AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 AB'NİN GELECEĞİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: AB'NİN GELECEĞİ   Ptsi Ekim 25, 2010 1:01 pm

“AB NATO’ya katılsın”
25.10.2010 - 09:57 Yazdır Arkadaşına gönder ABD-AB işbirliğinin geliştirilmesi için Avrupa Birliği’nin NATO’ya katılması teklif edildi. Bir yandan sonuna kadar militarist politikalar güden ve ABD’nin işgallerine ortak olan AB, diğer yandan kendi dış politikasını oluşturma isteği için ortak ordu kurma arayışında. AB, içinde bulunduğu krizin gerilimini yaşıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Portekizli Jose Manuel Durao Barroso’nun danışmanı olan bir başka Portekizli Joao Marques de Almeida, Cuma günü yaptığı açıklamada ABD-AB ilişkilerinin genişletilmesi için en iyi çözümün Avrupa Birliği’nin (AB) NATO’ya katılması olduğunu söyledi.

Portekiz Ulusal Savunma Enstitüsü’nün Lizbon’da düzenlediği seminerde konuşan Almeida, “Bunun yapılması için güçlü siyasi gerekçeler var. Avrupa Birliği’nin NATO’ya katılması, Birleşmiş Milletler’e katılmasından daha önemlidir” dedi.

Türkiye meselesi
Bu projenin kısa vadede gerçekleşemeyeceğini belirten Almeida, öncelikli sorunun Türkiye’nin Kıbrıs’taki durumunu çözmek olduğunu söyledi. Türkiye’nin NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğuna dikkat çeken Almeida, Kıbrıs’ın AB üyesi olması nedeniyle Türkiye-AB arasında gerilim yaşandığını belirtti.

19-20 Kasım’da Lizbon’da NATO zirvesi düzenlenecek. Bu zirvede NATO şefi Anders Fogh Rasmussen’in Türkiye’ye “ilişkilerin genişletilmesi” teklifi yapacağı belirtiliyor. Rasmussen’in bu teklifinin, Türkiye’nin Avrupa Savunma Ajansı’na tam üye olarak alınmasının da önün açabileceği ifade ediliyor.

AB’nin arayışı
Avrupa Savunma Ajansı, Avrupa Birliği’nin ortak güvenlik ve savunma arayışı kapsamında oluşturulmuş Brüksel merkezli bir yapı. Bu yapı, üye ülkelerin silahlı kuvvetleri arasındaki işbirliğini artırmayı öngörüyor.

AB üyesi ülkelerden yalnızca Danimarka, Avrupa Savunma Ajansı’nda yer almıyor. Norveç ise oy kullanma hakkı olmaksızın toplantılara katılıyor. Türkiye’nin bu ajansa tam üye yapılması niyeti, AB’ye tam üye yapılmasından evvel Türkiye’yle askeri ilişkilerin geliştirilmesi arayışını ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği’nde uzun yıllardır tartışılan bir konu, ortak ordu meselesi. Artık geniş bir ekonomik ve siyasi birliği temsil eden Avrupa Birliği, halen ortak bir dış politika oluşturamıyor, çünkü bunun için bir ortak orduya ihtiyaç duyuluyor.

AB’nin ortak orduya ve dış politikaya sahip bir uluslararası aktör olarak ortaya çıkması fikrini en fazla destekleyenler, birliğin kıta Avrupa’sındaki devleri Fransa ve Almanya. Bu iki ülke, bazı konularda ABD çizgisinden ayrışacak bir dış politika izleyebilmek ve bir diğer büyük güç olarak kendilerini ortaya koyabilmek arayışında olsalar da, AB’nin durumu buna bir türlü müsaade etmiyor.

Ortak ordusu olmayan AB, dış politikada yaşanılan sıkıntılarda NATO’ya sırtını dayamak zorunda. NATO ise ABD egemenliğinde. Zaten halihazırda AB üyelerinin büyük kısmı, ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerine bilfiil destek vermekteler.

Ancak Avrupa Birliği’nin kendi ordusunu kurma planları da, birliğin yaşadığı krizler nedeniyle geri planda kaldı. Özellikle Irak işgali sonrasında çok gündemde tutulan ortak ordu projesi, birliğin AB Anayasası krizine sürüklenmesiyle birlikte zorunlu olarak rafa kaldırılmıştı. Birçok üye ülkenin halkları referandumlarda anayasayı reddedince, ülke siyasi bir krizin içine düşmüştü.

AB’yi daha kötü vuran ise, ekonomik kriz oldu. Almanya ve Fransa gibi merkez ülkeleri de vuran kriz, Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda gibi bazı çeper ülkeleri ise iflasın eşiğine getirdi.

Almanya ve Fransa’nın ABD karşısında AB’yi bir diğer güç olarak çıkarma projesine karşılık, Portekizli yetkililerin teklifi büyük anlam taşıyor. İngiltere, İtalya, İspanya, doğudaki yeni üyeler gibi ABD’ye yakın duran birlik üyelerinden Portekiz’in teklifi, AB’nin ABD çizgisiyle bütünleşmesi talebini içeriyor.

Barack Obama da iktidara gelmesinin ardından bu çizgiyi savunmuş, hem başkan olmadan önce, hem de sonrasında Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretlerde yakın işbirliğini öne çıkartmıştı. Son olarak ABD’nin füze kalkanı projesinin de bir NATO projesine evriltilmesi ve Avrupa ülkelerinin de doğrudan işin içine sokulması, bu politikaya uygun bir adım olarak görünüyor.

(soL - Dış Haberler)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AB'NİN GELECEĞİ   Cuma Mart 04, 2011 7:13 pm

Halaçoğlu: AB'nin 10 Yıllık Ömrü Var


02.03.2011 Çarşamba


http://rsm.haber365.com/H/1299097258_17_halacoglu.jpg''AB, hammadde
stoklarını ve merkezlerini kaybetmiştir." diyen Gazi Üniversitesi Stratejik
Araştırma Merkezi (GSAM) Müdürü Prof. Dr Yusuf Halaçoğlu, AB'nin 10 yıl
içinde çökeceğini ileri sürdü.


Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi (GSAM) Müdürü Prof. Dr Yusuf
Halaçoğlu, ''AB, hammadde stoklarını ve merkezlerini kaybetmiştir. Bu çok
uzun sürmeyecek, 10 yıl sürmeyecek bir zamanda AB çökecektir. Bunu bir
tarihçi olarak söylüyorum'' dedi.


Prof. Dr. Halaçoğlu, Atatürk Üniversitesi (AÜ) Türk Ermeni İlişkileri
Araştırma Merkezi Müdürlüğü tarafından organize edilen etkinlik kapsamında,
A.Ü Kültür Merkezi'nde ''Ortadoğu ve Kafkasya'daki son gelişmeler'' konulu
bir konferans verdi.


Japonya'dan Rusya'ya, Avrupa ülkelerinde hatta Hindistan'a kadar nükleer
enerji merkezi varken, bunun Müslüman ülkelerde yapılmasına karşı
çıkıldığını dile getiren Halaçoğlu, İran'ın nükleer enerji merkezi kurmaya
kalktığında buna Amerika ve Avrupa ülkelerinin karşı çıktığını anımsattı.


Amerika ve Avrupa ülkelerinin bir meselesinin de Yugoslavya'yı parçalamak
olduğunu ifade eden Halaçoğlu, şunları kaydetti:


''Birden bire Yugoslavya'da etnik gruplar adında her bir grup, devletçikler
kurdu ve bunu batı destekledi. Batı, 'Burada her devlet kendi kaderini tayin
etmelidir ve kendi devletini kurma hakkına sahiptir' dedi. Avrupa ve ABD,
hemen arkasından birbirinden ayırırken Yugoslavya'yı, Kıbrıs'ı neden
birleştirmeye çalışıyor? Çünkü Kıbrıs stratejik bakımdan çok önemli bir yere
sahip. Ekonomik açıdan da çok önemli. Zor zamanlarda çıkarılmaya başlanan
doğalgaz zenginlikleri herkesin ağzının suyunun akmasına neden oluyor. Gazi
Magosa dahil olmak üzere, Güney Kıbrıs'ta trilyonlarca metreküp doğalgaz
rezervleri tespit edildi.''


Kıbrıs'ta geçenlerde açılan pankartın tesadüfü olmadığına dikkati çeken
Halaçoğlu, çünkü birileri tarafından finanse edilen kişilerin Türkiye'ye
karşı bir kampanya başlattığını ve bu kampanyaya göre Türkiye'nin Kıbrıs'tan
çıkması gerektiğini söyledi.


Türkiye'nin buradan çıkmadığı takdirde, Kıbrıs'taki rezervlerin doğrudan
işletilmesinin pek mümkün olamayacağını vurgulayan Halaçoğlu, ''İşte bunu
yutmadan Kıbrıs halkının yanında olmak gerekiyor. Dolayısıyla böyle bir
hadise Kıbrıs'ta meydana geldi. Başka yerde ayırmaya giderken burada
birleşmeye gidip Kıbrıs Türklerini Güney Kıbrıs Rumları'na teslim etme
nedenlerinin altında ne olduğunu daha iyi değerlendirmek gerekiyor'' diye
konuştu.


Kıbrıs'ın 1571'de Osmanlı'nın idaresine girdiğini hatırlatan Halaçoğlu,
hemen 1572'de Anadolu'dan 12 bin 800 ailenin Ermenek, Bor ve Mut bölgesinden
Kıbrıs'a nakledildiğini ifade etti.


-''KIBRIS TOPRAKLARI İÇİN YENİDEN DAVA AÇILMALI''-


Lala Mustafa Paşa bu bölgeyi fethettikten sonra ''Lalapaşa Mustafa Vakfı''
adı altında vakıflar kurduğunu anlatan Halaçoğlu, şöyle konuştu:


''Buranın valiliğini yapan Abdurrahman Paşa Vakıfları da vardır. 100'e yakın
vakıf vardı. Kıbrıs'ın üçte ikisi vakıf arazisidir. Yani İtalya üssü dahil
olmak üzere tümüyle Abdurrahman Paşa Vakfı'na ait arazilerdir. İngilizler
1877 yılında burayı aldıkları zaman vakıf arazilerine müdahalede
bulunmadılar. Ancak 1912'de bu vakıf arazileri Rumlara verilmeye başlandı.
Türkiye Cumhuriyeti, AHİM'in karaları doğrultusunda kuzey ve güney Kıbrıs'a,
birisine 1,1 milyon avro, birisine de 980 bin avro tazminata mahkum edildi
ya aslında her ikisinin de arazisi vakıf arazisidir. Bu vakıf arazileri için
tekrar dava açılması gerekiyor. Ama o vakıf arazisi varisleri, 1912'den
buyana alamadıkları vakıf gelirlerini talep etmeleri gerekiyor. Bütün Kıbrıs
için 100 milyonlarca dolar tazimata mahkum edilebilir. Kıbrıs bu durumda,
Türkiye ile masaya oturmak zorunda kalır.''


Mısır'da, Tunus'ta, Libya'da, Yemen'de son zamanlarda ayaklanmaların ortaya
çıktığına da değinen Halaçoğlu, ''İlginçtir, ayaklanma olan ülkelerde
yabancı, batı şirketlerinin petrol anlaşmalarının sona erme tarihine bir iki
sene kalmıştır. Yeni anlaşmaların kimlerle yapılacağın çok iyi
değerlendirmek gerekir'' dedi.


Mübarek'in Mısır'ı 42 yıldır idare ettiğini anımsatan Halaçoğlu, ''Batı
dünyası ve Amerika Birleşik Devletleri Mısır halkının baskı altında
kaldığını ilk defa bugün mü görüyor? Libya'da Tunus'ta diktatörler
tarafından yönetildiğini yeni gördü? Hayır. Tabii ki görmüyor. Ekonomik
çıkarları şu anki yönetimle çalışmayı gerektiriyordu. Bugünden sonra ortaya
çıkacak olan yeni yönetim kim olacak? Bütün bunlar göz önünde bulundurulması
gerekiyor'' şeklinde konuştu.


Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak Savaşı'nda yaptığı katliamlar ve
zulümler nedeniyle İslam dünyasında çok büyük bir prestij kaybettiğini ifade
eden Halaçoğlu, şöyle devam etti:


''Amerika artık istenmeyen bir devlet haline geldi. Böyle olunca buralara
müdahalesi söz konusu olamayacak. Türkiye önemli bir rol üstlendi Gazze
meselesinde. Böylece Arap idarecileri değil de kamuoyu nezdinde prestij
kazandı. Bu prestiji bir yerde Arap ve İslam dünyasında Türkiye'nin söz
sahibi olmasına yol açtı. İşin ilginç tarafı, o zamana kadar 30-40 senedir
herhangi bir harekette bulunmayan ülkelerde halk hareketi başladı. Amerika
Başkanı Obama, bu konularla ilgili doğrudan doğruya Türkiye ile muhatap
olup, Türkiye'nin görüşünü almaya başladı. Normalde Türkiye'den fikir olması
mümkün değil. Zannediyorum Kafkasya politikasının iflası, Afganistan'da
başarısız olması, bu yöne itti.''


Türkiye'nin Ortadoğu ve Kafkasya'da çıkarlarını gözetmek zorunda olduğunu
vurgulayan Halaçoğlu, ''Komşuları ile ilişkilerini de iyi idare etmek
zorundadır. Benim düşüncem, Türkiye bu konularda daha bağımsız hareket
edebilmek için her şeyden önce Avrupa Birliği adı altındaki düşüncelerden
vazgeçmesi gerekir. AB, hammadde stoklarını ve merkezlerini kaybetmiştir. Bu
çok uzun sürmeyecek, 10 yıl sürmeyecek bir zamanda AB çökecektir. Bunu bir
tarihçi olarak söylüyorum.''


Prof. Dr. Halaçoğlu, AB ekonomisi içerinde son derece zor durumda olan
ülkelerin olduğunu ve bu ülkeler yardım yapılması durumunda milliyetçi
firiklerin buna tepki göstereceğini, dolayısıyla rekabetten çatışma
çıkacağını iddia etti.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AB'NİN GELECEĞİ   C.tesi Mart 26, 2011 8:01 pm

[b]Göstericiler Londra'yı alt üst ettiler[/b]

[url=http://www.haber7.com/][img(245,180)]http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/2010/918620110326094710906.jpg[/img] [/url]

İngiltere'nin başkenti Londra'da, hükümetin kamu
sektöründe geniş çaplı kesintiye gitme planlarını protesto etmek için düzenlenen
gösteriler sırasında bir grup, şehir merkezindeki mağaza, banka ve otellere
saldırdı.[url=http://www.haber7.com/uye-islem.php?cmd=addNews&nID=726904]Haberi Kaydet[/url] [url=http://www.haber7.com/uye-islem.php?cmd=sendNews&nID=726904]Arkadaşına Gönder[/url]
26 Mart 2011
21:40 - 0 Yorum - 326 Okunma[url=http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.haber7.com/haber/20110326/Gostericiler-Londrayi-alt-ust-ettiler.php][img]http://image.haber7.com/noc/images/fixf.png[/img][/url] [url=http://twitter.com/home?status=haber7-http://www.haber7.com/haber/20110326/Gostericiler-Londrayi-alt-ust-ettiler.php][img]http://image.haber7.com/noc/images/fixtweet.png[/img][/url]



Londra'da sabah saatlerinde başlayan protestoya, sendikalar yaklaşık 250 bin
kişinin katıldığını açıkladı. Çok sayıda protestocunun katıldığı ve Victoria
Embankment'ten başlayan yürüyüş Hyde Park'ta sona erdi. Ancak, sayılarının
yüzden fazla olduğu belirtilen bir grup, Piccadilly merkezi ve çevresinde
kalarak buradaki mağazalara, bankalara ve otellere zarar verdi.
Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı merkezde, zaman zaman polis ile
göstericiler arasında arbede yaşandı. Polise sopalarla saldıran ve çeşitli
cisimler atan grubun Londra'nın merkezindeki eylemi sürüyor. Olaylarda, 4
polisin yaralandığı, 13 göstericinin de gözaltına alındığı açıklandı.
Olaylar sırasında protestocular, Piccadilly meydanındaki ünlü "Fortnum and
Mason" mağazasına girerek, oturma eylemi düzenledi. Ayrıca Oxford meydanındaki
Topshop mağazası ile yine Piccadilly'deki Ritz otelinin ve bazı bankaların
camları kırıldı. Hyde Park'ta toplanan göstericiler ise olaysız şekilde
dağıldı.
İngiltere'de geçen yıl göreve gelen Muhafazakar-Liberal Demokrat koalisyon
hükümeti, ülkenin ekonomisinin iyileştirilmesi ve bütçe açığının giderilmesi
için kamu sektöründe kesintiye gidilmesinin ve vergi artışının gerekliliğini
savunuyor. Kesintiler, işten çıkarmaları da beraberinde getiriyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE



Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Geri: AB'NİN GELECEĞİ   C.tesi Nis. 09, 2011 9:39 pm




[img]http://www.dw-world.de/image/0,,6499194_1,00.jpg[/img]

[size=24]
Hollanda'da kanlı saldırı: 6 ölü
[/size]
Olay, kasabada büyük paniğe neden oldu
Hollanda’nın Alphen aan den Rjin kasabasında bir alışveriş merkezinde düzenlenen silahlı saldırıda, saldırganla birlikte 6 kişi yaşamını yitirdi. Kanlı saldırıyı cinnet geçiren birinin gerçekleştirdiği belirtildi.



Hollanda'nın Amsterdam kenti yakınlarında bulunan Alphen aan den Rijn kasabası, cumartesi günü öğlen saatlerinde kanlı bir saldırıya sahne oldu.

Kasabadaki De Ridderhof adlı bir alışveriş merkezinde silahlı bir kişinin aniden ateş açtığı ve 5 kişinin ölümüne neden olduğu bildirildi.

Cinnet geçirdiği sanılan saldırganın daha sonra elindeki silahla intihar ettiği kaydedildi.

Soruşturma sürüyor

Hollanda polisi, olayda 11 kişinin de yaralandığını açıkladı. Saldırının neden düzenlendiği ise henüz bilinmiyor.

Polis, olayın her yönüyle soruşturulduğunu söyledi.

Alphen aan den Rijen kasabasının Belediye Başkanı Bas Eenhoorn, yaralılardan 4'ünün hayati tehlikesi bulunduğunu kaydetti.

Aniden ateş açtı

Görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bilgi veren Eeenhorn, saldırganın alışveriş merkezine sakin bir şekilde geldiğini söyledi.

Saldırganın daha sonra aniden ateş etmeye başladığı belirtiliyor.

Görgü tanıklarına göre, saldırgan yirmi yaşlarında bir erkek. Olay yerine gelen polis ekipleri alışveriş merkezini tahliye etti.



Deutsche Welle
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: AB'NİN GELECEĞİ   Cuma Mayıs 27, 2011 4:50 am

Avrupa'da sistem çöküyor mu?

İspanya'da meydanları dolduran gençlere, herkes katılınca, seçimler bile gölgede kaldı.
İspanya'nın dört bir yanı 15 Mayıs'tan beri şenlik yeri gibi. Meydanları dolduran gençlere, sisteme dair lafı olan herkes katılınca, pazar günü yapılan seçimler bile gölgede kaldı. Barcelona'da göstericilerin arasındaydık.

İspanyol baharı

NERMİN YILDIRIM - RADİKAL

Her şey sosyal paylaşım siteleri üzerinden organize olan ve ‘gerçek demokrasi’ talebinde bulunan bir grubun, 15 Mayıs günü ıspanya’nın 50 farklı şehrinde eşzamanlı gösteriler düzenlemesiyle başladı. Kadın, erkek, işçi, köylü, öğrenci, on binlerce kişi meydanlara aktı. Son yıllarda artan işsizliğe ve hükümetin kemer sıkma politikalarına tepki olarak, mevcut ekonomik ve siyasi sisteme karşı yürüdüler. Çoğu daha evvel herhangi bir politik eyleme katılmamıştı. Fakat her biri yıllardır çatlamayı bekleyen sabır taşı gibiydi. Yerel ve bölgesel seçimlerden bir hafta önce, hep birlikte çatladılar.
18 Mayıs’ta Hüsnü Mübarek’i devirmek için Tahrir Meydanı’na yerleşen Mısırlılar gibi, başta Madrid ve Barcelona olmak üzere pek çok şehir meydanında kamp kurdular: gece de orada kurulan çadırlarda uyumaya başladılar. Akşamları saat dokuzu gösterdiğinde, on dakika boyunca meydanlardan yükselttikleri düdük ve tencere sesleriyle konuştular. Sokağa çıkamayanlar ellerinde tencerelerle balkonlara çıkmak suretiyle aralarına katılınca, daha da çoğaldılar.


Nermin Yıldırım, Barcelona'da eylemlerin kalbi olan Katalunya Meydanı'ndaydı.

Doktorlar sağlık reformundan bahsediyordu, öğretmenler ilk bütçe açığında maaşlarından yapılan kesintilerden. Gençler işsizlikten yakınıyordu, emekliler kredilerini ödeyemedikleri açgözlü bankaların tek evlerine nasıl da iştahla göz diktiğinden.

V for İspanya

‘V For Vendetta’daki Guy Fawkes maskelerinden takanların sayıları gittikçe artıyordu. Bir tanesiyle tanışıyor ve 15-M hareketi ile V For Vendetta’daki 5 Kasım isyanı arasındaki benzerliği soruyordum. “İkisi de bir kıvılcımla alevlenen halk hareketleri” diyordu bana. “Orada parlamento binası havaya uçuyordu. Bizim İspanya’daki niyetimiz ise demokrasi olduğunu iddia eden bu düzenbaz sistemi ortadan kaldırmak.” Sonra maskesinin altından bana gülümseyip uzaklaşıyordu. Ardından bakıyordum; İspanyol baharı, adım adım ilerliyordu.

Barcelona’daki protestoların en canlı merkezlerinden birine, Katalunya Meydanı’na yerleşiyor ve yaşananları oradan takip ediyorum. Arap Baharı’ndan etkilendiklerini ifade eden protestocular, Katalunya Meydanı’nı bölümlere ayırıp, her bölüme Tahrir Meydanı, Filistin Meydanı gibi isimler veriyor. Tamamen kolektif bir çabayla yemek çadırları, seyyar tuvaletler oluşturuluyor. Kısa sürede meydan afiş ve taleplerle donanıyor.

Mesela ‘Rüyalarımız’ diye bir çadır kuruluyor ve bu çadıra uğrayanlar, protestolarının sonunda ulaşmayı umdukları hayalleri küçük kağıtlara yazıp asıyorlar. Kimi iş hayali kuruyor, kimi yolsuzluk yapmayan, bir hükümet. Kimi bankalar kredileriyle beraber yansın diyor, kimi o alevlerin politikacıları da sarmasını umuyor.

Gönüllü olarak çadırda çalışan 23 yaşındaki Anne Martinez’e yaklaşıp onun rüyasını soruyorum. Son birkaç gündür yaşananların bile başlı başına bir rüya olduğunu belirtiyor. Kim Avrupa’nın göbeğinden, ıspanya’dan beklerdi ki böylesi bir isyanı? Son zamanlarda isyan bir tek diktatörlük altında inim inim inleyen Ortadoğulular’ın harcıydı. Avrupa kendini, neredeyse mükemmel olduğu yalanına nasıl da inandırmıştı.

‘Sistem bankalar için çalışıyor’

31 yaşındaki Albert Flores ise burada yaşananların Ortadoğu’dakinden farklı olduğunu düşünüyor. Fidel Castro’nun “Bakalım NATO ıspanya’yı da bombalayacak mı?” lafı meydanda dolaştığında, “şartlarımız aynı değil biliyorum. Ama kalbimiz oradakilerden yana” diyor. Sosyal medya kanalıyla haberdar olduğu bu isyana katılıyor çünkü yurttaşlar değil, bankalar için çalışan sistemin değişmesi gerektiğine inanıyor. Sandığa gidip boş oy atacakmış. Halihazırdaki politikacılarla aynı fikirde olmadığını söylemenin yolu bu ona göre.

50 yaşındaki avukat Magi Ribas’a neden meydanda olduğunu sorduğumda, “Çünkü bu ülkede değişmesi gereken şeyler var. Hukuk sistemi mesela. Böyle hukuk mu olur?” diyerek giriyor mevzuya. “Yargının bağımsızlığı zarar görmüşse, artık demokrasiden söz edilemez” diyen Magi, gittikçe meşrulaşan rüşvet kültüründen yakınıp sağlam bir hukuk reformuna ihtiyaç duyulduğunu anlatıyor.

Eylemin en kritik dönemlerinden biri 20 Mayıs Cuma akşamı. Hükümetin eylemlerin sonlandırılması için verdiği süre gece yarısı dolacak. Protestocular bunu pek de umursamıyor. Valencia şehrinde sokak tabelaları indirilip yerlerine 15 Mayıs Meydanı tabelaları asılıyor. Başkent Madrid’deki Sol Meydanı, 10 bini aşkın bir kalabalıkla hükümete meydan okuyor. Katalunya Meydanı 8 bin protestocuyla dolup taşmış vaziyette. ıspanya fokur fokur kaynıyor.
Kurduğu çadırın önünde olacakları bekleyen 20 yaşındaki David B.B.’ye 12’den sonra polis müdahale ederse ne olacak, diyorum. “Direneceğiz, meydanı terk etmeyeceğiz” diye cevaplıyor. David işsiz. “20 yaşındaysam ve iş bulamıyorsam suçlusu ben değilim. Genç nüfusun yüzde 44’ü işsizse bunun sorumlusu biz değiliz” diyor. David seçimi boykot ediyor, “Beni zerre kadar umursamayan partileri değil, ancak siyasi kararları oylamaya yanaşırım” diyor.

‘Hareket Avrupa’ya yayılacak’

Genç bir grupla tanışıyorum. İstanbul’dan olduğumu duyunca, tezahüratla karşılıyorlar beni. En çok işsizlikten ve sosyal güvenceden mahrum bırakılmaktan yakınıyorlar. 22 yaşındaki ıtalyan Francesco Misuaraca, memleketinde iş bulamayınca, şansını ıspanya’da denemek için buraya gelmiş. Lakin ıspanya da ona kendi memleketinden daha tatlı bir hayat vaat edememiş. Arkadaşları ıspanyol gençlerin de iş bulmak için ıtalya’ya gittiğini gülerek anlatıyorlar. Onlara kalırsa Avrupa’da dolanıp durmak beyhude. Hiçbir yerde iş yok. “ışsizlik bütün Avrupa’da artıyor. ınsanların görmesi lazım, ekonomik sistemleri artık çöküyor” diyen Francesco, kendinden emin ekliyor: “Göreceksiniz, bütün Avrupa’ya yayılacak bu hareketler. ıtalya’da başlamış bile.”

Gerçekten de haberler ulaşıyor meydana. Belçika, Almanya, Fransa, ıtalya ve hatta Meksika’da bazı küçük gruplar sokağa çıkarak ıspanyolların M-15 hareketine destek veriyorlar.

Gece 12 olduğunda meydanda dirençli bir bekleyiş başlıyor. Polis mevzilendiği bölgeden çekilmiyor ama meydana da girmiyor. Seçimlerden hemen önce böyle bir kalabalığa saldırmaya cesaret edemiyor hükümet. Ve isyancılar yüzlerinde zafer dolu bir gülümsemeyle meydanın orta yerinde uykuya dalıyorlar.

Ertesi sabah, güneş Katalunya Meydanı’nın tepesinde yükselince, erkenden uyanıyorlar. ıçlerinden birine, elinde kahvesi ayılmaya çalışan 20 yaşındaki Judith Estadella’ya yaklaşıyorum. Gece nasıl uyuduğunu soruyorum. “Huzurla” deyip gülümsüyor. Protestolara katılmak için Barcelona’ya 100 km uzaklıktaki Lleida’dan gelmiş. Onun şehrinde de eylem varmış ama bu tarihi günleri olayların kalbinde yaşamak istemiş.

Meydanın Tahrir Meydanı adını alan köşesinde, bu tarihi anlardan bir belgesel devşirmeye çalışan iki gazetecilik öğrencisiyle karşılaşıyorum. Anna Pacheco (19) ve Marta Luciacu (20) yakında bir parçası olacakları ıspanyol medyasından şikayetçiler. “Politikacıların ağzıyla konuşan basın yeni bir genç prototipi çiziyor. Bizlerden eğitimden hoşlanmayan, aylaklar olarak bahsediyor. Oysa çalışmak istiyor ama iş bulamıyoruz. Artık gelecekten korkuyoruz” diyorlar.

Seçimi gölgeleyen meydan

36 yaşındaki Isabel Fernandez, eyleme arkadaşları ve iki küçük çocuğuyla gelmiş. Filistin Meydanı’nın hemen köşesine yerleşmişler. ıspanya’nın en önemli problemlerini sorduğumda, ilk üçte işsizliği, sosyal güvenlik sorunlarını ve bankalar eliyle yapılan hırsızlığı sayıyor. “Meydanları dolduranlar, politikacılardan hesap soruyor. Ama hesabın diğer yarısı da sandıkta kesilecek” diyor. Isabel’e göre, bu seçimlerde, bugüne dek politikaya yön veren büyük partileri ciddi bir hezimet bekliyor.

Hak vermemek mümkün değil. Zira benim de gördüğüm o ki; meydanları dolduranların çoğu ya hiç sandığa gitmiyor, ya boş oy kullanıyor ya da oyunu küçük, idealist partilere veriyor.

22 Mayıs Pazar. Protestoların gölgesinde gerçekleşen seçimlerin neticesinde, hükümetteki Sosyalist ışçi Partisi büyük bir hezimet yaşıyor. Oyların yüzde 27, 86’sını alarak, ana muhalefetteki Halk Partisi’nin (37,53) epey gerisinde kalıyor.
ıspanya’nın gündeminde seçimden ziyade, meydanları işgal eden bu inatçı kalabalık var. Çünkü seçimler bitti ama onlar hâlâ sokakta. Yolsuzlukları destekleyen siyasi sistem değişene ve insanca bir yaşamı ekonomik çıkarların önüne koyacak yeni bir yönetim oluşana dek sokakları terk etmeyeceklerini açıkladılar.

Seçim kaygısından kurtulan hükümetin, polis müdahalesi konusunda daha cömert davranacağını da tahmin ediyorlar. Ama azalmak şöyle dursun, daha da çoğalıyorlar. Evlerinden, balkonlarından ve şehrin sokaklarından taşıyorlar. ‘ıspanyol baharı’ bitmedi, yeni başlıyor, diyorlar. .
24.05.2011 14:33:00
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: AB'NİN GELECEĞİ   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
AB'NİN GELECEĞİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: DÜNYA :: EMPERYALİZM :: AB-
Buraya geçin: