onu izleyen milletvekilleri. Bunlar arasında Ekonomi Bakanı Kemal Unakıtan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, milletvekili İrfan Gündüz ve Erdoğan’ın konuşmalarının metnini yazan Hüseyin Besli var. Bu isimlerin her biri dindar iken, Çubukçu’nun partideki dindar kesimi sürekli desteklediği biliniyor.

13. Erdoğan, ‘İstanbul’ Bakanları için yapılan istifa çağrılarına rağmen üç bakanını sürekli savundu. Diğer AKP vekilleri “Tayyip Bey’e” sadakatlerini belirtiyor ve ona yakın kalmak istiyor. Bir kaynak, Erdoğan’ın stratejisinin, emrinde olan kişileri sürekli rekabet içinde tutarak onları ilgisini çekmeye zorladığı, böylece onları kendisine ciddi bir tehdit oluşturamayacak kadar meşgul ettiğini belirtti.

14. Gül, Erdoğan’a en büyük rakip olarak duruyor. Aralarındaki fark ideolojiden değil, Gül’ün daha fazla güç istemesinden kaynaklanıyor. Fazilet Partisi’nin parlamentodaki grubunu temsil eden Gül, Kayseri milletvekili Salih Kapusuz, AKP eski halkla ilişkiler başkan yardımcısı Murat Mercan (bu yılın başlarında yetersiz kaldığı için Erdoğan tarafından kovuldu) ve bir diğer Kayseri milletvekili Taner Yıldız bulunuyor.

15. Meclis Başkanı Bülent Arınç, partideki en üst düzey üçüncü lider figürü ve Erdoğan’ın gelecekteki olası rakiplerinden biri. Ancak Gül’ün nüfuzu altında olan Arınç, bağlantılarımıza göre belirgin bir sadık AKP’linin desteğinden yoksun.

AKP’nin Kürt milletvekilleri
16. Çoğunluğu güneydoğudan olmak üzere, AKP’nin yaklaşık 60 milletvekili Kürt kökenli. Partinin en belirgin Kürt kökenli milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat. AKP milletvekilleri dindar eğilim göstererek, Kürt milliyetçiliği üzerindeki ortak bağları öne çıkarıyor. Eski bir Kürt kökenli ve dindar milletvekili, AKP’nin Kürt vekillerinin Kürtleri ilgilendiren konularda son derece pasif kaldığını düşündüğünü belirtti.

17. Yakın dönemde yaşanan, Şemdinli’de Jandarma’nın karıştığı bombalama olayları ve Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı konuşma, Kürt kökenli vekillerle parlamentonun geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltti. Ankaralı bir AKP vekili, kısa bir süre önce yaşanan gerilimin, AKP’nin dindar kesimini etkilediğini ve parti içindeki diğer gruplara göre gücünü azalttığını belirtti.

18. Yorum: AKP’nin parlamentoda sahip olduğu güç, şu ana kadar Erdoğan’ın farklı görüşe sahip milletvekillerinden oluşan çeşitli grupları bir arada tutabilmesi ve güçlü bir muhalefet oluşamamasından kaynaklanıyor. Ortaya çıkan soru, Erdoğan’ın AKP’yi klasik Türk geleneği içinde demokrasi dışı, kişilik-temelli bir hale getirmeden bütünlük içinde tutup tutamayacağı. AKP’ye muhalefet nihayetinde kendi içinde doğacak. Ancak şu an için Erdoğan kontrole sahip gibi görülüyor ve mutsuz milletvekilleri için politik bir alternatif bulunmuyor.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İŞTE AKP İHANETİ - AT PAZARLIĞI BELGELERİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Siyaset :: AKP-
Buraya geçin: