AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Ekim 15, 2010 10:33 pm

15 Ekim 2010





İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin:



Füze Kalkanı projesi, Türkiye’nin, Amerikan çıkarları adına ateşe sürülmesidir!



AKP Hükümeti, geçtiğimiz yıllarda Çek Cumhuriyeti ve Polonya’nın reddettiği Amerikanın füze kalkanının, Türkiye’ye yerleştirilmesini kabul etmeye hazırlanıyor.

Sormak gerekiyor: Türkiye’nin hangi komşusu ile sorunu vardır ki, füze kalkanına ihtiyaç duysun?

Türkiye’nin Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve Ermenistan hariç hiçbir komşusu ile en ufak bir sorunu yoktur.

Yunanistan NATO üyesi, Rum kesimi, üye olmaya çalıştığımız AB üyesidir.

Ermenistan ise “stratejik müttefikimizin” ve Avrupa’nın koruması altındadır. Dolayısı ile Füze sisteminin bu ülkelere karşı konuşlandırılması söz konusu değildir.

Diğer komşularımız, Rusya, İran, Irak, Suriye ve Bulgaristan ile ise en ufak bir sorunumuz yoktur.

O halde neden komşularımızın güvenliği için tehdit oluşturabilecek bu sistemler, Türkiye’ye yerleştirilmek istenmektedir?



TÜRKİYE’NİN DEĞİL, AMERİKA’NIN ÇIKARI

Çünkü Amerika Bölgemizde tam on yıldır bir saldırı savaşı yürütmektedir. Irak ve Afganistan’ı işgal etmiştir.

İran’a yönelik kuşatma ve saldırı hazırlıkları herkesin malumudur.

İsrail saldırganlığına verdiği destekten dolayı bütün Arap Dünyasını karşısına almıştır.

Batı Asya’nın enerji rezervleri konusunda Çin, Rusya ve Hindistan gibi Asya’nın büyük devletleri ile rekabet halindedir.

İşte bütün bunlardan dolayı Türkiye değil ama Amerika; bütün bir Asya kıtası ile husumet halindedir. Saldırgan politikasını güçlendirecek ve yürütülmesini kolaylaştıracak yeni araçlara ihtiyacı vardır.

Kısacası Amerika kendi çıkarı için Türkiye’yi ateşe sürmektedir. Hiçbir sorunumuzun bulunmadığı, tam tersine gelişen ilişkilere ve geniş işbirliğine sahip olduğumuz komşularımız ile Türkiye karşı karşıya getirilmektedir.



AKP HALKI ALDATIYOR

Türkiye, Amerika’nın jandarması değildir. Türk milleti Amerikan çıkarları için ateşe atılamaz.

Varlığını ve geleceğini Amerika’nın desteğine bağlamış olan AKP Hükümeti, şimdi bu projeyi Türk milletine kabul ettirmenin yolunu aramaktadır.

AKP yetkilileri, bu sistemin İran ve Suriye’ye karşı olmadığının açıklanması durumunda Türkiye’ye kurulabileceğini söylemektedirler.

Çocuk mu kandırmaktadırlar? Peki İran’a karşı değil de kime karşı kurulmaktadır? Hangi tehdide karşı kurulmaktadır?

Amerika’nın saldırganlığına karşı mazlum ülkelerin vatanlarını savunması Türkiye için tehdit olamaz!



TÜRKİYE NATO’DAN ÇIKMALIDIR!

Gene AKP yetkilileri, “projenin NATO savunma sistemi dahilinde olması halinde kabul edilebileceğini” söylemektedirler.

Güvenliğimiz ile ilgili her gelişme ile birlikte bir kez daha kanıtlanmıştır ki, NATO; Türkiye’nin savunması ve güvenliği açısından bir şemsiye değil, tam tersine bugün Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve iç barışına yönelik tehdidin üzerindeki şemsiyedir.

Ege ve Kıbrıs’tan Türkiye’ye yönelik tehditler NATO koruması altındadır.

Ülke bütünlüğüne yönelik ayrılıkçı terör Batı dünyasının himayesinde sürdürülmektedir. Abdullah Öcalan, NATO’dan, Kürt sorununa müdahil olmasını istemektedir.

Füze kalkanı ile ilgili gelişmeler de göstermiştir ki, NATO’dan çıkmak Türkiye için artık bir varlık sorunu haline gelmiştir.



BÜTÜN PARTİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ!

Meclis’te temsil edilen bütün Partileri CHP, MHP, DSP ve BDP’yi göreve çağırıyoruz.

Emperyalist ABD’nin Batı Asya’nın enerji kaynaklarına sahip olmak için yürüttüğü saldırgan politika karşısında sessiz kalınamaz.

Amerikan çıkarları uğruna Türkiye’nin dost ve kardeş ülkelerle çatışmalar içine sürüklenmesi planlarına karşı direnmek bir vatanseverlik görevidir.

AKP milletvekillerine sesleniyoruz! Füze Kalkanı projesine “Evet” demek ağır bir tarihi sorumluluktur. Bunun hesabını hiç kimseye veremezsiniz! Sizin göreviniz Amerika’yı değil, Türkiye’yi düşünmektir!

Bütün milletimize sesleniyoruz. Türkiye’ye büyük bir tuzak kurulmaktadır. Çöküşe gitmekte olan ABD emperyalizmi, kendisiyle birlikte Türkiye’yi de uçurumdan aşağı atmak istemektedir.

İşçi Partisi olarak bütün milletimizi, bütün yurtseverleri Türkiye’nin dört bir yanında bu meşum plana karşı sesini yükseltmeye; Vatanımızı ve geleceğimizi savunmaya çağırıyoruz.



En son AZYA tarafından C.tesi Ekim 16, 2010 11:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Ekim 15, 2010 10:36 pm

Füze kalkanı sorunu
++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat 15 Ekim 2010
Amerika, füze kalkanını önce Polonya'ya yerleştirmek istedi.
Fakat Rusya'nın sert tepkisi ile karşılaştı.
Bunun üzerine Çekya, Romanya ve Türkiye seçenekleri söz konusu oldu.
Bence, aslında, Amerika'nın hedefi bu sistemi Türkiye'ye yerleştirmekti.
Bu hedefini gizlemek için önce Polonya seçeneğini öne çıkardı. Rusya'nın itiraz edeceğini biliyordu.
"Ne yapalım, Rusya istemediği için Polonya olmuyor, bari Türkiye olsun" konumuna geldi.
Ancak ortada bir sorun var.
İran sınırına ve Karadeniz'e bu sistemlerin Amerika tarafından yerleştirilmesi, tepki çekecek gibi görünüyor.
Onun için, Amerika, bu sistemlerin NATO bünyesine alınması için uğraşmaya başladı.
NATO bünyesine alınırsa, maliyeti de NATO ülkeleri arasında paylaşılacak.
Bu şekilde ABD bir taşla iki kuş vurmuş olacak.
Hem masrafların büyük kısmını diğer NATO ülkeleri üzerine yıkacak, hem de NATO'yu istediği konsept değişikliğine razı etmiş olacak.
Amerika, NATO'nun uluslararası rolünün arttırılmasını istiyor. ABD'nin istediği yeni konsept bu.
Halbuki Avrupa ülkeleri, NATO'nun geleneksel savunma rolünün korunmasından yana.
Konu gelecek ay Lizbon'da yapılacak zirvede tartışılacak.
Zirvede Türkiye'nin ne yönde oy kullanacağı şimdilik belirsiz.
Amerika niçin Türkiye üzerinde duruyor?
Bir taşla iki kuş vurmak için.
Birincisi, Türkiye ile İran'ın arasını açmak, mümkünse kışkırtma yaparak çatıştırmak.
Türkiye-İran arasında PKK ve PEJAK'a karşı yapılan işbirliğini baltalamak.
İkincisi, Karadeniz'e yerleştirilecek sistem yüzünden Türkiye ile Rusya'nın arasını açmak.
Güneydoğumuza bu sistem bahanesiyle NATO adı altında Amerika'nın üslenmesi, bölücülere çok büyük maddi ve manevi teşvik olacak.
Moralleri daha da düzelecek. Daha da küstahlaşacaklar.
Tehlike gittikçe büyüyor.
Mıuhalefet partilerine büyük görev düşüyor. Ortak liste mi çıkaracaklar, ne yapacaklarsa ülkeyi bu AKP hükümetinden mutlaka kurtarmaları gerekiyor.
Yoksa doludizgin bölünmeye doğru sürükleniyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Ekim 15, 2010 10:48 pm

İran'ı teslim almak mı, yoksa...Bülent ESİNOĞLUÖnce şunu söylemek gerek. Batı emperyalizmi çok zor durumdadır. Enerjive hammadde kaynaklarına ulaşması ve ürettiklerini satacak pazararayışındadır. Aksi taktide kendi krizleri kendilerini tehdit eder duruma gelmiştir. Batının şimdiki acil eylem planı; İran'ın enerji kaynaklarına ulaşmak,Çin'in İran'dan temin ettiği enerjinin önünü kesmektir. Füze kalkanının Türkiye'ye yerleştirmelerinin Grekçesi olarak,Rasmussen yaptığı açıklamada; "NATO ülkelerini saldırıdan korumaktır"diyor. Sanki dünya ülkelerine onlardan başka saldıranlar varmış gibi. Amerika'nın ilk görünür amacı; İran Türkiye ilişkilerini bozmak, ikiülkeyi önce karşı karşıya getirmek, daha sonra başarabilirse, İran veTürkiye üzerinde kışkırtmalar yaparak iki ülkeyi çatıştırmaktır. Bu planın benzerini bir kez, İran ve Irak Sekiz Yıl Savaşlarından önceyapmış ve bu iki ülkeyi birbirine düşürmüş ve savaştırmıştı. Bilindiğigibi daha sonra Irak bitap düştükten sonra Irak'ı işgal ettimişti. Rusya'nın Çek ve Polonya'ya yerleştirilmesine şiddetle karşı çıktığıbu silahların NATO kılıfı giydirilerek Türkiye'ye yerleştirilmesi,Türkiye için bir felaket olacaktır. NATO Türkiye için bir güvenlik kuruluşu değil, Türkiye'yi güneysınırlarından başlayarak bölme amaçlı planların merkezidir.Unutmayalım ki Gladyo bir NATO alt kuruluşudur. Batı kendi iç sorunlarını çözmek, ekonomik çıkarlar temin etmek içinsürekli Doğu'nun mazlum halklarına saldırmıştır. Zenginliğinin verefahının temeli bu talanlarıdır. Batı, AKP'yi kullanarak kendi İran meselesini çözmesi demekTürkiye'nin kendi ipini kendisinin çekmesidir. Türk aydını şunu görmelidir. İran düşmanlığı çalışmaları Amerika'nınOrtadoğu'daki çıkarlarına hizmet etmektedir. İran'ın rejimini sözkonusu ederek, rejim tartışmalarından giderek, İran/Türkiye düşmanlığısadece Batı'nı menfaatidir. Tuzak çok açık ve nettir. Türkiye'nin Rusya ve İran ile aralarını açmak, işbirliği alanlarınıkapatmaktır. Bu sadece ve sadece Batının çıkarıdır. Bir başka yalan ise, kullanılacak silahların savunma amaçlı olduğununsöylenmesidir. Silahların konuşlanacağı yerin Karadeniz olması da Türk/Rus ilişkilerine darbe vurmaktır. Soğuk Savaş döneminin cephe ülkesini tekrar Doğu'ya karşı Cephe Ülkesiyapmaktır. Yani Tüm Doğu'yu Türkiye'ye kapatmaktır. Bakalım, füze kalkanının Türkiye'nin başına bela olma hususunu,aslında öyle olmayıp ta, ne kadar güzel bir şey olduğunu, casus, ajanve işbirlikçi erbabı nasıl anlatacak.Cemaat bile diyemeyeceğimiz ajan, casus ve şantajcı takımı busilahları bize nasıl nadide bir çiçek diye satacaklar.15.10.2010, bulentesinoglu@gmail.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   C.tesi Ekim 16, 2010 11:08 am

Füze kalkanı sorusuna AKP'den farklı yanıtlar
15.10.2010 - 19:15 Yazdır Arkadaşına gönder ABD'nin NATO ülkelerine yerleştirilmesini istediği füze kalkanları konusunda AKP'den farklı yanıtlar gelmeye devam ediyor.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'ye Füze Kalkanı oluşturulmasına ilişkin soruyu ''Bize henüz yapılmış bir teklif bu konuda yok, bir talep yok. Bir talep olmadığı için de şu anda bir açıklama yapmayı gereksiz görüyorum'' diye yanıtladı.

Erdoğan, bir gazetecinin, ''Lizbon'da NATO toplantısı olacak. O zaman Füze Kalkanı Projesi konusunda Türkiye'nin nasıl bir tavrı olacak? Konu şu anda tartışılıyor?'' sorusu üzerine, ''Tartışılması bizi ilgilendirmez. Bizden böyle bir talepte bulunulmadı. Lizbon Zirvesi'nde de böyle bir emrivakiyle karşı karşıya olmamız söz konusu değil'' dedi.

''Zirveye siz mi katılacaksınız?'' sorusu üzerine de Erdoğan, ''Şu anda öyle gözüküyor'' yanıtını verdi.

Savunma Bakanı Gönül: Müzakereler devam ediyor
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise füze kalkanlarının nereye yerleştirileceği sorusuna “Müzakereler devam ediyor, Türkiye'ye kurulup kurulmayacağı da belli değil” yanıtını verdi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu: İttifak sistemi içinde değerlendireceğiz
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Brüksel'de düzenlenecek NATO toplantısı öncesinde füze savunma sistemi projesi konusunda "Bu konu orada da ele alınacak ve İttifak sistemi içinde, ortak bir strateji etrafında neler yapılabileceğini birlikte değerlendiririz" yanıtını verdi.

(soL - Haber Merkezi)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   C.tesi Ekim 16, 2010 2:27 pm

FÜZE KALKANI PROJESİ - ABMT- ( Ahmet DURSUN )
Merhaba,
Bu yazıda inceleyeceğim konular şöyle sıralanabilir.

Füze kalkanı projesi neden bizi ilgilendiriyor?
Pers-Arap birleşmesi neden ABD'yi korkutuyor?
ABD'nin Körfezi elinde tutma planı neden önemli?
Nato-Afganistan asker gönderme ayağı ve süreç.
Ak darbe,(eski Kürtçü-solcu,Eski milliyetçiler) neyi amaçlıyor.


Bu konuları başlıklar hailnde olmasa da yazının tamamında görmek mümkün olacaktır.
Öncelikle Türkiye'nin yönetiminde olan AK partiye bakalım.

İçte AKP'yi kimler destekliyor?
Destekçilerinin içinde birçok kesim bulunmaktadır.
Bunları,eski Kürtçü-Solcu olarak tanımlayabileceğimiz ve solcu görünümündeki ayrılıkçılar olarak nitelediğim kesim diyebilirim.

Sonra yine eski(12 Eylül öncesi)milliyetçi görüntüdeki kesim,Türk-İslam sentezini savunan kesim,Liberal tanımlama içindeki kesim başlıklarında toplamak mümkündür.
Dışarda ise AB ve ABD kaynaklı desteği bulunmaktadır.Bu destek kısmen açık,kısmen de zımni şekilde kendisini göstermektedir.
Şimdi bu kısa girişten sonra dost diye bize öğretilmeye çalışılan ABD ve AB'nin neyi amaçladığına bakalım.
Ör:Öcalan asılmasın diye bağranlar,emirler veren yabancı dostlarımız kimler?
AKP'ye kapatma davası açıldığında şok olduğunu anlatan yabancı dostlarımız kimler?
3'lü dini merkez 1957'de ki adı ile(şimdilerde yeni adları şunlar oldu:Dinler arası diyalog,daha sonraki adı,Medeniyetler ittifakı)diyen yabancı dostlarımız kimler?

ABD'nin süper güç olma yolunda yalnız kalması ve gücünü sürdürebilmesi için gerekli girişimleri yaptığını biliyoruz.

Bunların başında BOP diye bilinen projenin uygulanır olması için verilen çabalarını görüyoruz.
Bu projede destekçlerinne bakarken unutulmamsı gereken ise BOP'un uygulanırlığı için ABD'nin körfez ülkelerini elinde tutmasının önemi göz ardı edilmemelidir.

Burada hatırlatmak istediğim birşey daha var.
Putin'in dış borçların ödenmesi için kendi ödeme planını adeta zorla kabul ettirip borç bitiminde yaptığı tarihi bir açıklamsı var.

Diyor ki:"Dünya asla tek kutuplu(odaklı anlamında) olamaz"

İşte incelememiz bu sözün sonrası ve öncesini kapsamaktadır.
SSCB'nin 1991 yılında hukuken dağılmasından sonra, varisleri tarafından paylaşılamayan en büyük mirası Hazar dır.

Hazar'a kıyısı olan Rusya,Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve İran arasında bugüne kadar yapılan toplantıların hiçbirinde somut bir neticeye varılamıyor olmasının altında yatanlar ne olabilir ki? Acaba ABD'nin burada da parmağı var mıdır?

Bu sorunun yanıtını ararken bazı konularda kısaca hafıza tazelemesi gerekmektedir.
Bu hafıza tazelemesinin en önemli ayağı ise Füze kalkanı projesidir.

Yani BUSH(Buş)'un başkan olur olmaz belikde ilk verdiği demeçlerden biri ve en önemlisi idi.
Şimdi gider ayak yaptığı da bu değil midir?

Savaş baronlarını rahatlatmak,silah satışları ile bu baraonların keselerini kabartmak.
Buna nasıl tepkiler gelmiş idi?
Ör:Kuzey Kore lideri Kim Jong-II 2006 yılındaki bir açıklamasında,"ülkesinin ABD ve Japonya’nın BM kanalıyla getireceği her türlü yaptırımı savaş nedeni sayarak en sert karşılığı vermeye hazırdır"derken Füze kalkanı sisteminden bahsettiğini sanırım ki anlamamak saflık olacaktır.

Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da kurulmak istenen füze kalkanı projesine Putin:“Soğuk Savaş yıllarındaki tutumuna geri döneceğini, Avrupa’da kendileri için tehdit oluşturan füze merkezlerini vurabileceklerini”tepkisini vermiş idi.
ABD, Türkiye'ye yeni füze sistemleri yerleştirmek istiyor. Açıklanan amaç; İran'ın füzelerine karşı savunma kalkanı oluşturmak. Ankara ise,füze yerleştirme projesine NATO kapsamında sıcak bakıyor.Hatta bu konuda Nato'nun Afganistan'a asker yollamasını dahi neredeyse Türk hükümeti önerecek.

Peki bu konuda İran ne diyor?
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Muhammed Ali Hüseyni, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin Türkiye’yi de kapsayan Orta Doğu gezisine ilişkin, "Dost ve komşu ülke Türkiye’nin bölge güvenliğini tehlikeye sokacak projelere izin vermeyeceğine inanıyoruz" dedi.
Halbu ki İran’ın elinde bu sistemin kalkan olarak kullanılmasını gerektirecek ölçüde füzeler bulunmuyor.Yani Tahran, 5 bin ile 8 bin kilometre menzilli füzelere kesinlikle sahip değil.Ayrıca inşa edilecek füze savunma sistemi, aslında varolmayan bir tehlikeyi hedef aldığı da gözlerden kaçırılmamalıdır.

Füze kalkanı konusunda Rice, "Avrupalıları tehdit etmeye başlamak kimsenin işine yaramaz. 2007 yılındayız 1987 değil. Rusya'yı hasım olarak görmüyoruz ve umarız ki onlar da ABD'yi hasım olarak görmüyorlardır" diye konuşmuş idi.

Merkel ise şöyle diyordu: "HASIM RUSYA DEĞİL"
Almanya Başbakanı Angela Merkel de, füze kalkanı projesindeki hasmın Rusya olmadığını, Fransa'nın France 2 televizyon kanalına yaptığı açıklamasında, "Amerikalılar tarafından hazırlanan bu projede hasım Rusya değil, ama İran gibi ülkeler buna güvenmesinler" demiş idi.

Fransa'dan behsedince bir de Sarkozy akla geliyor.
Sarkozy, ABD’nin ekonomik ve politik olarak işleyiş tarzına hayranlığını asla gizlememiş üstelik te politik malzemelerini korku,“devlet güvenliği ve yurtseverlik” üzerine kurduğunu saklama ihtiyacı duymamıştır.
ABD’den bahsederken hep “dostumuz Amerika, müttefik ülke” veya “birlikte mücadele verdiğimiz ülke” diye tanımlar kullanmaktadır. Uluslararası terörizm ile mücadele planları ve hedefleri ile güç gösterisi yapmayı prensip edinmiş görüntü vermektedir. Sarkozy, “Fransa'nın,kendi tarihi boyunca Amerika ile asla karşı karşıya gelmemdiğini;Amerika'nın müttefik ve dost bir ülke olduğunu, Fransa'yı 2. Dünya Savaşı sırasında işgalcilerden kurtardığını söylemekte hiç bir sakınca görmemektedir.
Özetle:“Sarkozy’nin antisemitizm ve İslam’a karşı olan mücadelesi,Filistin, Hizbullah terörizmi, İran hakkındaki görüşleri, İsrail yanlısı görüşleri, Yahudi bir örgüt liderine yakışan bir açıklamaya ne kadar benzediği de belki tartışılabilir.

Füze kalkanı projesi hakkında ilave bir bilgimizi daha tazeleyelim istiyorum.
(ABMT) olarakta bilinen (Anti-Balistic Misilse Treaty) hakında bir hafıza tazeleyelim.
ABD'nin Başkanı Bush, 1972'de Richard Nixon ile Sovyet lideri Leonid Brejnev'in imzaladığı Anti Balistik Füze Anlaşması'nın (ABMT) eskidiği görüşünde. ABMT 29 yıldır dünyada silahların kullanımını yöneten bir kurallar kitabı. Pek çok anlaşma, saldırıları silahlarını yasaklarken, bu anlaşma, savunma silahlarını sınırlandırıyor. Zaten Bush'un sorunu da bu. Çünkü füze kalkanı, ABM 'ye göre mümkün değil.

ABM anlaşması ise şöyle:
Tarafların hükmettiği bölgelere füze savunma sistemleri yerleştirilemez.Taraflar,sadece ulusal başkentleri ya da füze sistemi bulunan sadece bir tek bölgeyi korumak için savunma sistemine sahip olabilir.
Tarafların anlaşmadan çekilmek için altı ay önceden bildirim yapması gerekir. ABD'ye göre, artık Sovyetler olmadığı için bu hüküm geçersiz. ABM destekçileri bir tarafın savunma sisteminin diğer tarafı da silahlanma yarışına sokacağından endişeli.

George W. Bush yönetimi, özellikle 2001 yılı başlarında küresel Füze Savunma (Missile Defence) projesini müttefiklerine ve ilişkisi olan ülkelere yoğun politika girişimleriyle anlatarak taraf bulmaya çalışmıştır. Proje, ABD milli strateji dokümanlarında ‘haydut devletler’(rogue states) olarak belirtilen Kuzey Kore ve İran gibi devletlerden kaynaklanabilecek füze tehlikeleriyle başa çıkmayı hedeflemektedir.

Proje, ABD’ye yakın politikalar izlemeyi çıkarları için gerekli gören devletlerce desteklenmektedir. Diğer devletler ise, Rusya’yla nükleer silahların azaltılmasına yönelik anlaşma hükümlerinin geçerli olduğu bir dönemde projeye ihtiyatla yaklaşmaktadırlar. Proje yeni geliştirilmektedir. Hayata geçirilmesi için yoğun AR-GE (araştırma-geliştirme) masraflarına, süreye ve paraya ihtiyaç vardır.

Projeyle bir yandan da ABD savunma sanayiinin güçlendirilmesi öngörülmektedir.
11 Eylül 2001’de ABD’nin kendi kıtasında uğradığı terör saldırıları sonucunda tehdit öncelikleri değişmiş ve bu kapsamda Füze Savunma projesinin günümüze kadar geri planda bırakıldığı gözlemlenmiştir.
2002’de ABD yönetimi tek taraflı olarak 1972 tarihli Anti-Balistik Füze Sistemlerini Sınırlandırma Antlaşması’ndan (Anti-Balistic Misilse Treaty-ABMT) çekilmiştir. Bazı uzmanlar, ABD’nin ABMT’ye uymayan füze savunma testleri yaptığını ifade etmektedir. ABD’nin ABMT’den çekilmesinin ardından Rusya da ‘Start-II’ Antlaşması’ndan çekilmiştir.

Fakat, Rusya ve ABD, yine 2002’de yeni bir ‘Başlıca Yeni Silahların Azaltılması Anlaşması’ (Major New Arms Reduction Deal)’ imzalamışlar ve nükleer silahlarını 2000 nükleer harp başlığına indirecek şekilde, 2/3 oranında azaltma konusunda anlaşmışlardır. Yapılan anlaşmaların uygulanması konusunda, Rusya’nın ABD’ye karşı güven bunalımı içinde olduğu gözlemlenmektedir.

Bugün ABD topraklarını ve müttefiklerini, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa dışında füzeyle vurabilecek kapasiteye sahip başka bir ülke bulunmamaktadır. Bu ülkeler ise ABD’nin dostlarıdır.

NABUCCO projesi:(Alıntı bilgi)
Uzun zamandır birçok ülkede gürültü koparan diğer proje ise Hazar gazını taşıyacak NABUCCO. 2003'te fizibilite çalışması yapıldı, proje AB Dönem Başkanı Avusturya'nın başkenti Viyana'da Haziran 2006'da imzalandı,merkezi Viyana'da Nabucco Company Pipeline Study GmGH şirketi kuruldu kısa sürede. Gürcistan ve Türkiye üzerinden Bulgaristan, Romanya,Macaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti güzergahını kullanarak dağıttım üssü Avusturya'ya ulaştırılacak boru hattının yapımını BOTAŞ (Türkiye),OMV Gas (Avusturya), MOL (Macaristan, Bulgargaz (Bulgaristan) ve Transgaz (Romanya) şirketleri üstlendi.

Avrupa Yatırım Bankası'nın da finansman desteği sunacağı 3 bin 300 kilometrelik boru hattının maliyetinin şimdilik 5.8 milyar dolar olarak hesaplanması projenin devasalığını gösteren parametrelerden biri. Bölgedeki stratejik denklem üzerinde BTC gibi projelerle birlikte etkili olacak olan NABUCCO, ABD'yi ve kendisine rakip olarak gördüğü AB ülkelerini, doğalgaz ve petrol kaynaklarını kullanarak zorlama stratejisi üstüne oturan Rusya'nın hamlelerine bir yanıttı. Bu projenin Rusya ile balkan ülkeleri arasındaki mesafeyi biraz daha açacak olmasına Washington'un Balkan ülkelerine füze kalkanı yerleştirme hedefi de eklendiğinde Moskova'yı daha da agresifleştirdi. Rusya Kafkasya'da zor durumda kalmamak için
Gürcistan içindeki etnisiteyle ilişkilerini derinleştirdi.

Bu alıntı bilgiyle hafıza tazelemesinden sonra da kaldığımız yerden devam edelim.

Bu düzeyde Azerbaycan ve Ermenistan ne durumda?
NATO-Azerbaycan arasında yapılan ikili iş birliği faaliyet programının (IPAP) uygulamalarının bulunduğunu biliyoruz.İyi mi kötü mü sorusunu sormak yerine başka benzerlikleri ilişkilendirelim.
Bir süre önce Bakü;" şimdilik IPAP çerçevesinde işbirliğiyle yetiniyoruz"demişti.


Peki ya Ermenistan ne durumda?
Ermenistan'ın NATO'daki temsilcisi Samuel Mkrtçyan da, ülkesinin NATO ile ilişkilerini daha da yakınlaştırma doğrultusunda değiştirmeye hazır olduğunu bildirdi. Merkezi Bakü'de bulunan Azertac ajansının Itar-Tass'a dayandırarak verdiği habere göre, Ermenistan'ın NATO'ya üyeliğinin
bölgesel gelişmelere bağlı olduğunu belirten Mkrtçyan, Gürcistan'ın bu kuruma üye olması durumunda Erivan'ın, üyeliği de kapsayacak şekilde konuyla daha yakından ilgileneceğini, NATO ile yapılan IPAP faaliyetine temel teşkil eden anlaşmanın ülkenin ulusal güvenliğin dayanağı olarak kabul ettiklerini söyledi.

Mkrtçyan, ülkesinin gelecekteki güvenlik politikasını NATO'suz düşünmediğini de kaydetti. Azerbaycan'da halen Rusya'nın, Türkiye'nin bir bölümü dahil bölgedeki hava trafiğini izlemede kullandığı Gebele radar üssü faaliyet gösterirken,Ermenistan'da konuşlanmış 102'nci Rus motorize birliği bu ülkenin Türkiye ve İran sınırının korunmasını üstlenmiş durumda. (AA)

Haydi şimdi de diğer ayrıntılara geçelim.
Peki tüm bunların anlamı ne olabilir ki?
Füze kalkanı, Kuzey Akım Boru Hattı ve Polonya'nın Rusya-AB stratejik ortaklığı görüşmelerinin başlamasına yönelik vetosu yüzünden iki ülke ilişkilerinde gerginlik yaşanırken, Kuzey Akım'ın Avrupa ölçeğinde ve tüm kıtanın enerji güvenliğini sağlama amaçlı olduğunu dikkatlerden kaçırmadan düşünmek ve öyle yorumlamakta da ayrı bir gereksinim vardır.


Bu yazının sonunda,ABD'nin binlerce yıllık Pers kökleri ile Arap aleminin birleşmesi korkusundan bahsetmek durumundayım.

Zira Arap alemi yanlışlık sonucu birleşecek olursa,emperyalizmin çöküşünün başladığı an olacaktır.
Bu nedenle de İran'ı vurmak zorundalar.
Zira bu birleşme ne yazık ki İran'dan geçiyor.ABD ve AB bunun farkında lakin biz farkındamıyız zaman gösterecek.

Bir süre evvel TSK'nın görüşünü sayın Büyükanıt;"Afganistan'a göndercek tek bir askerimiz yok"derken kısa bir süre sonra"Bu devlet politikasıdır"açıklamasını neye yormalıyız dersiniz?
Özetle söyleyim ki,bu konuda da ABD'nin hegemonyası ne yazık ki işlemekte olup,hükümet kanadından yapılan açıklamada bazı şifreler saklıdır.

Sayın başbakan"ABD'nin böyle bir talebi yok" derken yalan mı söylüyordu?

Hayır doğru söyliyordu.

ABD direkt olarak bu konuda talepte bulunmaktan vaz geçti.Doğrudur.

Lakin bu talebini Nisan ayının ilk günlerinde yapılacak olan Nato toplantısında bize sunacaklar.
yani NATO vasıtası ile alınacak bir karar ile Afganistan'a asker göndermeye hazır olalım diyorum.
Yakında göreceğiz.

Yazımın başında AK darbe dediğim mana ise şudur.
AKP'nin anayasayı istediği şekilde değiştirme çalışmaları dır.
yani AKP anayasayı parti kapatmayı zorlaştıracak bir hale getirerek bana öyle geliyor ki,PKK'yı da mecliste Öcalan'ın temsil edeceği günleri yakında görebiliriz.

Bakarsınız F.Gülen cumhurbaşkanı,Öcalan'da başbakan olabilir?
Olamaz mı?
Neden olmasın ki?
Sonuçta yasalarca aklanmış olan hiç kimse suçlu olamayacağına göre,kafanıza göre değiştirin olmadı mı?

Referanduma gidin.
Nasıl olsa halkımız sadaka ekonomisine alıştı.Birkaç ayni ya da nakdi yardım ile oyunu istediğiniz yere verir hale getirildi.

Bakarsınız bir referandum ile bu da olabilir.
Demokrasilerde çare tükenmez.

Son sözü herzaman olduğu gibi bu millet söyleyecektir.
Bize düşen ise milletin olur dediğine katlanmak olacaktır.
her ne kadar eğitim hakları elinden alınsa da bu millet inanıyorum ki en doğru sözü söyleyecektir.
Sorun milletimizde değil,bizi yönetenlerdedir.

Belli bir yaşa geldiğinizde kendi evinizi dahi satmaya kalktığınız da akıl sağlığınızın yerinde olduğunu belgelemek zorunda kalıyorsunuz.Aksi halde stış geçersiz oluyor.Siz de yetkisiz.
Lakin ülke kaynaklarını satarken,neden akıl sağlığı raporu aranmıyor?
Milletin vekilleri,milletin geleceğini ipotek altına alırken,neden TBMM'ye gönderdiğimiz insanların akıl sağlığı yerindedir paroru aramıyoruz?
Devletin en asgari kademelerinde görev alabilmek için dahi bir çok sınavdan geçiyor,sağlık kurullarından raporlar isteniyor da,milletin kaderi,geleceği ile ilgili söz sahibi olabilecek insanları yani vekillerimizi neden akıl sağlığı yerindedir raporu istemiyoruz dersiniz?

Son günlerde yaşanan olaylar tıpkı Malta sürgünlerini hatırlatmıyor mu?
Eflatun ne güzel söylemiş."Siyasetten uzak duran aydınları bekleyen kaçınılmaz son,cahiller tarafından yönetilemktir" diye.
26 Mart 2008

Saygı ile...

Ahmet Dursun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   C.tesi Ekim 16, 2010 9:38 pm

Füze sisteminde sinsi oyun

ABD Savunma Bakanı Gates, NATO kılıfı giydirilerek Avrupaya kurulması planlanan füze kalkanı içinTürklere baskı uygulamadığımızı söyleyebilirim dedi. Milli Savunma Bakanı Gönül ise müzakerelerin sürdüğünü söylemekle yetindi.
16 Ekim 2010, 12:48
Anadolu Haber


ABD yönetiminin İran’a karşı Türkiye’ye yerleştirmeye çalıştığı “füze kalkanı projesi”ne NATO kılıfı giydirmek için hem Washington, hem de Ankara yoğun mesai harcıyor. Bakan Gönül, “Müzakereler sürüyor” dedi

Haber: Macit SOYDAN
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ABD’nin NATO bünyesine aldırmak için yoğun çaba harcadığı “füze kalkanı projesi” nin karşılıklı olarak müzakare edildiğini belirtti. Füze kalkanı projesinin ilk olarak ABD’nin milli projesi olarak ortaya çıktığını kaydeden Gönül, “Füze kalkanı bütün NATO ülkelerinin de talebiyle NATO projesi haline geliyor. Şimdi karşılıklı olarak bu konuyu görüşüyoruz. Müzakere aşamasında elbette karşılıklı görüşler serdediliyor. Bunu çekince şeklinde değil, karşılıklı müzakerenin şartları olarak mütalaa etmek lazım. Çünkü müzakere henüz bir sonuca ulaşmadı” dedi.

Hiçbir ülkeyi hedef almayız
NATO’daki dışişleri ve savunma bakanları toplantısı sırasında da Washington’un talebi üzerine ABD ile Türkiye arasında mini bir zirve düzenlenmiş, toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Robert Gates, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül katılmıştı. TSK personelinin Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasına ilişkin protokolün imza töreninin ardından soruları cevaplayan Bakan Gönül, füze kalkanı görüşmelerinde Türkiye’nin, İran ve Suriye’nin tehdit olmaktan çıkartılması konusunda bir isteği olup olmadığının sorulması üzerine, Türkiye’nin herhangi bir ülkeyi hedef alma konusunda görüşünün olamayacağını kaydetti.

Tasarruf yapılacak
Müzakerelerin 19-20 Kasım’da Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinde neticeye ulaşacağını kaydeden Gönül şöyle devam etti: “Burada tabii bizim için önemli bir husus, bizim de alçak, orta ve yüksek füze savunma sistemlerimiz var. Bunların bir kısmı milli, bir kısmı ortak üretim olarak sunuluyor. Bizim önem verdiğimiz hususlardan birisi de NATO Füze Kalkanı’nın bizim sistemimizi nasıl etkileyeceği, bu sistemde bize maliyet bakımından nasıl fayda sağlayacağı. Çünkü bu da milyarların üzerinde bir projedir. Dolayısıyla NATO savunma kalkanının tam Türkiye’yi kapsaması halinde bu füze maliyetinde de önemli bir tasarruf sağlayabiliriz.”

Nereye kurulacağı belli değil
Muhtemel ev sahibi bir ülke olarak Türkiye’nin kendi güvenliği için NATO’dan bağımsız olarak bu sistemi kullanma hakkı olup olmayacağı sorusuna da Gönül, “Müzakere edilmekte olan bir konuda bana soru sormayın” cevabını verdi. Füzelerin nereye kurulacağı sorusu üzerine de Gönül, “Türkiye’ye kurulup kurulmayacağı belli değil” dedi.

Gates: Türkiye’ye baskı yapmıyoruz
ABD Savunma Bakanı Robert Gates, ABD’nin Avrupa’ya kurmayı planladığı füze savunma sistemi için Türkiye’ye baskı yapmadıklarını öne sürdü. Konuyu müzakere etmeyi sürdürdüklerini söyleyen Gates, NATO dışişleri ve savunma bakanları toplantısının ardından bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine Türk meslektaşlarıyla füze savunması dahil birçok konuyu tartıştıklarını belirtti.

İzmir’deki üs
Gates, “Füze savunması sistemi için Türklere baskı uygulamadığımızı, mütefiklerimizden biriyle devam eden görüşmeler yaptığımızı söyleyebilirim” dedi. Diplomatik kaynaklar, Gates’in Türkiye’de en az bir NATO üssünün bulundurulması gerektiğini savunduğunu kaydederken, NATO savunma bakanlarının da İttifak’ın halen 12 olan karargah sayısının üçte bir oranında azaltılmasına yeşil ışık yaktığı ifade ediliyor. Gates’in de bu durumda harekete geçerek, İzmir’deki Müttefik Hava Unsur Komutanlığı Karargahı’nın kapatılmaması için kulis yaptığı bildiriliyor. Komuta yapısını gözden geçiren NATO’nun İzmir’deki hava üssünü kapatmasına Türkiye’nin de sıcak bakmadığı kulislerde dile getiriliyor. NATO’nun Almanya ve İtalya’da ikişer ve Türkiye ile birlikte İngiltere, Belçika, Hollanda, İspanya, Bosna Hersek, Makedonya ve Arnavutluk’ta birer karargahı bulunuyor.

Yeni Çağ

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 17, 2010 12:47 pm

ABD, kendine 'kalkan' arıyor

Amerika Birleşik Devletleri, hayali tehditler üreterek kaybolan gücünü yeni bir Soğuk Savaş ortamı oluşturarak tekrar kazanmaya çalışıyor. İran'ın nükleer çalışmalarını bahane eden ABD, Türkiye'ye geniş çaplı bir Füze Savunma Sistemi kurmak için baskı yapıyor. Türkiye bu baskıya boyun eğerse, tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki gibi NATO'nun Batılı ülkelerini koruyan bir siper ülke olacak ve İran'a düşman saflarda yer alacak.
17 Ekim 2010, 10:49
Anadolu Haber

ABD Türkiye'de temel de İran'a karşı bir Füze Savunma Sistemi kurmak için baskı yapmaya başladı. Tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki gibi, Türkiye'yi Batı'yı koruyan bir siper devlet haline getirecek bu sistem, şayet hayata geçerse hiç yoktan İran'la da düşman olmuş olacağız. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley, ABD'nin Avrupa'ya kurmayı planladığı füze savunma sistemi konusunda Türkiye ile görüştüklerini söyledi.

İran bahane

Crowley, günlük basın toplantısında bir soru üzerine, ''NATO ile işbirliği içinde Avrupa'ya füze savunma sistemi kurulması planlarıyla ilgili olarak Türkiye ile görüşmelerimiz oldu. Türk yetkililerle bira raya geldik'' diye konuştu. ''ABD'nin bu konudaki 'Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım' (Phased Adaptive Approach) modelinin temelinde, İran'dan yükselen füze tehditlerine karşı koyulması amacının yattığını" ifade eden Crowley, ''Konuyu bu temelde ilerletiyoruz. Avrupalı müttefiklerimizin de İran füzelerinin Avrupa'ya yönelttiği açık tehdidin farkında olduğunu düşünüyorum. Müttefiklerimiz ve NATO ile de bunun hakkında konuşuyoruz" dedi.

Türkiye fedai ülke oluyor

Bu sistemin kabul edilmesi, Türkiye açısından Soğuk Savaş koşullarının yeniden oluşması demek oluyor. Bu sistemle beraber Türkiye'ye biçilen rol, Batılı devletlerin güvenliğini sağlayan bir siper devlet rolü olacak. Bu durumda Türkiye, Batı'ya karşı yükselen güçlerin, İran ve Çin'in de dolaylı düşmanı haline gelmiş oluyor. AB kapısında yıllardır bekletilen Türkiye, AB'ye giremiyor ama AB'yi koruyan bir fedai konumuna getiriliyor.

ABD silahları kalıcı olarak ülkemizde

Bu sistemin kabul edilmesi, ABD'ye ait silahların çok uzun bir süre için Türkiye'de kalacağı anlamına geliyor. Bu durumda, egemenlik hakları tartışmalı hale gelecek olan Türkiye, füze savunma sistemi üzerinde herhangi bir tasarruf hakkına da sahip olmayacak. Bugüne kadar ABD, silahlarını barındırdığı her ülkenin egemenlik sınırlarına da doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale etti. Türkiye, İncirlik Hava Üssü'nden sonra en uzun süreli egemenlik ipoteğini de bu sistemle yapmış olacak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 17, 2010 1:26 pm

Pentagon Türkiye'yi istiyor ANF08:03 / 14 Ekim 2010 WASHİNGTON - ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un NATO politikasından sorumlu yetkilisi Jim Townsend, füze kalkanı savunma sistemi konusunda Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle evsahipliği yapmaya uygun ülkelerden biri olduğunu söyledi.

SON TARİH 19 KASIM ABD'nin 'kalkanın en ön cephesinde' dediği Türkiye ise İran ve Suriye'nin tehdit gösterilmesine karşı çıkıp caydırıcılık konsepti istedi. Pentagon Ankara’nın 19 Kasım’daki NATO zirvesine dek karar vermesini isterken, Türkiye ile ABD arasında pazarlıklar başladı.

Townsend, Washington'daki Dış Basın Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin, Avrupa'ya kurulması planlanan füze savunma sistemi konusunda önceki yönetimin benimsediği modelde yeni bir düzenlemeye giderek NATO'nun gündemine getireceklerini söyledi.

TÜRKİYE ÖN CEPHEDE Füze sisteminin yerleştirileceği ülkeler konusuna da değinen Townsend, Türkiye'nin, coğrafi konumundan dolayı bu programda önemli bir rol oynadığını dile getirerek, "balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye çok fazla ön cephede yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, sistemin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir" dedi.

NATO İÇİNDE TARTIŞMA "Dolayısıyla, aşamalı uyarlanabilir yaklaşımın başlangıcından beri, planı belirginleştirip, ülkelerin sistemin işleyişi ve benzeri konulardaki sorularıyla ilgilenirken, Türkiye ve diğer ülkelerle görüşüyoruz. Konu NATO içinde de çok fazla konuşulmaya devam ediyor. Söylediğim gibi, bazı ülkelerle ikili düzeyde görüşüyoruz ancak İttifak içinde, yeni planın NATO ve NATO üyeleri için maliyet unsurlarının neler olduğu, nasıl bir işleyişinin bulunduğu gibi soruları yanıtlıyoruz.

ANKARA’NIN KARARI Dolayısıyla ortada devam eden bir süreç var. Bu, konuları çözmede bize yardım eden, çok faydalı bir süreç. Türkiye de çok yardımcı bir rol oynadı. Türkiye ile çok iyi, derin görüşmelerimiz oldu. Şimdi Ankara bir karar verecek, hem Türkiye'nin rolü konusunda, hem de özellikle, İttifak içinde, füze savunma sistemini bir NATO kapasitesi olarak üstlenmeye dair siyasi kararla ilgili oylama olduğunda Türkiye'nin nerede duracağı noktasında."

ANLAŞMA BEKLENTİSİ Townsend, İttifak'ın, füze savunma sistemini bir NATO kapasitesi olarak üzerine alıp almayacağı kararının çok önemli olduğunu yineleyerek, Türkiye'nin de bu konuda oy hakkına sahip olduğuna dikkati çekti. Townsend, "Dolayısıyla, Türkiye'nin ve tüm müttefiklerin öne çıkarak, füze savunmasının NATO kapasitesi olarak kabul edilmesinde anlaşma içinde olacağından umutluyuz" dedi.

Townsend, Türkiye'nin, sistemin bazı unsurlarına ev sahipliği yapma konusunda isteksiz ya da kararsız olduğunu düşünmediğini söyledi.

Türk yetkililerin konu üzerine derinden kafa yorduğunu düşündüğünü ifade eden Townsend, Türkiye'nin birçok açıdan çok özel bir konumda yer aldığına dikkati çekerek, Ankara'nın siyasi bağlamda bir karar alırken, coğrafi konumu, komşuları, komşularıyla olan derin tarihi ve ticari ilişkileri gibi hususları da hesaba katmak durumunda olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin gelecek ay Lizbon'da düzenlenecek NATO zirvesinde en az iki hususun üzerinde düşünmesi gerektiğine değinen Townsend, "Birincisi, NATO'nun, füze savunma sistemini bir İttifak kapasitesi olarak üstlenmesi konusunda verecekleri oy. İkincisi de, Türkiye'nin ne tür bir rol oynamak istediği. Şurası açık ki, coğrafi konumundan dolayı Türkiye, sistemin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer" diye konuştu.

NATO’DA ELE ALINACAK Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, füze savunma sistemleri konusunun bugün tarihinde ilk kez ortak toplanacak NATO dışişleri ve savunma bakanları toplantısında ele alınacağını belirterek, 'İttifak sistemi içinde, ortak bir strateji etrafında neler yapılabileceğini birlikte değerlendiririz' dedi.

Brüksel'deki toplantıda, İttifakın 19-20 Kasımda'ki Lizbon Zirvesi'nde onayına sunulacak yeni stratejik konsepti tartışılacak. Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün temsil edeceği toplantıda, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın başkanlığında, aralarında emekli Büyükelçi Ümit Pamir'in de bulunduğu 12 uzmandan oluşan NATO Akil Adamlar'ınca hazırlanarak üye ülkelere sunulan yeni stratejik konsept taslak belgesi üzerinde uzlaşma aranacak.

ABD, İran ve Kuzey Kore'den gelebilecek muhtemel saldırılara karşı güvence sunacağını savunduğu projeyi, NATO şemsiyesi altında gerçekleştirmek istiyor.

ANF NEWS AGENCY

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Ptsi Ekim 18, 2010 8:52 pm

FÜZE KALKANI BAHANE, HAKKARİ ŞAHANE...

18.10.2010
--------------------------------------------------------------------------------

"Üzerimize düşen GÖREV neyse yaparız" söylemine sahip "liderlerin" yönettiği bir ülkede füze kalkanı "tartışması" yaşanıyor.

Bu sefer küresel ağababaların öngördüğü görev terör algılarına "KALKAN" olmak ve ABD'nin küre bazında yerleştirmeye çalıştığı füze savunma sisteminin bir bölümünü topraklarımızda barındırmak. Dolayısı ile olası bir nükleer savaşta İran'ın hedef listesine girmeyi garantilemek.

Bu "GÖREV"'i AKP-G'nın nasıl sonuçlandıracağı , bu füze kalkanı projesinin ABD Devleti içindeki çatışmanın neresine düşeceği ile yakından bağlantılı. İsrail'e dayılanırken, ABD Devleti içindeki "ulusalcı" kanada güvenenler için bu sefer çizgiler o kadar net değil. ABD Devleti içindeki "füze kalkanı" ayrışması, "İsrail" ayrışması kadar keskin değil. O yüzden dayılanmaların o kadar keskin olmasını da beklemeyin.

Bu gündemin nasıl sonuçlanacağı beklerken İsrail-ABD arasındaki diğer bir kulvarı takip etmek zorundayız. 24 Temmuz 2009'da ABD ve İsrail ortak bir askeri talim gerçekleştirdi....

Talimin amacı ABD'nin İsrail Negev çölüne yerleştirdiği füze kalkanının parçası olan X-Band radarın testiydi ve test başarı ile gerçekleşti.

Bu sistem, yine ABD'nin İsrail'e yerleştirmeyi planladığı Aegis savunma sistemleri ve THAAD sistemleri (füzeleri atmosfer-uzay sınırında yüksek irtifada vuran anti-füze sistemleri) ile koordineli bir şekilde çalışıyor.

X-Band radarları radar teknolojisinde en üst düzeyi temsil ediyor ve bir beysbol topu büyüklüğündeki cisimleri tespit edebilme yeteneğine sahipler.

X-Band radarlarına vurgu yapmamızın bir sebebi var.

Bu radarların geliştirilmesi Savunma Sanayii'nin 2009-2016 yılına dair hazırladığı bir vizyon raporu olan Sektörel Strateji Dökümanında da yeralıyor.

http://www.ssm.gov.tr/anasayfa/kurumsal/Documents/2009_SSSS.pdf

adresinde yeralan raporu incelerseniz bunu siz de görebilirsiniz.

Bu radar sistemleri Türkiye'nin hedeflediği teknolojiler arasında. Türkiye'ye yerleştirilmesi hedeflenen füze kalkanı sistemininin omurgasında da yine bu radarlar yeralıyor.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta; ABD'nin öngördüğü bu füze kalkanı sistemi , sistemin diğer unsurları ile bir ağ mantığı içerisinde koordineli çalışıyor.

Sistemin etkili çalışması için Türkiye'ye yerleştirilecek radar sisteminin ; İsrail'deki ile ile iletişim içinde olması, bunların da ABD'nin bu iş için Akdeniz'e konuşlandıracağı özel füze sistemlerine sahip gemileri ve Avrupa'daki komuta merkezi ile iletişim içinde olması gerekiyor.

Anlayacağız ABD , İsrail'le birlikte Türkiye'nin üzerine bir elektronik ağ daha atıyor.

Bu füze kalkanı sisteminin nereye yerleştirileceği tartışması yaşandığı söyleniyor.

Böyle bir tartışma yaşandığı kanaatinde değiliz. Bu tarz bir sistemin nereye yerleştirileceğini biraz coğrafya, biraz da Hakkari'de son bir kaç yıldır kurulan özel üsleri bilen biri rahatlıkla tahmin edebilir.

Bu füze kalkanı doğası gereği farklı birimleri farklı noktalara yerleştirilecek bir sistem olsa da, ana unsurunun Hakkari 'de konuşlandırılması kimseyi şaşırtmaz.

Bu durumda son dönemde Hakkari merkezli yaşananları gözünüzün önüne getirin. Bu şehirde görevlendirilen İngiliz ekolünden yetişme devlet bürokratlarının nöbeti sırasında yaşanan bu olaylar ile "Füze Kalkanı" tartışmasını yanyana koyduğunuzda küresel ağababalarının kadim taktiğini hatırlamamızda fayda var.

Musul meselesinin sıcak olduğu dönemde Hakkari'yi ele geçirmek isteyen İngiltere'nin 1924'de çıkardığı Nasturi isyanını hatırlayın. Ve sonrasında yeni Cumhuriyet'in başına bela olan bir dizi isyanı...

Bugün biz o Hakkari'yi , İngiltere ekolünden geçmiş bürokratlarla yönetiyoruz.

Bugün biz o Hakkari'yi ; AB-D ve İsrail'in İran'a yönelik hedeflerinde zıplama tahtası olarak kullandırıyoruz.

Ve şimdi önümüzde Hakkari'yi gözüne kestirmiş bir "Füze Kalkanı" projesi var.

Ne dersiniz?

"Liderlerimiz" bu "GÖREV"i kabul etmezse Hakkari karışır mı?


Açıkistihbarat




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Salı Ekim 19, 2010 6:58 pm

NATO’YU TARTIŞMALIYIZ

19.10.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
Dün ABD’nin bize dayatmaya çalıştığı füze sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesi projesi, netice alınmayınca, NATO kapsamında önümüze sunuldu.

“NATO üyeliği, müttefikliği” adı altında bir şekilde Türk kamuoyu ikna edilerek, Türkiye, bu tehlikeli sürecin içine çekilmeye çalışılıyor.

Tehlikenin boyutlarından daha önceki yazılarımızda ifade etmiştik, ama kısaca özetlemek gerekirse böyle bir füze sistemi, komşumuz İran’ın güvenliğini tehdit edecektir ve dolayısıyla İran’la aramızda sonu savaşa kadar varacak ciddi bir gerginliğe yol açacaktır.

NATO’nun bu son isteği Türkiye’yi hedef haline getirmektedir, peki, daha önceki isteklerinden Türkiye hiçbir menfaat elde edebilmiş midir?

Bugün “NATO’nun bizden istediklerini yapalım mı yapmayalım mı” tartışmalarından ziyade asıl konuşulması gereken konu “NATO’nun bugüne kadar bize herhangi bir faydası oldu mu, olmadı mı, NATO’da devam edelim mi etmeyelim mi?” olmalıdır.

NATO’ya girebilmek için Kore’de girdiğimiz, bizim için anlamsız olan savaşta binlerce şehit verdik. Sınavı kanımızla kazanınca sonra da lütfedip bizi NATO’ya aldılar.

ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan gerilimde kapitalist dünyanın kalkanı Türkiye yapıldı, yani Türkiye yine NATO kapsamında hedef tahtasına oturtuldu.

Eğer Rusya ve ABD arasında soğuk savaş değil de sıcak bir çatışma yaşansaydı, çatışmaların odak noktası Türkiye olacak, füzeler Türkiye’de patlayacak ve ülkemiz yerle bir olacaktı.

Hatırlarsanız ABD’li Pentagon yetkilisi Türkiye için “ön cephe” ifadesini kullanmıştı. Savaşlarda her zaman ilk vurulan ve en çok zarar gören yer ön cephedir.

NATO, Türkiye’nin içişlerine de müdahale etti.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu noktada verdiği örnek çok önemli.

1980 öncesi Türkiye’de çıkarılan sağ–sol kavgalarını da NATO’nun hedefleri doğrultusunda organize ettiler. Hedef, Türkiye’nin Rusya’ya karşı diri tutulmasıydı.

Yine anlamsız bir şekilde binlerce gencimizi kurban verdik.

NATO’ya girdikten sonra sözde Rusya tehdidine karşı NATO kuvvetleri ülkemizin önemli yerlerine yerleşti. Bu süreçten sonra birçok faili meçhul cinayetlerin yaşandığını da gördük. Bu konunun konumuzla bir alakası var mı elbette ki araştırılması lazım.

Yine NATO’ya girdikten sonra tedavülden kalkmış NATO silahları Türkiye’ye satıldı. Türkiye’nin milli bir silah üretim hamlesinin de böylece önüne geçilmiş oldu.

NATO milli menfaatlerimiz doğrultusunda yaptığımız operasyonlara bile karışır oldu. Yani askeri sahadaki bağımsızlığımıza sınır getirmeye kalktılar. Örneğin 1974 Kıbrıs Barış harekatı…

Bu harekattan sonra NATO yetkilileri, “Nasıl olur da izin vermediğimiz bir saldırıda NATO silahlarını kullanırsınız” diye bize hesap sordular ve ambargo uyguladılar.

Konu ABD’nin ve İsrail’in menfaatleri olunca bizden can bedeli de dahil istediler, konu Türkiye’nin menfaatleri olunca her türlü cezayı uyguladılar.

NATO Türkiye’ye her zaman çifte standart uygulamıştır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesiyle, NATO’nun icraatları hep NATO’nun menfaatine Türkiye’nin aleyhine olmuştur.

Bugün ise daha tehlikeli bir süreç yaşanmaktadır.

Türkiye NATO kapsamında başta İran olmak üzere İslam dünyasına karşı kullanılmaktadır. Bize zarardan başka hiçbir şey getirmeyen NATO’dan derhal çıkmak Türkiye’nin menfaatinedir.

YeniMesaj




Murat ÇABAS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Perş. Ekim 21, 2010 1:04 am

İSLAMCI YAZARLAR BU OLAYDA ÇOK TER DÖKECEK



17.10.2010 00:12

Karakter boyutu :

--------------------------------------------------------------------------------

ABD füze savunma sistemini önce Polonya’ya kurmaya kalkmış, Rusya, “Bu Rusya’ya karşı saldırı amaçlı bir sistemdir” diye sesini yükseltince kurmaktan vazgeçmişti.

Bugünlerde İran’a ve Suriye’ye karşı bir füze savunma sistemi kurulması NATO içinde görüşülüyor. ABD sistemin Türkiye’de kurulmasını istiyor. Türkiye karşı çıkarsa NATO’nun karar alması mümkün değil.

Dindar-muhafazakar insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede İslam ülkelerine karşı kurulacak füze savunma sistemine ancak güçlü halk desteğine sahip bir iktidar “evet” diyebilir.

Batı, anayasa değişiklik paketine ve Ergenekon davalarına neden destek verdi? Medya üzerine yapılan faşizan baskıları neden görmezden geliyor? Yasadışı telefon ve ortam dinlemelerine neden sessiz kalıyor? Büyük cari açığa rağmen Batı’dan Türkiye’ye neden sıcak para akıyor?

Batı’nın kendi değer yargılarını ayaklar altına alıp AKP’ye verdiği destek, İran ve Suriye’ye karşı açılacak savaşta Türkiye’yi cephe ülkesi haline getirmek için midir?

Füze savunma sistemi tartışması tam da AKP’nin halk oylamasından istediğini almasıyla daha önce hiç görülmemiş oranda Türkiye’ye sıcak para akışının arttığı ve AKP’nin önünde çok önemli bir genel seçimin olduğu döneme rastlıyor. Sıcak paranın değil tümünün, üçte birinin bile ülkeden çıkışının AKP’ye seçim kaybettireceği bir dönemdir bu.

Füze savunma sisteminin kurulmasının sözde gerekçesi İran’ın çok yakın zamanda orta ve uzun menzilli nükleer başlıklı füzelere sahip olma olasılığı. ABD ve İngiltere’nin Irak işgalinin gerekçesi, Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasıydı. Yüz binlerce Irak’lı katledilip, çok daha fazlası yurtlarını terk etmek zorunda bırakıldıktan sonra Saddam’ın hiçbir kitle imha silahına sahip olmadığı ortaya çıkmıştı.

Denecektir ki, İran ve Suriye’de baskıcı rejimler var, o rejimler yıkılsa kötü mü olur? Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Kuveyt İran’a karşı caydırıcı olsun diye ABD’den toplam 123 milyar dolarlık silah satın aldılar, İran ve Suriye’ye karşı ABD’nin yanında konuşlandılar. Bu ülkeler çok mu demokrat? Bu silah ticaretinden İsrail niye şikayetçi değil?

Füze savunma sistemi projesi dinci ile dindarı birbirinden ayıracak bir turnusol kağıdı olacaktır. Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, “ABD –İsrail füzeleri İran sınırına neden gelecek?” başlıklı yazısında projeyle ilgi şöyle diyor:

“Dostları, müttefikleri bu çıkışla Türkiye'ye feci bir tuzak kuruyor. On yıldır inşa ettiği her şeyi, komşuluk ilişkilerini yok etmek üzere kurgulanmış bir tuzak bu. Türkiye'nin; İran, Suriye, Rusya ve diğer ülkelerle karşı karşıya gelmesi ve başına buyruk hareketinin önüne geçilmesi arzulanıyor. Türkiye buna razı gelemez, gelmemeli.”

İbrahim Karagül gerçek bir dindara yakışır bir şekilde, AKP’nin tavrını beklemeden kendi tavrını açık bir şekilde ortaya koymuş. Diğer İslamcı yazarlar henüz konuya girmeye cesaret edemedi. Zaman gazetesi “Füze kalkanı müzakereleri devam ediyor” başlıklı haberinde dış kaynaklı yorumlara yer vermiş, ama kendisi bir yorum yapmamış. Medya genelde Gül’ün vereceği 29 Ekim resepsiyonunu ve türbanı tartışıyor.

Türkiye resepsiyonu ve türbanı tartışırken Batı Türkiye’yi cepheye sürmenin hesaplarını yapıyor.

Füze savunma sistemine karşı medyanın alacağı tavrı merak ediyoruz, ama en çok AKP yanlısı İslamcı yazarların alacağı tavrı merakla bekliyoruz. Hangisi gerçek Müslüman, hangisi Necmettin Erbakan’ın deyimiyle patates dininden, çok yakında göreceğiz.



A. Metin Akpınar

Odatv.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Ptsi Ekim 25, 2010 12:14 am

Füze pazarlığında son durum


Obama yönetimi istihbaratın İsrail dahil NATO dışında hiçbir ülkeye verilmeyeceğini bildirdi. ABD'ye göre böyle bir paylaşım mekanizması da mevcut değil.

25 Ekim 2010 - 02:09









ABD'nin İran tehdidini bahane göstererek NATO şemsiyesi altında bölgeye yerleştirmeyi planladığı füze kalkanı sistemiyle ilgili Ankara ile Washington arasında sıkı pazarlıklar sürüyor.

NATO'da karar için her üyenin onayı gerektiğinden Amerikan yönetimi Türkiye'nin taleplerini karşılamanın yollarını arıyor. Türkiye, son olarak ABD'ye "Sistemdeki sensörlerin belirlediği istihbarat NATO dışındaki bir ülkeye verilecek mi?" diye sordu. Amerikalı yetkililer de istihbaratın İsrail dâhil hiçbir ülkeye verilmeyeceğini bildirdi. Türkiye, sensörlerin sağladığı istihbarata anlık erişim talep ediyor. ABD prensipte buna yeşil ışık yakarken, İran da yazılı tehdit olarak hedefte yer almayacak.

Ankara'nın "Tehdidin ülke bazında tanımlanmasına gerek yok; tehdit ortaya çıktığında sistem devreye girer" ısrarı da ABD tarafından makul karşılandı. Teoride füze kalkanı Türkiye'yi muhtemel bir İsrail saldırısından bile koruyacak. Füze kalkanı Lizbon'da 19-20 Kasım'da gerçekleşecek NATO liderler zirvesinde en tartışmalı konu olacak. Liderler burada füze kalkanını ittifak projesi yani NATO şemsiyesi altına alıp almamaya karar verecek. ABD projenin hayata geçirilmesine büyük önem veriyor. Türkiye ise prensip olarak savunma sistemine karşı değil. Ancak projeyi tehdit amaçlı değil, güvenliğin geliştirilmesi koşuluyla destekliyor. ABD projenin İran tehdidine karşı geliştirildiğini açıkça dile getiriyor; basın bültenlerinde bunu kağıda geçiriyor. Komşularla 'sıfır sorun' politikası geliştiren Ankara ise tehdit tanımlanmasına kesinlikle karşı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na göre tehdidi ülke olarak belirtmeye gerek yok; tahmin edilemeyen tehditler her zaman değişebilir. Bu yüzden tehdit ortaya çıktığında onu bertaraf etmek en doğru seçenek. Türkiye'nin bu talebi ABD tarafından akla uygun olarak değerlendiriliyor. Zaten tehdidin yazılı olarak tanımlanması için her ülkenin onay vermesi gerek. Ankara buna karşı çıktığında teorik olarak bu mümkün değil. Ancak buna rağmen Amerikalı yetkililer, her fırsatta tehdidin İran olduğunu belirtiyor. Böyle bir belge hazırlanmasa bile Lizbon'daki bir basın toplantısında ABD'nin İran'ı zikretmeyeceğinden kimse emin değil.

Sistemin karar verme sürecinde yer almak Ankara için "olmazsa olmaz bir şart". Türk yetkililer, sistem sensörlerinin tespit ettiği istihbarat ekranına anlık erişim istiyor. Bu, ABD tarafından "makul bir talep" olarak değerlendiriliyor. Bu istihbarata erişmek Türkiye için "milli savunma sistemine erken tehdit uyarı sağlayabilir" anlamına geliyor. Aşamalı-uyarlanabilir sistemin ilk ayağında sistem gemilere konuşlandırılacak. Türkiye, bu yüzden ABD'ye "Karadeniz'de gemi konuşlandırmayı planlıyor musunuz?" diye sordu. Amerikan tarafı ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin gayet açık olduğunu belirterek, böyle bir talebin olmayacağı garantisi verdi. Ankara'nın diğer önemli sorusu, "Sistemdeki sensörlerin belirlediği istihbarat NATO dışındaki bir ülkeye verilecek mi?" şeklindeydi. Bu soru dolaylı yoldan İsrail'e işaret ediyor. Obama yönetimi istihbaratın İsrail dahil NATO dışında hiçbir ülkeye verilmeyeceğini bildirdi. ABD'ye göre böyle bir paylaşım mekanizması da mevcut değil.

5. Madde İsrail için de geçerli

Füze kalkanının asıl amacının İsrail'i korumak olduğunu iddia edenler var. Ancak böyle bir seçenek iki sebepten ötürü mümkün değil. İlki, Tel Aviv yönetimi NATO üyesi değil. NATO sistemi başka ülke için kullanılmaz. İkincisi ise zaten İsrail'in görünür gelecekte bu kalkana ihtiyacı yok; bu ülke yıllardır balistik füzelere karşı koyacak kendi kalkanlarına sahip bulunuyor. İsrail'in daha birkaç sene öncesine kadar Ankara'nın yakın dostu olmasına rağmen ilişkilerin bugünkü hali göz önüne alındığında ileride Türkiye ile İsrail arasındaki muhtemel bir husumette füze savunma sisteminin durumunun ne olacağı merak konusu. NATO'nun beşinci maddesi "İttifak üyesine saldırı tüm NATO'ya yapılmış sayılır." diyor. Bunu kesinlikle muhtemel bir seçenek olarak görmeyen ABD'nin tutumu ise "Beşinci madde beşinci maddedir. Bu gayet açık." şeklinde. Amerikan yönetimi bu tutumuyla teoride füze kalkanının Türkiye'yi İsrail'in saldırısından bile koruyacağına işaret ediyor. Maddi yük konusunda ise füze kalkanının NATO üyelerine ciddi bir maliyet getirmeyeceği belirtiliyor. Her üyenin 10 yıl içinde 200 milyon Euro vermesi planlanıyor.

Zaman



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Ptsi Ekim 25, 2010 12:20 am

Tezgâhı görüyor musunuz?

Füze kalkanı, Türkiye'yi, israil'in saldırısından da koruyacakmış.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 12:15 am

AKP İRAN’DAN NEDEN ÇEKİNİYOR
29.10.2010 23:00




Amerika’nın sponsorluğunu yaptığı Batı Avrupa ve Türkiye’ye Füze-Kalkanları yerleştirme planlarının gerçek amacı, İran’ın muhtemel bir saldırı atağına karşı NATO ülkelerini savunmak olarak biliniyor. Bir önceki Amerikan yönetimi, füze-kalkan sistemlerini Doğu-Avrupa’ya yerleştirmeyi planlamıştı. Fakat Rusya’nın plana şiddetle karşı çıkması nedeniyle, Obama hükümeti yerleştirme bölgesinin değiştirilmesi ve maliyet giderlerinin azaltılması kararı aldı. Obama hükümeti, füze-kalkanlarının yeni yerleştirme bölgesi olarak Türkiye’yi seçti ve bu kararını iletti.

Amerikan hükümeti, bu haliyle programının amaçlarını İran’ın füze üretim programını kontrol etmek yanında caydırıcılık olarak ifade ediliyor.

Obama hükümetinin bu kararı üzerine Ankara, NATO ve İran arasında seçim yapmak zorunda bırakıldı. Türkiye başlangıçta sistemlere ev sahipliği yapma konusunda isteksiz görüntüler vermekle birlikte bir NATO üyesi ülke olması yanında Amerikan yönetimi tarafından son dönemde batıya karşı sırtını döndüğü şeklinde eleştiriler alması itibariyle bu zor kararda kendince stratejik bir yol izleyerek belli ön koşullar altında kararı kabul etme eğilimi gösterdi.


ÖN KOŞULLAR

Ön koşullar şu şekildedir: Sistemin amacı sadece İran, Suriye ve Rusya tehdidi olarak değil, genelde Avrupa ve Türkiye’ye kaşı füze tehdidi olarak belirlenecek. Sistemden elde edilen bilgilere direkt Türkiye’nin erişimi sağlanacak. Sistemce toplanan bilgiler neticesinde verilecek kararlarda yani İran’a karşı NATO’nun herhangi bir saldırı kararına Türkiye’nin de katılımı sağlanacak. Son olarak da sistem tarafından toplanan bilgiler NATO dışı ülkelere ve özellikle de İsrail’e verilmeyecek.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslar Arası İlişkiler bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı’ya göre Türkiye’nin askeri kanadı da bu kalkanları istiyor. Bağcı, askerin sadece potansiyel tehditlerin yapabilecekleri üzerine odaklandığını onların niyetleri üzerinde yorum yapmadıklarını ilave ediyor. Bu arada Türkiye’nin kendi sınırlarını korumak amacıyla füze sistemleri satın alma planı olduğu ve hatta Patriot füzeleri yapan Raytheon firmasıyla bir ön kontrat yaptığı yönünde bilgiler de mevcut.

KOMİK TALEP

Amerika’nın Türkiye topraklarına bu savunma sistemlerinin yerleştirilmesi talebini, Türkiye’nin İsrail’e hiçbir bilgi verilmemesi koşuluyla kabul etmesi hayli ironik. Washington yönetimi Türkiye’nin karşı çıkması halinde planın zorlanacağını çok iyi biliyor. 19 Kasım’da yapılacak NATO zirvesinde kararın biran önce çıkarılması zorunluluğunun farkında. Türkiye’nin kendi iç dinamikleri yanında komşu ülkelere halen bir duruş sergileme gösterilerine hizmet için Washington bu ön koşulları sağlayacak görünüyor. Zira İsrail’in kendisine ait çok ileri füze-tespit ve imha sistemlerinin olduğunu çok iyi biliyor. Türk vatandaşları NATO zirvesinin sonunda yine hükümetlerinin vatandaşlarının güvenliğini sağlama yanında, İsrail hükümetine karşı önkoşulu sağlattırmakla hükümetlerinin ne kadar önemli işler yaptığını düşünebilir. Gel gör ki İran için olayı bu boyutta algılamak mümkün değil.

Sonuç olarak Türk diplomatları, NATO’nun füze sistemlerinin Türkiye’de konuşlandırılmasının İran’ı çok kızdıracağının farkındalar. Zira ilişkilerin en basiti haliyle İran şu anda Türkiye’nin enerji ihtiyacının üçte birini sağlamakta. Ankara hükümeti Tahran’ın nükleer programı hakkında yapılan uluslar arası tartışmalarda şimdiye kadar kendini tarafsız gösterdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu her platformda komşularını bir tehdit olarak görmediğini açıkladı.

Koşul olarak İran isminin tutanaklarda geçirilmemesinin İran’ı ikna edeceğini düşünmek safdillikten ziyade çaresizlik. Bu sorunu sadece mevcut hükümete atmak ise biraz haksızlık olarak düşünüyorum. Suç kendi geleceğinin ve savunmasının kararını veremeyecek nesiller yaratan hükümetlerin ve savunmasından sorumlu ordunun diyelim…



Dr. Gülümser Heper

Odatv.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 12:28 am

NATO Füze Kalkanı Türkiye’ye kurulamaz


NATO Füze Kalkanı Türkiye’ye kurulamaz, çünkü füze kalkanı bir ABD projesidir

ANALİZ: Aydın Bolat
(Stratejik Düşünce Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi)

Füze kalkanı, radar ve füze bataryaları olmak üzere iki ana bölümünden oluşan orta ve uzun menzilli balistik ve nükleer başlıklı füze saldırılarına karşı 4.000-5.000 km. çaplı bir sahada havadan savunma sağlayan modern teknolojik bir füze savunma sistemidir. ABD tarafından geliştirilen SM-3 füze savunma sistemi; X-Band radar izleme kapasitesi ile 5.000 km. uzaklıktaki tenis topu büyüklüğündeki bir hedefi tespit ederek füze bataryalarına koordinatlarını bildirebilme yeteneğindedir. Başkan Bush döneminde Avrupa’nın güvenliği için Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne konuşlandırılmak istenen ve ABD’nin Orta Asya politikaları içinde kullanılması düşünülen füze kalkanına Rusya çok büyük tepki gösterdi. Bush füze kalkanını başaramadı. Barış politikalarıyla iktidara gelen Obama da bu projeyi askıya aldı ve yerini değiştirmek için Romanya, Bulgaristan, Türkiye ile yoğun ve detaylı görüşmeler yapıldı. Hem Rusya’yı hem de Türkiye’yi ikna etmek için NATO kılıfı giydirilen proje, İran ve Kuzey Kore’nin balistik füze saldırılarından NATO ülkelerini korumak için zirve öncesi gündeme getirildi. 19-20 Kasım 2010 tarihinde Lizbon’da yapılacak olan NATO zirvesinde karara bağlanması istenen ‘NATO Füze Savunma Sistemi’nin Türkiye’de Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerine konuşlandırılması tasarlanmaktadır. Füze kalkanının kurulacağı yer Türkiye, hedefi İran balistik füzeleri. Ancak tehdit algılanan ülke İran ve hedefi NATO ülkeleri olarak sunulan gerekçe Türkiye’yi ikna edemiyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: “Türkiye komşularından tehdit algılamıyor NATO’da bölgeden tehdit algılamıyor” diyerek ABD ve NATO yetkililerinin tehdit ve hedef algılarıyla Türkiye’nin çeliştiğini açıkça ifade ediyor.

Hedef sadece İran değil İslâm Coğrafyası

ABD’nin öncülük ettiği ‘NATO Füze Kalkanı’ projesi söylenen açık gerekçelerinin ötesinde Türkiye, İsrail, İran ve bölge ülkeleri için çok özel stratejik amaçlar taşımaktadır. Hedef sadece İran değil tüm İslâm dünyası. Türkiye’nin Ortadoğu açılımları, komşularla sıfır sorun, Suriye, İran, Irak’la yapılan stratejik işbirliği anlaşmaları, hem bu ülkelerle hem de bölge ülkeleriyle yapılan ticari, ekonomik, siyasi anlaşmalar ve entegrasyon çabaları, sorun çözücü barış temelli proaktif girişimlerle son yıllarda ortaya konan Yeni Türkiye Vizyonu, alışılmadık üzere Batı’dan bağımsız politikalar geliştirmektedir. Bundan pek hoşlanmayan derin ABD, neo-con’lar, bazı Avrupa siyasi merkezleri ve onlarla ortak çalışan içimizdeki yabancılar Türkiye’nin ekseninin kaydığını, batıdan koptuğunu iddia etmeye başladılar. ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a giriş tezkeresinin Türkiye parlamentosunda reddedilmesi ile başlayan değişim yakın zamanlarda somut bazı olaylarla devam etti. İran nükleer programına karşı BM yaptırımlarına ‘hayır’ demek, Mavi Marmara krizi ile İsrail’e yönelik çatışma, Suriye ve Hamas’la yakın ilişkiler, İsrail’in askeri tatbikatlardan dışlanması, Çin’le yapılan ortak askeri tatbikat. Bütün bunlar Türkiye üzerinde bazı kuşkular ve kaygılar yarattı, hatta Türkiye’nin batıyla çatıştığını ileri sürenler oldu. İşte tam da bu konjonktürde, ABD’deki ara seçimler öncesinde, 2011 baharında Türkiye’de yapılacak genel seçimler arefesinde füze kalkanı konuşlandırılması için ‘evet’ mi ‘hayır’ mı bir karar vermesi için Türkiye sıkıştırılıyor.

Amaç İsrail’in Güvenliğini Sağlamak, Türkiye’yi Test Etmek

NATO Füze Kalkanı Projesi’nin, söylenenlerin dışında İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlamak için, İran’ı caydırmak ve vurmak için, Türkiye’nin ABD’ye ve batı ittifakına bağlılığını göstermesini test etmek için, Kasım ayındaki seçimlerde Yahudi lobisi ve neo-con’lar karşısında Obama’nın elini güçlendirmek için, Türkiye’nin dış politika açılımlarını, yeni vizyonunu ve bağımsız stratejik hamlelerini durdurmak için ABD tarafından NATO üzerinden Türkiye’nin bölgesel ve küresel rollerini engellemek için psikolojik bir baskı operasyonu olarak kullanılmak istenildiği anlaşılıyor. İsrail için misilleme yaparcasına aylardır büyükelçisini bile Türkiye’ye göndermeyen ABD, Türkiye üzerinde bir sıkıştırma stratejisi uygulamaktadır. Füze kalkanına ya evet ya da hayır. Ya bizdensin ya değilsin dayatması. Türkiye’yi bıçak sırtında bırakmak ve bir yol ayırımına zorlamak. Yeni Türkiye vizyonunu sil, füze kalkanını kabul et, yeniden ABD’nin NATO’nun dümen suyuna gir, yoksa batının ortak savunma politikasından koparsın, batıdan uzaklaşırsın; bununda bedeli ağır olur gibi tehditler…

NATO Sorgulanmalıdır

Kuzey Irak Kandil kaynaklı PKK terörü ile mücadelede ABD; ortak düşman, istihbarat paylaşımı palavralarının dışında Türkiye’nin bu yakıcı güvenlik ihtiyacı için ne yaptı? Peki NATO bu konuyla hiç ilgilendi mi? NATO ülkeleri özgürlük savaşçıları dediği PKK unsurlarını besleyerek, himaye ederek, para kaynaklarını koruyarak ve siyasi haklar vererek desteklemediler mi? Açık denizde T.C. vatandaşlarına alçakça bir saldırı ile Mavi Marmara krizine yol açan İsrail devlet terörüne karşı BM’de ABD ve NATO ülkeleri İsrail’i suçlayan İnsan Hakları Konseyi kararına neden olumlu oy vermediler? Bu asgari dayanışmayı bir NATO müttefiki olan Türkiye’den neden esirgediler? 1952 yılından beri NATO ittifakı adına Türkiye’ye yapılanlar ve yapılmayanlar için Türkiye artık NATO’yu sorgulama dönemine girmiştir.

AB Türkiye’yi tam üye alıyormuş gibi, ABD Türkiye’ye stratejik ortakmış gibi, NATO’da Türkiye’ye müttefikmiş gibi davranıyorsa, Türkiye’nin de AB’ye girecekmiş gibi ABD’ye model ortakmış, müttefikmiş gibi, NATO’ya ortak savunma ittifakıymış gibi bakmasını yadırgamamak gerekir.

NATO Füze Kalkanı Türkiye’ye kurulamaz

Kendilerine yönelen terör saldırıları bahanesiyle milyonlarca insanı katledenler, Afganistan’ı, Irak’ı cehenneme çevirenler Türkiye’ye yönelik PKK terörüne, İsrail devlet terörüne karşı kıllarını kıpırdatmıyorlarsa, Kandil Dağına bir ABD F-16’sı gönderemiyor, İsrail’in bir NATO ülkesinin sivil de olsa gemisine hukuksuzca ve hunharca saldırısını kınayamıyorsa neyin müttefikiyiz, hangi ittifakın içindeyiz sorgulamayalım mı? Çekiç güç, İncirlik üssü, Pirinçlik üssü ve Türkiye’nin her köşesindeki NATO-ABD atom bombaları yıllardır kime kalkan oldu, kimi kimden korudu? Türkiye’nin barışına, güvenliğine, iç istikrarına ne kazandırdı ki füze kalkanı Türkiye’ye stratejik değer yüklesin, savunmamıza katkı sağlasın. Türkiye’nin neresine kuracaksınız, tetiği kimde olacak, kimleri hedef alacak, kimleri tehdit edecek, kimi caydıracak bunlara Türkiye’yi bu saatten sonra ikna etmeniz hiç kolay değildir. Füze kalkanının tüm NATO ülkelerini kapsaması, tüm Türkiye topraklarını içine alması, komşularımızın isimleri yazılarak açık hedef olmamaları da ‘evet’ demek için Türkiye’yi ikna edemez.

(..)

Kaynak: www.sde.org.tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 1:22 am

[color:5079=red]Takip ettiğim bir mail grubunda, ABD İRAN'DAN NEDEN ÇEKİNİYOR yazısına verilen cevap:[/color]



Değerli Arkadaşlar,



Olayları bu arada, bilhassa, siyasi, sosyal ve iktisadi olayları incelerken elimizdeki en önemli enstrüman “diyalektik” tir ! Bu anlayış içersinde bir tahlil yaptığımızda, hangi hükümet iş başında olursa olsun, ön yargıdan arınmış olarak, yanlışları sonuna kadar eleştirmeli, doğrulara ise sahip çıkmalıyız. Bir hükümet, iç ve dış politikada bazı yanlışlar yapıyor, biz de bu yanlışları kıyasıya eleştiriyor olabiliriz. Ama, bu bizi doğruları da görmekten ala koymamalı dır !

· Değerli hükümetimizin iç politikada yaptığı vahim hataları, özellikle “Ergenkon” ve “Silivri” sürecini, yargıyı siyasal iktidara bağımlı kılma uğraşını, emperyalizmin maşası olan malûm cemaatin devletimizi ele geçirme yolunda önemli mesafeler kaydettiğini, gene emperyalizmin tetikçisi olan PKK’ nın, malûm cemaatle işbirliği içersinde ülkemizi bölme yolunda ilerlediğini, hükümetin bu sürece seyirci kalmak bir yana, adeta teşvik ettiğini görüyor, eleştiriyor ve karşı çıkıyoruz.

Bu süreç, ülkeyi faşizme götürmektedir !

· Çünkü, ülkede açık “faşizm” olmadan, ülkenin bölünmesi, Devlet’in bütünüyle ele geçirilmesi, emperyalizmin talepleri doğrultusunda “SEVR” hükümlerinin uygulanması gerçekleştirilemez !

· Aynı zamanda, bu süreç, en çok AKP’nin zararına işlemektedir. AKP, adeta kendi kuyusunu kazmaktadır. Çünkü, emperyalist güç ve onun emrindeki cemaat, AKP’ ye yukarıdaki değişiklikleri yaptırdıktan sonra onu tasfiye edecektir. Çünkü, AKP içersindeki yurtsever cemaatler ve Sayın Cumhurbaşkanı Gül, Sayın Bülent Arınç ve Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu gibi, son tahlilde anti-emperyalist kişiliğe sahip siyasetçiler mevcuttur. Ayrıca, AKP içersinde, 1 Mart tezkeresinde dimdik ayakta kalan antiemperyalist bir yapı da bulunmaktadır.. Bu kesimler, ülkede açık faşizm uygulanmasına ve emperyalizmin ülkeyi bölmesine karşı çıkacaklardır, çıkmaktadırlar..Bu nedenle, emperyalist güç ve onun emrindeki cemaat, çok kısa sürede ya AKP’yi tamamen ele geçirmeyi deneyecek, ya da onu tasfiye edecektir.

---------

· Yukarıda ifade ettiğim müthiş olumsuz gelişmeleri eleştirirken hükümetin yaptığı olumlu işleri de görmeli ve desteklemeliyiz :

- Sigara tekellerine karşı verilen ve kazanılan mücadele : Kolay bir iş değildir. Bu savaşta CHP ve diğer muhalefet partileri, sigara tekellerinin istekleri doğrultusunda davranmış ve kötü puan almışlardır. Maalesef, hükümet bu müthiş ve başarılı mücadelesinde yalnız kalmıştır.

- IMF’le anlaşma yapılmaması : Bizlerin, uzun senelerdir talep ettiğimiz bir husustu ve AKP hükümeti tarafından gerçekleştirilmesi, hükümetin başarı hanesine yazılmalıdır.

- Sağlıkla ilgili reformlar : Yetersiz olmakla birlikte halk açısından olumlu algılanmıştır.

- Arap ülkeleri ile ilişkiler : Çok önemlidir ! Emperyalist güçlerin, Türkiye ile Arap ülkeleri birbirlerine düşman ederek, Türkiye’nin kendi coğrafyasında güç kazanmasını ve bu coğrafyanın nimetlerinden faydalanarak zenginleşmesini önlemek istedikleri aşikârdır. AKP hükümeti, emperyalizmin bu oyununu bozmuş ve Arap ülkeleri ile dostluğu geliştirmiştir. Suudi Arabistan’ı tanıyan ilk ülke, Mustafa Kemal önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti’dir. Mustafa Kemal, Kral Faysal’ ı, tam anlamıyla “krallar gibi” karşılamıştır, konuk etmiştir. Atatürk, Arap ülkeleri ile dostluğa ve iyi ilişkilere çok önem verirdi. Bu siyaset, emperyalist güçlerin empoze etmesiyle, 1950’den sonra değişmiş ve Türk halkı,bilinçli bir şekilde, Arap halklarına karşı doldurulurken, Israil yanlısı hava oluşturulmuştur.. Bu nedenle, AKP hükümetinin komşularımızla ve Arap ülkeleriyle ilişkileri düzeltmesi, yakınlaştırması doğru bir dış politika hamlesidir !

- Bu bağlamda, Israil’e karşı yapılan çıkış ta doğrudur ! ( Mavi Marmara eylemi, iyi organize edilmediği için, fiyasko ile sonuçlanmıştır. Ama, başlangıcı ve felsefesi doğrudur ! Kim ne derse desin, “Mavi Marmara” olayı Israil’e karşı sivil bir başkaldırı olarak tarihe geçecektir. Kanımca, gemi Türk bayrağı taşımalı ve Akdeniz’in uluslararası sularında Türk jetleri tarafından korunmalıydı. Buna hakkımız vardı ! )

- ABD ve AB’ ye karşı, Rusya ve Çin’le denge aranması : Çok doğru bir siyasettir! Ancak, muhalefet, maalesef, bu siyasette de hükümeti yalnız bırakmıştır.

- Çin’le müşterek askeri tatbikat yapılması : Kimsenin beklemediği ve bugüne kadar hiçbir hükümetin cesaret edemediği bir davranıştır ve hükümet bu hususta tebrik edilerek, desteklenmelidir !

- Çin’le Türkiye arasındaki ticarette ABD Doları yerine TL ve Yuan kullanılması : İşte bu, soldan sağa tüm yurtseverlerin, Atatürkçülerin, sosyalistlerin, milliyetçilerin ayağa kalkarak desteklemesi gereken, alkışlaması gereken, olağanüstü bir başarı dır. Eğer gerçekleştirilebilirse müthiş bir olaydır ! Batılı emperyalistler, bu anlaşmayı uygulatmamak için ellerinden geleni yapacaklarıdır. Biz de, bu hususta hükümeti desteklemeliyiz.

-------

ABD ordusunun,Irak’tan çıkarken Türkiye’yi de kullanması ve ülkemize füze kalkanı yerleştirilmesi :

· AKP hükümeti, gücü yettiğince, burada da ABD’ ye direnmektedir ! Ancak CHP ve MHP, büyük bir aymazlık içersinde bu konularda ses çıkartmamakta ve adeta AKP yi değil de ABD’ yi desteklemektedirler. Halbuki, CHP ve MHP’nin bu konularda ülkeyi ayağa kaldırmaları, ülkenin her yerinde mitingler düzenlemesi ve hükümetin elini güçlendirmesi gerekir(di) !

· Baykal’ın, tasfiye dilmesinde ki en önemli neden emperyalist politikalara karşı gelmesidir ! 1 Mart tezkeresindeki antiemperyalist duruşudur ! Daha, Ecevit’in Enerji Bakanıyken, tüm madenleri devletleştirmesidir ! Maalesef, CHP içersindeki işbirlikçi SAV ve ekibi, CHP yi, hızla, emperyalizmle işbirliği yapmaya götürmektedir !

· Dışişleri Bakanı Davutoğlu, TV’lerde kıvranarak ABD’ nin taleplerini dile getiriyor. Adeta, muhalefeti, TSK’yı, Sivil Toplum Kuruluşlarını ayağa kaldırmak istiyor. Hiçbir hükümet, tek başına Nato ve ABD+ AB taleplerine karşı direnemez. Mutlaka, muhalefet’in, askerin ve Sivil Toplumun desteğine ihtiyaç vardır..

· İşin, en traji-komik yönü : AKP hükümeti, yukarıda belirtilen dış politika hamlelerini destekleyecek olan Atatürkçü asker ve sivil kesimleri Silivri’ de, zindana tıktı, Ergenekon soruşturmaları ile pasifleştirdi. TSK’ da yaşanan bu deprem sonucunda kuvvet kazanan NATO’cu subaylar ise, doğal olarak, Nato ve ABD taleplerini destekliyorlar. Güler misin, Ağlar mısın ?



Netice itibarıyla, CHP, MHP, Asker ve sivil kesim karşı gelmezlerse, Irak’a giriş bahanesiyle Türkiye’ de konuşlanamayan ABD güçleri, Irak’tan çıkış bahanesiyle GAP ve PKK’nın ağırlığı olan bölgelerde konuşlanacak, İskenderun ve Mersin limanlarını denetimi altına alacak ve Orta Doğuda’ ki komşularımıza karşı Türkiye’ye füzeler yerleştirilecektir. Böylece, BOP’un en önemli hamlesi gerçekleştirilmiş olacaktır.

HAYDİ MUHALEFET UYUMA ! HALKI DA UYANDIR ! GÜN, ANTİ EMPERYALİST MÜCADELE GÜNÜDÜR ! HÜKÜMETİN, BU MESELEDEKİ, ANTİ EMPERYALİST DURUŞUNU DESTEKLE ! TÜRKİYENİN, ŞU ANDAKİ EN ÖNEMLİ SORUNU BUDUR ve TÜRBANDAN DAHA ÖNEMLİDİR !



A. Cüneyt Yüksel

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 2:09 am

ABD'den Türkiye'ye tehdit
31 Ekim 2010, 01:13

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, ABD'nin füze kalkanı konusunda Türkiye'yi kapalı kapılar ardında uyardığını yazdı.


İngiliz Daily Telegraph gazetesi, AKP hükümetinin, füze kalkanı projesine dahil olmayı reddetmesi halinde Batı ile ilişkilerinin ciddi biçimde zarar göreceği yönünde uyarıldığını yazdı.

19 Kasım'da Lizbon'da yapılacak NATO zirvesi öncesinde, uyarı ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve ABD Savunma Bakanı Robert Gates tarafından perde arkasında Türk hükümetine iletildi.

TÜRKİYE İÇİN ZORLU BİR SINAV
Daily Telegraph'a konuşan adı açıklanmayan Amerikalı üst düzey yetkili, "Esasen Türkiye'ye füze kalkanının, Batılı müttefikleriyle ortak güvenlik düzenlemelerine bağlılığına ilişkin zorlu bir sınav niteliğinde olduğunu ifade ettik" diye konuştu.

Türkiye, füze kalkanının İran'ı hedef almaması yönündeki çekincelerini daha önce ifade etmişti.

Füze kalkanı programı, esas olarak Batı'nın İran'dan gelebilecek nükleer saldırı endişesine karşı oluşturduğu bir savunma programı. Plan, balistik füze hareketlerini tespit edebilecek radar sistemlerini ve bu füzeleri vurabilecek gelişmiş önleyici füzeleri kapsıyor. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle proje açısından hayati önem taşıyor.

ERDOĞAN'A 19 KASIM'A DEK MÜHLET
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Kasım'a dek bir karar vermesi gerektiğini belirten gazete, Erdoğan'ın "İslamcı destekçileri ile ülkesinin Batılı müttefikleri" arasında kaldığı yorumunu da yaptı.

Türkiye'nin bu yaz İran'a yönelik BM yaptırımlarında ret oyu kullandığını hatırlatan gazete, ülkenin İran ile ilişkilerinin düzeyini yükselttiğine dikkat çekti.

Gazete Hakan Albayrak'ın "İran'ın dostluğunu NATO için feda etmek, Türkiye'nin son yıllarda yürüttüğü bağımsız dış politikanın ve İslam dünyasında kazandığı itibarın sonu anlamına gelecektir" şeklindeki sözlerine de yer verdi.

ORDU HARİTAYI ÇOKTAN HAZIRLADI
Türkiye'nin AB üyeliği için uzun zamandır çaba gösterdiği, ama Almanya ve Fransa engeliyle karşılaştığını yazan gazete, Türkiye'deki İslamcıların bu engelleme nedeniyle öfkeli olduğunu ve doğuya yönelmenin ülkenin çıkarlarına daha iyi hizmet edeceğini savunduklarını ifade etti.

"Yine de Amerikalı diplomatlar batı baskısının bu durum işe yaradığını düşünüyor. Türk ordusu çoktan İran'dan fırlatılacak balistik füzeleri denetleyecek radarların yerlerinin haritasını hazırladı. Ordu, ABD yapımı Patriot PAC3 önleme füzesi almayı da düşünüyor" diyen gazete, "Türkiye füze kalkanına katılsa bile, bazı uzmanlar kalkanın Avrupa'yı güvenli kılıp kılmayacağını sorguluyor" yorumunu da yaptı.

(DIŞ HABERLER / GAZETEPORT)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 6:44 pm

İSRAİL'İN BÖLGEDE YENİ DENGE ARAYIŞLARI


Batı güvenliği açısından Ortadoğu bölgesindeki muhtemel değişkenlere karşı
FÜZE KALKANI olarak gündeme oturtulan konunun, gerçekten bir NATO
sorunu olup olmadığı hususu, sürecin içeriğine göre tartışmalara neden
olmuştur!


Ön görülen tehdit gerçekte İran ve Kuzey Kore üzerinden batıya dönük bir
tehdit midir?


Yoksa, yaratılmak istenilen bir paradoks yapısında İran'a karşı
İsrail'in güvenliğine dönük yeni bir strateji midir?


Uzun süreden beri İsrail'in, İran'a karşı bir yaptırımla, nükleer
gelişiminin önüne geçmeyi hedefleri içinde gördüğü bilinenler içindedir.


ABD yönetimi içindeki baskı unsurları aracılığıyla uzun süreli siyasal alt
yapı oluşumu ile amaçladığı askeri yaptırım olanaklarını şimdiye kadar
gerçekleştirememiştir..


Bununla beraber, İsrail ABD'in gücünü arkasına alarak yürütmeye çalıştığı bu
stratejide neden acele etmektedir?


Konu hakkında yapılan analizler içinde, RF'dan gazeteci yazar Maksim
Şevçenko'nun bazı tespitleri dikkate değerdir.
Yazar yapmış olduğu analizde, özetle;
- İsrail'in İran'a karşı bir saldırı için kararlı olduğu ve fırsat
kolladığını,


- Böyle bir fırsatın oluşması için bölgede siyasal dengeleri
etkileyecek çatışmaları hesapladığını,


- Bu bağlamda, Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ'a muhtemel bir
saldırısının hasıl edeceği karışıklığı İran'a saldırı için fırsat olarak
değerlendirebileceğini,


- Ayrıca İsrail'in bölgede başka istikrarsızlık alanlarını da kollamakta
olduğunu,


- Gürcistan'daki istikrarsızlığın da bunlardan biri olabileceğini,


- Ayrıca; bir Türk-Kürt çatışmasının ise bölgeyi karıştırması durumunda,
bunu da fırsat bilerek İran'a saldırmayı amaçlayabileceğini,


- Bunlar için de özellikle bir Ermeni Azerbaycan çatışmasının kollanmakta
olduğunu,


- Kafkasya'daki istikrarsızlığın; ABD, İsrail ve bir yönü ile de AB
tarafından körüklendiğini,


- Halen Gürcistan'da birkaç Bakan'ın İsrail Vatandaşı olduğunun bilindiğini
ve Gürcistan ekonomisinde bunların etkili olduklarını,


- İsrail'in Yahudi diyasporası ile, Karadeniz bölgesinde ve
(Bakü-Tiflis) alanında, Türkiye karşıtı politik yaklaşımlar içinde olduğunu,


- Halen Gürcistan'da ''iki grup İsrail savaş uçağının'' İran'a karşı
konuşlandırılmış bulunduğunu,


- İsrail'in örtülü şekilde Azerbaycan'ı kışkırtmakta olduğunu,
*(zaman zaman bazı Azeri askerlerinin Ermeniler tarafından
vurulduğu hatırlanmalıdır) *


*- *Bölgede RF ve Türkiye'nin barış için birlikte hareket etmelerinin
gerektiğini,


- İsrail'in bilinen nedenlerle Kürt bölgesinde bölücülük yaparak, sürekli
aktif olduğunu,


- Aynı şekilde; İran'a saldırabilmek için İsrail'in, Türkiye'yi bölgede
savaşa itmeye çalıştığını,


- Diğer yönden, Türkiye-İran ve Türkiye-Suriye yakınlaşmasının
İsrail'i tedirgin etmekte olduğunu...
*(Ayrıca, Türkiye-Suriye-Lübnan ve Ürdün ortak Pazar girişimi de bu süreçte
hatırlanmalıdır) *


*- *İsrail'in bölgede Suudi Arabistan ve Körfez Ülkeleri ile denge
arayışları içinde olduğunu, Kürt ayrımcılarını desteklerken diğer
yönden; bölgede Şii-Sünni çatışmaları üzerinden de siyasetine devam
ettiğineyer vermektedir.


İsrail, bölge ülkeleri üzerinde hile yolu ile savaş yöntemleri
kullanarak hasıl olabilecek bir kargaşalıktan yararlanmak suretiyle İran'a
bir an önce saldırmanın arayışı içinde görülmektedir.


Bu ülkenin cesaret aldığı güç merkezi ise, ABD Kongresi ve
Temsilciler Meclisi üzerindeki etkin lobi güçleridir...


ABD, küresel güç merkezi olarak İsrail'in ister istemez destekçisi durumuna
getirilmiştir.


Ancak bu desteğin devamı ise, gene ABD'nin ekonomik gücüne endeksli güç
değişkenlerinin sürekli olması ile orantılıdır...


Günümüzde, güç dengeleri giderek değişikliğe uğramaya başlamıştır.


Çin, 2020 sonrası için dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak hesaplanırken;
bu oluşum 2010'da gerçekleşmiş ve Çin, bugünkü yapısı ile ikinci büyük
ekonomi durumuna gelmiştir...


Bu da göstermektedir ki; 2020'ye gelindiğinde Çin, bugünkü konumunu da
geçecektir...
Muhtemelen; on-onbeş sene sonra, Çin'in dünyanın birinci ekonomisi durumuna
gelmesi ihtimali yüksektir...


Bu sürecin ortaya çıkaracağı denklem ise; EKONOMİK güç neredeyse, politik ve
askeri güç de o merkezin etkisinde olacaktır...


Bu da şunu göstermektedir ki; İsrail ve ABD destekli bir takım diyaspora
etnik lobileri, bugün olduğu kadar ABD üzerinden politikalarını rahat
şekilde yürütemeyeceklerdir.


İsrail'in aceleciliği, telaşı bu nedenledir!


Konuyla ilgili değişkenler hatırlandığında;
- 1995 yılı itibariyle dünya toplan gelirinin 42.3 trilyon dolar olduğu,
- Bu gelirin yüzde 60'ının Gelişmiş Batı Toplumları'na ait olduğu,
- Doğu Asya Pasifik bölgesinin ise yüzde 13 paya sahip bulunduğu,
- 2005 yılına gelindiğinde Gelişmiş Batı Toplumları'nın payının yüzde 54'e
düşmüş olduğu,
- Buna karşılık Doğu Asya ve Pasifik Bölgesi'nin payının yüzde 19'a çıkmış
olduğu görülmektedir...
*(Kaynak: 2007 Word Development İndicators) *


Diğer yönden ''IMF'' verilerine göre söz konusu denkleme bakıldığında; ABD
ve Çin'in, dünya ''GSMH''dan aldıkları payın *yüzdeleri* mevcut gelişmelere
ve yıllar açısından dağılımları da şu şekilde görülmektedir:
*1985* *2005* *2010* *2014* *2023* *2026* *ÇİN* *2,896 * *9,466 * *12,725
* *15,447 * *21,572 * *23,613 * *ABD* *22,956 * *22,126 * *19,598 * *18,259
* *15,246 * *14,242 *


(ALINTI/*Av. Ergun Özgen*, Turkish Forum Danışma Kurulu)


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 7:30 pm



ABD'nin Türkiye'ye, ''Füze kalkanına katılmazsanız, ilişkiler zarar görür" dediği öne sürüldü. Haberde, NATO'nun teklifini reddederse Batı ile ilişkilerinin ciddi şekilde zarar göreceğinin, Türkiye'ye iletildiği iddia ediliyor.
31 Ekim 2010, 18:00
Anadolu Haber

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Savunma Bakanı Robert Gates'in, kapalı kapılar ardında Türk yetkilileri, füze kalkanı teklifi konusunda uyardığını yazdı.

Haberde, NATO'nun teklifini reddederse Batı ile ilişkilerinin ciddi şekilde zarar göreceğinin, Türkiye'ye iletildiği iddia ediliyor.

Gazete, Türkiye'ye vereceği kararın Batılı müttefiklerinin güvenliği konusunda bir bağlılık testi niteliğinde olacağının da söylendiğini belirtiyor.

NTV
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Paz Ekim 31, 2010 7:46 pm

Washington'dan Ankara'ya füze uyarısı ANF17:04 / 31 Ekim 2010 LONDRA - Daily Telegraph gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Savunma Bakanı Robert Gates'in Ankara'yı füze kalkanı teklifi konusunda uyardığını yazdı.

Haberde, NATO'nun teklifini reddederse Batı ile ilişkilerinin ciddi şekilde zarar göreceğinin, Türkiye'ye iletildiği belirtiliyor.

Önceki gün Praveen Swami imzasıyla yer verilen haberde, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve ABD Savunma Bakanı Robert Gates'in 19 Kasım'da Lizbon'da yapılacak olan NATO Zirvesi öncesinde Türk hükümetine kapalı kapılar ardında sert mesajlar verdiği belirtildi.

Gazeteye konuşan üst düzey bir Amerikalı yetkili, 'Türkiye'ye füze kalkanının, Batılı müttefikleriyle ortak güvenlik düzenlemelerine bağlılığına ilişkin zorlu bir sınav niteliğinde olduğunu ifade ettik' dedi. Haberde, 'Program, Batı'nın İran'dan gelebilecek nükleer saldırı tehdidine karşı oluşturduğu bir savunma programı, Balistik füze hareketlerini tespit edebilecek radar sistemlerini ve bu füzeleri vurabilecek gelişmiş önleyici füzeleri kapsıyor. İran'dan tehdidi erken görebilecek olan Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle proje açısından hayati önem taşıyor' ifadesi kullanıldı.

Türkiye'nin 19 Kasım'a dek bir karar vermesi gerektiği belirtilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın 'İslamcı destekçileri ile ülkesinin Batılı müttefikleri arasında kaldığı' iddiasına da yer verildi.

'NATO'DA ABD İLE TÜRKİYE ARASINDA SORUN ÇIKABİLİR'

Financial Times gazetesi de hafta başında ‘NATO'da ABD ile Türkiye arasında sorun çıkabilir’ başlıklı bir analiz haber yayınlanmıştı.

Financial Times gazetesi, ABD ile Türkiye arasında üst düzey temasları hızlandırdığını ancak sonucunun hiç de belli olmadığını belirterek, “Ankara’nın Batı ile geleneksel bağlarının gergin olduğu bir yılın ardından ABD ve Türkiye, NATO Zirvesi’nde bir çatışmayı önlemeye çalışıyorlar” dedi.

Gazete, NATO’da ABD ile Türkiye'nin birbirine girmelerinin olasılığının bulunduğu uyarısını yaptığı haber analizinde “ABD ve Türkiye, gelecek aydaki NATO Zirvesi’nde bir çatışmayı önlemeye çalışıyorlar. Mesele, Türkiye’nin NATO çapındaki füze savunma planlarını benimseme isteksizliğinden ve ittifakın yeni rehberi olacak ‘stratejik konsept’teki ifadelere olan itirazlarından kaynaklanıyor. Taraflar, zirvede zarar verici bir çatışmayı önlemek için üst düzey temaslarını hızlandırıyor. Washington’daki bazı yetkililer, Türkiye’nin füze savunmasına evet diyeceğini, böylece iki ülke arasındaki bağlarının daha da bozulmasının önleneceğini umuyorlar. Ancak aynı zamanda sonucun belli olmaktan uzak olduğunu, anlaşmazlığın çözülmediğini de kabul ediyorlar” diye yazdı.

ABD’nin ittifak içinde sistem için geniş bir destek sağladığını söylediğini de kaydeden FT, ancak Türkiye’nin, tüm topraklarını koruyacak bir sistem ve İsrail ile istihbarat paylaşılmaması gibi bazı taleplerinin Washington tarafından henüz karşılamadığını belirtti.

ANF NEWS AGENCY


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Perş. Kas. 04, 2010 9:46 pm

Füze kalkanını Erdoğan'la görüştük, Lizbon Zirvesi'ne kadar çözeriz




NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Türkiye'nin füze kalkanı ile ilgili endişelerini anladığını belirterek, "Başbakan Erdoğan'la konuyu görüştük. Lizbon'da yapılacak zirveye kadar konunun çözüme kavuşacağını ümit ediyorum. Türkiye, füze kalkanı sisteminin NATO çerçevesinde gerçekleşmesini anlıyor." diye konuştu.


Ankara ile Washington arasında füze kalkanı konusunda yaşanan görüş ayrılıkları devam ederken NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Türkiye'ye füze kalkanı sisteminin kurulmasıyla ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüştüklerini, 19-20 Kasım'da Lizbon'da gerçekleşecek zirveye kadar meselenin çözüleceğini söyledi. Lizbon zirvesi öncesi Moskova'da temaslarda bulunan Rasmussen, Türkiye'de kurulacak füze kalkanı ile ilgili aşamalı ve esnek adımlardan yana olacaklarını da belirtti.

Ria-Novosti haber ajansında düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'nin füze kalkanı ile ilgili endişelerini anladığını kaydeden Rasmussen, "Türkiye Başbakanı Erdoğan'la konuyu görüştük. Lizbon'da yapılacak zirveye kadar konunun çözüme kavuşacağını ümit ediyorum. Türkiye, füze kalkanı sisteminin NATO çerçevesinde gerçekleşmesini anlıyor. Bugün bu konuyu gündeme taşımak erken." ifadelerini kullandı.

Füze kalkanında somut hedef olmayacak

NATO'nun füze kalkanı ile ilgili yaklaşımında temel hedefle ilgili de değerlendirmede bulunan Genel Sekreter, "Biz aşamalı, esnek ve uyumlu adımlardan yanayız. Füzeler muhtemelen tehlikenin nereden geleceğine bağlı olarak yerleştirilecek." dedi. Ankara, doğrudan Tahran'ın tehdit olarak görüldüğü bir füze sistemine karşı çıkıyor.

Ukrayna'nın yeni yönetiminin Euro-Atlantik yaklaşımında değişikliğe gitmesine saygı duyduklarını ifade eden Rasmussen, yeni füze kalkanında yer almak istemeleri durumunda NATO'nun buna hazır olduğunu söyledi. "Bu ihtimali göz ardı etmiyoruz" ifadelerini kullanan Genel Sekreter, "NATO gönüllülük esasına dayanan bir organizasyon. Biz hiçbir ülkeyi NATO'ya üye olması konusunda zorlayamayız. Gelecekte NATO ile nasıl bir ilişki içinde olacakları ile ilgili karar Ukrayna halkına ait." dedi.

Lizbon Zirvesi'nde Gürcistan'la ilgili NATO'nun yaklaşımında herhangi bir değişim olmasını beklemediklerini kaydeden Rasmussen şu tespitlerde bulundu: "NATO Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne ve tam bağımsızlığına saygı duyuyor. Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlık kararlarının tanınmasına da karşı çıkıyor... Biz Rusya ve NATO arasında sorunlu olan konuların ilişkilerin gelişmesini engellemesine müsaade etmeyeceğiz. Biz güvenlik açısından aynı tehditlerle karşı karşıyayız."

Rasmussen, Moskova temasları çerçevesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la bir araya geldi. Lavrov'la görüşmesi sonrası basının sorularını cevaplayan Rasmussen, Rusya'ya Avrupa'da kurulacak füze savunma sisteminde işbirliği yapmayı teklif ettiklerini söyledi. "Ümit ediyorum bir sonuca ulaşacağız." temennisinde bulunan NATO Genel Sekreteri, füze kalkanı konusunda Moskova'da bir kısım soru işaretlerinin oluşmasının da normal olduğunu vurguladı. Moskova, ortak füze kalkanı önerisine 'adil bir rol verilmesi' durumunda sıcak bakıyor.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Ptsi Kas. 08, 2010 3:45 pm

TÜRKİYE’Yİ KOMŞULARI İLE ÇATIŞMALI HALE GETİRECEK
FÜZE KALKANI TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLEMEZ!
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

6 Kasım 2010

Bugün öğreniyoruz ki, NATO, Füze Kalkanını Türkiye’ye yerleştirmenin başka bir yolunu bulmuş.
Amerika’nın haydut ülkeler olarak tanımladığı İran ve Suriye’nin adı anılmaksızın aynı proje Türkiye’nin önüne dayatılmıştır.

Gazetelerde yer alan bilgilere göre, Çankaya Köşkü’nde Abdullah Gül Başkanlığı’nda yapılan, ilgili Hükümet Bakanları ve Genel Kurmay Başkanının katıldığı toplantıda Türkiye, bu yeni tanımı kabul etmiş ve füzelerin Türkiye’ye yerleştirilmesini kabul etmiştir.

Savunma anlamı yüklenmeye çalışılan "Kalkan" sözcüğü bir yutturmacadır.
Bu silahlar komşularımızı Amerika tarafından vuracak silahlardır.

Füzeler, sanki bir savunma silahı gibi sunuluyor. Bu doğru değildir.
Savunma silahı olsaydı, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya konulmasına Rusya karşı çıkmazdı.

Manyetik şiddet silahı olarak tanımlanan bu silahlar, radardan haber alır almaz 24000 km hızla hareket eden bombaları hareket ettirecek saldırı silahlarıdır.

Amerika ne yapmak istiyor?
Amerika’nın Füze Kalkanı ile gerçekleştirmeye çalıştıklarını şu başlıklar altında toplayabiliriz.

1-AKP’yi bir sınavdan daha geçirecek, nereye kadar ABD’nin yanında olduğunu anlamaya çalışacaktır.
Nitekim Amerikan yetkililerinin ağzından "Türkiye’nin test edileceği" defalarca belirtilmiştir.

2-ABD, bu Füzeleri İran, Rusya, Suriye ve ileride İsrail’e karşı çıkabilecek herhangi bir Arap ülkesine karşı kullanacaktır.

3-Bu füzeler, Türkiye’nin Doğu ile ilişkilerini baltalayacaktır.

4- Bu füzeler, ABD’nin Kafkasları kontrol altında tutmasını bir unsuru olarak kullanılacaktır.

5- ABD’nin Türk Cumhuriyetlerini denetlemesinin bir aracı olacaktır.

6-ABD, ileride Rusya ile çıkabilecek bir savaşı kendi toprakları dışına taşımış, Türkiye’yi ateşe atmış olacaktır.

7-Türkiye ve İran’ın ortak düşmanı olan Batı destekli bölücülüğü koruyacaktır. Yani KUKLA DEVLETİ himaye edecektir. Kalıcı olmasını sağlayacaktır.

8- Türkiye’nin Amerika’ya daha da bağımlı olmasını getirecektir.

9- Öyle değilmiş gibi takdim edilse de Türkiye’yi Doğu’ya karşı cephe ülkesi yapacaktır.

Türkiye’yi komşuları ile çatışmalı hale getirecek bir Amerikan Projesi olarak dayatılan Füze Kalkanı, Türkiye’ye yerleştirilemez.

Bütün milletimizi, komşularımızla dostluktan ve Türkiye’nin bağımsızlığından yana olan siyasi partilerimizi, AKP içerisindeki duyarlı milletvekillerimizi bu projeye karşı durmaya, mücadele etmeye çağırıyoruz.

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Esinoğlu'nun basın açıklaması metnidir.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=2790
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Kas. 19, 2010 5:48 pm

99 Dürüst Vekil Daha Çıkar mı?

Bülent ESİNOĞLU

Hatırlarsınız. 2003 bir Mart idi. RTE’nin Amerika ile yaptığı gizli anlaşmalar gereğince, Amerika ile birlikte Irak’a savaş açıp, Amerika’nın yanında Müslüman kanına doymayan bir devlet olacaktık.



Bizim işbirlikçiler böyle arzu ediyorlardı da, Amerika’nın planı hepten Türkiye’yi bölmekti. 65 bin Amerikalıyı Türkiye’nin Güneydoğusuna yerleştirip, asıl amacı açığa çıkmaya başlayınca işler ters döndü.



Ama Amerika ve onun işbirlikçileri, Türkiye’yi bölmekte kararlı oldukları kesin. Aslında Amerika’nın büyük Kürdistan projesi, Batı Asya Projesinin ana eksenidir. Bu dört devletin bölünmesini gerektirmektedir.



Dedik ya, Amerika bölmekten vazgeçmiyor. Siyasi iktidar da onlara yardım ve yataklık etmekten vazgeçmiyor.



Amerika ile birlikte olmaktan büyük haz duyan bu iktidarın, Amerika’nın Türkiye’ye Füze Kalkanı yerleştirmesine karşı olabileceğini düşünmek, AKP’nin sicilinden haberdar olmamak demektir.



Yok, kumanda bizde olsunmuş, yok tüm ülkeleri kapsasınmış, bunların hepsi içeride ki AKP destekçilerinin gazını alamaya yöneliktir.



Türk halkının canını malını ve güvenliğini ilgilendiren, böyle bir önemli kararın meclisten kaçırılarak ve NATO kılıfı giydirilerek yürütülmesi demokrasi kandırmacılarının da bir diğer tezahürüdür.



Meclise gelse, AKP içinden, Bir Mart Teskeresinde olduğu gibi namuslu 99 kişi çıkar mı? Orasını bilemiyorum. Ama hiç değilse tartışma süresince, tıpkı Mart Teskeresinde olduğu gibi, Türk Halkı gerçeklere ulaşma fırsatını bulur.



Diyeceksiniz ki, Bir Mart Teskeresi Meclisten geçmedi de ne oldu. Amerika İncirlik’ten 4496 sorti Irak’a yaptı. Amerika’nın Irak halkının kanında banyo yapmasına yardım ve yataklık yaptık.



Bu siyasi iktidar için Meclis teferruattır. İşine geldiği zaman kullanır. Çığırtkanları da demokrasi diye bağırırlar.



Türk halkının İncirlik Üssü ve Amerika ile yapılmış ikili anlaşmalar gereğince bir sürü kaygısı varken, şimdi Amerika’ya bir üs daha vereceğiz.



Füze Kalkanı Üssü.



Davutoğlu’nun Lizbon’daki toplantıya girmeden önce söyledikleri benim yazdıklarımı doğrular niteliktedir.



Rusya faktörü de Türk halkının aleyhinde kullanılıyor. Rusya’nın derdi başka, Amerika’nın derdi başkadır.



Rusya Amerika’nın elinden Ukrayna ve Kafkasları kurtarmaya çalışıyor. Zaman kazanma peşinde. Rusya, bu silahlara Polonya ve Çek Cumhuriyetine konulurken, nasılda karşı olmuştu. Sanki Rusya’da NATO’ya girecekmiş gibi hava estiriyorlar. Oyun içinde oyun oynanıyor.



Türkiye bölünmeden, şu iktidardan bir kurulabilseydik. Ondan sonrası bir milli iktidarın yapacaklarıdır, düşünmemiz gereken.

19.11.2010, bulentesinoglu@gmail.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Kas. 19, 2010 6:46 pm

NATO'nun tarihi zirvesi başladı
Rasmussen: "Modern tehditlere karşı modern kapasiteler geliştireceğiz"
19 Kasım 2010 Cuma, 20:07:31

.NATO devlet ve hükümet başkanlarının, İttifak'ın gelecek 10-15 yılını şekillendirecek Lizbon Zirvesi başladı

NATO liderlerini 2 gün sürecek zirvenin düzenlenlendiği fuar alanına girişlerinde Portekiz Başbakanı Jose Sokrates, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ve eşi karşıladı.

Zirve salonuna giren liderler, toplantı öncesinde NATO misyonlarındaki askerleri onurlandırmak, yaralanan ve hayatını kaybedenlere şükranlarını sunmak için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

NATO'nun yeni stratejik konseptinin ele alınacağı çalışma toplantısıyla başlayan zirvenin açılış konuşmasını yapan Genel Sekreter Rasmussen, NATO'nun tarihinin en önemli zirvelerinden birini gerçekleştirdiğini belirterek, toplantıda ''modern tehditlere karşı modern kapasiteler geliştirilmesi'', dünyadaki ortaklara daha iyi ulaşılması, ve NATO'da ''yağlardan kurtulma ve kaslara yatırım yoluyla reform'' kararları almayı umduklarını söyledi.

Bu akşam çalışma yemeğiyle devam edecek zirvede, yarın da NATO üyelerine ilaveten ortak ülkeler ve BM, AB gibi uluslararası örgütlerin katılımıyla Afganistan ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in de katılacağı NATO-Rusya Konseyi toplantıları gerçekleştirilecek.

Bu arada, zirvede Türkiye'yi temsil eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Avustralya ve Kanada başbakanlarıyla ikili görüşmeler yapması bekleniyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise, zirvenin hemen öncesinde AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton'la biraraya geldi. Davutoğlu'nun zirve kapsamında İngiliz, Kanadalı, Sloven ve Slovak meslektaşlarıyla da ikili temaslarda bulunması planlanıyor.

Diplomatik kaynaklar, zirvenin başladığı saatlerde füze savunma sistemiyle ilgili Türkiye'nin beklentilerinin karşılanmış göründüğünü, AB-NATO işbirliğinde ise henüz ilerleme sağlanamadığını belirtiyor.

AA
.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Cuma Kas. 19, 2010 6:50 pm

Serdar Turgut
Türkiye'ye operasyon çekiliyor
19 Kasım 2010 Cuma, 12:07:49

BİR ay önce yazdım, "Bu füze kalkanı meselesine dikkat edin, bunun temelinde çok derin bir operasyon söz konusu olabilir, herkes olacaklara hazırlansın" dedim. Medyada kimse işin farkında bile değilken, onlar yine türban vesaire işlerle ilgili yazarken, ben bu konuya ısrarla girdim. Türkiye'nin nasıl köşeye sıkıştırılmak istendiğini yazdım. Bugün bakıyorum da bir aydan sonra konu şimdi güncel olduğundan, bazıları hiçbir yeni fikir getirmeden aynı şeyleri tekrar yazabiliyor.
Bunlar dünyayı hiç takip etmiyorlar. İşleri varsa yoksa iç siyaset; ne zaman bir konu iç siyasetin malzemesi olursa, güncelleşirse o zaman jetonları düşüyor. Adeta güncel olandan, flaş olandan başka hiçbir şeyi düşünemez gibiler. Bu gündelik olana bağımlı olma durumu yüzünden gerçekten de birçok köşe var ama ne yazık ki doğru dürüst yazar yok o yerlerde.
Bugünlerde şık ve hoş konularda yazmak istiyordum ama bir ay öncesinde yazdığım konu şimdi artık kritik eşiğe yaklaştı. Bu yüzden hoş konular yerine yine bu konuya girip daha önce dediklerimi güncelleştirerek tekrar yazmak zorundayım.
GELECEĞİMİZİ İLGİLENDİREN KRİTİK KARAR
Bugün Lizbon'daki NATO Zirvesi'nde Türkiye, füze kalkanı konusunda pozisyonunu açıklayacak ve alınan pozisyona göre Türkiye'nin geleceği şekillenecek.
"Geleceği şekillenecek" lafı çoğunuza abartılı gelebilir ama değil; çünkü bu füze kalkanı meselesi ABD tarafından öyle bir şekle sokuldu ki, kucağımıza öyle bir bırakıldı ki konu teknik bir karar olmaktan çıkıp Türkiye'nin geleceğini şekillendiren siyasi ve hayati bir karar haline dönüştü.
PERDE ARKASINDA OLANLAR
Bu işin perde arkasını anlatmalıyım size: Hatırlayın, yine en az iki ay önce Amerika'dan yazdığım yazılarda "Bir Bilen"le buluştuğumu ve onun bana Washington'da neredeyse her gün değişik devlet birimlerinde "Türkiye'de neler oluyor?" toplantılarının yapıldığını, bu toplantıların havasının hiç de iyi olmadığını, hatta Türkiye'yi Amerika'nın potansiyel düşmanı olarak tanımlamak isteyenlerin de bulunduğunu söylemiştim. (Hazır NATO toplantısı başlamışken bu toplantıya katılacak olan ABD Savunma Bakanı'na bu söylentinin sorulması harika olurdu. Cevap olarak "Yalan" derse, "Peki sizin biriminizde, sizin başkanlığınızda yapılan Türkiye toplantısında bu tür fikirler ifade edilmedi mi?" diye de devam edilebilir soruya.)
O günlerde Türk medyasında verdiğim mesaj değil mesajın aracısı tartışmaya açıldı, Bir Bilen'in kimliği konusunda yalan yanlış spekülasyonlar yapıldı. Hatta bazıları, başka bir gazetecinin ismini, sakladığı bir kaynağın adını yazmak gibi bir ahlaksızlık da yaptı. Üstelik yazdıkları isim yalandı, yanlıştı. Medyamızdaki düşünce sığlığının başka bir örneğini oluşturmuştu bu olay benim açımdan.
'TÜRKİYE'YE NE YAPILMALI?'
Verdiğim o haberin önemi şuydu: Amerika o günlerde bir de Kuzey Kore için düzenlediği ülke analizi toplantılarında Başkan Obama'ya, Türkiye ile ilgili acil bir strateji oluşturup sunulması çalışması yapıyordu.
Türkiye, İran'a tavrını farklılaştırmış ve Amerika ile yakın çalışma ilişkilerini adeta askıya almış görünmekteydi. Üstelik İsrail ile yaşanan olumsuzluklar da vardı. Amerika, "Türkiye'de neler oluyor, Türkiye'yi kim kaybetti ve eksen kaymasını önlemek için ne yapılabilir?" sorularına cevabı, Başkan'ın talimatıyla bütün devlet birimlerinde arıyordu.
CEVAP 'FÜZE KALKANI' OLDU
Bugün füze kalkanı konusunda gelinen noktayı, bu geçmişi bilmeden tam anlamak mümkün değil. Amerika, Türkiye'nin yeni tavrının kendi dünya sistemi düzenini bozduğunu düşünüyordu. Bu gidişatı tersine çevirmek için acilen bir şeyler yapmalıydı.
Ve sonunda Türkiye'ye füze kalkanı konuşlandırılması çözümü bulundu. Bu direkt ABD'nin arzusu olarak masaya getirilirse Türkiye, İran'ı hedef alabilecek bir Amerikan girişimine "Evet" demeyeceğinden, öneri bir NATO projesi haline getirildi. Nitekim Türkiye, NATO çerçevesinde yerleştirilecek bir füze kalkanına "Hayır" diyemedi.
STRATEJİK SIKIŞTIRMA OPERASYONU
"Hayır" diyemedi ama sorunlar çözülebilmiş değil. Amerika'nın planladığı, Türkiye'yi stratejik sıkıştırma oyunu hâlâ sürüyor. Türkiye'nin komşularıyla sıfır sorun politikası var, her komşusuyla iyi ilişkiler oluşturmak istiyor. Eğer bu füze kalkanı komşular tarafından bir tehdit olarak görülürse Türkiye'nin yeni dış politikası temelinden çökecek. Eğer buna izin vermeyip füzeleri istemezse bu sefer de NATO ile arası bozulacak ve Amerika'ya, "Bakın Türkiye, Ba-tı'dan kopuyor" deme şansını verecek. Potansiyel düşman görülen Türkiye şeytanlaştırılacak.
Hiç hoş olmayan bir ikilemle karşı karşıyayız ve bugün füze kalkanı hakkında yapılacak açıklama, Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı en hassas, en derin sonuçlu açıklama olacak. Nasıl formüle edecekler bilmiyorum, herkes gibi ben de bekleyip göreceğim.
"Düğmeye kim basacak, kontrol kimde olacak?" gibi tartışmalar teknik ayrıntılar değil, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin yönünü belirleyecek kadar hassas konular. Amerika uzun zamandır fırsatını beklediği Türkiye'ye karşı hamle yapma şansını bu füze kalkanıyla yakaladı, şimdi Türkiye'nin karşı hamlesi bekleniyor. Bekleyenler arasında Rusya ve İsrail de var, bu da unutulmamalı.

Petrol meselesi
"BİR Bilen" dostuma mesaj çektim ve Washington'da son yemekli görüşmemizde, "Sen bana bir kitap vermiş ve gelecekte Türkiye, İran ve ABD arasında işbirliğini ima etmiştin. Bugün NATO'da temelde İran konusunda bir kriz yaşanırken o düşünce azıcık uçuk kaçmıyor mu sence?" dedim.
"Uçuk tabii ki ama geleceğe yönelik strateji oyunları oynuyorlar. Füze kalkanı meselesini gördün ne hale geldi. O da bir stratejik savaş oyunu çalışmasının sonucuydu" cevabını verdi.
Sonra ona bir senaryo anlattım, ona mesaj geçmeden önce bir dostum anlatmıştı bunu bana. Bir Bilen, o senaryoya sıcak yaklaştı ve "Gayet tabii ki kitapta ima edilen geleceğe yönelik işbirliğini düşünürken aman sakın ha petrol meselesini ihmal etme. Bugün dünyada Amerika'nın direkt kontrolünde olmayan en büyük petrol rezervi İran'da tabii ki. Ve İran, Hazar bölgesinin kontrolünü de elinde tutuyor. Doğalgaz hatları İran'dan soruluyor. Bunları orada anlatan arkadaşın da bağlantılı galiba, ne dersin?" dedi. Geleceğe yönelik bir İran-Türkiye ve ABD işbirliği bugünkü koşullarda bir hayal olabilir ama petrol ve enerji çıkarlarının ülkeleri çok farklı politikalar yürütmeye zorladığı da kesindir, bu da akılda olsun lütfen...

Yağ tekrar popüler oluyor
KURBAN eti tartışılırken birçok uzman etin nasıl yenilmesi gerektiği ve sağlıklı beslenme konularında tavsiyelerde bulundular. Tabii yağın yenilmemesi gerektiği tavsiyelerin başında geliyordu. Başta kalp ve damar hastalıklarına yol açacağı ve genelde sağlıksız olduğu düşünüldüğünden yağ bir süredir dünyada hiç sevilmiyor.
Ama bu yargı Amerika'dan başlayıp değişmeye başlıyor. Kısa süreliğine ziyarete gittiyseniz bile Amerika'da bir hamburger çılgınlığının yaşanmakta olduğunu görebilirsiniz.
Birçok kaliteli hamburger restoranı açılıyor. Çok ünlü şefler kendilerine özgü hamburger çıkarıp büyük paralar kazanıyorlar. Bunların başında Emeril Lagasse ve Bill Keller var. Muhteşem yemeklerini daha önce New York'taki Per Se restoranında yediğim Bill Keller, daha önce sadece bir fırsatı değerlendirmek için Las Vegas'ta Burger Bar adını verdiği ve ortalama fiyatı 15 dolar civarında olan hamburgerler sattığı bir konsept geliştirdi.
Burası o kadar popüler oldu ki Burger Bar sonunda zincir haline getiriliyor. Bill Keller, Wall Street Journal'in haberine göre, lüks restoranlarda kâr marjının en fazla yüzde 9 olduğunu ama Burger Bar'da kâr marjının yüzde 35'e çıkabildiğini söylemiş. Bu yüksek kârlar ve şefin değişik lezzetlerde deneysel burgerler yaratabilme özgürlüğü nedeniyle şimdi bir hamburger çılgınlığı yaşanıyor Amerika'da.
Tabii ki bir hamburgeri lezzetli yapan en önemli faktör, içindeki yağ oranının yüksekliği, bunu da unutmamak gerekiyor. Şefler daha lezzetli olsun diye yüksek düzeyde yağ kullanmaktan hiç kaçınmıyorlar. Emeril Lagasse'yi Home TV'de seyrederseniz yağı nasıl kullandığını anlarsınız.
Bu gidişat bana yağın tekrar eski prestijine döneceğini ve tabu olmaktan çıkacağını gösterdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   Bugün 2:58 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 Similar topics
-
» Norveç'te Yaşam ve Norveçliler
» Hakan Şükürün Hayatı
» ÜREME VE ÇEŞİTLERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR ::  :: -
Buraya geçin: