AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 AK YOLSUZLUKLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: PARALAR KİMLERE GİTTİ?   Cuma Nis. 09, 2010 7:45 pm

PARALAR KİMLERE GİTTİ?
09.04.2010 11:45[b]


Deniz Feneri e.V.[/b] skandalı bir zamanlar İngiltere’yi ayağa kaldıran [b]Profumo [/b]skandalını geçti. Gerçi nitelik olarak birbiriyle ilintisi olmasa da, skandal skandaldır. Uluslararası boyutta olduğu için en azından, bir ortak yan bulmak güç olmayacaktır.
Bilindiği gibi Britanya Savaş Bakanı John Profumo’nun, 1960’lı yıllarda telekız Keeler ile yaşadığı aşk tüm dünyayı sarsmıştı.
Bu bir “[b]aşk[/b]” skandalıydı. Bir tarafta bakan olması, öteki tarafta tele kız olması işi biraz skandala çekiyordu, ama yine de bir “aşk” skandalıydı. Akçe işi yoktu yani...
Deniz Feneri e.V. aslında birkaç Profumo skandalı edecek güçte bir skandal olmasına rağmen, “[b]güçlü Türkiye[/b]” sayesinde, fazla yaygınlaşamadan sönme yoluna girmiş durumda.
Profumo, Büyük Britanya tarihinin en büyük skandallarından biri olarak tarihe geçti.
Deniz Feneri e.V. de başka bir alanda Almanya tarihinin en büyük bağış skandalı olarak tarihe yazıldı.
Birlikteliklerini bulduk.
Gelelim şimdi işin aslını en iyi bilenlerden [b]Ali Gülen[/b]’in de anlattıklarından yola çıkarak, skandalın boyutlarını irdelemeye.
Sık sık yinelemekte yarar var, Almanya tarihinin en büyük bağış skandalında, dava sürecini Türkiye’deki bazı çevrelerin bir biçimde kesintiye uğrattığı ortada. 2008 yılında karara bağlanan ve sorumluları cezalandırılan Deniz Feneri e.V. skandalıyla bağlantılı olarak, ikinci bir davanın açılması için hazırlanan iddianamenin işleyişi, Türkiye’nin “[b]hukuki gereklilikleri[/b]” doğrultusunda geciktiriliyor. Mahkemenin görülmesi için Türkiye’deki zanlıların ifadelerinin “[b]bir türlü gelemediği[/b]” belirtilirken, bunun da pek öyle tesadüf sayılamayacağına dikkat çekildi. Bu arada Türkiye’de yeterine “[b]Almanca[/b]” diline vakıf çevirmen bulunmadığı da ortaya çıktı(!). Bu da çevirinin gecikmesine “[b]haklı[/b]” olarak neden oldu.[b]

SKANDALI EN İYİ BİLEN GAZETECİ KONUŞTU[/b]
Çalışmalarını Frankfurt yakınlarındaki Offenbach kentinde sürdüren gazeteci-yazar [b]Ali Gülen[/b], ikinci dalganın hızlanması için [b]Zekeriya Karaman, Zahid Akman, İsmail Karahan [/b]ve [b]Harun Kapıyoldaş[/b]’[font:dc60=Times New Roman TUR]ı[/font]n ifadelerinin “[b]bir türlü gönderilmediği[/b]” için uzunca bir dönem hukuk sürecinin kesintiye uğradığını belirtiyor.
Skandalla ilgili tüm gelişmeleri yakından izleyen ve bu konuda daha sonra [b]Vedat Ali Aydın [/b]ile birlikte “[b]AKP’nin Feneri Böyle Söndü[/b]” ve “[b]Polis Dosyasında Çifte Başbakan[/b]” adlı iki de kitap yayımlayan Gülen, dosyanın eksik bırakılarak yargının geciktirildiğini savundu.
Almanya’da yayınlanan Yenigün Avrupa dergisine konuşan Ali Gülen, Deniz Feneri e.V. olayında, insanların yardım duygularının dini motifler kullanılarak sömürülmesi gerçeğinden yola çıkarak bunun ceza hukukunda dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık olarak adlandırıldığını belirtiyor.
Bunların doğurduğu yan suçlar kapsamında da Zekeriya Karaman, Zahid Akman gibi o dönemde Deniz Feneri e.V.’de etkin olan kişilerle ilgili soruştuma açılmasının nedenin bu olduğuna dikkat çekiyor.
[b]Fehmi Koru[/b]’nun da 2003 yılında Deniz Feneri e.V.’den [b]100 bin Avro[/b]’luk sermaye ile Almanya’da çıkarılan ve sonradan yayınına ara verilen [b]Yeni Şafak [/b]gazetesinin yöneticisinin de Zahid Akman olduğunu belirtiyor.[b]

BU PARALARIN SİYASET İLİŞKİSİ ORTAYA ÇIKMALI
[/b]
Bilindiği gibi, Deniz Feneri e.V.’yi soruşturan savcıların Alman Ceza Yasası’nın 263. maddesi ve diğer suçlarla ilgili söz konusu şahısları, yani Zekeriya Karaman, Zahid Akman, Harun Kapıyoldaş ve Mustafa Çelik’le ilgili soruşturma yürütüyordu.
Dosyanın tekamülü Türkiye’den ifadelerin gelmesiydi.
İfadeler hala Alman makamlarına ulaşmış değil. O ifadeler halen gelmiş değil, bu nedenle hazırlanan iddianame öylece duruyor.
Ali Gülen, ifadeler gelmeden de savcının dosyayı mahkemeye sunması ve bunun kabul edilmesi de söz konusu olamayacağını, çünkü dosyanın eksik olduğunu savunuyor.
Ali Gülen şunları ekliyor: “[b]Bunun siyasi bağlantılarını bulmak ve özellikle paraların Türkiye’de kimleri, nasıl geliştirip zengin ettiğini incelemek gerekir. Türkiye’ye elden götürülen paraların Zekeriya Karaman’a, Kanal 7 binasının ikinci katında elden teslim edildiği biliniyor. Paraların elden teslim edildiğine ilişkin makbuzları ise “Amca” denilen Hakkı Sadal’[font:dc60=Times New Roman TUR]ı[/font]n imzaladığı da biliniyor. İşte bu paraların ne olduğu araştırılmalı. Türkiye’deki Deniz Feneri ile olan bağlar araştırılmalı. Bu paralarla hangi siyasetin, hangi yöntemlerle desteklendiği ortaya konulmalı. Yaptığımız araştırmalar, gelen paraların bir siyaseti besleyen çeşitli organların çalışmasını sağladığı, onların da çalışmalarıyla yeniden o siyaseti daha kuvvetli desteklediklerini gösteriyor. Zaten Almanya’daki sanıklar da bu siyasetin ve üstündeki kişilerin kimler olduğunu mahkemede açıklamıştı.[/b]”[b]
Odatv.com[/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: DENİZ FENERİ AKP BAĞLANTISI   C.tesi Nis. 24, 2010 7:53 pm

[size=18]

[color:b0e7=red]POLİS DOSYASINA GİREN AKP’LİLER KİM?[/color]


22.04.2010


- Frankfurt Mahkemesi “[b]Deniz Feneri vurgununun asıl failleri[/b]” dediği [b]Zekeriya Karaman[/b], RTÜK’çü [b]Aykut Zahid Akman[/b], [b]İsmail Karahan [/b]ve [b]Harun Kapıyoldaş[/b]’a savunmaları için iddianameyi gönderdi. Savunma için tanınan süre iki ay...

UZUN sayılabilecek bir aradan sonra Odatv’den merhaba...
Konumuz yine sıcak gelişmeler ve yine yüzyılın en büyük yardım dolandırıcılığı olacak.
Yani [b]Deniz Feneri e.V.[/b] ve bağlantıları ile ilgili skandaldaki son gelişmeler.
Türkiye, Deniz Feneri e.V. ve bağlantılarıyla ilgili henüz somut adım atmazken, Almanya’da ikinci dava için en önemli eşik aşıldı.
Deniz Feneri e.V.’nun Frankfurt’ta görülen 2008 yılındaki ilk duruşmasında “[b]Asıl failler[/b]” olarak nitelenen dört kişi hakkındaki iddianame artık Türkiye’de.
Frankfurt Mahkemesi’ne sunulan yaklaşık 60 sayfalık iddianame, birincisinden bazı belgeler içerse de, içerik olarak farklı.
Bu kez yargının hedefindeki isimler, kendi deyimleriyle “[b]4 elebaşı[/b]”...
Kim mi bunlar?
Birincisi Dr. Aykut Zahid Akman...
İkincisi, dava dosyasında Başbakan Erdoğan’la yakınlığı ve dünürlüğü vurgulanan Zekeriya Karaman...
Üçüncüsü, Deniz Feneri’ne gönderilen yardımlardan gelen para trafiğini kontrol eden, perde arkasındaki şef olarak nitelenen İsmail Karahan...
Dördüncüsü ise yine para işlerini kontrol eden Harun Kapıyoldaş...
Tümü de, Kanal 7 tayfası ve Deniz Feneri’nin “karar verici”leri...
[b]KIRMIZI BÜLTEN ÇIKABİLİR[/b]
Mahkemeden çıkarılan dört ayrı yazı, dört tane iddianame kopyasıyla birlikte Türkiye’ye gönderildi.
Ve bu yazılar yaklaşık 10 gün önce de ilgililerin, zanlıların avukatlarına ulaştı.
İddianamedeki suçlar ağır; [b]Teşekkül halinde dolandırıcılık, kara para aklama iddiasının yanı sıra çeşitli yan suçlar. [/b]Tümü mahkemede incelenecek.
Tabii, Türkiye’den gelecek savunmaların ardından...
Savunmalar gelir mi, gelmez mi bilinmez... Bilinen tek bir şey, olayın artık ciddiye bindiği ve yakın bir zamanda “[b]uluslararası tutuklama kararı[/b]” çıkmasının bile sürpriz olmayacağı...
Şimdilik herkes suskun... Temkinli.
Ancak gelen duyumlar, bazı avukatların ya da bu bazı avukatlarla görüşen bazı kimselerin iddianameyi “[b]basına sızdırmak[/b]” için çabaladığı yönünde.
Tabii bu sızdırma onlara göre “[b]bir bedel[/b]” karşılığı olacak...
Bunun için, aracılardan birinin seçtiği mekan da oldukça ilginç.
Yaklaşık bir hafta önce [b]Kanal 7[/b]’nin giriş katında bir gazeteciyle buluşan bu kişi, cep telefonundaki iddianame kayıtlarını gösterip “[b]belirlenen bir miktarın ödenmesi[/b]” halinde bu belgeleri verebileceğini vurguluyordu.
“[b]Ben parayla haber almam[/b]” diyen o gazetecinin ismi bizde...
Bu cevaba rağmen, iddianameyi elinde tutan kişilerin bazı televizyon kanallarını dolaştığı bilgileri geliyor.
Ne diyeceğimizi bilemediğimiz için soruyoruz;
[b]Zekeriya Karaman, kendi derdine düşmüşken başında bulunduğu televizyonun alt katında kimlerin neler çevirdiğini bir bilse neler olur acaba?[/b]
[b]İLGİNÇ BİR DETAY: AKP’Lİ İSİMLER[/b]
Şimdi kısa bir “[b]yakın geçmiş[/b]” turu yapmak istiyoruz. Çünkü kamuoyuna yansımayan bazı noktalar var...
Deniz Feneri e.V.’nun ilk duruşmasına, “[b]toplanan yardım paralarıyla desteklenen siyaset, AKP siyaseti[/b]”dir sözü damga vurmuştu.
Nitekim ilk dosyada da, AKP’yle olan bağları kanıtlayan birçok bilgi ve belge var.
Bir yıldan uzun süre dosya hazırlayan Frankfurt Polisi’nin, hazırladığı raporlardan biri de, Deniz Feneri e.V.’nun baş tutuklusu [b]Mehmet Gürhan[/b]’ın özel çekmecesinden çıkan kartvizitlerle ilgili.
Bu kartvizit listesinde doğal olarak sıradan isimler yok.
Yani rastgele ziyaret edenler bulunmuyor.
Ama oldukça etkili isimler bulunuyor ve bunlar polis raporuna, “AKP milletvekilleri ve hükümet üyeleri” başlığıyla konulmuş...
Deniz Feneri e.V.’nun Almanya ayağında ismi bu şekilde polis raporuna giren AKP’lilerin adlarını veriyor, yorumu sizlere bırakıyoruz:
- [b]Eyüp Fatsa[/b], AKP Ordu Milletvekili, Meclis Grup Başkanvekili
- [b]Enver Yılmaz[/b], AKP Ordu Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı üyesi
- [b]Akif Gülle[/b], AKP Amasya Milletvekili
- [b]Şaban Dişli[/b], AKP Genel Başkan Vekili (Polis Raporu’nda böyle diyor) ve Sakarya Milletvekili
- [b]Dr. Zahid Akman[/b] (RTÜK Başkanı)
Polisin 16 Kasım 2007’da hazırladığı bu listedeki isimlerin yanındaki görevlerinin o tarihteki olduğunu hatırlatmamazı gerek yoktur sanıyoruz...
[b]VE AYNI KÖYDEN ONLARCA LİSTE[/b]
Deniz Feneri e.V. soruşturması, Türkiye’deki Deniz Feneri’ni de ilgilendiren birçok noktaya sahne olmuştu.
Ama dediğimiz gibi Türkiye’den tek bir ses yok...
Örneğin Almanya’dan Türkiye’deki Deniz Feneri’ne gönderildiği belirtilen yaklaşık [b]8 Milyon Euro[/b]’nun ne olduğu belli değil.
Gönderilen belgeler arasında, en dikkat çekeni de [b]Trabzon’un Kozluca Köyü’ne ait olanı.
[/b]Hep aynı kalemden, aşağı yukarı aynı tarihlerde, aynı mühür ve imza ile onlarca yardım makbuzu var.
Eğer doğruysa, bu köyün Deniz Feneri zengini olmuş olması gerekiyor.
Türkiye’deki Deniz Feneri savcılarının bu köye gidip “[b]Ya hemşerim nerede Deniz Feneri’nden gelen mallar?[/b]” diye sorup sormadığını bilmiyoruz.
Zaten bir sorsalar...
Herşey çorap söküğü gibi gelecek...
[b]Ali Gülen
Odatv.com[/b]
[b]İŞTE AKP'LİLERİN LİSTESİNİN OLDUĞU POLİS RAPORU[/b]
[url=http://www.odatv.com/images/yeni_001.jpg][img(400px,538px)]http://www.odatv.com/images/yeni_001.jpg[/img][/url]
[b]KOZLUCA KÖYÜ YARDIM BELGESİ[/b]
[url=http://www.odatv.com/images/yeni_003.jpg][img(400px,533px)]http://www.odatv.com/images/yeni_003.jpg[/img][/url]


[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Ptsi Nis. 26, 2010 10:02 pm

BİR SAATLİK ERDOĞAN’LI DENİZ FENERİ KASETİ



[img]http://www.odatv.com/images/2010_04/2010_04_26/bir-saatlik-erdoganli-deniz-feneri-kaseti-2604101200_l.jpg[/img]



26.04.2010 13:33


DENİZ Feneri e.V. skandalı daha çok su kaldıracak gibi görünüyor.
Çünkü henüz dibine ulaşılamadı.
Her ne kadar Deniz Feneri sanıkları ve tanıkların bir kısmı, [b]“Belli bir siyaseti desteklemek amacıyla, belirli kişiler tarafından, belirli bir zamanda kuruldu. Belirli bir siyasete destek verildi“ [/b]dese de, bu yetmiyor.
Almanya için yetiyor da, galiba Türkiye için yetmiyor…
İki kişinin ifadesiyle Türkiye’de sıradan insanlar, profesörler ömür boyu hapisle yargılanırken, bir dönem böyle bir sistemle beslenen siyasetin temsilcileriyle ilgili tek hareket yok.
Dahası, açıkça suçlanan ve elebaşları olarak [b]nitelenen Zekeriya Karaman, Zahid Akman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik[/b] ile ve muhasebeci [b]Harun Kapıyoldaş [/b]ile ilgili de bir ses yok.
Ama Almanya durmuyor…
İnsanların bir takım duygularının sömürülerek toplanan nakdi- ayni yardımların iç edilmesi fena halde canlarını sıkıyor.
Her normal insanda olması gerektiği gibi…
Araştırmalar sürerken, bir konu şu ana kadar hiç gün yüzüne çıkmadı…
Alman tarafı da sanki üstünü örtüyor.
O da, bir saatlik bir kaset.
Bu haber amaçlı düşünülen, televizyon kameraları tarafından kaydedilen bir saatlik bir görüntü.
Görüntünün baş aktörleri; [b]Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Gürhan.[/b]
Görüntü tarihi; [b]5 Temmuz 2002.
[/b]Görüntü yeri; [b]Frankfurt’taki Deniz Feneri ve Kanal 7 binası.
[/b]Katılımcılar; [b]Deniz Feneri’nin şu anki baş tutuklusu Mehmet Gürhan, ilk AKP hükümeti kurulmadan önceki Erdoğan’ın kurmayları, Almanya’daki bazı Milli Görüşçüler.
[/b]Kameraman; [b]Bir kişi…
[/b]Yönetmen; [b]Bir kişi.
[/b]Görüntüler, [b]Erdoğan [/b]ve yanındaki ekibin Deniz Feneri binasına girişi ile başlıyor.
Deniz Feneri e.V.’nun (e.V.: Almanca ‚kamuya yararlı dernek’ demek) baş hükümlüsü [b]Mehmet Gürhan[/b]’ın odasında gerçekleşen ve yaklaşık bir saati bulan bir görüşme ile sürüyor.
Bu görüşmede, kamera önünde görüşülebilecekler görüşülüyor.
Tabii en az sayıda katılımla…
Ardından özel görüşmeye geçiliyor.
2002 yılı Deniz Feneri e.V.’nun para toplamada en büyük ataklarını yaptığı, nakit akışını sağladığı yıldır.
Ve bu kaset Deniz Feneri baskınının yapıldığı tarih olan Nisan 2007’de Frankfurt Polisi’nin eline geçti.
İlginçtir, beş yıl içinde o kaset haberleştirilmedi ve montajlanmadı.
Yani ham…
Bu ham kasedin Deniz Feneri’nin başka bir davasında kullanılıp kullanılmayacağı belli değil.
Alman makamlarının da bu kasetle ilgili şu ana kadar tek söz etmemesi de doğrusu ilginç.
Deniz Feneri’nin ardındaki bir sır da burada olabilir mi?
Bilemiyoruz!
Bilinen, o zaman henüz başbakan olmayan AKP lideri [b]Recep Tayyip Erdoğan[/b]’ın, Deniz Feneri’nin başı olan [b]Mehmet Gürhan[/b]’la birlikte bir de fotoğraf çektirdiği...
Skandal ilk patladığında, “[b]Ben o adamı tanımam, etmem[/b]” diyen [b]Erdoğan[/b], bu fotoğraftan sonra sus-pus olmuştu.
Kaset ortaya çıkarsa, neler olacağını bir düşünün artık...
[b]CUMA GÜNKÜ DURUŞMADA NE OLDU?[/b]
Deniz Feneri e.V.’nun yöneticileri yurt dışındaki insanlardan parayı kayıtsız- belgesiz topladığı için istediği gibi harcıyordu.
Bu yüzden Kanal 7, Deniz Feneri veya bağlı diğer kuruluşlarda çalışan kim varsa, hemen hepsine ödemeyi de elden yapıyordu.
Yani kayıt dışı...
İşte bu ödemelerle ilgili bilgiler Alman Polisi’nin eline geçmişti.
23 Nisan Cuma günü de bununla ilgili bir duruşma vardı.
Duruşmada Kanal 7’nin bir kamera önü çalışanı, vergi ve sosyal ödenek kaçırma suçundan yüksek miktarda ceza aldı.
Diğer çalışanlar da, ya savcılık aşamasında ya da daha önce yüksek cezalar ödemek durumunda bırakıldı.
Almanya, elden verilen 1000 veya 2000 Euro’nun bile peşini bırakmazken, Türkiye’ye elden götürülen ve ne yapıldığı bilinmeyenlerin milyonların takip edilmediğini görünce üzülüyor insan.
Galiba bu iş de, asıl bir numaraya ulaşılınca çözülecek.
[b]…[/b]
[b]BUNU DUYDUNUZ MU?[/b]
- Deniz Feneri e.V.’nun yöneticisi olduğu için “asıl fail”lerden biri olarak nitelenen ülkücü kökenli Mustafa Çelik’in, 20.000 Euro’luk bir ceza ile soruşturmadan sıyrıldığını...
- Aynı Çelik’in, elindeki bu yazıyı sağda-solda gösterip “Bakın ben aklandım” dediğini...
[b]Ali Gülen
Odatv.com[/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: RTE - İHLAS İLİŞKİSİ   Cuma Nis. 30, 2010 1:05 am

MELEKLER ERDOĞAN’A HANGİ KAYITLARI SORACAK?


30.04.2010 01:13


Yeniçağ yazarı Sabahattin Önkibar, bugünkü köşesinde “[b]Sizin vicdanınız bu kayıtları nasıl silecek Tayyip Bey?[/b]” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yazının muhatabı, TGRT Haber’e konuşan Başbakan Erdoğan idi. Önkibar yazısında; İhlas Holding-Başbakan ilişkisiyle ilgili de yaşadığı ve kayıtları olduğunu söylediği çarpıcı anekdotlardan bahsetti.
[b]Sözü fazla uzatmadan; Sabahattin Önkibar’ın ilgili yazısını alıntılıyoruz:[/b]
“Başbakan önceki akşam Danıştay cinayeti ile alakalı olarak silindiği iddia edilen kayıtları hatırlatarak, “Bunları vicdanlardan nasıl silecekler” dedi.
Danıştay olayı yargıda, dolayısıyla ben Başbakan gibi yargıda olan bir konuda görüş belirtemem zira suç ama yargıda olmayıp da vicdanları kanatan bir başka konuya değinebilirim.
Neye mi?
Bakın, Başbakan bu sözü, önceki akşam TGRT-Haber kanalında etti.
O kanal hangi gruba ait?
Tayyip Erdoğan’ın en güvendiği bürokrat olan önceki TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün bile “Orada büyük hortumlamalar var” dediği İhlas Finans’ın çatı kuruluşu İhlas Holding’e!
Peki Tayyip Bey görevli bürokratın hortumlama feryadına rağmen İhlas Finans için ne mi yaptı?
Yıllardır korudu ve hâlâ koruyor!
Daha, önceki gün bile TBMM’de verilen araştırma önergesi AKP’lilerin oyları ile reddedildi.
Düşünün bürokratı hortumlama var diye uyarıyor, o üstünü örtüyor!
Hadise sadece bürokratın feveranı olsa iyi!
Arşivimde mevcuttur, daha önce de yazdım, İhlas Finans’ın battığı günlerde beni arayan Tayyip Bey, nasıl kıyametleri koparıyor ve Enver Bey’i topa tutuyordu!
Peki aradan geçen birkaç yıl içinde ne oldu da kıyameti koparan o Erdoğan, İhlas’ı korumasına aldı?
Bakın, Tayyip Bey’in o gün ettiği sözlerin kayıtları, hem benim özel arşivimde, hem vicdanlarımızda, hem de hesap günü için her anı kayda geçiren meleklerin notlarında var. Başkaları inanmasa da ben meleklerin günü geldiğinde hesabı sorulmak üzere kayıt ettiğine iman ediyorum!
Öyle çünkü bu kayıtları sildirmenin imkanı da yok !
Evet, soruma cevap arıyorum, bu kayıtlar ne olacak Sayın Başbakan?
Başbakan’a önceki akşam soru soranlardan biri de Nuri Elibol’du.
Elibol, değil Türkiye’nin, dünyanın en zengin (müteahhit) sözde gazetecisi!
Gazetelerde ve TV’lerde görüyorsunuz ünlü Park Vadi Evleri Projesinin sahibi olan Ulubol firmasının kurucusu ve oğulları ile sahibi. (Resmi kayıtlarla tescilli.)
Askeri cezaevinde 6 ay yatmış ve sonra emekliliğini istemiş sigara parasına bile muhtaç sıradan bir asker emeklisi iken, şimdi Türkiye’nin sayılı zenginlerinden biri. (Bunları yazıp deşifre ettim diye Nuri Efendi bana 300 milyarlık tazminat davası açtı ama yargı davayı reddetti.)
Soruyorum böyle bir adamı gazeteci diye karşısına alan bir Başbakan, on binlerce garip yetim ve zavallı konumunda mağduru olan İhlas Finans mudisinin hakkını arar mı?
Emin olun sadece bu konuda ben AKP öncesindeki Tayyip Erdoğan’ı özlüyorum zira o, Erdoğan hiç kuşkum yok bugünkü gibi birden Karun gibi zenginleşenlerin değil, kimsesizlerin kimsesi olurdu!
Sahi bu hal, taç giyen başın akıllanması mıdır?
Vicdan dedim de aklıma bunlar ve bir de Üstat Necip Fazıl’ın sizin çok iyi bildiğiniz o malum satırları geldi Sayın Başbakan!”
[b]
Odatv.com[/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Cuma Nis. 30, 2010 1:16 am

DENIZ FENERI’NIN PARALARI ÜLKÜCÜ MUSTAFA’YA NASIL AKTI

[img]http://www.odatv.com/images/2010_04/2010_04_28/deniz-fenerinin-paralari-ulkucu-mustafaya-nasil-akti-2804101200_l.jpg[/img]




28.04.2010



BİR süre Deniz Feneri e.V. ve Türkiye’deki uzantıları konusuna ara vermek istiyorduk ama bırakmıyorki…
Almanya’daki Deniz Feneri duruşmalarında [b]“Deniz Feneri e.V. vurgununda Türkiye’deki asli dört fail“ [/b]den biri olarak gösterilen Kanal 7’nin şu anki Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik bir açıklama göndermiş. Pazartesi günkü yazımızla ilgili.
Açıklamayı altta bulacaksınız. Temelde karşı çıktığı iki nokta var;
[b]1- Ben Deniz Feneri e.V. veya Türkiye Deniz Feneri yöneticisi değilim.
2- Ben elebaşı olarak yargılanmadım ve takipsizlik kararı aldım.[/b]
Hani [b]“yalan söylesem başım ağrımaz“[/b] derler ya o türden bir açıklama.
Hemen söyleyelim, hukuken Deniz Feneri e.V.’nun bir yöneticisi değildir kendisi.
Ama perde arkasındaki asıl dört yöneticisinden biridir.
Bunu da biz demiyoruz, Alman Mahkemesi diyor. Birinci maddeyle ilgili itirazı şimdi birlikte inceleyelim, ardından da, Deniz Feneri’nin “perde arkasındaki isim olma“nın ülkücü Mustafa Çelik’e getirdiklerine de bakalım…
[b]MUSTAFA ÇELİK’İN DENİZ FENERİ BAĞI[/b]
Tarih 17 Ekim 2008, Alman Hakim Jochen Müller, Frankfurt Mahkemesi’nde kararı açıklıyor:
[b]“Deniz Feneri adlı dernek hukuken kurulmuş bir dernek olsa da, aslında yoktu. Çölde seraptı… Deniz Feneri bir yardım kuruluşu görüntüsünde olsa bile, gerçekte Mehmet Gürhan’ın şirketlere sermaye toplayabilmesi için bir araçtı. Mehmet Gürhan ve Mehmet Taşkan, Kanal 7’den, özellikle de Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Dr. Aykut Zahid Akman’dan gelen talimatlara göre hareket ettiler. Baş sorumlular Türkiye’deydi.“[/b]
Devam ediyoruz…
Frankfurt a.M. Eyalet Mahkemesi’nin gerekçeli kararı…. Karar numarası, 5/26 KLs 6350 Js 203391/06 (4/08)... Karar tarihi; 5 Kasım 2008.
“Kanal 7 isimli Türk televizyon kanalı, doksanlı yılların başında Türkiye’de kurulan ve içeriksel olarak, Türkiye’nin muhafazakâr-Müslüman partisine yakın duran Yeni Dünya İletişim A.Ş. şirketi tarafından işletilmektedir. Kanalın finanse edilmesi amacıyla, kuruluştan sonra bağışta bulunulmasına dair çağrılar da yapılmıştır. İşletici ortaklığın yönetim kurulunda, 2002 ile 2007 yılları arasında, diğerlerinin yanı sıra, ayrı olarak takip edilen Zekeriya KARAMAN, Mustafa ÇELİK ve İsmail KARAHAN isimli şahıslar yönetim kurulunda faaliyet göstermişlerdir. Yönetim kurulu başkanı olarak Zekeriya KARAMAN vazife görmüştür.”
[b]YARDIMLAR, PROJELERİNE FİNANSMAN OLDU[/b]
Aynı karardan devam edelim efendim:
[b]“Mehmet Gürhan’ın ve ayrı olarak takip edilen suç ortaklarının düşüncesine göre her ne olursa olsun 2002’den itibaren toplanan paraların büyük bir kısmı, ekonomik faaliyetler, özellikle özel hukuka ilişkin Mehmet Gürhan’ın veya ayrı olarak takip edilen Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan ve Dr. Aykut Zahid Akman’ın hissedar oldukları ortaklıklar tarafından geliştirilen girişimci projelerin başlangıç finansmanı olarak kullanılacaktı.”[/b]
Evet mahkemenin kesinleşmiş kararına göre Mustafa Çelik, Deniz Feneri e.V.’nun baş hükümlüsü Mehmet Gürhan’ın “suç ortağı”dır.
Evet, Deniz Feneri e.V.’nun yönetiminde adı geçmemektedir ama bu onun Deniz Feneri e.V.’nun içinde olmadığını, onunla ilgili kararlar vermediğini kanıtlamıyor. Aksine tüm belgeler, Deniz Feneri’nden gelen paraları çok güzel kendi adına sermaye olarak hortumladığını gösteriyor.
Yani fakir müslümanlar adına toplanan paralar, Deniz Feneri’nin ülkücüsü Mustafa Çelik’e şirket sermayesi olarak aktarılmış görünüyor. Bu para aktarımlarının resmi kayıtlardan alındığını da hatırlatalım...
[b]640 BİN EURO’NUN HESABINI VER[/b]
Şimdi yardımsever insanlardan Deniz Feneri’ne gelen paradan ne kadarının Mustafa Çelik adına sermaye olduğuna bir bakalım;
- Kurulan şirket, Euro 7 Fernseh und Marketing GmbH. Mustafa Çelik’in ilk payı 9.500 Euro. (23.05.2001- 11.06.2002 arası)... Euro 7 için yeni sermaye ödenmesi. Mustafa Çelik adına yine 9.500 Euro. (11.06.2002- 19.06.2002 arası)
- Euro 7 için sermaye artırımı. Mustafa Çelik adına ödenen para 19.06.2002 ile 20.05.2003 arası, 33.000 Euro... İki yıl sonra bu kez 08.12.2005 tarihinde yeni pay 33.000 Euro... Bitmedi... 20.05.2003 ile 08.12.2005 arası bu kez 100.000 Euro. Bitmedi... 08.12.2005- 09.03.2006 arası ülkücü Mustafa’nın sermayesi bu kez 125.000 Euro olarak geçiyor. Bitmedi... 09.03.2006’dan Alman Polisi’nin baskınına kadar biriken sermayesi 250.000 Euro oluyor.
- Beyaz Holding’in bir paraleli olarak Almanya’da kurulan Weiss Handelis Gesellschaft und Marketing GmbH’ya 17.01.2003 tarihli kuruluşundan, Alman mahkemesinin verdiği kararına kadar toplam 1.500.000 Euro’luk sermaye konuyor. Tabii Deniz Feneri e.V.’ya gelen yardımlardan. Bu paranın tam 375.000 Euro’sunun ülkücü Mustafa Çelik’e ait olduğu belgeleniyor. Mahkeme kararında bile geçiyor.
- Dini içerikli DVD satışı, otel konaklaması ve uçak biletçiliği yapacağı belirtilen Atlas Media Marketing isimli şirketin bir ortağı da Mustafa Çelik’tir. Ödenen 50.000 Euro sermayenin dörtte biri ona aittir.
[b]NEREDE KALDI O ÜLKÜCÜ VİCDANINIZ?[/b]
Hemen hatırlatalım, bu paraların tümü ödenmiş sermayelerdir. Yani, yarısı ya da dörtte biri ödenerek şirket kurulmuş değildir.
Şimdi soruyoruz...
[b]“Sayın Mustafa Çelik, Alman mahkemesinin Türkiye’deki asli faillerden biri olarak nitelediği siz, insanların gönderdiği paraları şirketlere ortaklık için kullanırken hiç mi vicdan azabı çekmediniz?”[/b]
[b]“Deniz Feneri e.V.’nun fiili değil de, Alman mahkemesi kararına göre perde arkasındaki yöneticisi olarak şirketlere akan paranın dışında Türkiye’ye gelen nakitlerden pay aldınız mı?”[/b]
Üstteki tüm yazdıklarımız belgelidir, istenirse savcılıklara da gönderilmesinde bir sakınca da yoktur. Devletin resmi belgeleridir, ticaret sicil kayıtlarıdır.
Çünkü, ortada insanların dini ve insani duygularının sömürülerek kişisel çıkar sağlama olayı vardır. Bu da mahkeme kararıyla sabittir.
Gelelim ülkücü Mustafa Çelik’in ikinci iddiası olan, “Ben yargılanmadım ve takipsizlik kararı aldım”a...
[b]ELİNDE CEZA EMRİ’YLE GEZİYOR[/b]
Tek kelime Almanca bilmediği halde, Almanya’da şirketlere büyük paralarla ortak olan Mustafa Çelik, Almanya’daki iki Türk kökenli avukatı aracılığıyla ilginç bir yola gitti.
İkinci Deniz Feneri davası başlamadan önce, savcılıkla anlaşma yolunu seçti.
Elindeki, delil yetersizliği ya da başka nedenlerle verilmiş bir “takipsizlik kararı” değildir. O bir Strafbefehl’dir. Yani ceza emridir...
Çelik’in yaptığı mahkeme öncesi, kamuoyunu fazla meşgul etmemek için savcılıkla anlaşmak ve “önceden ceza ödeyerek” bu suçtan yargılanmamaktır.
Ama bu, masum olduğunu göstermez, suçunu kabullenerek cezasına razı olduğunu gösterir...
Zaten hiç bir yazımızda da Mustafa Çelik’in yargılandığından bahsetmemiştik.
Alıştığımız tarzın dışında uzun bir yazı olduğu için tüm okurlardan özür diliyoruz.
Doğrudur, Yimpaş’tan Deniz Fenerciler’e Kanal 7’ye miras kalan Mustafa Çelik Deniz Feneri e.V.’nun kağıt üzerinde bir yöneticisi değildir, ama gördüğünüz gibi “kağıt üzerinde paralarını çekicisi”sidir...
Oraya akan yardımları, ortak olduğu şirketlere sermaye yapmıştır.
Fazla söze ne hacet...
[b]İŞTE MUSTAFA ÇELİK’İN ODATV’YE GÖNDERDİĞİ AÇIKLAMASI [/b]
"27.04.2010
[b]ODA TV İNTERNET SİTESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ’NE,[/b]
[i]İnternet sitenizin 26.04.2010 tarihli sayfasında yer alan “BİR SAATLİK ERDOĞAN’LI DENİZ FENERİ KASETİ” başlıklı ve Ali Güven imzalı haberde;
Mustafa Çelik’in Deniz Feneri e.V’nin yöneticisi olduğu iddiasına yer verilmiştir. Mustafa Çelik Deniz Feneri e.V ve Türkiye Deniz Feneri Derneği’nde hiçbir zaman yönetici ya da üye olmamıştır.
Haberinizde gerçeklerle bağdaşmayan bir diğer husus da, Mustafa Çelik’in Almanya da süren Deniz Feneri e.V davasında suçlanan ve elebaşı olarak yargılanan bir kişi olarak gösterilmesidir. Mustafa Çelik hakkında açılmış hiç bir dava yoktur. Kaldı ki açılmış dava olmadığı gibi aksine Alman savcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair nihai takipsizlik kararı verilmiştir.
Gazeteciliğin evrensel ilkeleri doğrultusunda yukarıdaki açıklamamın yayınlanmasını bilginize sunarım.[/i]
[i]Mustafa ÇELİK
Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni[/i]"
[b]BUNLARI DUYDUNUZ MU?[/b]
- Deniz Feneri e.V.’nun muhasebecisi Firdevsi Ermiş’in, bir süre işsiz gezdikten sonra bir muhasebeci bürosu açtığını ve „En başta konuşsam, hiç tutuklanmazdım“ dediğini…
- Almanya’daki Türk kökenli bir bayan milletvekilinin, evli bir adamla aşk yaşadığını, evli adamın eşiyle ayrıca tehdit suçundan mahkemelik olduğunu…
- Kuzey Almanya’daki başka bir Türk kökenli milletvekilinin skandallarının üstünün Almanya’daki Türk basını tarafından örtüldüğünü…
- Berlin’deki Türkler arasında bu kez de,[b] "All you can Seks" [/b]modasının başladığını ve tanınmış isimlerin şapka ve kapşonlarla oralara koşturduğunu…

[b]Ali Gülen
Odatv.com

İŞTE O BELGELER:
[/b]
[b][img(450px,507px)]http://www.odatv.com/images/ek1-euro7.jpg[/img][/b]
[b][img(450px,551px)]http://www.odatv.com/images/ek2-beyaz.jpg[/img][/b]
[b][img(450px,446px)]http://www.odatv.com/images/ek3--beyaz.jpg[/img][/b]
[b][img(450px,321px)]http://www.odatv.com/images/ek4-beyaz.jpg[/img][/b]
[b][img(450px,621px)]http://www.odatv.com/images/ek-euro7.jpg[/img][/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Paz Mayıs 02, 2010 7:45 pm



‘Deniz Fenerci’lere 164.5 milyonluk ihale




6 yılda, İstanbul ve Büyükşehir Belediyeleri’nden toplam 164.5 milyon TL’lik ihale almışlar...

Şebnem HOŞGÖR / VATAN ANKARA






İÇİŞLERİ Bakanı Beşir Atalay’ın CHP’li Ergün Aydoğan’ın soru önergelerine verdiği yanıt, Almanya’da “yüzyılın skandalı” olarak anılan Deniz Feneri e.v davasında isimleri geçen Zekeriya Karaman ve Harun Kapıyoldaş’ın, ortak, eski ortak ya da yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerin 2004-2009 arasındaki 6 yılda, İstanbul ve Büyükşehir Belediyeleri’nden toplam 164.5 milyon TL’lik ihale aldığını ortaya koydu.

Atalay’ın Eylül 2009’da Aydoğan’a gönderdiği ilk yanıt, Zekeriya Karaman’ın ilgili olduğu şirketlerin, 2004-2009 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin meslek edindirme kurs ve seminer organizasyonları ihalelerini sektirmeden aldığını ortaya koydu. Atalay, Şubat 2010’da Aydoğan’a gönderdiği ikinci yanıtında, Deniz Feneri e.v davasında adı geçen Mehmet Sıdık Balıkçı ve Bedrettin Bülent Bilgin’in eski ortak, ortak ya da yönetim kurulu üyesi oldukları şirketlere 2002-2009 yılları arasında hiçbir kamu kurum ve kuruluşu ile belediyelerce ihale verilmediğini söyledi. Atalay son olarak 15 Nisan’da, CHP’li Aydoğan’ın Harun Kapıyoldaş ile ilgili soru önergesini yanıtladı. Bu yanıt ise, Kapıyoldaş’ın eski ortağı olduğu Etkin Eğitim ve Organizasyon Limited Şirketi’nin de Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden 4.8 milyon TL’lik ihale aldığını ortaya çıkardı. Atalay, Aydoğan’ın önergesine Bursa Valisi Şahabettin Harput’un resmi bilgi notuyla yanıt verdi.

Yanıt 4 ay beklemiş

İçişleri Bakanı Atalay’ın yanıt yazısındaki tarihler ise, Bursa Valiliği’nin, CHP’li Aydoğan’ın 23 Ekim 2009’da yönelttiği soru önergesi üzerine bakanlık tarafından kendilerinden istenilen bilgileri, 9 Aralık 2009’da gönderdiğini ortaya koyuyor. Atalay’ın yanıt yazısında yer alan 15 Nisan 2010 tarihi ise, Bursa Valiliği’nin gönderdiği bilgi notunun İçişleri Bakanlığı’nda 4 ayı aşkın süredir beklediğini gösteriyor.

CHP’li Aydoğan, VATAN’a yaptığı açıklamada, Atalay’ın yanıtlarının özellikle belediye kaynaklarının “yandaşlara” aktarıldığının somut göstergesi olduğunu söyledi. Aydoğan, RTÜK eski Başkanı Zahid Akman ile ilgili aynı içerikteki soru önergesine henüz yanıt alamadığını belirterek, İçişleri Bakanı Atalay’ı, milletvekillerinin denetim çalışmalarına “hızlı ve doğru yanıtlarla” destek olmaya davet etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: İMAR BAHANE RANT ŞAHANE   Çarş. Ekim 06, 2010 12:19 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   C.tesi Ekim 09, 2010 4:23 am

İŞTE 2. DENİZ FENERİ İDDİANAMESİ



06.10.2010 13:00

Karakter boyutu :

--------------------------------------------------------------------------------

Almanya tarihinin en büyük bağış dolandırıcılığı davasında Türkiye'deki şüphelilere tebligatların nihayet ulaştırıldığı öğrenildi. Böylece tebligatların yaklaşık 10 aydır şüphelilere ulaştırılmaması nedeniyle oluşan hukuksal belirsizlik ortadan kaldırılmış oldu. Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'na göre dava süreci için zorunlu olan 4 tebligattan sadece ikisi resmen teslim edilmiş, kalan 2 şüpheliye ise bir türlü ulaşılamamıştı.

Böylece Alman Yargısı'nın en az 42 milyon euroluk bağış dolandırıcılığı davasında "asıl elebaşıları" suçlamasının yönelttiği şüpheliler, Zekeriya Karaman, Dr. Zahid Aykut Akman, İsmail Karahan ve Harun Kapıyoldaş hakkındaki hukuksal süreç hızlanmış oldu.

DAVA AÇILACAK MI?
İLAVE SORUŞTURMALAR SÜRÜYOR!

İkinci Deniz Feneri e.V. davası konusunda yetkili olan Dr. Zimmerman başkanlığındaki Frankfurt Bölge Mahkemesi ekonomik suçlar dairesi heyeti, savcılık, şüpheli avukatları ve Türkiye'deki adli makamlarla görüşme ve bilgi alışverişini sürdürüyor. Bölge Mahkemesi basın sözcüsü hakim Simon, mevcut iddianamenin yanı sıra, ilave soruşturmaların sürdüğü bilgisini verdi.
Ancak, Türkiye'den ayrıca bilgi-belge beklenip beklenmediği yolundaki sorumuza, soruşturmanın selameti nedeniyle yanıt veremeyeceğini belirtmekle yetindi.
Mahkeme raportörü ise, henüz ikinci davanın açılıp açılmaması kararıyla, açılmasına karar verilmesi halinde duruşma tarihlerinin belirlenmesi ve daha sonra yapılacak işlemler konusunda herhangi bir kararın alınmadığını açıkladı.
Frankfurt adli çevrelerinden aldığımız bilgiler ise bu konudaki kararın alınmasının en az 3 ay sürebileceğini belirttiler.

ALMANYA'DA GÖZLER ANKARA'YA ÇEVRİLİ

Frankfurt Emniyeti'nden adının açıklanmasını istemeyen kaynaklarımız ise, davanın açılması konusunda belirleyici unsurun Türkiye'deki adli süreç olduğunu belirterek, "Şüpheliler aleyhine Türkiye'de dava açılır, bunlar da hüküm giyerse, burada ayrıca dava açılmasına gerek kalmaz!" yorumunu yaparak, bize "Siz, bunlar aleyhine dava açılacağına ve hüküm giyeceklerine inanıyor musunuz?" sorusunu yönelttiler.
Verdiğimiz yanıtı kendimize saklayarak, bu süreci hep birlikte yaşayacağımızı ve azami ekim-kasım ayına kadar beklememiz gerektiği tüyosunu vermekle yetinelim!
Bilindiği gibi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde savcı Nadi Türkaslan ve ekibinin bu konudaki soruşturması aylardır, büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor. Kamuoyu, Türkaslan ve ekibinin telefonlarının dinlendiği yolundaki haberler dışında, halen süren bu soruşturmayla ilgili pek somut bilgi edinemedi.

AVUKATLARIN ZİKRİ MÜVEKKİLERİN FİKRİ OLACAK MI?

İkinci Deniz Feneri e.V. soruşturmasında şüpheli avukatları Prof. Dr. Osman İsfen, Bonn, Oberwinder ve Knöss ile onlara danışmanlık yapan Türk avukatların, hakim ve savcılık heyetini Türkiye'deki soruşturma sürecini öne sürerek etkilemeye çabaladıkları öğrenildi. Deniz Feneri e.V. avukatları, davanın büyüklük ve karışıklığı ile Türkiye'nin vatandaşlarını 3. Ülkelere iade etmemesi kuralıyla, Ankara Savcılığı'nın aynı suçlarla ilgili soruşturmasını öne sürerek, 29. Ceza Dairesi hakim heyetini burada dava açılmasından vazgeçirmeye çalıştığı belirlendi.
Ancak, mevzuata göre suç ve suçlunun takibini zorunlu gören Alman Mahkeme Heyeti'nin avukatlara, "Madem korkacakları bir şey yok, masum olduklarını öne sürüyorlar, müvekillerinizi yargılanmaları için Almanya'ya getirin" teklifini getirmesi bekleniyor.
Mevzuata göre, şüphelilerin Almanya'ya gelmesi halinde, yargılama hakkındaki kararın vicahında derhal verilmesi olanağı bulunuyor.
Ancak, hakkında bir dönem tutuklama müzekkeresi çıkarılan ve daha sonra kaldırılan RTÜK eski Başkanı ve halen üyesi olan şüpheli Zahid Akman'ın da aralarında bulunduğu Deniz Feneri e.V. şüphelilerinin Almanya ya da Avrupa Birliği ülkelerinden birine gelmeleri halinde gözaltına alınmaları ihtimali de bulunuyor.

DENİZ FENERİ E.V. SORUŞTURMASINDA BU SÜRECE NASIL GELİNDİ?

6310Js 210107/08 dosya numaralı davada Almanya'daki 3 zanlısının hapse mahkümündan sonra Alman Adaleti, Türkiye'deki asıl elebaşılarına yönelik adli süreci başlatmıştı. "İkinci Deniz Feneri e.V." davası olarak adlandırılan bu soruşturmada iddianame hazırlanarak, 2009 yılı ağustos ayında Frankfurt Bölge Mahkemesi'ne teslim edilmişti. 29. Ceza Dairesi tarafından değerlendirilen dosya kabul edilerek, savunmalarının alınması amacıyla Türkiye'deki 4 şüphelinin avukatlarına ve Türkiye'ye uluslararası adli prosedüre göre tebliğ edilmişti. Ancak bu tebligatlar aylar süren yazışmalara rağmen bir türlü bütün şüphelilere tebliğ edilememişti.

Frankfurt Savcılığı'nın 3 yıldır yürüttüğü soruşturma kapsamında binlerce Avrupalı Türk'ün bağış, fitre, sadaka ve zekat paralarını yardım yapacağız yalanıyla amaç dışı kullanan Deniz Feneri e.V.derneğinin 3 zanlısı suçlu bulunarak çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı.

İşte 2. Deniz Feneri Davası'nın iddianamesinden bazı kareler:








İrfan Ergi
Odatv.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Çarş. Ekim 20, 2010 9:03 pm

Deniz Feneri 30 aydır bekliyor
20 Ekim 2010, 09:09

Davanın Türkiye ayağında 30 aydır iddianame bile yok, savcısı HSYK üyesi oldu.

Almanya’nın bir yıl içinde sonuçlandırıp sanıklarını mahkum ettiği Deniz Feneri davasının Türkiye ayağında, aradan 30 ay geçti ama henüz iddianame bile hazırlanamadı. Olayın savcısı da HSYK üyesi seçildi.

Almanya’nın bir yıl içinde soruşturmasını tamamlayıp dava açtığı ve mahkumiyet kararı vererek sonuçlandırdığı Deniz Feneri olayının Türkiye ayağında, aradan 30 ay geçmesine rağmen henüz iddianame bile hazırlanamadı. Alman mahkemesinin ‘’Asıl suçlular Türkiye’de ‘’ dediği olayda üç savcı, bir yılı aşkın süredir soruşturma yaparken, bu savcılardan Harun Kodalak da HSYK üyesi seçildi.

Almanya'daki Deniz Feneri e.V davası soruşturma ve mahkeme aşaması ile birlikte bir yıl içinde tamamlandı. 18 Eylül 2008'de sanıklar Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay ve Firdevsi Ermiş’e 1 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Derneğin toplam 41 milyon Euro bağış topladığı, 17 milyon Euro'nun Türkiye'ye gönderildiği saptandı. 8 milyon Euro'nun da Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'ne gittiği belirlendi. Olayın Türkiye bağlantısında, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Harun Kapuyoldaş, Mustafa Çelik ve Zahit Akman’ın olduğu açıklandı.

24 ŞUBAT GÜNÜ GELDİ

CHP ve birçok kuruluşun yaptığı suç duyurularının ardından Ankara Savcılığı 26 Eylül 2008’de Alman Mahkemesinden dosyanın isteneceğini açıkladı. Adalet Bakanlığı dosyayı Almanya’dan 21 Ekim 2008'de istedi ve dosya Türkiye'ye 24 Şubat 2009’da geldi. Aylarca çeviri yapıldı ve 21 Mayıs’ta bu işlem tamamlandı.

Ardından üç Cumhuriyet Savcısı soruşturmaya başladı. Bu aşamada Zahit Akman’ın ifadesi alındı ve mal varlığına tedbir konuldu. Kanal 7 yöneticisi Zekeriya Karaman, Deniz Feneri programı sunucusu Uğur Aslan, derneğe giyim eşyası satan bazı şirket yöneticileri ile Kanal 7’deki hisse devirleriyle ilgili iş adamlarının ifadeleri alındı. Dosyanın Türkiye’ye gelmesinden bu yana henüz iddianame hazırlanıp dava açılamadı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da dün grup konuşmasında bu soruşturmanın uzamasını eleştirdi. CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, bir süre önce ‘’Dosya zor bela geldi. Savcı hala inceliyor. Öcalan davası bile bu kadar sürmedi’’ demişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Perş. Ekim 21, 2010 12:34 am

DENİZ FENERİNİN GECİKTİRİLMESİNE ÖDÜL MÜ VERİLDİ?



20.10.2010 10:51

Karakter boyutu :

--------------------------------------------------------------------------------

Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz, HSYK’ya seçilenlerden birinin Deniz Feneri davasının savcısı olmasını ele aldı. Bu seçimin, Deniz Feneri soruşturmasının geciktirilmiş olmasının bir ödülü olduğunun ileri sürülebileceğini söyledi.
Yılmaz’ın bugünkü yazısının bu konuyla ilgili ilk bölümü şöyleydi:

”DENİZ Feneri Soruşturması’nı yürüten ve Almanya’nın ismini verdiği 58 kişiyi sorgulayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Harun Kodalak’ın da son seçimler ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na seçildiğini öğrendim.
Kendisini kutlarım ve mesleki başarılarının devamını dilerim ama ben kişisel olarak hem endişelendim, hem mutlu oldum, hem de üzüldüm.
Endişelendim çünkü: Deniz Feneri Soruşturması zaten yılan öyküsüne dönmüştü. Almanya’da neredeyse ikinci dava bitecek, bizde hâlâ bir dava bile açılamadı. Ortada iddianame yok, hırsızlar (varsa) çaldıklarını kemali afiyetle yemeye devam ediyorlar. Şimdi yeni savcı, onun dosyaya hâkim olması vs. derken birkaç yıl daha geçecek diye endişelendim. Almanya’da Türkler, Türklerin parasını çalıyor, Almanlar onları mahkûm ediyor ama Türkiye, onların buradaki suç ortaklarını henüz yargılamaya bile başlayamadı.

Mutlu oldum çünkü: Deniz Feneri soruşturması sırasında hazırlık soruşturmasının gizliliği ilkesine titizlikle uyuldu. İnsanları peşin suçlu ilan edecek telefon kayıtları, daha mahkemeye sunulmamış iddianame parçaları, sanıkların hazırlık soruşturması ifadeleri basına sızdırılmadı.
Biliyorsunuz özellikle İstanbul özel yetkili savcılığının soruşturmalarında buna hiç dikkat edilmiyor. Şimdi HSYK’da bu kurala titizlikle uyan bir savcı olduğuna göre, bundan sonra atanacak savcılar da kendilerini bu kurala uymak zorunda hissedebilirler.
Üzüldüm çünkü: Savcı Kodalak’ın Adalet Bakanlığı listesinden seçildiğini öğrenenlerin ağızları da elbette torba değil, büzemeyiz. Bu seçimin, Deniz Feneri soruşturmasının geciktirilmiş olmasının bir ödülü olduğu bile ileri sürülecektir. Savcılık makamına gelmiş bir kişinin bunlara tevessül edeceğini düşünmem şahsen ama böyle yorumların yapılabileceğini de bildiğim için üzüldüm! Keşke Savcı Bey, Deniz Feneri Davası bittikten sonraki dönemde aday olmuş olsaydı.”

Odatv.com


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Paz Ekim 24, 2010 2:14 am

O şimdi sanık!
22 Ekim 2010

Haberi Paylaş |
.

RTÜK eski Başkanı Zahit Akman Almanya'da devam eden Deniz Feneri davasında resmen sanık...

Deniz Feneri davasına bakan Frankfurt Mahkemesi’nin hakimi Wienz, Zekeriya Karaman ve Zahit Akman’a, haklarında bir numaralı sanık olarak Deniz Feneri dava sürecinin başladığına ilişkin olarak resmen tebligat yapıldığını açıkladı.

Almanya’nın Frankfurt eyaletinde sonuçlandırılan ilk Deniz Feneri davasında, “asıl failler” olarak tanımlanan ancak haklarında dava açılması için Türkiye’den dosya beklenen Zekeriya Karaman ve Zahit Akman’a ilişkin olarak yürütülen adli süreç tamamlandı. Zekeriya Karaman ve Zahit Akman artık resmen sanık. Buna ilişkin olarak Frankfurt Mahkemesi Deniz Feneri Hakimi Wienz şu açıklamaları yaptı:

YENİ DAVANIN SANIKLARI OLDUKLARI KENDİLERİNE TEBLİĞ EDİLDİ
“Frankfurt Mahkemesi’nde yeni bir Deniz Feneri davasının sanığı oldukları Zekeriya Karaman, Zahit Akman ve diğer sanıklara tebliği edildi. Tebligatımız ellerine ulaştı mı, bunu henüz bilmiyoruz. Tebligatın ellerine ulaşıp, ulaşmadığını İlgili görevli mesai arkadaşlarım sordum. Ancak onlar da, tebligatın sanıkların ve avukatlarının ellerine ulaşıp ulaşmadığı konusunda bir bilgilerinin henüz olmadığını ifade ettiler.”

DAVADAN KAÇARLARSA
“Davadan kaçmaları halinde ne olacağı konusunda şu anda bir spekülasyon yapmak istemem. Önce bir durumu görelim.”

Öte yandan Frankfurt Savcılık Sözcüsü Doris Müller-Scheu da Karaman ve Akman’ın resmen sanık haline gelmesi süreci hakkında şu bilgileri verdi:

ANKARA’DAN DOSYA GELMESİNİ BEKLEMEDİK
Bu şahıslar hakkında Ankara’ya yöneltmiş olduğumuz adli yardım talebimize Ankara’dan yaz aylarında cevap geldi. Ancak Ankara’nın cevabı hem gecikmiş olduğu, hem de biz bu davayı Ankara’dan gelecek cevabı beklemek zorunda olmadan, elimizdeki bilgilerle açabileceğimize karar vererek, daha Ankara’dan dosya gelmeden önce dava açılması talebini Frankfurt Mahkemesi’ne sunmuştuk.

ANKARA’NIN CEVAPLARI YETERLİ Mİ, BUNU MAHKEMEDE GÖRECEĞİZ
Biz Ankara’dan hem bazı bilgilerin toplanmasını hem de şüphelilerin sorgulanmasını istemiştik. Bize yollanan dosyada bu konuda ne kadar bir yardım almış olduğumuz ve bize bizim zaten bildiklerimiz dışında ne kadar yeni bilgi sunulduğu mahkeme sürecince belli olacak.”

Yine, Frankfurt Mahkemesi Deniz Feneri Hakimi Wienz ayrıca şu bilgiyi de verdi:

“Almanya’da davaların resmen açılabilmesi için sanıklara tebligat yapılmış olması gerekiyor. Biz şimdi sanıkların tebligatı aldıklarının tarafımıza bildirilmesini bekliyoruz. Tebligatın sanıkların ellerine ulaştığı bilgisinden sonra dava resmen açılacak.”

(Gazeteport)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE

avatar

Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Paz Ekim 24, 2010 10:17 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: AK YOLSUZLUKLAR   Perş. Kas. 25, 2010 5:35 pm

''3M RÜŞVETİ''NİN SORUŞTURMASI NE OLDU? TAKİPÇİYİZ...

24.11.2010
--------------------------------------------------------------------------------


Nasıl olsa unuturlar diye düşünüldü ve uyutucu bir açıklama ile konuyu
rafa, hatta mazinin çukuruna attılar. Biliyorlar ki rafa giden, çukura
atılan biz de bir daha hayat bulmaz...

Neydi gizemli konu?

Dünyanın önde gelen ABD'li küresel şirketlerinden 3M firması
hazırladığı raporda; Türkiye temsilciliğinin kamu kurumlarına rüşvet
verip, usulsüz ihaleler aldığını açıklaması...

Basında konuyla ilgili iç soruşturma açıldığına dair çıkan haberlerden
bu yana aradan bir ay geçti... Henüz yetkililerden ve siyasi erkten
gelişmeler ve süreç konusunda tek çıt yok... Sessizlik sürüyor...
Konuşmaya, sormaya da yürekler yetmiyor!..

Ergenekon davasına dair bir konu olsaydı, neler olup bittiğini,
kimlerin savcıya ne gibi ifadeler verdiğini, yazı dizisi gibi çarşaf
çarşaf yandaş gazetelerde okurduk... Oysa halen ortalıkta 3M adına tek
kelam eden yok...
Tıpkı "Deniz Feneri" davasında olduğu gibi...
***


26 Ekim 2010 tarihli "3M rüşveti ve 'yağma sofrası'" başlıklı
yazımızda bu konuda ne demişiz? Hatırlayalım:

*
"3M firması ABD'den sesleniyor... "Türkiye'de bazı kamu kuruluşlarına
malımı satarken okkalı rüşvetler dağıttım!" Firma, rüşveti kimlere
vermiş? kamu kuruluşlarının başında bulunan değerli ve saygın zevata.
Hem de iddia ettiğine göre toplam 1,2 milyon dolar gibi korkunç bir
para...

Basın günlerdir yazıyor. Ülkede kimsenin kılı kıpırdamıyor ve sen ne
diyorsun ve kimi suçluyorsun diye çıkıp firmaya sorabilecek bir
babayiğit(!) ortaya çıkamıyor!

3M Türkiye'de rüşvet dağıttım diye tabir yerinde ise bas bas
bağırıyor. Bizim taraf susuyor. Kimse çıkıp ortaya 3M yetkililerine
demiyor ki:
"Rüşveti, kimlere, hangi kamu kuruluşu ve belediyelerin başında
bulunanlara ve adam başı kaç lira verdin tek tek say ve açıkla" diye
sormuyor, soramıyor...

Bu nasıl iştir? Bu nasıl "takvadır" (Allah'tan korkmaktır)? Bu nasıl
dindarlık ve Müslümanlıktır? İddia karşısında konuşması ve harekete
geçmesi gerekenlerin sessiz ve eylemsiz kalması, rüşveti verdiğini
iddia edenlerle ayni kefede olabileceği ihtimalini düşünenlerin,
ortadaki duruma ve suskunluğa baktığınızda yanlış düşündüğünü
söyleyebilmek mümkün mü?
***
Seni, dürüst ve namuslu ol diye devletin önemli kurumlarının başına
yönetici diye getirmişler... Mevki ve makamını kullanarak, hak
etmeyenlere aldığın rüşvetler karşılığında, ihaleler verecek ya da
onlardan pahalı belki de kalitesiz malları Türkiye Cumhuriyeti'nin
kamu kuru adına satın alacaksın...

Sonra da aldığın milyarlık, trilyonluk rüşvetleri cebine koyarak;
Camilere gidip cemaatin arasında başı secdeye değen, Ramazanda
orucunu tutan insan görüntüsünde "ne iyi yaratık(!)" fotoğrafı vermeye
çalışacaksın!
***
Her kim olursan ol!... Hangi makamda oturuyor da olsan!.. Eğer 3M
denilen firmanın rüşvet iddiaları doğruysa ve sen elin bu adamlarının
iddia ettiği gibi oturduğun koltuk adına rüşvet alıp büyük paraları
ahlaksızca cebine atmışsan...
70 milyon adına diyoruz ki; bu ülkede gerçek anlamda hak, hukuk ve
gerçeklerden yana işleyen bir adalet olmadığı için; öbür cihanda Yüce
Allah'ın huzurunda elimiz millet olarak yakanızda olacaktır ey "rüşvet
suçluları!", "alçaklar", "reziller" ve "kul hakkı yiyenler!"

***
Evet böyle yazmışız...

O tarihten kısa bir süre sonra basında okuduk ki, Başbakan konunun
araştırılması ve soruşturulması için, 10 müfettiş görevlendirmiş...

Görevlendirilen müfettiş sayısının 10 olmasına gerek var mıydı? Bu
sayı acaba şu anlama gelmez mi? "İktidar olarak bakın konuya ne denli
önem veriyor ve duyarlılık gösteriyoruz..." diye topluma mesaj vermek
olamaz mı_?

Biz bunun tam tersi düşünce içindeyiz... Konuya girişi, başlangıcı
görkemli yaparak, tepkiyi aşağıya çekmek... Sonra da nasıl olsa "balık
hafızalı" toplumumuz yaşanan rezaleti her zaman ki gibi çabucak
unutacak ve böylece iktidar adına badire atlatılmış olacak diye bir
plan ve düşünce ortada olamaz mı?

Pek çokları için bu iyi haberdi ama bizim için değişen bir şey
olmayacak... Çünkü ortaya konulan fotoğraf değil, sonuç önemli...

Sonuç ne olacak önemli olan o? Küresel 3M firması, Türkiye'de hangi
belediyelerden rüşvet karşılığı iş ve ihale almış ve kendi iddiasına
göre hangi belediyelere (yetkililerine) rüşvet olarak büyük paralar
vermişti... Bunun ortaya çıkması önemli...

3M firması Türkiye'de bazı kamu kuruluşlarına rüşvet dağıttık diye net
ve kesin açıklamada bulunmuşsa, o halde yadsınamaz bir durum var
demektir ortada...

Firma rüşvet verdik diye çekinmeden kendi ortaya çıktığına göre
sanırız konuyu belgeleyen kasetleri vs. ellerinde mevcuttur... Zira
artık Türkiye'de "gizli kasetsiz" (belgesiz) hiçbir iş yapılmıyor,
hepimiz biliyoruz...

İster misiniz?.. İşi tatlıya bağlamak için, 3M firması şaka yaptım;
"ben rüşvet demiştim ama aslında verdiklerim, "bahşiş", "hediye" idi..."
diye bir açıklama yapar mı dersiniz(!)

***
Sevgili halkım!

Lütfen seçtiklerinizi takipçi, denetleyici ve hesap sorucu olun ve
hassasiyetinizi sürdürün.

Bu işlerin takibini ülkede sadece Emin Çölaşan, Necati Doğru, Mustafa
Mutlu ve Sabahattin Önkibar gibi değerli köşe yazarlarına bırakmayın!
Hep beraber elimizi taşın altına sokmazsak, huzura, rahata kavuşmamız
söz konusu olamaz!..

3M'yi takip edeceğiz...


Burhan ÖZBEY
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Paz Şub. 27, 2011 5:17 pm

Yüz milyonlarla ifade edilen ihaleleri veren belediye yönetimine ağır suçlamalar yöneltiliyor


Elazığ vekile uzandı




© AKP Elazığ Belediye Başkanı Selmanoğlu ve belediye üst düzey yöneticileri hakkında ihale yolsuzluğu iddiasıyla başlatılan soruşturmanın odağında, AKP Elazığ Milletvekili Tahir Öztürk’ün aile şirketi var.



AYKUT KÜÇÜKKAYA


AKP’li Elazığ Belediye Başkanı M. Süleyman Selmanoğlu ve üst düzey belediye yöneticileri hakkında “ihale yolsuzluğu” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında “belediye ihaleleri” mercek altına alındı. Soruşturmanın odağında ise AKP Elazığ Milletvekili Tahir Öztürk’ün eskiden sahibi olduğu aile şirketi “Hazar Limited Şirketi” ve yönetiminde yine Öztürk’ün yakın akrabalarının bulunduğu “Öztürk Limited Şirketi” bulunuyor. Yolsuzluk soruşturmasında şüpheli bulunan ihaleleri AKP’li vekilin eskiden ortak olduğu aile şirketi alırken; yüzmilyonlarla ifade edilen ihaleleri veren belediye yönetimine müfettiş raporunda “ağır suçlamalar” yöneltiliyor.



2009 yılında iki şirketin aldığı ihale toplamı “183 milyon 441 bin TL” olarak hesaplandı. En son 2010-2014 yılları için Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün 56 aylık hizmet alımı ihalesini de “137 milyon TL”ye yine AKP’li vekil Öztürk’ün aile şirketi Hazar Limitedaldı. Bu son ihale raporda, “İhaleye katılmak üzere 17 şirketin şartname aldığı, bu şirketlerden sadece 4 adetinin ihaleye katıldığı ancak sadece Hazar Limited Şirketi’nin yeterlilik alarak teklif sunduğu, ihalenin tek yeterlilik alan Hazar Limitet Şirketi’ne kaldığı, ihaleye şartname alan 17 şirketten 10 tanesinin itiraz ettiği, bu itirazların idarece reddedildiğinin anlaşıldığı, götürü usulde ihale olduğu” ifadesiyle yer aldı.




İhaleyle ilgili raporun sonuç bölümünde, “Hazırlanan idari şartnamelerin bu şirketlerin (Hazar ve Öztürk Limited şirketleri) yeterlilik alabileceği diğer şartname satın alan şirketlerin yeterlilik alamayacağı şekillerde düzenlendiği” tespiti yapıldı. Raporda en çok yer alan cümle ise, “Fakat yine sadece tek başına Hazar şirketinin yeterlilik alarak ihaleyi aldığı” şeklinde karşımıza çıkıyor.




Selmanoğlu ve belediye yöneticileri hakkında “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla hazırlanan ve Mülkiye Başmüfettişi İhsan Yiğit’in “yolsuzluk ve rüşveti” kapsadığı için direkt Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı‘na sunduğu raporun sonuç bölümünde söz konusu Hazar şirketi hakkında, “Elazığ Belediyesi’nin bilhassa 2006 yılı sonrasındaki ihale iş ve işlemlerinin düzenli olmadığı, farklı birimler arasında kiralanan araçlara ödenen bedeller arasında kabul edilebilir makul ölçüleri aşan aşırı farklar olduğu, Elazığ Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün ihalelerinin devamlı Hazar Sosyal Hizmetler Limited Şirketi’nce yine 2009 yılından itibaren Fen İşleri Müdürlüğü’nün araç kiralama işlerinin Hazar Sosyal Hizmetler Limited Şirketi’nce yerine getirildiği” bilgisine yer verildi.




İki şirketin (Hazar ve Öztürk) bazı ortaklarının aynı isimler olduğuna dikkat çekilen ve yargıya intikal eden raporda aynen, “İhale mevzuatına göre gizli tutulması gereken yaklaşık maliyetin ihaleye katılan şirketlere veya başkalarına ulaştığı izlenimi veren kuvvetli şüphelerin bulunduğu; bu durumun belediyenin bu dört biriminden ihale alan şirketlerin daima yaklaşık maliyetin hemen biraz altında fiyat teklif etmelerinden de görülebileceği” yazıldı.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Perş. Mart 10, 2011 4:11 pm

AKP’lileştirilen Devlet

Ve

Yolsuzluk Hikayeleri…

Değerli Basın Mensupları;

Siyasi İktidar, 9 yıllık iktidar döneminde, tüm mekanizmalarıyla ve birimleriyle yolsuzluk üretmeye devam ediyor.

Başbakanlık, Bakanlıklar, Belediye Meclisleri, Savcılık Makamları dahil olmak üzere, yolsuzluk mekanizmalarının işlemeye devam ettiğini kaygıyla görüyoruz. Ortaya çıkan bulgu ve belgelere rağmen; bu delillerin gereğinin yapılmadığını, yolsuzluk ve hukuksuzlukların sümenaltı edildiğini ibret ve dehşetle görüyoruz.

Bu tabloyu birkaç somut olay ve belgelerle

Sizinle paylaşmak istiyoruz ;

(I) İlker Aycı olayı ;

2006 yılından bu yana Güneş Sigorta A.Ş Genel Müdürü olarak görev yapan bu kişi, 01.01.2011 tarihinde Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanlığı görevine atanmıştır.

Kimdir İlker Aycı? Olayların gelişimi nedir?

Güneş Sigorta Genel Müdürü merhum Ömer Yalnızoğlu zamanında 40 yıl kadar önce alınmış bir 20 dönümlük arsa….İstanbul Boğazı SİT alanı kapsamında kaldığı için değerlendirilemeyen bir arsa...

İlker Aycı 33 yaşında iken, Ziraat Bankası kuruluşu olan Başak Sigorta’ya 2004 yılında Genel Müdür yapılır… 2 yıllık süre içinde Başak Sigortanın içinin boşaltıldığı iddialarından sonra, Şirket, bu sektörün firmalarından birisi olan Groupama’ya satılır.

Bu arada İlker Aycı’nın yükselişi devam eder. Vakıflar Bankası Kuruluşu olan Güneş Sigorta’ya bu kez Genel Müdür olur…. 2010 yılı Eylül-Aralık ayları arasında ise 40 seneden fazla süredir SİT alanı kapsamında olan 20 dönümlük Çengelköy arsası, İstanbul Büyükşehir Belediyesine 25 milyon TL’ye (yani 25 trilyona) satılır.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, bu arsaya hastane yapılacaktır. Hastanenin kimler tarafından yapılacağı da bilinmekte ya da tahmin edilmektedir.

İlker Aycı’nın önlenemez yükselişi devam ediyor… Görev ve işlevini yerine getiriyor…. Güneş Sigorta Genel Müdürlüğünden alınıyor. Buradaki görevi bitiyor. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtma Ajansı Başkanlığına Sn.Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına alınıyor.

Olay ve süreci Sizlerle paylaşıyoruz. İnanıyorum ki, Özgür Basın olarak, herhalde yorum, değerlendirme ve takibinizi yapacaksınız…

Biz şimdiki hal şunları soruyoruz;

(1) Güneş Sigorta’nın 3. Genel Müdürü İlker Aycı’nın merhum babası , Başbakan’ın Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde hangi görevi yapıyordu?

(2) SİT alanındaki arsa hangi gerekçeyle imara açılmıştır?

Büyükşehir Belediyesinin bu arsayı 25 trilyona aldığı doğru mudur?

(3) Büyükşehir Belediyesinin bu arsayı hastane yapılması amacıyla birilerine sattığı doğru mudur? Bu birileri kimlerdir?

, Satışta hangi yol ve yöntem izlenmiştir?

Büyükşehir Belediyesi SİT alanı içinde bulunan bir arsaya neden 25 trilyon ödeme yapar? Ve devamında da bu arsayı neden birilerine satar? Kaça satar?

Büyükşehir Belediyesi böylesine kuşkulu ve karanlık bir ilişkiye neden aracı olur?

(II) Van Mavi Kent A.Ş olayı ;

Tarafımıza ulaşan Van Belediye Meclisi Denetim Komisyonunun 30.12.2008 tarihli raporuna göre; Belediye Mavi Kent A.Ş’nin % 90 hissesine sahiptir.

Mavi Kent A.Ş’nin 2004-2009 yıllarına ait hesap, kayıt, belge ve diğer tüm işlemlerinin incelenmesi sonucunda ; şirket yönetimi mahsup yöntemini kullanarak Belediye gelirlerinden toplam 22.508.034,20 TL’sını (22 trilyon civarındaki parayı) şirkete kaynak olarak aktarmıştır. Belediye taşınmazları ile şirketin taşınmazları bu ve benzeri yöntemlerle , usulsüzce ve mevzuata aykırı bir şekilde yok pahasına 3. kişilere satılmıştır. Şirket Yönetim Kurulu; bilerek ve isteyerek organize bir şekilde ve değişik yöntemlerle , Mavi Kent ve Belediyenin taşınmazlarını çıkar ilişkileri içinde 3. kişilere aktarmıştır. Bu şekilde transfer edilen ve rapora konu edilen kaynakların toplam tutarı 52.122.142, 05 TL’dir. (Yaklaşık 52 trilyon civarında)

Usulsüz olarak yapılan bu harcamalardan dolayı kamunun ve Belediyenin zararının asgari şartlarda 10.424.428,41 TL olduğu ifade edilmektedir.

Bu bulgu ve değerlendirmeler sonucunda, Mavi Kent A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında idari ve adli makamlar nezdinde suç duyurusunun yapılması gereği dile getirilmiştir. Denetim Komisyonunun bu raporundan sonra Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından da gerekli denetimin yapıldığı, 104 sayfalık inceleme raporunun Van Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettiği bilgisi alınmıştır.

Ancak, aradan geçen 2 yılı aşkın bir süreye rağmen bu iddialar hakkında idari ve adli sürecin bihakkın başlatılmadığı, engellendiği, karartma yapıldığını gösteren bulgular halen varlığını korumaktadır.

AKP’nin başta Kayseri , Elazığ, Ankara ve İstanbul olmak üzere pek çok AKP’li Belediye’de yaptığı karartmayı ve sümenaltı etme olayını, Van Belediyesi’nin 2004-2009 dönemi için de uyguladığı anlaşılmakta ve görülmektedir.

Bu yapı, AKP iktidarıyla birlikte “mûtad” hale gelen bir yapıdır.


(III) Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulunda

gerçekleştirilen sahtecilik olayı ;

Tanıtma Fonu Kurulunun 18 maddeden oluşan 05.09.2006 tarih 473 sayılı kararı, Yönetmelik gereği Başbakan’ın Olur’una sunulmuştur.

Tanıtma Fonu Kurulu Sekreteri 13.09.2006 tarih – 2006/466 sayılı Olur’un 3. sayfasını geniş formatta ve aralıklı olarak yazdırıp, 18 maddede bitirmiş, 4. sayfayı 19. maddeden başlatması gerekirken, 20. maddeden başlatmıştır.

Tarafımıza ulaşan bulgu ve iddialara göre; Olur çıktıktan sonra 3. sayfa yırtılmış ve kendisine Başbakanlık Müsteşarında bile olmayan usulsüz görevlendirme yetkisi tanıyan 19. madde ilave edilmiştir. Bu şekilde Devlet Bakan’ı Beşir Atalay ve Başbakan yanıltılmış, evrakta sahtecilik yapılmıştır. Ancak bu maddeye dayanılarak onlarca görevlendirme yapılmıştır.

Bu olaydan başlangıçta ne dönemin Kurul Başkanı Devlet Bakanı Beşir Atalay ve ne de Başbakan’ın haberi ve bilgisi vardır. Tüm kararlar ve Olur’lar, paraf edilmiş ve mühürlenmiştir. Fakat bu işlemlerin tamamı aynı gün yapılmıştır.

Devlet yönetimi ciddiyeti, sorumluluğu ve denetimi adına vahim bir tablo vardır. Bürokrat sahtecilik yapmakta, ilgili Bakan ve Başbakan yanıltılmaktadır.

Bu ve benzeri nitelikteki yanıltmalar bürokraside her zaman olabilir. Önemli olan bu yanıltma ve sahtecilik bulguları ortaya çıktığı zaman, Bakan ve Başbakan ne yapmıştır?

Şimdi huzurunuzda soruyoruz;

Sahtecilik yoluyla oluşturulan 19. maddeye dayalı olarak hangi görevlendirmeler yapılmış, hangi ödemeler yapılmıştır?

Bu olayı neden gizlemeye devam ediyorsunuz?

Bundan böyle de gizlemeye devam edecek misiniz?

Ne pahasına bu karartma sürdürülmektedir?


(IV) Rize Milletvekili B.Ali Bayramoğlu’nun

sahtecilik dosyaları ;

Adı geçen Milletvekiliyle ilgili olarak ; ihraç ettiği ürünün çay olmadığı , bilirkişi incelemesine esas olan numunede değişiklik ve evrakta sahtecilik yapıldığı iddialarını içeren fezlekeler 3/902 ve 3/1066 sayılı dosyalar ile 15-16 aydan bu yana TBMM’nde bekliyor, bekletiliyor…

Ancak, adı geçen Milletvekiliyle ilgili başka iddia ve suçlamalar da ortaya çıkıyor. İddia ve suçlamalar beklemiyor. Fakat AKP iktidarıyla birlikte bu konuların da çözümü bulunuyor.

Çözümün nasıl bulunduğunu anlatacağız;

Aslında bu iddia ve suçlamayı 15 gün kadar evvel dile getirmiş, Adalet Bakanlığı ve HSYK’nu bir anlamda göreve davet etmiştik.

Adalet Bakanı ve HSYK bu çağrımızı duymadığı içindir ki, bir kez daha ve ayrıntılı olarak olayı dile getiriyoruz. AKP’lileştirilen Savcı prototipinin bu örneği hakkında, ümitsiz olmakla birlikte yasal yollara başvuracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

Olay nedir;

Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen 3.12.2008 tarih ve 9 sayılı soruşturma raporunda, B.Ali Bayramoğlu hakkında; gümrük kaçakçılığı ve evrakta sahtecilik suçlamasıyla Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunuluyor.

32432 sicil numaralı Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı kararlı bir şekilde; ortada somut bir Teftiş Kurulu raporu olmasına rağmen, iddianın soyut nitelikte olduğu ve öte yandan zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı veriyor.

Dosya bu arada ilgili Savcılık’ta 1.5 yıl bekletiliyor.

İlgili Savcı bu kararı 24.05.2010 tarihinde veriyor.

Ali Bayramoğlu’nun 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Milletvekili seçildiği bilinen bir olay… Peki bir Cumhuriyet Savcısı , Milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmadığı sürece zamanaşımının işlemeyeceğini bilmez mi?

Bilmemesi herhalde mümkün değildir. Ancak birilerinden cesaret aldığı ve himaye edileceğini bildiği içindir ki , Türkiye Cumhuriyet’inin Savcısı, bilerek kanunsuzluk yapmaya devam ediyor….

Neyse ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin namuslu, görev sorumluluğu olan , dürüst memurları da vardır. Bu memurlardan birisi ilgili Ağır Ceza Mahkemesine itiraz ediyor ve takipsizlik kararının kaldırılmasını sağlıyor.

Görevini doğru ve tarafsız yapmadığı, gönül ve hatıra dayanarak kanunsuz işlem yaptığı açıklık kazanan bu Savcı hakkında ;

Türkiye Cumhuriyetinin Adalet Bakanı ne yapıyor?

Bu vicdan kanatan tabloyu seyretmeye ve anılan Savcı’yı himaye etmeye devam ediyor. Bu kanunsuzluğa ve vicdansızlığa Türkiye Cumhuriyetinin Adalet Bakanı da ortak oluyor.

Değerli Basın Mensupları;

Memleketimizin yönetim kademelerindeki insan manzaralarından söz ettik….

Bu insan manzaralarının hepsinde de alın terini çalan, Hazine’ye el uzatan, Devlet nüfuzunu kötüye kullanan ve bu yapıyı kurumsal olarak koruyan bir iktidar kimliğini görüyoruz. Bu yönetim anlayışı sakattır. Bu yönetim anlayışından bu ülkeye hayır gelmez. Bu yönetim anlayışı kirlidir. Bu yönetim anlayışı kayıt dışılığı ve haksız kazancı kaçınılmaz olarak yaratır.


Bu fotoğrafı ve kimliği anlatmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluk sahibi olan Kurum ve mekanizmalarını çalıştırmaya, bu noktadaki görevimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Değerli Basın Mensupları;

Böylesine hukuk tanımaz bürokratik ve siyasi yapılanmadan sonra Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıkları görevine başlayan 3 Müsteşar’ı yeri gelmişken kutluyor ve başarılar diliyoruz.

İnanıyoruz ki, bu 3 tarafsız Bakan ;

AKP’lileştirilen Cumhuriyet Savcıları,

Kayseri yolsuzluğunu himaye eden Vali ve Bürokratlar hakkında,

Telekom’un içini boşaltan Oger Grubu ve Hazine adına denetim görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında bir an evvel idari ve adli süreci başlatacaklardır!!!!!!!

Kendilerine başarılar diliyoruz.!!!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Paz Mart 13, 2011 12:12 pm

Kart'tan Telekom'a sert cevap“Taşınmazların satışı gazete ilanlarıyla sabit. Kurumun içi boşaltılırken iktidar niye sessiz”

“Hedef Telekom’un itibarı değil”
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, gazetemizde yayımlanan, “iktidar yasa dışı dinlemeler nedeniyle Telekom’daki talana sessiz kaldı” açıklamasını yalanlayan Oger’e gecikmeden cevap verdi: Danıştay kararına rağmen taşınmaz satışı gazete ilanlarıyla sabit. Dinleme yoksa hükümet talana niçin sessiz.

Kart’tan Oger’e sert yanıt
Telekom’un, “Talan iddiaları doğru değil”, “Yasa dışı dinleme yok” açıklamasına CHP’li Kart’tan yanıt gecikmedi: Taşınmazların satışını gazete ilanlarıyla tespit ettik. Kurumun içi boşaltılırken hükümet neden sessiz kalıyor!

Haber: Salim YAVAŞOĞLU / YENİÇAĞ 12/03/2011 - 22:40:37



Türk Telekom’un yüzde 55 hissesine sahip olan Oger Telekom, Yeniçağ Gazetesi’nin 21 Şubat 2011 tarihli sayısında yayınlanan “İktidar Oger’e göz yumuyor” başlıklı haberle ilgili bir açıklama yaparak, sözkonusu haberdeki iddiaların gerçek dışı olduğunu belirtti. Haberde, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Türk Telekom taşınmazlarının gazete ilanlarıyla satılmasını eleştirmişti. Kart, yasa dışı telefon dinlemelerinin yapılabilmesi için hükümetin yönetimde bulunan bürokratlar kanalıyla Oger’in Türk Telekom’da taşınmazları hukuk dışı talan etmesine göz yumduğunu söylemişti.

Yasama denetimi
Oger Telekom’un açıklmasına CHP’li Kart’tan yanıt gecikmedi. Kart şunları söyledi: “Telekom’un ticari itibarını ya da çıkarlarını hedef almamız sözkonusu değil. Milletvekili sorumluluğu içinde ve yasama denetimi kapsamında birtakım iddia ve bulguların yargı prosedürü içinde açıklık kazanmasını ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini hedefliyoruz. Bu kapsamda özelleştirmenin hemen öncesinde kurumlar vergisi neden 10 puan düşürülmüştür?”

Korku iklimi yaratılıyor
Kart, Danıştay’ın iptal kararına rağmen, Oger’in, Türk Telekom’un taşınmazlarını satmaya devam ettiğini gazete ilanları ile tespit ettiklerini belirterek şöyle dedi: “Taşınmaz satışı yapılmak suretiyle kurumun içi boşaltılırken ve imtiyaz sözleşmesi ihlal edilirken hükümet neden görevini yapmıyor? Yasadışı telefon dinlemelerinde devlet nüfuzu kötüye kullanılmak suretiyle toplumda bir korku ikliminin yaratılmasını sorguluyoruz. Telekon çalışanlarının özlük hakları ve sendikal haklarını da Telekom yönetimine rağmen korumaya çalışıyoruz. Bu anlayış içinde biz görevimizi yapmaya devam edeceğiz.” Atilla Kart, Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 21 yıllığına işletmesini satın alan Lübnan kökenli Oger Grubu’nun, Danıştay’ın özelleştirmeye ilişkin kararını 4 yıldır uygulamadığını öne sürdü.

İmtiyaz sözleşmesi
Kart, özelleştirmeden sonra grup ile imzalanan imtiyaz sözleşmesinin anayasa gereği Danıştay’a gönderildiğini, Danıştay’ın “sözleşmenin sona ermesi veya yenilenmemesi halinde, Türk Telekom sisteminin işleyişini etkileyen tüm teçhizatın bütün fonksiyonlarıyla çalışır vaziyette ve teçhizatın kurulu bulunduğu taşınmazların kuruma bedelsiz olarak devri” hükmünü getirdiğini kaydetti.

Türk Telekom: Tüm davalar reddedildi
Türk Telekomünikasyon A.Ş., kurumda yasadışı dinlemelerin yapıldığı iddialarının doğru olmadığını belirtti. Türk Telekom’un açıklaması özetle şöyle: “CHP Konya Milletvekili Attilla Kart tarafından Türk Telekom özelleştirmesi ile yasadışı dinlemelerin yapılabilmesinin amaçlandığı ve müvekkil şirket altyapısı kullanılarak yasadışı dinlemelerin yapıldığı, şirketimizin hukukdışı biçimde taşınmaz satışı gerçekleştirdiği ve benzeri ifadeler dile getirilmiştir. Öncelikle, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirilme sürecine yönelik olarak açılmış tüm davaların reddedildiğinin altı çizilmelidir. Bu çerçevede, özelleştirme sürecinin sağlıklı ve ülke menfaatlerine en uygun şekilde yürütüldüğü bağımsız Türk yargısı tarafından kesin olarak karara bağlanmıştır.

Dinlemeye ait bir işlem yok
Ayrıca telemomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilmesi, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınması ile 5271 sayılı kanunun 135. maddesi kapsamında yapılacak dinlemelere ilişkin tüm işlemleri yürütmek üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde,’Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ adıyla bir merkez kurulmuş olup, 5397 sayılı kanun kapsamında ve mevzuat doğrultusunda iletişimin tespitine ilişkin tüm işlemlerin bahse konu başkanlık tarafından yapıldığı ve müvekkil şirket tarafından hiçbir şekilde iletişimin tespiti ve dinlenmesine ilişkin işlem yapılmadığı hususu gözetildiğinde, haberde yer verilen yasadışı dinlemeler yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğu anlaşılmakta ve bu iddiaların sadece karalama, iftira mahiyeti arz ettiği görülmektedir.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Salı Mart 15, 2011 1:07 pm

AKP’li Belediye’de yolsuzluklar köpürüyor


Yusuf Yavuz

Dört lavabosu olan belediyeye 750 kilo sabun, 2 bin 100 paket havlu aldılar. Antalya, Kemer ilçesine bağlı Tekirova beldesinin AKP'li belediye başkanı hakkındaki çarpıcı yolsuzluk iddialarını konuşuyor. Hakkında soruşturma izni çıkmasına rağmen yargılanamayan AKP’li başkan Üras’ın adı milletvekili adayı olarak anılırken, Kemer’de dillendirilen bir başka iddi ise, AKP’li belediye başkanına soruşturma izni veren Kaymakam Köse’nin sürgün gibi atamayla görev yerinin değiştirilmesi.



İşte Türk basınının yazamadığı Antalya’yı karıştıran yolsuzluk iddiaları…



Antalya'da yayınlan Muhabir Dergisi, AKP'li Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Üras'ın hakkındaki yolsuzluk dosyasına rağmen yargılanamamasını kapağına taşıdı. "Durmak Yok, Yolsuzluğa Devam" başlıklı kapağıyla çıkan dergi, Uras hakkındaki yolsuzluk iddialarını ve bu iddialara ait bilirkişi raporlarının belgelerini de yayınladı. Üras hakkındaki soruşturmaya izin veren Kemer Kaymakamı Bayramali Köse’nin ‘geçici görev’le görev yerinin değiştirilmesi soru işaretlerine neden oldu. Köse, bu gelişmelerin ardından istifa ederek Rize’den bağımsız milletvekili adayı olacağını açıkladı.



SORUŞTURMA İZNİNE RAĞMEN YARGILANAMIYOR

Yusuf Üras, Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri olan Antalya-Kemer’in Tekirova beldesinde muhtardı. Üras’ın siyasi kariyeri hızla yükselerek kısa sürede beldenin belediye başkanı oldu. Hakkındaki ihbarlar üzerine, 4 Mart 2009 tarihinde Tekirova Belediyesi'ne yapılan Jandarma baskınında toplanan deliller ve sonrasında hazırlanan bilirkişi raporlarıyla hakkında soruşturma açılması izni verilen Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Üras'ın hala yargılanamıyor olmasının kamu vicdanını yaraladığının vurgulandığı haber dosyasında, Kemer Kaymakamlığı'nın 14 Ocak 2010 tarihli kararıyla; ön inceleme uzmanının hazırladığı raporda yer alan 10 değişik iddiadan 5’i hakkında soruşturma izni verildiği hatırlatılarak, "Belediye Başkanı Üras, Bölge İdare Mahkemesi'ne yaptığı itirazla kararın kaldırılmasını istemişti. Ancak Antalya Bölge İdare Mahkemesi, Uras’ın itirazının reddi kararına ve diğer 5 maddenin de soruşturulmasına hükmetmişti. Antalya Bölge İdare Mahkemesinin kararı ile Yusuf Uras’ın 10 ayrı iddiadan yargılanmasının yolu açılmıştı" bilgisine yer verildi.



AKP'DEN MİLLETVEKİLİ ADAYI

12 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerde adı AKP milletvekili aday adayı olarak anılan Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Üras hakkındaki usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının sıralandığı derginin arka arkaya iki sayısında işlediği haberinde, imar planı revizyonu 3194–18 madde uygulaması hizmet alımı işinden, belediyeye ait akaryakıt pompasından sivil araçlara akaryakıt verilmesine; belediyece öğrencilere burs verilmediği halde verilmiş gibi gösterildiği, burs verme işleminin iptaline rağmen borç ve burs takip sistemi programı satın alındığı, bilgisayar alımların usulsüzlük yapıldığına kadar pek çok iddiaya yer verildi.



4 LAVABO'YA 750 KİLO SABUN ALDILAR!

Tekirova Belediyesi'nin kilit parke taşı stokları olduğu halde 'doğrudan temin yolu' ile kilitli parke taşı alınmış gibi gösterildiği ve buna uygun evraklar tanzim edildiği iddialarının da yer aldığı haberde, yolsuzluk tartışmalarına neden olan belediye uygulamalarının en çarpıcı olanı ise Tekirova Belediyesi'nde yalnızca 4 adet lavabo ve tuvalet varken 750 kg sıvı sabun, 2 bin 100 paket havlu peçete alınmış gibi gösterilerek naylon fatura düzenlendiği; belediyede halı yokken 70 adet halı şampuanı alındığı, bu ve buna benzer birçok fatura tanzim edildiği, belediyenin yemek işi ihale edildiği halde dana eti alındığı yönündeki iddialar oluşturuyor. Derginin haberinde ayrıca, Tekirova pazar yerindeki esnaftan sezon başında 500 ile 1000 TL arasında belgesiz para toplandığı, paraların belediye başkanı ve personele verildiği ve kişisel çıkarlar için kullanıldığı iddiasına da yer verildi.



İHALE, EN YÜKSEK TEKLİFİ VEREN ŞİRKETE

Tekirova Belediyesi'nin 6 Ekim 2008 tarihinde yaptığı Hali Hazır Harita Revizyonu, imar planı revizyonu 3194–18 madde uygulaması hizmet alımı işine ait açılan ihaleye, 6 firmanın teklif dosyası verdiğinin belirtildiği haberde, en düşük teklifin 238.000 TL olduğu vurgulanarak, ihaleyi, eksik evrak vermesine rağmen 770.000 TL ile en yüksek teklifi veren Simge Harita İmar adındaki şirketin kazandığı belirtildi.



BİLİRKİŞİ, 'BELGE DÜZMECE' DEDİ

İhale sonucunun Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Üras tarafından hızlıca onaylandığının vurgulandığı haberde,"Kemer Kaymakamlığı, şikâyet üzerine ihale ve Tekirova Belediye Başkanı Uras hakkındaki iddiaların soruşturulması için Antalya Valiliği'nin onayı ile bilirkişi istedi. Bilirkişi olarak atanan İller Bankası 5. Bölge Müdürlüğü'nde görevli Şube Müdürü İshak Akın inceleme sonucunda 'İhale evraklarının detaylı incelenmediği, evrakların tevsik edilmesi ile ilgili kurumlarla yazışma yapılmadığı, iş deneyim belgelerinin yanlış güncellendiği ve ihale komisyonunca ihalenin iptali yönünde karar alınması gerekirken alınmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, ihale onay makamınca ihalenin kamu zararı yönünden iptal edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı'nı belirtti. Asgari Maliyet Tablosu üzerinde; kim tarafından hazırlandığı veya tanzim edildiği belli olmayan belge üzerinde imza, tarih ve tasdik bulunmaması belgenin düzmece olduğunu gösteriyor" bilgisine yer verildi.



İKİ FİRMA TEK İSİM

İhale Komisyonu Başkanlığını da yürüten Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Uras'ın yasaları hiçe sayarak büyük bir çabayla şirketin ihaleyi kazanmasını sağladığının öne sürüldüğü haberde, "kamunun alenen zarara uğratıldığı, pervasızca bir soygun yaşanan ihalede, neler olduğunun iç yüzüne bakalım.Tekirova Belediyesi'nin, AKP’li Başkanı Yusuf Üras, aynı zamanda GATAB Başkanı. Simge Harita İmar isimli firmanın da GATAP Müdürü Mustafa Yurduseven ile yakın ilişkide olduğu biliniyor. Bu firma, Yurduseven’e ait olduğu bilinen Yurt-Teknik Harita ile daha önce pek çok işte ortak oldukları belgeleriyle ortada. Bu iki firma Alanya’nın benzer işini ortak olarak ihaleye girip alıyorlar. Ortaklık burada da kalmıyor. Rize'de yapılan ihaleyi de ortak almışlar. Bölgede iki firmanın da asıl sahibinin Mustafa Yurduseven olduğu iddiaları var" ifadelerine yer verildi.



AKP'Lİ BAŞKANI HÜKÜMET KORUYOR MU?

Dergi haberinde, yaşananların, Mustafa Yurduseven'in kendi elemanlarının görev yaptığı ihale komisyonundan kendi firmasına akıl almaz fiyatla iş vermesi olarak da tarif edilebileceği belirtilerek, "bilirkişi Raporu, ihalede “görevin kötüye kullanıldığını ve kamunun zarara uğratıldığını” tespit etti, savcılık ise soruşturulma açılması gerektiği kanısına vardı. Usulsüzlük ve yolsuzluğun bir numaralı yasal sorumlusu Belediye Başkanı Yusuf Üras. Hal böyle olunca iş, soruşturma izni almaya gitti. Kaymakamlık soruşturma iznini verdi. Ancak, hala soruşturma açılmadı, kamuyu zarara uğratan kişiler yargılanmadı. Yolsuzluktan soruşturulması istenen yetkililer hala görevlerini sürdürüyor. Soygun yapanlar hakkında açılması gereken dava, bu kadar zamana rağmen neden hala açılmadı?

Dava açılması izni İçişleri Bakanlığı'nca verildi mi? Verilmiş ise savcılar daha neden bekliyor Verilmemiş ise, AKP’li Belediye Başkanı, hükümet tarafından korunuyor mu?" sorularına yanıt arandı.



İŞBİRLİKÇİ ŞİRKETLER

Simge Harita adlı şirketin sahibi olarak Cengiz Bişkin'in görüldüğünün belirtildiği haberde, Yurt-Teknik'in sahibinin ise GATAP Müdürü Mustafa Yurduseven olduğu vurgulanarak, "İki şirket ortak girdiği ihalelerle uzun süredir iş alıyor. Ortak girişim 23 Kasım 2006 tarihinde Alanya ve Rize'de açılan ihaleleri aldı. Simge Harita İmar ise Tekirova'da 6 Ekim 2008'de tek başına ve tüm firmaların iki katı teklifi ile ihale alıyor. Mustafa Yurduseven'in GATAP Müdürü olduğu bu dönemde, GATAP’ın başkanı ise Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Uras. İhale Komisyonu'nda ise GATAP çalışanları Ramazan Birol Büyükkaplan ve İlhami Güney görev alıyor. 'Yurdu çok seven' Mustafa, kendi giremediği ihaleye iş ortağı Simge Harita İmar adına Cengiz Bişkin’i soktu. İhaleye giren 6 firmadan kat kat fazla fiyat ve eksik evrakla ihaleyi kazandı. İhale AKP’li başkan tarafından hızlıca onaylandı. Kotarma ihale ile ilgili şikâyet üzerine işbirlikçiler yakayı ele verdi. İçişleri Bakanlığı soruşturma izni verdiğinde hesap verecekler" görüşüne yer verildi.



KAYMAKAM’IN ÖNCE GÖREV YERİ DEĞİŞTİ, ARDINDAN İSTİFA ETTİ

Tekirova Belediyesi'ndeki yolsuzluk iddiaları tartışılmaya devam ederken, beldenin bağlı olduğu Kemer Kaymakamı Bayramali Köse, geçici görevle Antalya Vali Yardımcılığına atandı. Antalya’ya gitmeyi kabul etmeyen Kaymakam Köse, ardından da bir kararnameyle Aydın Vali Yardımcılığı’na atandığını öğrendi. Bunun üzerine bir basın toplantısı düzenleyen Köse, atamalara isyan etti. Köse, bu gelişmelerin ardından memleketi Rize’de bağımsız milletvekili adayı olacağını söyleyerek istifa etti. Köse, istifasından önce yaptığı basın toplantısında şu görüşleri dile getirmişti: “Burası 10’uncu yerim. 11’inci yer olarak Antalya’ya geçici görevlendirme yaptılar, gitmedik. Şimdi 12’nci yere tayinimizi çıkardılar. O da sorun değil. Normal zamanda biz bu memleketin her tarafına gideriz. 10 farklı yere giden kişi 12’ye de, 13’e de gider. Evliyim ve üç kızım var. Kızlarımdan biri Antalya’da Adem Tolunay Anadolu Lisesi’ni kazandı. Bu sene oraya başladı. Büyüklerimiz bize, ‘Eline diline beline sahip ol’ dedi. Bugüne kadar, elimize de dilimize de hepsine de şükür olsun sahip olduk. Ömrümün 365 gün 24 saatini incelersek, eğer benimle ilgili bir namussuzluk, bir şerefsizlik, bir hırsızlık bulsunlar, kendi cezamı kendim vereceğim. Normalde 5 yıla kadar çalışan, 3 yıldan önce herhangi bir soruşturma geçirmemişse alınmaması gereken kişi, niye 1,5 yıl sonra sezon ortasında, çoluk çocuğu okuyor vesaire, apar topar önce geçici görevlendirme ile ondan sonra da kararname ile alınıyor. Neden alınıyor? Ben de tanıyıp bilmesem, böyle bir haber okuyunca, ‘Ulan kim bilir ne şerefsizlik yapmıştır’ diye düşünürüm. Ben de ne şerefsizlik yaptığımı öğrenmek istiyorum. Ben Aydın’a da, başka yere de giderim. Benim hakkımda soruşturma açılsın. Açığa alsınlar. Talebim bu. Ne halt ettim? Namussuzluk mu yaptım? Şerefsizlik mi yaptım? Bunu öğrenmek istiyorum" diye konuştu. Resmi yollardan bunu öğrenemediğini kaydeden Köse, Bana bir mülkiye müfettişi göndersinler.”



Kemer'de iki yıl önce göreve başlayan Kaymakam Köse'nin, AKP'li Tekirova Belediye Başkanı Yusuf Üras hakkındaki yolsuzluk iddialarının soruşturulması ve yargı yolunun açılması için izin vermesi nedeniyle görev yerinin değiştirildiği öne sürülüyor.



YOLSUZLUK İDDİALARINA NE YANIT VERDİLER

Jandarma operasyonunda şüpheli olan AKP'li belediye başkanı ve yetkililerin, haklarındaki iddialarla ilgili jandarma ve savcılıkta verdikleri ifadelerin de yer aldığı haberde, şu bilgilere yer verildi:

Yusuf Üras(Tekirova Belediye Başkanı):

“23.03.2009 Tarihli Nuh Yılmaz’ın şikâyetler tamamen haksız ve yersizdir. Şöyle ki 06.10.2008 tarihli ihale ile ilgili olarak yaptığı şikayet hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaptırılan bilirkişi incelemesinde söz konusu ihalenin yasalara uygun yapıldığı belirtilmiştir. Bu ihale tamamen usul ve yasalara uygun yapılmış olup, ihaleye katılan bazı firmalar eksik evrak vermiş olması nedeniyle elenmiş, 1 (bir) katılımcı da aşırı düşük fiyat teklifi sunduğu için ihale kendisine verilmemiştir. İhaleye 160.000 TL. fiyat veren firmanın teklifi aşırı düşük olduğu için kabul edilmemiştir..."



Canan Asiltürk (Belediye Çalışanı ve İhale Komisyonu Başkanı):

“İhale dosyasının hazırlanması, ihaleden önce ve ihaleden sonra yapılan yazışmalar ve değerlendirmeler, dosyaların incelenmesi aşamalarında ihalede görevli GATAB da çalışan Ramazan Birol Büyükkaplan ile İlhan Güney konu ile ilgili tecrübelerinden dolayı bulunmuşlardır. Şahsım komisyon başkanı olarak sadece imza attım."



Ramazan Birol Büyükkaplan (GATAB çalışanı ve İhale Komisyonu Üyesi):

“06.10.2008 tarih ve 2008/145975 begin_of_the_skype_highlighting 2008/145975 end_of_the_skype_highlighting İKN’lı ihale ile ilgili olarak; ihaleye 6 firma teklif dosyası vermiştir. İstekli firmalardan Öz-Ak firması ihalenin ilk oturumunda dış zarfta imza bulunmadığı için elendi, geri kalan 5 firmadan Dünya firması iş deneyim belgesi tutarının yetersizliğinden, Saitoğlu firması da serbest kazanç defteri mali müşavir veya serbest mali müşavir tarafından onaylanması gerekirken, muhasebeci tarafından onaylandığı için uygun olmadığı gerekçesi ile yetersiz olarak değerlendirildi...Yaklaşık maliyete ve odalardan gelen minimum maliyete göre Simge firmasının 770.000 TL’lik teklifinin yüksek olmadığı komisyonumuzca anlaşılmıştır.”



Mustafa Ekin (İhale Komisyonu üyesi):

“06.12.2008 tarihinde yapılan ihaleye yedek listede bulunmama rağmen, asil üyelerden Sema Erdali’nin yıllık izne ayrılması nedeniyle ihaleye, sayman üyenin yanında idari üye olarak katıldım. Teknik konularda bilgim olmadığı için, diğer teknik komisyon üyelerinin incelemesi sonucunda, komisyon üyesi olarak ihale evraklarını imzaladım.”



YURDUSEVEN-KORKUT EKEN BAĞLANTISI

Susurluk Davası'nda altı yıl hapis cezasına çarptırılan eski MİT'çi Korkut Eken'in, Antalya'da, Vakıflar Genel Müdürlüğü arazisi üzerine sekiz yıl önce yaptığı kaçak villasının ihaleyle aklandığının vurgulandığı haberde şu bilgilere yer verildi: "Varsak Beldesi'nde Eken, oğlu ve korumalarına ait arsalar, önce belediye mülkiyetine geçirildi, ardından ihale edildi. Eken ihaleye katılmazken, vekâlet verdiği oğlu ve korumaları, arsaları 1 milyar 300 milyon lira ile 1.5 milyar lira arasında değişen fiyatlarla satın aldı. Aynı ihalede diğer 16 arsa beş-altı kat daha fazla değerle satıldı.



İMAR İZNİ YOK

Korkut Eken, 1994 yılında Varsak'ta 550 metrekarelik arsa satın aldı. Dönemin DYP'li Belediye Başkanı Hüseyin Ayanoğlu'nun araya girmesiyle zilliyeti Yaşar Ayazgök'e ait arsayı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile davalı olmasına rağmen satın alan Eken, imar izni ve inşaat ruhsatı olmadan dubleks villa yaptırdı. Villanın çevresine kızılötesi ışınla çalışan güvenlik kameraları yerleştirildi. İstihbaratçı Eken, kendi villasının çevresinde bulunan beş arsayı da oğlu Refik Güray Eken ve birinin ismi Medet Eroğlu olan iki koruması adına aldı. Başkan Ayanoğlu, İçişleri Bakanlığı'nca görevinden alınınca yerine gelen ANAP'lı Kazım Bilgili, Eken'e ait villanın olduğu bölgeye yeni imar uygulaması yaptırdı. Arsaları Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait gösterdi. 18 Nisan seçimlerinde tekrar belediye başkanı olan Ayanoğlu'nun Korkut Eken'le temasa geçerek arsanın tapusunu vermeye çalıştığı iddia edildi.



'EKEN'İN VİLLASI BELEDİYE MÜLKİYETİNE GEÇİRİLDİ' İDDİASI

Bir dönem Belediye Fen İşleri'nde çalışan harita teknikeri Mustafa Yurduseven ile harita mühendisi Cengiz Bişkin, yeni imar düzenlemesi için görevlendirildi. Yurt-Teknik ve Simge Harita İmar şirketlerin sahipleri, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait görünen bölgenin sınırlarını 500 metre kaydırarak Eken'a ait villanın alanını belediye mülkiyetine geçirdiği öne sürüldü. Belediye Başkanı Ayanoğlu, kısa sürede yeni imar planını Meclis'ten geçirerek uygulamaya koydu.



BELEDİYE SATIŞA ÇIKARDI

Belediye Başkanı Ayanoğlu, ikinci kez görevinden alınınca yerine Hasan Kula atandı. Ayanoğlu'na yakınlığıyla bilinen Kula, aralarında Korkut Eken, oğlu ve korumalarına ait altı arsanın da bulunduğu belediyeye ait 22 arsayı ihaleyle satışa çıkardı. İhalenin duyurusu Antalya'da yayımlanan 300 tirajlı yerel Son Haber gazetesinde yayımlandı. Yakın zamanda bu arsaların ihalesi yapıldı. Eken ihaleye katılmazken, vekâletini oğlu Refik Güray Eken ile arsaların imar düzenlemesini yapan Mustafa Yurduseven'e verdi. İmar düzenlemesini yapan diğer kişi Cengiz Bişkin ile koruması Medet Eroğlu da 'rekabet havası' yaratmak için ihalede yer aldı. Eken ve yakınlarının arsalarına teklif veren başka kimse çıkmadı. 1 milyar liradan başlayan ihalede, Refik Güray Eken, Mustafa Yurduseven, Cengiz Bişkin ve Medet Eroğlu, fiyatı önce 1'er milyon lira artırdı. Bir süre sonra 5'er milyonluk artırma yapıldı. Eken ve yakınları, sahip oldukları altı arsaya, açık artırma sonunda 1 milyar 300 milyon lira ile 1.5 milyar lira arasında değişen fiyatlarla sahip oldu. Aynı ihalede satışa çıkarılan diğer 16 arsanın ise Korkut Eken'in arsalarına oranla beş kat daha yüksek fiyatlarla satılması dikkat çekti. Her birine yaklaşık 10 milyar lira değer verilen bu arsalar da yeni sahiplerini buldu."

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Salı Mart 15, 2011 10:18 pm

[b]The İmam (Bilgi notu)?! 14-03-2011 [/b]



The İmam (Bilgi notu)?!

12 Haziran 2011
sonrası “ajanda”sına not düşülecek bir başka gündem maddesi...
Ergenekon
gözaltı dalgaları başladığında, Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına
alındığımda, Emniyet İstihbarat içindeki “malum adres”in yönlendirmesi ile
bildik sorulara muhatap kaldım.
Şöyle ki:
[b]- The İmam kitabı
nerede?![/b]
[b]- CD’ler nerede?![/b]
[b]- Çuwall kitabının içeriği
nerede?! [/b]
[b]- Neden bu kitapları yazdın?![/b]
[b]- Özal hakkında
kitap yazmışsın, orada yolsuzluk vb olaylara yer vermemişsin neden AKP ile
ilgili yazdığın kitaplarda yolsuzluklara yer verdin?![/b]
Vs vs vs…
Beni
kibarca odasında sorgulayan polis müdürüne “[b]Hangi CD[/b]” diye sorduğumda, o
da hangi CD’den bahsettiğini bilmiyordu.
Sadece Emniyet İstihbarat’ın
yönlendirmesi ile alanen AKP & Gülen iktidarı adına, Emniyet üzerinden
gözdağı verilerek “belge hırsızlığı” yapılmak isteniyordu.
Savcı Öz’ün
sorduğu sorulara verdiğim cevapları ve zorla kayda geçirdiğim satırları serbest
bırakılmamın hemen ardından kamuoyu ile paylaştım.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://haber.gazetevatan.com/Haber/129953/1/Gundem]http://haber.gazetevatan.com/Haber/129953/1/Gundem[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=293933]http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=293933[/url]
Mahkeme’de
verdiğim ifade de ortada!
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.alaturkaonline.com/celse-no-82/]http://www.alaturkaonline.com/celse-no-82/[/url]
Bu
bağlamda, [b]“The İmam[/b]” kitabının içeriğine gelince…
Aynen,
“[b]Çuwall[/b]” kitabını yazarken olduğu gibi “belge”, “bilgi” yağmuruna
tutuldum.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=723460]http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=723460[/url]
Bugün o
“bilgi notları”ndan birini sizinle paylaşmak istiyorum.
Mademki “bilgi
notları” üzerinden yürütülen bir soruşturma süreci bu; o notlardan birini
sizlerle paylaşmamda bir sakınca yok!

……………………………..


[b]18
Haziran 2004[/b]
[b]Bilgi notu[/b]

AKP Hükümeti’nin daha doğrusu Recep
Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluklarla mücadele etmeye hiçbir niyeti olmadığı gibi,
yolsuzluk da yapmaya başladılar.
Bu konuda, Unakıtan’ın oğlunun mısır
ithalatı, Binali Yıldırım’ın oğlunun gemi kiralaması gibi kamuoyuna malolmuş
hususlar vardır.
Bu konularda ne araştırma talebinde ne de suç duyurusunda
bulunulmadı!
Henüz kamuoyu gündemine gelmemiş ama çok daha büyük ölçüde,
hatta inanılmaz ölçüde “havuz hesapları” veya cebe giden paralar yaratacak
dikkat edilmesi gereken kişiler ve kullanılacak sistemler var.
Bunların ne
olduğu konusunda, bazı hususları dikkate getirmek istiyorum.

[b]Dikkat
edilecek kişiler:[/b]

[b]Tayyip Erdoğan’ın kendisi, kardeşi Mustafa
Erdoğan, çocukluk arkadaşı Ahmet Ergün, Cüneyd Zapsu, bakanlardan Hilmi Güler,
Binali Yıldırım, Kemal Unakıtan (Kürşat Tüzmen ve Erkan Mumcu da senelik
gelirlerini birkaç milyon doların altında tutmuyorlar. Ancak bu ikisi AKP
çetesinin dışındalar: Bir de Abdülkadir Aksu’nun oğlu Murat Aksu var. Bu
delikanlı da babası ile birlikte senelik gelirlerini birkaç milyon doların
altına düşürmüyor. Mahkeme işlerinden, ihale takibine kadar her işin içindeler),
‘Belediye Başkanları’ndan hemen hepsi… [/b]
“Sistem” daha ziyade belediye
başkanları üzerinden yürütülecek!
[b]İstanbul’da dikkat edilmesi gereken
kişiler; Kadir Topbaş’ın başkan vekili İdris Güllüce ve Esenyurt Belediye
Başkanı Nemci Kadıoğlu ile Büyükşehir İştiraklar Daire Başkanı Mihmail
Mangan.[/b]
AKP’nin sisteme ANAP gibi veya Çiller gibi her işten komisyon
şeklinde yürümüyor.
Birkaç hadisenin üzerinden büyük paylar şeklinde
yürüyor.
Şimdi şahısların rollerine bakalım:

[b]Evvela merkez:
[/b]

Konunun gündeme gelmesi “Hortumcuya af” kanunu ile ortaya
çıktı!
Bu tasarının arkasında, bazı bakanların kendilerini kurtarması
amacının yanı sıra, çok büyük ölçüde, bazı işadamlarını kurtarma niyeti
yatıyor!
Bu işadamlarının Cüneyd Zapsu üzerinden çok önemli bir meblağ
karşılığı bu kanunun pazarlığını yaptıklarının, İstanbul’da konuyu bilen
çevreler tarafından takriben iki-üç aydır konuşuluyor.
Tayyip Erdoğan’ın
haricinde konunun içinde Kemal Unakıtan ve (Melih Gökçek) Cemil Çiçek de
var.

[b]Özelleştirmeler:[/b]

Başta Seydişehir ve Erdemir olmak
üzere hemen bütün özelleştirmelerde ön plana Ahmet Ergün ve Mustafa Erdoğan
çıkıyorlar.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.haberoz.com/haber_detay.asp?haberID=1109]http://www.haberoz.com/haber_detay.asp?haberID=1109[/url]
Bu
konuyu Erdoğan’ın kardeşi eski okul arkadaşları ve Kemal Unakıtan ile birlikte
yürütüyor.
Bir parantez açalım: Seydişehir’in özelleştirmesinde adı geçen
Mustafa Erdoğan’ın birlikte hareket ettiği kişi Fettah Tamince, bu otuz
yaşındaki genç delikanlı Başbakan’ın kolunda
taşıdığı 20 bin dolarlık Franch
Muller marka saatin Türkiye temsilcisi.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.odatv.com/n.php?n=kim-bu-fettah-tamince-2807091200]http://www.odatv.com/n.php?n=kim-bu-fettah-tamince-2807091200[/url]
Ukrayna’lı
en büyük kara para aklayıcısı ve uyuşturucu tüccarlarının Türkiye
ayağı!

[b]Binali Yıldırım:[/b]

Göreve gelir gelmez İspanyol
kredisi ile yapılacak yeni Ankara – İstanbul tren hattı mukavelesini
imzaladı.
Rakam milyon dolarların üzerinde, verildiği söylenen komisyon yüzde
10!
Arkasından İstanbul tünel geçişi imzalandı.
Fiyat 2 buçuk milyar
dolar!
Keşif kalemleri ve fiyat detayları açıklanmadı. İstanbul’da konuyu
bilen kişiler hakiki fiyatın “1.8 milyar dolar” olduğunu söylüyorlar.
Dalan
zamanında hazırlanan sonra yapılmayan “Manj Tüneli”ni yapmış olan firmanın
(BOUYGUES) hazırladığı teklif o zamanlar (dahili geçişin yanı sıra karayolu da
ihtiva ediyordu) 1 milyar dolardı!
Binali Yıldırım’a bağlı “THY özelleştirme
kapsamında” iken nedense yeni uçak alınıyor.
Uçak alımında isteseniz de
istemeseniz de cebinize yüzde 10 komisyon konulur!
[b]Binali Yıldırım’ın en
önemli icraatlarından biri deniz vasıtalarında akaryakıttan alınan “ÖTV”yi
kaldırmak oldu.[/b]
[b]Şehir hatları vapurlarına bir fırsat gibi gösterilen
bu işlerin altında esas itibariyle son zamanların en büyük kaçakçılığının temeli
kuruldu.[/b]
[b]Gemilere satış gibi gösterilen akaryakıt, vergisiz fatura
kesilerek yurtiçine sokuluyor.[/b]
[b]Bunu da çok büyük ölçüde “ihrakiye”
(yani gemi yakıtı) satan şirketler yapıyorlar.[/b]
[b]Kanun çıkar çıkmaz
Petrol Ofisi ile Şadan Kalkavan’ın ortağı İstanbul Milletvekili Cengiz
Kaptanoğlu hemen bir “ihrakiye” şirketi kurdular.[/b]

[b]Hilmi
Güler:[/b]

İstisnasız yaptığı her iş çetrefilli!
Zaten Türkiye’nin
muhtemelen en geniş kapsamlı ve en zor bu bakanlığı ile bir kişinin başa çıkması
çok zor!
Hele bu kişi Hilmi Güler ise…
Tek bir konuyu dikkate
getirelim.
Milliyet’in 16 Haziran 2004 tarihli haberi…
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.milliyet.com.tr/2004/06/16/ekonomi/aeko.html]http://www.milliyet.com.tr/2004/06/16/ekonomi/aeko.html[/url]
[b]Haberin
başlığı; “En pahalı gaz İran’dan”![/b]
Haberdeki şu ifade dikkat
çekici:
[b]“Petrolün 29 dolarlık varil fiyatı için bin metreküpü 109 dolar 22
cent olan Rusya’dan Karadeniz’in altından Mavi Akım hattı ile geçirilen
doğalgazın fiyatı 23 dolar 49 cent’e yükseltildi.” [/b]
Bu konu aylardır
biliniyor.
[b]Aracı Ali Şen’di. [/b]
[b]Kesin Yüce Divan’lık bir durum!
[/b]
Bu bakanların haricinde Mir Dengir Fırat da Zeki Ergezen’in ve
Güneydoğu’daki bazı yatırımların müteahhitlerini tespit etti,
rahatladı.
Kemal Unakıtan’ın TÜPRAŞ rezaleti zaten basına çıktı.
[b]Yerel
yönetimlere gelince, Havuz’a yapılacak vurgun İstanbul’da olacak. İstanbul’da
Esenyurt, Büyükçekmece, Küçükçekmece bölgelerinde 4-5 milyar dolarlık yeni bir
şehir kurulması projesi var.[/b]
[b]Belediyelerin borçlanması serbest kalınca
finansmanı belediye gayrımenkulleri ipoteği karşılığı Körfez’den
karşılayacaklar.[/b]
Esenyurt Belde Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
iştirakler daire başkanı sayısız dava sanığı [b]Necmi Kadıoğlu[/b] ile
Erdoğan’ın eski imar müdürü şimdiki Küçükçekmece Belediye Başkanı [b]Aziz
Yeniay[/b] organize edecekler.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.turkforum.net/214009-yalcin-bayer-5.html]http://www.turkforum.net/214009-yalcin-bayer-5.html[/url]
[b]Necmi
Kadıoğlu bundan beş sene evvelki seçimlerde “Ben Esenyurt belediye başkanı
olayım, yalnız imar işlerinden partiye beş senede 1 milyar dolar getiririm”
diyen adam![/b]
Kadir Topbaş’ın konulardan ne kadar haberi olacağı, haberi
olduktan sonra ne kadar dayanabileceği meçhul!
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=624616]http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=624616[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&Date&ArticleID=1042468&CategoryID=80]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&Date&ArticleID=1042468&CategoryID=80[/url]
İstanbul
Büyükşehir Belediyesi İştirakler Dairesi Başkanlığı’na getirilen [b]Mihmail
Mangan[/b] eski İSFALT genel müdürü, İstanbul’a ilk bitki alımlarına İtalya’dan
satınalma yaparak başlatan kişi.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://arsiv.sabah.com.tr/2004/09/16/ovur.html]http://arsiv.sabah.com.tr/2004/09/16/ovur.html[/url]
İtalya’daki
satıcılar Mihmail Mangan’ı görür görmez ellerini ovuşturdular.
Kendisi
hakkında devam eden davalar var.
[b]Ankara Belediyesi zaten
malum![/b]
[b]Kimse dokunmuyor, dokunamıyor.[/b]
[b]Kayseri, Konya, Adana
belediyeleri başta olmak üzere, diğer belediyeler ferdi ve yöresel çalışacaktır.
[/b]
[b]Örneğin Kayseri’den Abdullah Gül, Taner Yıldız faydalanacak
gibi…[/b]

[b]Nüfuz rüşveti[/b]!

Bir de, para rüşveti karşılığı
olmayan ancak “nüfuz rüşveti” diyebileceğimiz insanları baskı altında tutup
medya desteği almak için yapılan suistimallar var.
Bunlar özellikle iki medya
grubu ile alakalı!
[b]Turgay Ciner ve Aydın Doğan![/b]
[b]Aydın Doğan’a
“İş - Doğan Petrol Ofisi” birleşmesi izni verildi.[/b]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17262498.asp?yazarid=228&gid=61]http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17262498.asp?yazarid=228&gid=61[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17262687.asp?gid=233]http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17262687.asp?gid=233[/url]
[b]Bu
operasyondan Aydın Doğan’ın 600 milyon dolar avantajı var.[/b]
Ayrıca
akaryakıt bayilerine iki kere yapılan 2 cent dağıtım payı arttırımı yapıldı. Bu
para tamamen devlet kesesinden ödeniyor. Paranın yarısı da dağıtım ihalesini
elinde tutan petrol ofisine geliyor.
[b]Petrol Ofisi’nin özelleştirme
idaresine yapacağı ödemeler de ötelendi.[/b]
[b]Turgay Ciner’e Sabah, TMSF
vasıtası ile senede 10 milyon dolar gibi komik bir paraya
kiraladı.[/b]
Ciner’e ayrıca “trona” verildi ve Ciner’in esas gelir kaynağı
olan Zonguldak’taki kömür işletmelerinin faaliyetlerinin devamının yanı sıra
önemli kömür yatakları tahsis edilmek üzere.
Ayrıca frekans ihalelerinin
yapılmaması ve bilerek geciktirilmesi bütün medya patronlarına sağlanan bir
avantajdır.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/609304-bu-da-benim-hissiyatim]http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/609304-bu-da-benim-hissiyatim[/url]
Ilıcaklar’a
Star Yayın Grubu’nu nerede ise bedavaya vermek istiyorlar.
[b]Cine 5’e el
konulmasının zamanlaması, Aydın Doğan’ın ‘Federasyon’un futbol yayın ihalesi
zamanlaması ile ilgili! [/b]
[b]Tabii bir de Albayraklar
var.[/b]
[b]Gerek İstanbul Belediyesi ihalelerinde, gerek adı duyulmayan ufak
özelleştirmelerde büyük menfaat sağlıyor.[/b]
Yakında televizyonları da
faaliyete başlayacakmış.

………………………….


Adı üstünde “[b]Bilgi
notu[/b]”!
Gönderen kişinin “objektif” ya da “subjektif” yargılarından oluşan
bir metin!
Gazeteciye düşen görev bu iddiaların doğru ya da yanlış ve/veya
eksik yönlerini araştırmak!
Ne var ki, hakikat böyleyken, Ergenekon
gözaltıları sürecinde ele geçirilen ve/veya araya sokuşturulan sözde evraklar
üzerinden “[b]haysiyet cellatlığı[/b]” yapılmak istendi.
İddialar
araştırılmadan Sabah, Taraf, Zaman gibi gazetelerin manşetlerine
tırmandırıldı.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2185.0]http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2185.0[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=13516.0]http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=13516.0[/url]
Çantamdan
alınan evrakların yanında bu “[b]Bilgi notu[/b]” da vardı.
Ama diğer notları
alan Polis, bu bilgi notuna el sürmemişti.
Serbest bırakıldıktan sonra
telefon vb aletlerimi almak için Emniyet’e gittiğimde açıkça sordum:
[b]“Neye
göre belge taraması yapıyorsunuz, o belgeleri aldı iseniz AKP ile ilgili bilgi
notlarını da neden kayda geçirmediniz?!”[/b]
Tabii ki bu soruma da sağlıklı
bir cevap alamadım.
Demem o deme değil, şu deme:
[b]Gazeteci hakikatin
peşindeki adamdır.[/b]
[b]İddiaları araştırır.[/b]
[b]Gerçeği gün yüzüne
çıkartır.[/b]
[b]“The İmam” kitabında bu vb “bilgi notları”nda yer alan
iddialar ile ilgili olarak gerekli araştırması ve/veya sağlaması yapılmış
“belgeli” dipnotlar var.[/b]
Polis’e düşen görev “soruşturmanın gizliliği”ni
sağlamaktı!
Ne var ki “turkuaz” renkli karşı devrimci polisler, suçsuzluk
karinesine saygı duymadılar. “Demokrasi”yi “araç” olarak kullanan bir siyasi
iktidar ve/veya cemaatin emrine giren bir kısım “Polis”, savcı, hakim, “hukuk”u
amaca giden yolda araç olarak kullanmayı tercih etti.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.haberkonseyi.com/istanbul-emniyetinde-sok-gelisme-istihbarat-muduru-gorevden-alindi/]http://www.haberkonseyi.com/istanbul-emniyetinde-sok-gelisme-istihbarat-muduru-gorevden-alindi/[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.olaymedya.com/emniyet-genel-mudurlugunde-aday-adayligi-istifalari.html]http://www.olaymedya.com/emniyet-genel-mudurlugunde-aday-adayligi-istifalari.html[/url]
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.sondakika.com/haber-emniyet-genel-muduru-koksal-akp-den-aday-2580528/]http://www.sondakika.com/haber-emniyet-genel-muduru-koksal-akp-den-aday-2580528/[/url]
“Hukuki”
olması gereken süreç “hukuki” olmadı.
Başta Zaman, Taraf olmak üzere tüm
sorgulama aşaması gerçek olan ile gerçek olmayan iç içe geçirilerek “Atatürkçü”
aydınlar hakkında kafalarda soru işaretleri uyandırılmak istendi.
[url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=17249120&yazarid=308&tarih=2011-03-12]http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=17249120&yazarid=308&tarih=2011-03-12[/url]

………………………..


Ve…
Son
olarak…
[b]“Takke” bir kez daha düştü, “kel” gözüktü![/b]
Polis’in kayda
geçirmek istemediği[b] “Bilgi notu” [/b]ortada!
[b]Gazetecilik yapmak
isteyenler için işte fırsat![/b]
[b]“Soruşturmacı gazeteciler[/b]”
araştırabiliyor iseler araştırsınlar bakalım, bu “[b]Bilgi notu[/b]” ne kadar
gerçeği yansıtıyor.
[b]AKP’nin “Ak”ı ne kadar
“Ak”?![/b]
Nokta!

Sevgiler
14 Mart 2011
Hayrullah Mahmud
Özgür
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Salı Mart 15, 2011 10:19 pm

[b][url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.facebook.com/home.php?sk=group_108668465878277&ap=1]Telekomgate?!
14-03-2011[/url] [/b]




[b][url=http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://ultra-turkler.blogcu.com/telekomgate-14-03-2011/9948077]
[/url][/b]

Telekomgate?!

[b][u]“Bugünün hikayesi geçmişte
yazıldı”![/u][/b]
AKP’nin adım adım “[b][u]karşı
devrim[/u][/b]”e giden süreçte “[b][u]medya[/u][/b]”sı olan ama “[b][u]stratejik
aklı olmayan sermaye[/u][/b]”yi önce “[b][u]şişman kedi[/u][/b]” haline getirip,
sonra nasıl “tasfiye süreci”ne soktuğunun [b][u]“yerin kulağı var[/u][/b]”
misali “[b][u]devletin tavan ve/veya taban aralığı[/u][/b]”ndan sızan “akçeli
diyaloglar”ı var.
Aynı zamanda AKP & Gülen iktidarında
özelleştirmelerin hangi ruh hali ile yapıldığının, yağmacı ruh hali
var.
Mahkemelik olan bu diyalogları, önemine
binaen aynen yansıtıyorum:

..................................
[b][u] [/u][/b]
[b][u] [/u][/b]
[b][u]YAĞMA TAYYİP BÖREĞİ YA DA BU ÜLKE
HANGİ ÜLKE, BU BAŞBAKAN HANGİ BAŞBAKAN, BU BAKAN HANGİ
BAKAN?![/u][/b]

*

[b][u]SESAR SORUYOR: TÜRK TELEKOM’U
TEZGAHLAYAN “ULUSLARARASI PAZARLAMACILAR” YAKAYI ELE
VERİNCE; “OFF THE RECORD”LAR NASIL “OHHH THE
RECORD!” OLDU?[/u][/b]

Bu diyaloglar oldu ise (!)
“TAM BİR REZALET” ile karşı karşıyayız
demektir!
[b][u]“Türk Telekom’un Başına Gelenler”
adlı tarihi piyesin SESAR Takipçileri’yle paylaşacağımız bu ilk perdesinde; “Baş
Komisyoncu”, “Baba Komisyoncu” ve “Araştırmacı Komisyoncu” arasında yaşanan üçlü
bir diyaloğu okuyacaksınız. [/u][/b]
Diyalog, piyesin bu üç kahramanı arasında
geçiyor lakin anlaşılan “off the record” olan Telekom’u yağmalama hazırlıkları
nasıl olmuşsa olmuş bilinmez; OFFFFFFF! THE RECORD! (Eyvah! Kayıt!)
oluvermiş..!
AKP’nin “Herşey Türkiye İçin!” sloganı
eşliğinde imza attığı “ak çalışmalar”ı yakından görmek isteyenlerin, yazık ki
piyesimizin bu ilk perdesini hem büyük bir heyecan, hem de yeisle okuyacağı
kanaatindeyiz…

“BUGÜNÜN ADAMLARI”
“OFFFFF! THE RECORD!” OLUNCA...


AKP İktidarı’nın işbaşına gelmesi ile
başlayan “ekonomik atılım”ın (!) olmazsa olmazı haline getirilerek adeta bir
“yağmalama” sürecine dönüştürülen “özelleştirme furyası”nın en önemli
ayaklarından biri olan Türk Telekom Özelleştirmesi; acaba ekonominin hangi doğal
(!) seyiri içinde gerçekleştirildi?
[b]TÜPRAŞ’larla, Galataport ve
Haydarpaşaport’larla devam eden özelleştirme zincirinin en bereketli (!)
halkalarından biri olan Türk Telekom’un, iktidarın hangi “muhteşem üçlü”sü
tarafından kimlere tezgahlandığına gelmeden önce; Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin geniş ufuklu öncüsü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başından geçen
kısa bir olayı hatırlatmakta fayda var. [/b]
[b][u]Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurmay
yüzbaşıyken Şam’da görevlidir. Mustafa Kemal ile arkadaşı Kurmay Yüzbaşı
Müfit’in bağlı oldukları birlikler çalınmış malların geri alınması bahanesi ile
bölgeyi talan ederler ve Mustafa Kemal’den çekindikleri de için Yüzbaşı Müfit’e
talandan pay vermek isterler. [/u][/b]
[b][u]Kararsız kalan Yüzbaşı Müfit, durumu
Mustafa Kemal’e anlatarak ne yapmaları gerektiğini sorar. Mustafa Kemal ise bu
soruyu başka bir soru ile yanıtlayarak Yüzbaşı Müfit’e şu tarihi cevabı verir;
[/u][/b]
[b][u]“Müfit, bugünün adamı mı olmak
istiyorsun, yoksa yarının adamı mı?” [/u][/b]
[b]Ve Müfit, bu konuşmadan sonra talandan
payına düşen altınları almayı reddeder... (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam,
Birinci Cilt, Remzi Kitapevi 1969, s. 298.) [/b]
Gerçek bir lider ve devlet adamı olduğunu
her fırsatta ortaya koymuş olan Gazi’nin bu tarihi cevabından 2005 Türkiye'sinde
AKP İktidarı öncülüğünde gerçekleştirilen özelleştirmelerin Türk Telekom ayağına
dönecek olursak acaba neler düşer seyrimize?

***

Seyrimize düşen ilk oyun (oyunlarımız
devam edecek); “özelleştirme tuzağı”na düşürülerek elinde avucunda ne varsa
alınıp yad ellere peşkeş çekilen bir devlet teşebbüsünün hikayesidir. Teşebbüsün
adı Türk Telekom, tarihi piyesimizin adı ise “Türk Telekom’un Başına Gelenler”…

Hikayenin baş kahramanları ise; Türk
Siyaseti’nin satış konusunda ustalaşmış muhteşem bir üçlüsü!
Yani AKP İktidarı içinde oluşturulan
“siyasi kast sistemi”nin elebaşları..
Yani Türk Siyasi Anlayışı’na kazandırılan
“pazarlamacılık” kültürünün usta pratikerleri...
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 59.
Hükümeti’nde görev yapan büyük komisyoncular...
Peki kim bunlar?
[b]Bunlar yarının değil, “bugünün adamı”
olmayı tercih ederek kendilerini “pazarlamacılık”a veren devlet büyüklerimiz (!)
... [/b]
[b]Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
“Baş”bakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan ve
Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım... [/b]
[b]Yer ise off the record - kayıtdışı
olması (hasır altı edilerek devlet kayıtları dışında tutulması) gereken tüm
devlet meselelerinin görüşüldüğü “tarihi bir mekan”; AKP Genel Merkezi!
[/b]
[Nihayetinde, AB ile müzakerelerin
başlaması sürecinde yakinen görüldüğü üzere; devlet makamlarında yürütülmesi ve
tutanaklara geçirilmesi gereken diplomasi trafiğinin çekildiği bu sota mekan
için artık “tarihi” ifadesini kullanmak pek de yersiz olmasa gerek...]

Evet yer AKP Genel Merkezi ve hikayenin
başkahramanları genel başkanlık makamında toplantı halindeler...
[b]Toplantı konusu malümunuz olduğu üzere
Türk Telekom’un özelleştirilmesi... [/b]
[b]Zaman mı? [/b]
[b]Zaman, “Baş Komisyoncu”nun Lübnan
ziyareti öncesi... [/b]
(AKP, bu diyaloğun doğru olup olmadığını
açıklamak mecburiyetindedir!
Soruyoruz!
[b][u]Aşağıdaki konuşma AKP Genel
Merkezi’nde gerçekleşmiş midir?) [/u][/b]
Ve artık perde!
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Kemal Abi! (Unakıtan) Türk Telekom’un
özelleştirilmesi ile ilgili olarak Hikmetyar’la (Gülbettin Hikmetyar, Ruslar’ın
Afganistan’ı işgali esnasında direnen Mücahid liderlerden. Hani şu önünde diz
çökerek fotoğraf verdiği yüce zaat!) bir görüşme yapacağım.
[color:aa61=red]Hikmetyar, Lübnan’da
Harriri Ailesi ile birlikte. Harririler’i büyüten o! Türk Telekom’u almalarını
isteyeceğim. Ön temaslarda bize çok iyi çıkarlar sağlayacağına ilişkin kanaat
hasıl oldu. Dubai’deki ilk görüşmelerde “Türk Telekom’u alırız ama sizi de ortak
ederiz.” demişlerdi. [/color]
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Parayı basan alır! İhalede kim yüksek
rakam verirse o alır!
[b][u] -- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Bir sorun çıkar mı?
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Niye çıksın? Bir defa Özelleştirme İdaresi
Başkanı emrimde! Hikmetyar da en yüksek rakamı versin, kamuoyu anında susar.
Medya bunu bir özelleştirme parası olarak verir.
[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Kemal Bey doğru söylüyor! [color:aa61=red]Türk Telekom’u kim alırsa aslında üste para alır. Fatura
tahsilatı için bankalarla anlaşsa, ihalede ödediği paranın yarısını oradan
çıkarabilir. [/color]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Nasıl yani?
[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][u][color:aa61=red] Telekom’un cirosu çok yüksek! Her banka fatura
tahsilatının kendi üzerinden yapılması için kuruma promosyon teklif ediyor.
Türk Telekom’un cirosu diyelim ki 17 milyar Dolar. Bankalardan
ciro üzerinden % 10 - 15 promosyon alırlar. Hatta daha yüksek!
[/color][/u][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Yani çayın taşı ile çayın kuşu vurulacak.
O zaman biz bunu kullanarak Türk Telekom’a ortak olalım!
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][color:aa61=red]Sadece promosyon
bizde kalsa köşe oluruz! Yılda 2 milyar Dolar’a yakın elde edilir.
[/color][/b]
[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][color:aa61=red]Bence Hikmetyar’la
görüşürken; promosyonun yarısı, ortaklığın % 50’si üzerinden pazarlık yapın.
(İşte profesyonellik budur!) [/color][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][u][color:aa61=red]Hikmetyar ne
istersek verir. O “Türkiye’de İslamcı bir iktidar olsun yeter.” diyor.
[/color][/u][/b]
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Anlaş gitsin Tayyip Bey! (Gaz verme
konusunda da üzerinize yok Sayın Bakan!)
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Bu konuyu enine boyuna tartışalım. Bu işi
kıvırırsak kimse bizi iktidardan indiremez! İstediğimizi yaparız.

İş dünyasını, medyayı ve devleti
susturmalıyız.
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Beklenenin üzerinde bir rakam her
tartışmayı bitirir. [b][color:aa61=red]Hikmetyar da iki üç ton eroin
fazla satıversin canım! (Sayın Maliye Bakanı mizah ve espri yeteneği açısından
da gerçekten baba bir isim, vesselam...) [/color][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][u][color:aa61=red]Bu işi bitirirsek
en az iki dönem daha iktidarda kalırız. Herkesi para ile sustururuz.
Uluslararası destek de sağlarız. [/color][/u][/b]
[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
En önemli şey istikrar! [b]Herkesi krizle
korkutabilirsiniz. “İhale iptal edilirse AB süreci aksar, uluslararası piyasalar
Türkiye’ye güvenini yitirir, Dolar ve Euro patlar!” gibi bir kampanya
yürütülebilir. (Hızlı tren faciasıyla hızı kesilse de Sayın Ulaştırma Bakanı da
oldukça hızlıymış doğrusu! Hem araştırmacı hem uyanık! Başımızda böyle gözü açık
bakanlar oldukça Türkiye’nin mümkünü yok sırtı yere gelmez!) [/b]
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Çok yüksek bir rakam elde edilirse ihaleyi
kim iptal edecek? Valla biraz sıkar!
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Binali doğru söylüyor. [b]Babacan’la bir
görüşelim. O Cüneyt’le (Zapsu) birlikte bir alt yapı hazırlasın. Biz burayı
Hikmetyar’a satarız. O konsorsiyumda bizi İtalyanlar’ın temsil etmesi için
anlaşmıştık. [/b]
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Valla Tayyip Bey, sen git anlaş.
[b][u][color:aa61=red]Hikmetyar’da para bol! Harriri Ailesi’ni bu kadar
büyüten Hikmetyar’ın uyuşturucu paraları değil mi? Hani Kürtler için diyoruz ya,
“1 kilo toz, bir otobos!” (otobüs) diye! Aynı öyle şey!
[/color][/u][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Kemal Abi valla yine günündesin! (Daha ne
günler gelecek ne günler!)
[b][u] -- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][u]Sayın Başbakanım, burada (Türk
Telekom) imkan çok! Şayet burayı Hikmetyar alacaksa Türkiye aslında üste para
vermiş olacak. [/u][/b]
[b][u]Türk Telekom’un görünmez varlıkları
var. Topladığı parayı devlete kaptırmamak için gizli hesaplardaki paralar.
Onların da pazarlığını yapmalıyız. [color:aa61=red]Bu gizli
hesaplardaki paralar şu anda 3 milyar Dolar’ı buluyor!
[/color][/u][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Binali sen ne diyorsun? Bu kadar var mı?

[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Daha fazla da olabilir, araştırıyorum. (Ne
de olsa yüksek komisyonun yolu, detaylı araştırmadan geçer!
[b][u][color:aa61=red]Kemal Bey bilir.
TÜPRAŞ’ın gizli hesaplarda daha çok parası var. TÜPRAŞ’ın gizli hesaplardaki
parası en az 7 milyar Dolar! [/color][/u][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Emin misin?
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Doğru söylüyor Binali Bey. Valla Recep
Bey, kimse bir şeyden anlamıyor! Devletin dışarıda çok büyük parası var. Gizli
hesaplarda.
[b][u]-- Binali Yıldırım
(“ARAŞTIRMACI” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Valla Hikmetyar’ın kazanacakları iyi
bilinirse çok şey istenebilir.
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Eğer gerçekten öyleyse Türkiye’de
istediğimizi yaparız!
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[b][color:aa61=red]AB ile askerleri
uyutuyoruz. Irak’taki ABD varlığı askeri dut gibi yaptı. Sermayeyi de
özelleştirme maması ile susturuyoruz. Medyayı da korkutuyoruz. Valla askeri
dikta olsa bizim kadar korku veremezdi! (Demek ki bu da yıkılan ikinci korku
imparatorluğu olacak!) [/color][/b]
[b][u]-- Recep Tayyip
Erdoğan (“BAŞ” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
Kim kafasını kaldırırsa gönder abi
müfettişleri yazsınlar cezayı. [b]Bak Doğan’a (Aydın Doğan)! 30 trilyoncuk ceza
kesilince mum oldu! [/b]
[b][u]-- Kemal Unakıtan
(“BABA” KOMİSYONCU) : [/u][/b]
[color:aa61=red]Valla Tayyip Bey, Türk
Telekom’u bağlarsan Türkiye’nin Koç’u olursun! Sırtımız yere gelmez! Homurtular
için de iyi bir fon oluşturursak yırtarız! [/color]

...............................

Ve birinci perde biter...
“Türk Telekom’un Başına Gelenler” adlı
tarihi piyesin bu ilk bölümü; ihalenin tezgahlanma aşamasını anlatıyor.

Bakalım Lübnan ziyareti sonrası kurulan
bağlantıların ardından yine aynı yer ve aynı makamda gerçekleştirilen ikinci
perdede ne gibi sürprizler yer alacak...
Ve bakalım Türk Telekom’un Gülbettin
Hikmetyar eli ile Hariri Ailesi’ne bağlanmasının ardından gelen TÜPRAŞ ve
Galataport ihaleleri; AKP ve AKP dışındaki siyasilerden hangilerine kadar
uzanıyor, kimleri içine alıyor… Sayın “Baş Komisyoncu”! Birkaç sürpriz de bizde
var anlayacağınız!
Uzun lafın kısası; AKP’nin “Herşey Türkiye
İçin!” sloganı eşliğinde imza attığı “ak çalışmalar”ı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin
düşürüldüğü akıl almaz durumu daha yakından görebilmek adına bizi izlemeye devam
edin…
[b][u]Unutmadan! Geçtiğimiz günlerde
basına demeç veren Türk – Lübnan İş Konseyi Başkanı Mehmet Habbab; “Telsim
İhalesi’ne girebilirlerdi ama Telekom’a girdiler. Hariri’yi Telekom’a ben ikna
ettim!” demiş! [/u][/b]
[b][u]Şimdi hangi kulağımıza inanacağız
biz?[/u][/b]
Saygılar
[b]SESAR [/b]
[b][u]29 Ekim 2005[/u][/b]

................................


Ve...
Son olarak...
[b][u][color:aa61=green]Hepsi ve daha
ötesi şimdilik kaydıryla budur![/color][/u][/b]
[b][u][color:aa61=green]Nokta![/color][/u][/b]

Sevgiler
14 Mart 2011
Hayrullah Mahmdu Özgür
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Salı Mart 15, 2011 10:20 pm

[b]Pamukovagate?! 14-3-2011 [/b]



Pamukovagate?! / Pamukova'da o gece neler
oldu ya da Uzan'ın yatlarında hangi VIP AKP'liler alem yaptı veyahut o
görüntüler Eylül'de ortaya çıkar
mı?!





Pamukovagate?!



2011 Eylül ajandasına
not düşülecek önemli bir dava dosyası!

9. Asliye Ceza Mahkemesi 2008 /
553 sayılı dosya!

Suç tarihi: 23.11.2004

(Kimin suç işlediği
mahkeme sonucunda nasılsa ortaya çıkar!)

Kayıt:
26.11.2004

İfadenin alındığı tarih: 02.11.2004

Duruşma günü:
20.09.2011



………………………





Star Medya Grubu’nun
Başyazarlık ve Medya Grup Ankara Temsilciliği görevinden hukuksuzca alındıktan
sonra, sanal ortam üzerinden “Milli Direniş”e devam
ettim.

http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache%3AJ6GeyVS-hc8J%3Agroups.yahoo.com%2Fgroup%2FE_TURKEY%2Fmessage%2F6797+hayrullah+mahmud%2C+medyafaresi%2C+pamukova&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&source=www.google.com.tr

“Milli
Mücadele” bağlamında yazılar yazdım, söyleşiler verdim.

O söyleşilerden
birinde, Uzanlar’a ait Pamukova’daki çiftlikte ve Uzanlar’a ait yatlarda alem
yapan bazı AKP’li Bakan, milletvekili ve bürokratlara dair bazı iddiaları
gündeme
getirdim.



…………………………..



Öncelikle…

Medyafaresi
isimli internet istesinde yayınlanan o söyleşinden, dava konusu olan “alem”le
ilgili pasajı buradan bir kez daha tekrarlayayım:



- Cem Uzan ve
Pamukova Çiftliği haftaya damgasını vurdu. Cem Uzan'ın çiftlikten para, altın
aldığı konuşulurken, bir de odalara yerleştirilmiş kameralar ortaya çıktı?
-
O kameralar zaten hep vardı. Cem Uzan'ın Cumhuriyet Gazetesi'ne verdiği ilanla
başlayan bir süreç var. Kim ne derse desin bu mallar onların. TMSF bir başka
borçlu şirkete yapmadığı muameleyi Uzan Ailesi ve Uzan Şirketleri'nde
çalışanlara yapıyor. TMSF ile bir uzlaşamama süreci yaşanıyor. Şimdi Ankara'da
birkaç aydır konuşulan bir hadise var. O da Uzan Grubu'nun mallarına el
konulduktan sonra, bazı TMSF üyelerinin Pamukova'daki çiftliğe giderek âlem
yaptıkları yönünde. Hatta çiftliğe gidenlerin arasında bazı
AKP'li

milletvekillerinin de adı geçiyor.

- Neden böyle bir şeye
ihtiyaç duymuş olabilirler?
- Şöyle tahmin ediyorum. Ben görevden hukuksuzca
alındığım kağıdın altında iki imza vardı. Biri Adem Gürses, diğeri de bir TMSF
avukatının. Bu avukat bir çalışma arkadaşıma şöyle diyor, "Şimdiye dek Hayrullah
Mahmud yedi, bundan sonra da biz yiyeceğiz". Oysa benim Star'da çalışma sürem 11
ay. Neyini yemişim anlamadım. Araştırdılar yediğim bir şey bulamadılar. İçkim
yok, kumarım yok, gece hayatım yok. Adamların bilinçaltlarında talan kültürü
var. Yağmacılık var. İktidar hazımsızlığı var. Şimdi bu mallar bizim oldu,
safasını da biz süreceğiz diyorlar. Bu tamamen kepazeliktir. AKP'nin adalet
anlayışı bu! Erdoğan'ın bu kepazelikle ilgili hemen soruşturma başlatması
gerekiyor. Sonra da Başbakan Erdoğan hakkında soruşturma açılmalı! Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı'nın Türkiye'de olup bitenleri görmesi gerek. Recep tayyip
Erdoğan'ın yaptıklarını Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mehmet Ağar
yapmış olsaydı, fezlekeleri çoktan Meclis'e gelmişti.

- Peki bu
görüntüler kimlerin ellerinde?
- Sayın Erdoğan devletin istihabarat
birimlerinden gerekli bilgiyi alabilir. Ama muhakkak, bu konunun üzerine
gidilmeli! Bu konuyla ilgili Sayın Başbakan'ın özel istihbarat biriminin başı
gibi çalışan Hanefi Avcı'nın bu araştırmayı tamamlayıp Başbakan'ın önüne koyması
gerekiyor. Hatta bu defa geri kaldığını düşünüyorum. Diğer dosyaların arasına bu
dosyayı da eklemesi gerekiyor. Geçmişte benim e-mail mesajımı pabuçları poposuna
değe değe Erdoğan'a yetiştirenler, bunu nasıl atladı bilmiyorum. Bu işe bulaşan
TMSF üyelerinin işten el çektirilmesi ve yargı yolunun açılması gerektiğine
inanıyorum. Çünkü oradaki hoyratça kullanış, Pamukova çiftliği kendi mallarıymış
gibi bu tarzda bir eylemde bulunmaları,

olsa olsa "Devlet biziz, kanun
biziz, kimse bizden hesap soramaz" mantığının bir yansımasıdır.

-
TMSF'nin sertliğinin ardında bu mu var?
- Kanaatimce TMSF'nin medyaya
yansıyan paniğinin ardında bu panik olsa gerek. Görüntülerin silindiği
söyleniyor. Kim silmiş. Önceki görüntülerde ne var? Ki, Uzanlar'ın tüm
mallarında güvenlik had safhadadır. Gizli kameralar mevcuttur. Bunu herkes
bilir.

Cangüvenliği gerekçesi ile bir suikast ihtimaline karşı alınan
basit bir önlem. Bildiğim kadarıyla devletin güvenlik birimlerinde Star Medya
Grubu'nun yönetim katında TMSF Üyeleri, avukatları ve atanan yöneticilerin
görüşme ve en hafif ifade ile ahlaksızca diye

nitelendirilebilecek türden
görüşme ve toplantılarıyla ilgili de kayıtlar var. TMSF'nin hangi mantıkla Uzan
operasyonunu yönettiğini gösteriyor. Bakarsınız yarın bir medya kuruluşu bunları
yayınlar da bizler de öğrenmiş oluruz. Kim kiminle o odalarda ne
pazarlıklar

yapmış, tüm Türkiye
öğrenir.



……………………………..





Uzanlar’ın çiftiği
AKP’lilerin piknik alanı
oldu!

http://www.kenthaber.com/Haber/siyaset/Normal/uzan-ciftligi,-akpli-kadinlarin-piknik-alani-oldu/5013fd94-1634-4991-9cce-797f22b3e960

(…)

TMSF,
medya devi
oldu!

http://www.medyatava.com/haber.asp?id=18423

(…)

Kameralı
oyuncak
köpek!

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=122857&title=uzanlarin-evinde-kamerali-oyuncak-kopek-bulundu

(…)

Başbakan
Yardımcısı Şener: Abdülhamid dönemi geri
geldi!

http://www.aktifhaber.com/bir-bakan-abdulhamide-boyle-derse..-102478h.htm

(…)

Ercan
Kumcu: Kurumları ayırmanın sonuçları! TMSF, BDDK kavgasının perde
arkası!

http://www.ekotrent.com/haber/20070819/Kurumlari-ayirmanin-sonuclari.php

(…)

TMSF
Başkanı Ertürk, “Gerizekalı bir BDDK uzmanı
var!”

http://haber.gazetevatan.com/Haber/133264/1/Gundem

(…)

Ahmet
Ertürk, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e danışman
oldu!

http://www.ntvmsnbc.com/id/25058371/



………………………………..





Bu
bağlamda, 27 Aralık 2004, Pazartesi günkü Yeni Şafak’tan Şamil Tayyar’ın
köşesinden, “Yazın yediğin hurmalar, kışın seni tırmalar” başlıklı yazısından
konuyla ilgili bir pasaj:

TMSF, geçen hafta Star yönetiminde önemli bir
operasyon yaptı. Medya Grup Başkanı Adem Gürses ve aralarında Behiç Kılıç'ın
bulunduğu yakın çalışma arkadaşlarının görevlerine son verildi. Geç alınmış ama
yerinde bir karar. Bundan dolayı TMSF yönetimini, bir vatandaş olarak
kutluyorum.

Bu satırları takip edenler hatırlar. Bir yazımızda, Alaattin
Çakıcı ile ilişkisi tespit edilen Sinan Engin'in kamusal niteliği olan Star
Gazetesi'nde köşe yazması ve Star TV'de program yapmasını eleştirince, TMSF
Başkanı Ahmet Ertürk, konuyu Adem Gürses'e sormuş, Gürses de "Bu meseleyi
büyütmeye gerek yok. Bu sektörde kim o kadar temiz ki.." demişti. Gürses ayrıca,
Engin'in Çakıcı ile menfaat ilişkisine girmediğini, Star'da çalışmasının basın
ahlakı açısından sorun olmadığını anlatmıştı.

Gürses'in bu sözlerindeki
derinlik, TMSF operasyonundan sonra daha iyi anlaşıldı. Araştırınca gördük ki,
meğer Engin'e gelinceye kadar el atılması gereken çok konu varmış. Operasyon
boşuna yapılmamış.

Operasyonun gerisinde neler var? Biraz onlardan
sözedelim. Biliyorsunuz, Uzanlar'ın tüm varlığına el konuldu. Bunlar arasında 20
civarında Mercedes, BMW, Range Rover Jeep var. Beyefendiler, Uzanlar'ın
araçlarına biniyormuş. Yetmemiş, BMW marka yeni makam araçları satın almışlar.
Kendilerine 20-25 milyar liraya varan yüksek miktarda maaşlar bağlamışlar.
Cannes Film Festivali'nden piyasa fiyatlarının çok üzerinde epeyi film satın
alarak dönmüşler. Programlar için bol keseden paralar dağıtılmış. Mesela, Oya
Aydoğan bunlardan sadece birisi. Tepkiler üzerine yayına sokulmayan İbrahim
Tatlıses'in müzik-eğlence programı için de kesenin ağzı açılmış ama yasak
kararıyla tekrar kapatılmış. Bir haber programı için sunucuya 25 bin dolar
veriliyormuş.

Ayrıca, görevden alınan bu yöneticilere işbaşı
yaptırılırken asli görevlerinin medya grubunu satışa hazır hale getirmek olduğu
söylenmiş. Ama onlar sanki hiç satılmayacakmış gibi uzun vadeli harcama programı
hazırlamışlar.

Şimdi tüm bu iddialar, TMSF tarafından araştırılıyor,
kayıtlar inceleniyor. Usulsüz işlemlere rastlanırsa, cumhuriyet savcılığına suç
duyurusu yapılacak.

Haluk Örgün ve arkadaşları, böyle bir enkazın üzerine
oturdular. İşleri kolay değil. Zaten onlar da zoru başarmak için getirildiler.
Star'ı selefleri gibi "bal tutan parmağını yalar" anlayışıyla yönetmeyip, itibar
kaybettirmeden satışa hazır hale getirirlerse, bu, onların en büyük başarısı
olacaktır. Aksi halde, en ağır eleştirileri onlar için yazacağımızı bilmelerini
isterim.



……………………..





24 Ağustos 2007
tarihli Hürriyet’ten, Vahap Munyar’ın köşesinden “20 yıldır denizdeyim, böyle
gizli kameralı yat görmedim” ara başlıklı bölümden “dava konusu” iddialarla
ilgili bir başka pasaj:

Cem

Uzan'dan kalma yatı gezdikten sonra
daha önce Hakan Uzan'ın kullandığı eski adı Airwaves olan "Splendido" adlı yata
geçtik. Bu yatın en önemli yanı, her yatak odasında gizli kamera bulunmasıydı.
Gizli kameraların tamamı sökülmüş. Köprü üstüne, yani kaptan köşküne girdiğimde
baktım, gizli kamera bağlantılarının sadece kablosu kalmıştı.

Kaptan
Ahmet Çubukçu, "20 yıldır denizdeyim. Birçok yatta bulundum. Ama böylesini
görmedim. Yatına konuk ettiğin insanları yatarken gizli kamerayla izlemek akıl
alacak gibi değil" dedi.

Uzanlar'ın Pamukova'daki çiftliklerinde
tuvaletlere bile yerleştirilen gizli kameralar bulunmuş, hepimiz hayretler
içinde kalmıştık...
Hakan Uzan'ın kullandığı yatta gizli kameralar olduğunu
biliyordum ama izlerini bile bizzat gözlerimle görünce, şaşkınlığım daha da
arttı...

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7144446&yazarid=44&tarih=2007-08-24



………………………..





Ve…

Son
olarak…

Vaziyet analiz!

Adaletin bir ayağı topal da olsa, varacağı
yere er ya da geç varıyor.

Pamukova’da Uzanlar’a ait çiftlikte ve
yatlarda alem yapan AKP’li Bakan, Milletvekili, bürokratlara
gelince…

(İçişleri Bakanı Aksu, AKP’li Malatya Milletvekili Süleyman
Sarıbaş, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk vb)

Yazım yayınlandıktan sonra AKP
içinde kıyamet koptu!

İlk fatura ise operasyonu yapan polis şefi Hanefi
Avcı’ya kesildi!

Bir istihbaratçı olarak, Uzanlar’ın Pamukova’daki
çiftlik evlerinde, yatlarında ve star Medya Grubu’ndaki “gizli kamera”
olabileceği gibi basit bir detayı atlayıp, gerekli önlemleri almadığı ile ilgili
olarak savunması istendi.

Sonra Erdoğan, kendisini kurtarması için
kapısına dayanan Ertürk’ü sorguya çekti, ihtar verdi.

Ne var ki, Ertürk,
“Balık baştan kokar” misali “Sizin izinizde yürüyoruz, sayın Başbakanım”
diyerek, “görevden alınması” halinde “Elinde AKP’yi zora sokacak dosyalar”
olduğu hatırlatmasını yapıp, koltuğunu korudu!

Sonra da Çankaya’ya çıkan
Gül’e danışman oldu!

Kaldı ki, Hakan Uzan’ın birbirine bağlı bir
bilgisayar ağı üzerinden yurtdışından izlediği gizli kamera kayıtlarında neler
olduğu işin iç yüzünü bilenler için bir muamma değil!

Sözün
özü:

2011 Eylül’üne bugünden düşülen gündem maddelerinden birinde
“Pamukovagate” skandalı var.

Cevabını bekleyen sorular ise
ortada:

Pamukova’da o gece neler oldu?!

Uzan’ın yatlarında hangi
AKP’liler alem yaptı?!

O görüntüler Eylül’de ortaya çıkar
mı?!

Pamukova’daki çiftlikte ve Uzanlar’ın yatlarında alem yapan ünlü
AKP’li bakan, milletvekili, bürokrat listesinde başka hangi VIP isimler
var!?

Bu soruların cevabı ve daha fazlası, Eylül’de başlayacak mahkemede
aranacak!

Hülasa, habercilik yapmak isteyenler, isterlerse hem o CD’yi ve
malum gecenin fotoğraflarını araştırabilirler, hem de o gece “Pamukova’da alem
kapazeliği”ne karışan “VIP AKP”li konukların isimlerini tek tek çıkartabilirler.
O gece Pamukova’da olup olmadıklarını, Emniyet ve Jandarma’da tutulan kayıtlar
üzerinden araştırabilirler. Çünkü korumaları, korudukları bakan, bürokrat vb
şahıslar ile ilgili olarak, düzenli bir şekilde merkeze rapor geçerler.
Gittikleri ve/veya gidecekleri yerler ile ilgili olarak. Pamukova’daki Jandarma
da merkeze gelen ziyaretçileri bildirmek zorunda! O kayıtlar bir süreliğine
saklansa bile muhakkak kopyası bir yerlerde vardır değil mi?!

Ezcümle,
“Eylül’de gel” demiştim ben sana!:)))



Sevgiler

14 Mart
2011

Hayrullah Mahmud Özgür
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Çarş. Mart 16, 2011 10:49 am

Sabahattin ÖNKİBAR

sonkibar@gmail.com

İşte rezaletin belgesi!
Adı: Marmaray!
İstanbul boğazını deniz altından geçişin ilk projesi.
Temeli AKP öncesinde atıldı ve bitme aşamasına geldi.
Proje raylı taşımacılığa göre tasarlandı.
AKP projeyi tamamlamak için denizin altındaki tüp geçide ilaveten ray ve istasyon sistemlerinin yapılmasını ihale etti.
Sözcü’den sevgili Necati Doğru’nun araştırmasına göre bu ihalenin seyri şöyle:
İhale AKP tarafından Fransız Alstom Marubeni ile Doğuş Grubu ortaklığına verildi!
İşe başlandı derken hâlâ sır olan bir sebeple ray ve istasyon sistemleri yapımı birden durdu.
Şirketle Ulaştırma Bakanlığı arasında görüşmeler ve ihalenin aniden feshi kararı!
Sebep belli değil yani kamuoyuna her iki taraftan da açıklama yok!
Peki ya teminat mektubu ve yapılan ödemelerin akıbeti?
Hiçbir şey belli değil.
Fransızın ortağı olan Doğuş Grubu kimin?
Birkaç gün önce Yandaş Medya’ya “Türkiye AKP ile şahlandı” demecini veren NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’in! Yoksa iktidardaki bu suskunluk Ferit Şahenk’in bu demeci ve de hükümete medyasıyla kayıtsız-şartsız destek olmasının karşılığı mı?
Devam edelim:
İlginçtir AKP iktidarı ihaleyi iptal etmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen yeni bir ihale de yapmadı!
Görüyorsunuz AKP öncesi MHP-DSP-ANAP koalisyonu denizi altından geçerken AKP karada boğuldu; yani denizin altındaki tüp geçişin devamı olan güzergâhlarda sistem ve istasyon kurmayı bile beceremedi.
En dramatik olan Tayyip Erdoğan’ın projesi kendine ait olmayan ve de denizin altında işlevsiz kalmaya mahkûm ettiği(Marmaray geçişi) o tüp geçitte yaş gününü bahane edip resimler çektirmesidir.
Evet koca Başbakan hiç sıkılmadan başkasına ait bir projeyi sahiplenme görüntülerini veriyor!
Söyler misiniz nasıl tanımlayacağız bu olayı?
Hem tüp geçitle beraber çoktan bitirilmesi gereken raylı sistem ile istasyonları yaptırmıyor ve bu şekilde boğazın altında yapılan tüp geçidi çürümeye terk ediyor, hem de utanmadan kendine ait olmayan bir yatırım üzerinden propaganda yapıyor.
Cevap verin kredisi bulunup temeli atılan bir yatırımı bile tamamlayamayan bu AKP’ye koca ülke ne zamana kadar teslim edilecek?
Bir de utanmadan sıkılmadan yeni mega projeleri üfürüyorlar!
Sen önce tüp geçit işini bitirsene!
Ve medyanın yaptığı rezilliğe bakın!
AKP’ye yalakalık adına olmayan projelerin propagandasını yaparken, olan Marmaray rezaleti için kılını kıpırdatmıyor ve tek satır yazmıyor!
Yahu bu devâsâ projenin AKP’nin beceriksizliği sayesinde durmasının İklim Bayraktar’ın taciz palavrası kadar da mı değeri yok!
Yuh olsun böyle basına!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Çarş. Mart 16, 2011 10:53 am

Basın Toplantısı Bilgi Notu;

(Kayseri olayındaki gelişmeler….)





Değerli Basın Mensupları;



Türkiye’de 5-6 yıldan bu yana yargı ve siyasetin gündemini istihbarat birimleri belirliyor.



İstihbaratın belirlediği gündemlerde de doğal olarak gündemin saptırıldığını, gerçeklerin karartıldığını görüyoruz.



Bu hengame ve saptırma içinde Türkiye’nin karartılamamış, karartılması başarılamamış gerçeklerinden birisi olan Kayseri olayındaki gelişmeleri Sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyoruz.



Unutmayalım ki, Kayseri olayı Kayseri ile sınırlı değildir. Kayseri, bu anlamda yani Yerel Yönetim – Merkezi Hükümet işbirliğiyle yapılan yolsuzluklar anlamında sadece bir örnektir. Türkiye’de “Nice Kayseri’ler” vardır. Her gün bunların yeni örnekleri ortaya çıkıyor. En son Elazığ örneği ortaya çıkmıştı. Şimdi ise sırada Gaziantep ve Antalya’nın bulunduğunu görüyoruz. Bu Belediyelerle ilgili gelişmeleri de belirli bir periyod içinde Sizlerle ayrıca paylaşacağız.



Değerli Basın Mensupları;



Kayseri iddiaları ‘baştan sona kurgudur, gerçek dışıdır‘ diyenlerin her geçen gün ortaya çıkan yeni delillerle birlikte gerçek kimliklerinin ibret verici bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz.















Vali aracılığıyla, Başsavcı Vekili aracılığıyla dosyayı kapattıklarını zannedenler, geldiğimiz aşamada artık gerçekleri gizleyemez hale gelmişlerdir. Artık kendilerini koruma gayreti ve telaşı içine girmişlerdir.



Böylesine somut ve açık gelişmelere rağmen, Başbakan’ın duyarsızlığı ve olayı örtbas etme gayreti ise başlı başına vahim bir tablodur.



Başbakan bu gelişmelere rağmen olayı neden ört-bas etmek istiyor?

Başbakan hangi gerçeklerin ortaya çıkmasından endişe ediyor?

Ya da bildiği bütün bu gerçekleri, gelişen siyasi zemin içinde birilerine karşı siyaseten veya yasal olarak kullanmanın hesapları içinde mi?



İşte bu soruların açıklık kazanması ve gerçeklerin

karartılmaması adına yeni gelişmeleri kamuoyunun

bilgilerine bir kez daha sunuyoruz;



(1) 18.02.2011 tarihli basın toplantımızda Silivri Savcısının (AKP tipi Savcının) , Kayseri olayını kamufle etmesine , delilleri karartmasına ve soruşturmayı engellemesine dair bulguları dile getirmiştik.



Bu bulgulara dayalı olarak da, anılan Savcı ya da Savcılar hakkında yasal işlemin yapılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığına 22 Şubat 2011 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştuk.

















Bu olay geldiğimiz aşamada Kayseri olayının bir temel ayağını daha ortaya çıkarmıştır. Kayseri ve benzeri yolsuzluklarda sadece yerel yönetim-merkezi yönetim işbirliği değil, dönem dönem Yargı’nın da ya da Savcılıkların da dahli vardır.



Bu gerçek maalesef bütün açıklığıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.



(2) Olayın baş sorumlusu ya da faili konumunda bulunan

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet

Özhaseki’nin itiraf niteliğindeki açıklamaları ya da

kendisini olayın dışına çıkarma arayışları;



Düzeysiz ve karalayıcı bir üslupla Şahsımıza saldıran, bu olayda hiçbir suç unsurunun söz konusu olamayacağını, Belediye çalışanlarının iştirakinin söz konusu olmadığını yüksek sesle haykıran Belediye Başkanı’nın gelinen aşamada artık başka bir söylem geliştirdiğini görüyoruz.



Belediye Başkanı, “… bu olay tek başına yapılacak bir iş değil… O’nun (Hacı Ali Hamurcu) yanında mutlaka birileri vardır… Şahsi kanaatimi sorarsanız, tek başına olacağını zannetmiyorum…” diyerek; Daire Başkanları ve Şube Müdürlerinin de bu işin içinde olabileceğini ifade etmiştir.



Bir başka ifadeyle , ortada kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen bir çıkar örgütlenmesinin varlığını dile getirmiş, kabullenmiş, itiraf etmiştir.

Bizim de anlattığımız buydu.



İddia ve bulgulara göre; ilgili Savcılık ya da idari aşamada Valilik Makamı, 3628 sayılı Yasanın yasal zorunluluklarının gereğini neden yapmamıştır?

















Neden yetkili konumunda olan Belediye Daire Başkanları ya da Şube Müdürleri açığa alınmamıştır?



Neden yasal takip ve dinleme yapılmamıştır?



Neden adı geçen kamu görevlilerine yönelik olarak mal varlığı araştırması yapılmamıştır?



İşte, iddia ve bulgular ile birlikte bu sorular ortaya geldiğinde kirli ve karanlık bir yapının mevcut olduğunu ve bu yapının en üst düzeyde (Başbakan ve Cumhurbaşkanı) himaye edilmek istenildiğini görüyoruz.



Değerli Basın Mensupları;



Hal böyle iken ve ortaya çıkan bulgulara rağmen, Başbakan, olayın üzerine neden gitmiyor? Neden idari soruşturmayı başlatmıyor?



Neden delillerin karartılmasına zemin hazırlıyor?



Başbakan’ın endişelendiği bir tablo mu vardır?



Ya da Başbakan bu tabloyu ileriye yönelik olarak siyaseten veya yasal olarak bir baskı veya tehdit aracı olarak mı kullanmak istemektedir?



Bu soruların tamamı Türkiye’nin bundan sonraki siyaset gündemini belirleyecek önemi haizdir. Başbakan tüm bu sorulara, Devlet yönetimi sorumluluğu, siyasi etik ve kamuoyunun gerçekleri öğrenme hakkı adına ivedi olarak cevap vermek durumundadır.



Böyle bir tablonun devamında, Başbakan’ın , Genel Başkanımız tarafından kendisine gönderilen rüşvet defterini önemsizleştirme gayretini, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak ibretle izlediğimizi ifade ediyorum.

















Olayın asli failinin el yazısını taşıyan rüşvet defterinde; kimlerden hangi işler sebebiyle ne kadar rüşvet alındığı , bu rüşvetin Belediye bünyesinde kimlere dağıtıldığı isim belirtilerek açıklanmaktadır.



Deliller sadece bu rüşvet defterinden ibaret değildir. Buradaki tespit ve iddiaları doğrulayan tanık beyanları, dinleme kayıtları ve mal varlığı artışındaki vakıalar hep birlikte değerlendirildiğinde; tüm unsurlarıyla büyük fotoğraf ortaya çıkmaktadır.



Değerli Basın Mensupları;



Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına delilleri karartmak ya da soruşturmayı engellemek yakışmaz. Bundan hem Başbakan zarar görür, hem de daha önemlisi Türkiye zarar görür.



Bizim Başbakan’ın Şahsıyla bir kavgamız yoktur. Başbakan’a “gerçekleri karartmaması ve soruşturmayı engellememesi” gereğini buradan bir kez daha hatırlatıyor ve uyarımızı yapıyoruz.



Ve Sizlere bir Türkiye klasiği haline gelen Kayseri olayını ve gerçeklerini izlemeye devam edin diyoruz…

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Perş. Mart 17, 2011 10:00 pm

DEVLET TEKEL'İ KAÇA SATTI, ŞİMDİ KAÇA SATILDI.




İngilizce konuşmak için kursa gitmek şart değil? Tıklayın!


Ali Rıza Aydın yazdı
16.03.2011 04:18
Karakter boyutu :
Barış, özgürlük ve adalet üzerine yaşanan olumsuzluklara karşı savaşım sürerken, bunun içinden pompalanan ve manşetlere oturtulan kimi magazin haberleri bir süredir gündemi zorunlu olarak kaydırsa da toplum gelgitlerle, çelişkilerle yaşamaya devam ediyor. Türkiye tarihinin aynası olacak derecede önemli yere sahip TEKEL’in, tütün ve tütün ürünleri ile alkollü içkilerin tarihi de, bu çelişkilerle, elimizin içindeki köpüklü sabun gibi kayıp gidiyor. Kim kime, dum duma örneği, atı alan da Üsküdar’ı geçiyor.
292 MİLYON DOLARDAN 2 MİLYAR 100 MİLYON DOLARA

TEKEL sahnesinin bir tarafında, “satışlar, kâr ve sermayenin önlenemeyen yükselişi”, diğer tarafında da “işsizlik, yoksullaşma ve yasaklar” var.
TEKEL’in alkollü içki bölümü 17 fabrika, hammadde, stok ve varlıklarıyla, 2004 yılında 292 milyon dolara (Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab ortak girişim grubu) MEY İçki Sanayi ve Ticaret AŞ’ye, MEY İçki’de iki yıl sonra 2006 yılında bu kez 810 milyon dolara ABD’de kurulu bir ortak gruba (Texas Pacific Group) satıldı. Yıl 2011, bu kez Amerikalılar satışa çıktı ve MEY İçki, 2 milyar 100 milyon dolara, Dünyaca ünlü, içkide dünya devi olarak tanınan İngiliz DİAGEO Şirketine satıldı.
Yargının, ilk satışla ilgili durdurma kararları tozlu raflarda dururken, Türkiye-ABD-İngiltere kaynaklı sermaye kârına kâr katarken, sahnenin diğer tarafı mı? Bir yanda, kamunun yani toplumun malı olduğu halde, peşkeş çekilerek kaybedilen değerler ve 4/C ile yoksulluğa ve işsizliğe itilen çalışanlar, diğer yanda da “içki yasağı” girişimleri ve baskıları. Sermaye büyürken, çalışanların yoksulluğa ve işsizliğe terk edilmesi, bu sömürü dünyasında yadırgatıcı değil. İçki yasağı girişimleri ile içki kârının bir arada olması da kimseyi şaşırtmasın. Küçük bir anımsatmayı da yapmadan geçmeyelim; kendilerince ne kadar yadsınsa da MEY içkinin, kendi ürünleri yanında diğer içki üreticilerinin ürünlerini sattırmama politikası da bilinen bir tablo.
Neoliberalizmin, vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin özü bu, Türkiye’de demokrasi sözcüğünü dilinden düşürmeyen siyasal iktidarın politikası bu. Oyun kuralına göre oynanıyor, şaşırtıcı değil; şaşırtıcı olan, vahşi kapitalizmle ve emperyalizmle sorunu olmayan bu siyasal iktidara, emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin oy vermesi.
“Alkollü içki yasağı” adı altında oynanan oyun, bir yanda içki üretiminde çalışanları yoksulluğa ve işsizliğe iterken diğer yanda, hem de uluslararası şirketlerin gücüne güç katıyorsa, sermayenin sınırsız tahakkümünün bir kez daha düşünülmesi ve savaşımın yönünün buna göre çizilmesi gerekir. Bir yanda, barış, özgürlük, eşitlik, adalet, işsizlik, yoksulluk ve yaşam kavgası verilirken, diğer yanda kârına kâr katan sermaye almış başını gidiyor. Arkasında ne bıraktığına bakmadan ilerliyor. Hukuku ve yargıyı da bu vahşi yolculuğuna göre şekillendiriyor. Sermaye için “dur durak” yok, toplumsal yaşama sınıfsal bakması gerekenler sustukça da “dur durak” olmayacak.
Bitirmeden şu soruları da soralım: Türkiye’de de önemli pazarı olan ve MEY İçkiyi satın alarak pazarını büyüten Dünyaca ünlü, İngiliz DİAGEO Şirketinin, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler nedeniyle, Türkiye Maliyesine, anapara, ceza, faiz ve gecikme zammı olarak ne kadar borcu var? Bu borçlar nedeniyle hangi yargı kararları verildi? Bu kararlar uygulandı mı? Torba Yasa adıyla anılan, 3.2.2011 günlü ve 6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un çıkarılmasında, yani bazı alacakların ceza, faiz ve gecikme zamlarının affedilerek yeniden ödeme planına bağlanmasında, İngiliz DİAGEO Şirketinin çıkarı ve daha da önemlisi etkisi var mı? DİAGEO’nun, MEY İçkiyi satın almasında, ödemediği vergi, resim harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ilgili pazarlık yapıldı mı?
Toplumun gerçeklerinin ve uçurumunun, soruyla ve yanıtla yetinilmeyecek kadar ciddi boyutlarda olduğu açık. İnsan, başına gelen en ağır sorunlarla bile, aklını kullanarak, baş edecek yeteneklere sahip. Hele o aklı “toplumsal gerçekçiliğin tarihinden” süzülüp gelen birikimle beslemiş ise aşamayacağı engel yok. Yeter ki el ele, beyin beyine verip istesin.

Odatv.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Cuma Mart 18, 2011 12:55 pm

18.03.2011







Basın Duyurusu ;



AKP’nin Savcıları

Hakkındaki

Yeni Suç Duyuruları…..




AKP Rize Milletvekili B.Ali Bayramoğlu hakkındaki sahtecilik ve gümrük kaçakçılığı dosyasını zaman aşımı gerekçesiyle ortadan kaldıran;


Kayseri Büyükşehir Belediyesi; odaklı yolsuzluk ilişkileri ve suçlamalarını, görev ve yetkisini kötüye kullanarak takipsizlik kararı veren;


yaptıkları uygulamalarla Devlet’in Savcısı olmak yerine AKP’nin Savcısı olmayı tercih eden Beyoğlu ve Kayseri Cumhuriyet Savcıları hakkında; görevlerini doğru ve tarafsız yapmadıkları, gönül ve hatıra dayalı olarak ve siyasi hiyerarşi içinde karar verdikleri gerekçesiyle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna 18 Mart 2011 tarihinde tarafımızdan suç duyurusunda bulunulmuştur.


Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunulur.


ATİLLA KART
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   Cuma Mart 18, 2011 1:10 pm

Yargı, 'Abant Davos Olmaz' dedi


Yusuf Yavuz

Kamuoyunda 'yavru Abant projesi' olarak bilinen ve tartışmalara neden olan Bolu Abant Gölü'nün düzenlenmesine ilişkin projenin ihale sözleşmesinin yürütmesi durduruldu. Abant projesi, dönemin Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar'ın 'Abant inşallah Davos olur' sözleriyle de gündeme gelmişti. http://www.odatv.com/n.php?n=davosa-gitmem-diyen-basbakan-abanti-davos-mu-yapacak-1604101200



GEÇ AMA YERİNDE BİR KARAR

Sakarya 1. İdare Mahkemesi'nin aldığı kararla birlikte, Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ile Bolu Valiliği İl Özel İdaresi arasında imzalanan projeye ilişkin sözleşme iptal edilmiş oldu. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tunçer, kararı geç ama yerinde bir karar olarak değerlendirirken, Şehir Plancıları Odası Avukatı Koray Cengiz, "kararla birlikte bölgeye çivi bile çakılamaz" dedi.



BAKANLIK, VALİLİĞE DEVRETTİ

Çevre ve Orman Bakanlığı ile Bolu Valiliği İl Özel İdaresi arasında 2009 Ağustos ayında imzalanan 'Abant Gölü Tabiat Parkı Sınırları İçerisinde Yer Alan Çadırlı Kamp Alanı, Kapı Girişi, Köy Ürünleri Satış Üniteleri İşletmeciliği İle Genel Saha Temizlik ve Güvenlik Hizmetlerinin İşletmeciliğine Ait İhalenin Sözleşmesi', uygulamadaki çarpıklıklar nedeniyle tepki çekmişti.



DÖNEMİN VALİSİ, 'ABANT DAVOS OLUR İNŞALLAH' DEMİŞTİ

Dönemin Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar'ın, "Abant inşallah Davos olur" sözleriyle savunduğu projeyle, Abant Gölünün etrafına setler oluşturularak su seviyesi 1,5 metreden fazla yükseltilmiş, 10-12 metreyi bulan genişlikte otoyollar inşa edilmiş, yükselen sulardan dolayı çevredeki bazı restoranlar ve piknik alanlarını su basmıştı. Abant Gölü’ne yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Örencik Yaylasına, yeni bir “yavru Abant” gölü oluşturulmayı da hedefleyen projeye dava açan Şehir Plancıları Odası (ŞPO), düzenlemenin durdurulmasını istemişti.



MAHKEME, 'SÖZLEŞME HUKUKA AYKIRI' DEDİ

Davayı değerlendiren Sakarya 1. İdare Mahkemesi, Bolu İl Özel İdaresi ile Bolu İl Çevre ve Orman Müdürlüğü arasındaki sözleşme uyarınca bölgede yapılan ve yapılacak olan faaliyetlerin, "ekolojik denge ile ekolojik sisteme zararının bulunduğu dikkate alındığında ve yaban hayatının tahrip edilerek uzun devreli gelişme planına aykırı olarak yeni yollar açıldığının ortaya konulması karşısında tabiat parkına verilen zararlar nedeniyle imzalanan sözleşmenin hukuka aykırı olduğu"

gerekçesiyle işlemin yürütmesini durdurdu.



PROJE DE DURDURULMUŞ SAYILIR

Mahkemenin, bölgede çalışan uzmanların hazırladığı raporu dikkate aldığını belirten Şehir Plancıları Odası Avukatı Koray Cengiz, projenin hazırlık aşamasında biliminsanlarının görüşlerinin alınmadığını belirterek, "bu kararla birlikte alanın yetkisi Bolu İl Özel İdaresi'nden Çevre ve Orman İl Müdürlüğü'ne geçmiştir" dedi.

Cengiz, kararın yalnızca ilgili sözleşmeyi değil, bölgede uygulanan projeyi de durdurduğunu sözlerine ekledi.



SORUMLULAR DA CEZALANDIRILMALI

Kararı değerlendiren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tunçer, projenin uygulanması aşamasında vahşice uygulamalar yapıldığını belirterek, "proje neredeyse bittti, ortalık mahvoldu, tahribat had safhada. Hukuk geç de olsa kararını vermiştir. Geç ama yerinde bir karar" diye konuştu. Yürütmeyi durdurma kararının bölgede yaşanan tahribat için yeterli olmadığının altını çizen Tunçer, bu tahribata nedne olanların da yargılanmaları gerektiğini belirtti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: AK YOLSUZLUKLAR   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
AK YOLSUZLUKLAR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Siyaset :: AKP-
Buraya geçin: