AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Azya Gönüldaş'a Nazire

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Erhan Eren



Mesaj Sayısı : 76
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 17/05/09

MesajKonu: Azya Gönüldaş'a Nazire    Perş. Eyl. 30, 2010 6:13 pm


Hasan Demir (Yeniçağ)


Kesici'’den bana ne?

Bir ay önce Bülent Esinoğlu’nun bir mesajı ulaşmıştı bize, sizlerle paylaşmak bugün nasip oldu.
30 Ağustos Zafer Bayramı etkinliklerinin Atatürk Kültür Merkezinden naklen yayınını izliyorum. Gururlanıyorum, bizi biz yapan mitlere vurgu yapılmasından duyduğum iç hazzını yaşıyorum. Tam bu sırada, Hava Kuvvetleri Merasim Taburu Bando ekibinin bandosu üzerinde yazan şu ibareye gözüm takılıyor.
“Turkish Air Force Band” Yani “Türk Hava Kuvvetleri Bandosu”. Bildiğimiz bizim davulun üzerine bu yazılmış.
30 Ağustos Zafer Bayramındayız, Türkiye’deyiz, Ankara’dayız, Türk insanının karşısındayız. Arkasından Mehter Takımı geçiyor. Onun davuluna TRT zum yapmıyor. Ama özellikle “Turkish Air Force Band” ifadesine zum yapıyor.
Amerikan kültürünün ta hücrelerimize kadar nasıl işlediğini ve benliğimizi nasıl kemirdiğini ifade etmeye çalışıyorum. Milli Bayramımızın ciğerine oturmuş Amerika’yı görüyorum. Bir taraftan yerli yapım silahlar ile övünmeye çalışırken Amerikan malı davulu görüyoruz. Biz biliyoruz ki, ordumuz Türk ulusuna yürekten bağlı canımız ciğerimizdir.
Şimdi çok acı ama gerçek bir şeyi ifade etmek istiyorum.
İlker Başbuğ, görevi Işık Koşaner’e devir ederken ağladı.
Aslında bu ağlama, çaresizlikten doğan sinir bozukluğunun ifadesi idi.
Bizim Genelkurmay Başkanımızı ağlatan asıl sebep; Hava Kuvvetleri Davulu üzerinde yazılı olan Turkish Air Force ibaresidir. Benliğinin içine NATO’yu bu kadar dâhil edersen, davulun üzerine Türkçe değil, Amerikanca yazarsan, devir teslim törenlerinde sana ağlamak kalır!
İşte Türkiye’nin maruz kaldığı “travmanın” özü, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Hava Kuvvetleri Merasim Taburu Bandosu’nun davulunda “Türk Hava Kuvvetleri Bandosu” yerine “Turkis Air Force Band” yazıyor olmasıdır.
Artık kabul edelim ki “Açılım” ve “Demokrasi” taleplerinin üzerlerinde, “Kürt Sorununu çözüm” haritaları ve “Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi” plânlarının altlarında hep “Turkis Air Force Band” yazmaktadır amma, limon suyu ile. Güneşe tutmayınca gözükmüyor, burada Güneş, “Tarih şuuru” oluyor..
O davulun üzerine “Türkis Air Force Band” öyle birdenbire düşmedi. O yazının oraya yazılmaya başlanması, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ruh ve iradeye “mesafe konduğu” andan itibaren başladı ve iş gide gide Müslüman Türk’ün kendi eceline âşık olma noktasına vardı...
Artık, TSK’nın üzerinde o ibare vardı.
Milli Eğitimin üzerinde o ibare vardı.
Kalkınma plânlarının üzerinde o ibare vardı.
Hükümetlerin alnında o ibare vardı.
Ders kitaplarında o ibare vardı.
“Allah Allah” diyerek denize döktüklerimizi “Allah’la aramıza mesafe koyarak” geri çağırdık. Bu arada müstevli de akıllanmıştı. Bize, “Allah” diyerek yaklaştı, “Allah” diyenler ise ABD’yi Allahlaştırarak yani her fiil ve davranışlarını “Allah ne der” diye değil, “Amerika ne der, Amerika nasıl sekte vurur yahut destekler” diye ayarladıkları için bugünlere geldik dayandık..
Geldiler ve artık her yerdeler. Camideler. İktidardalar. Muhalefetteler. Ordudalar. Eğitimdeler. Gazete ve televizyondalar. Üniversitedeler. Ticaretteler.
Türkün her meselesinde masanın
iki tarafındalar. Hangi taraf kazanırsa
kazansın kaybeden Türk milleti, kazanan o olacak.
Ne kadar haklı ne kadar haksızız bunu anlamak hiç de zor değil.
Türkiye’nin en başarılı olduğu konu olarak “Ekonomi” gösteriliyor, öyle değil mi? Ekonomi, yani para! Siz şimdi “Para”nın gittiği adresi takip edin. Göreceksiniz ki para sadece Türk’e gitmiyor.
Bir önemli kıstas da Meclis’tir.
Meclis yani “Milli İrade”nin neşet
ettiği yer?
Siz bir de Meclis’e, Mecliste çıkan kanunlara bakın, daha çok kimin işine yarıyor? Emperyalizme meydan okuyarak kurulan Türk devlet ve milletinin mi? Yoksa küresel güçler, şirketler ve bölücü unsurların mı?
Biz bu satıları yazarken İlhan Kesici’nin istifa haberi geldi, umurumda değil. Biz ufukta bu taşları yerinden oynatacak bir omuz göremiyoruz çünkü.
Herkes derece derece “sistemin parçası” sanki...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: Azya Gönüldaş'a Nazire    Perş. Eyl. 30, 2010 11:41 pm

[size=18]Cevaben uzun uzun bir şeyler yazdım, yayınladım zannediyordum, bir de baktım, yok.

Acaba başka yerde mi yayınlandı diye de baktım, yok.

Demek ki silmişiz.

Hasan Demir'in söylediklerine katılmamak elde değil aama umutsuzluğuna asla.

Yani burada bir nefs hilesi var, işin aslında herkes az ya da çok sistemle bağı var ve Demir'in kendisi de bundan azade değil, bu satırların yazarı da.

Bu bir çelişki. Mesele de zaten süreç içerisnde bu çelişkileri en aza indirip, sistemle bağları koparmada. her şeyden önce zihinde. Müslümanım diyen için de geçerli olan durum. İnsanlar yöneticilerinin dini üzerler ölçüsü...

Hepimiz için geçerli olan dava, kötüden iyiye gidiş.

İyiden kötüye değil.

Bunu da dereceleri var.

İman burada en üst şuur derecesini temsil etmesi gereken, iman ettim demek olmadığından "gereken" dedik. İbdacıyım demekle de olmuyor. Süreci gözetlemeli, nereden nereye gittiğine bakmalı insanların. ne yapmaya çalıştığıı anlamalı. Belki farklı kelime kalıplarında, bizimle aynı şeyi söylüyordur da dili dönmüyordur.

Adam marksist, niye?

Reaksiyonda marksist.

Adam filanca, niye?

reaksiyonda.

Bir tane tanıdığım solcu var diyor ki, hem de farklı cemaatlerdeki "müslümanların" içinde, "ben sizin dininizdenim!", ya biz müslüman değil miyiz ki diyor, cemaatçiler. Adamı bu noktaya getirmek yılalr alsa da,

fetullah'a bakıp, dine söven adam.

Eh, Muhiddin Arabi de benzer şey yapmamış mıydı?

Kelimelere takılıp kalmamak gerek, muradı kestirmek gerek.

İlk ibdacı olduğum zamanlarda, Mahmut Efendi'ye az mı küfrettim?

Anam, beni döndürmek için, kurs hocası Mahmut efendi şöyle dedi, kurs hocası böyle dedi diye, birt sürü zırvayı, mahmut efendiye mal ederdi. ben tanımıyorum zatı, böyle diyen hocanın bilmem neresini diye başlardım.

Sonra, efendiyi tanıyınca, hakkında iyi şeyler söylemeye başlayınca, ya sen bu adama sövmüyor muydun demez mi. iyi de ben O'na sövmüyordum ki, senin bana mahmut efendi diye tanıttığına sövüyordum.

Sistemi yerinden oynatacak omuz...

Eh, bir tek K'da var.

Biz niye yaşıyor ve mücadele ediyoruz ki? Bizim ona buna hastir çekme hakkımız varsa, K'nın biize yapmamasına bakıp, yaptığımızdan utanalım.

Ama hayat arazlardan yürür, Hasan Demir'in gözden kaçırdığı bu, bir çok gönüldaşın da.

İman asıldır, yapılan işlerdeki doğrular, bizimdir, doğrularımıza, Kemalist cepheden de gelse sahip çıkmak hakkımız, vazifemiz.

Adamın aradığı bire hakikat varsa da onu göstermek.

latif'in dediği gibi,pazarcı ağzyla, kaba tebliğ lisanıyla olmaz, yeri gelirse kadının kocasına yapacağı incelikte telkin diliyle.

Ama o hala filan falan...

İyi de zaten aslolan iman olması hasebiyle, yapılması gerekeni yapması gereken sensin zaten, o değil. O anlasa da anlamasa da süreci sonuna kadar götürmek vazifesi bizde. Ordan ne gelirse o kar. Bu gelirseden kasıt da, imana gelirse değil, beraber ortak düşmana karşı savaşmak manasına. İman apayrı bir buud.
***

İlk yazdıklarım bunlar değildi ama, olsun,[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: Azya Gönüldaş'a Nazire    Perş. Eyl. 30, 2010 11:44 pm

2011 'ÖZEL' BİR YIL OLACAK




Banu Avar




Türkiye, bölünmeyi konuşturuluyor!

Türkiye, cemaatleşmeyi konuşturuluyor!

Türkiye,‘neo kemalizmi’ konuşturuluyor!

Türkiye ‘Küresel merkez’ diye parlatılıyor.




Mehmet Eymür, ‘Apo’nun yakında serbest kalacağını’ fısıldıyor. Ekranlarda, gazetelerde başköşede ‘Sayın Abdullah Öcalan’ın basın müşavirleri,,Fethullah Hoca’nın çiftliği muhabbeti. Sinemalarda Saidi Nursi filmleri.Bir yanda irtica, bir yanda bölücüler, bir yanda CFR üstadları. Hepsi aynı kanallara ‘konuşuyor’. Hepsi aynı yöne bakıyor, aynı kapta yiyorlar…Hepsi aynı elin uzantısı.

Batı süreci yönlendiriyor: İktidara da ana muhalefete de aynı anda el atıyor.

İktidar, ‘din ve cemaat’ aracıyla yoluna devam ederken, ana muhalefet ‘Neo Kemalizm’le, Kemalizm’i altedecek!

Yol haritaları veriliyor:

Derhal yeni bir Anayasa yapılmalı!.

İktidarla muhalefet iki partili bir sisteme yelken açmalı!

Muhalefet ‘Neo Kemalizme’ doğru yol almalı!

Neo Kemalizm’le Kemalizmin tasfiyesi başlamalı!

Tüm basın yayın organlarında ‘federasyon’ konuşulmalı, halkın kulağı alışmalı!




Sessiz ve derinden değil, açık ve doğrudan işgal için bir süredir düğmeye basıldı.




2011 özel bir yıl olacak!




2011’de New Yok Eyalet İrtibat bürosu, Birleşmiş Milletler Nüfus bürosu İstanbul’da açılacak. Dünya bankası da İstanbul’a ofis açacak. ‘Faaliyetlerine’ başlayacak.Küresel elit İstanbul’u ‘küresel merkez’ olarak tanımlıyor. Paylaşımcılar akın akın İstanbul’a akıyor.

Yeni Anayasa ile, küresel sermayenin önündeki tüm engeller kalkıyor. Danıştay ve Anayasa mahkemesince engellenen satışlar rahat rahat yapılacak. 2011 Türk halkına ait son kaynakların da el değiştirdiği yıl olacak…. İşçi ve memur artık ağzını açamayacak. Zaten yakın zamanda hepsi GATTS anlaşmaları gereği köleleştirilecek.

.

ABD Büyükelçiliği Siyasi bölüm diplomatları, yurdun dört bir yanında dolaşıyor. Bursa, Konya, Kayseri il temsilcilikleri açıyor, diğer kentlerde American Corner’lar oluşturuyorlar. Son aylarda Karadeniz’e yoğunlaştılar. Tokat, Samsun ve Amasya'da AKP ve CHP İl başkanları ile toplantılar yapıyorlar.

Bütün üniversitelerde ABD AB tavsiyeleri çerçevesinde kurulmuş ‘eğitim komisyonları’.

Milli eğitim hızla şekillendiriliyor.

Bütün bunlar olurken, iktidar ve ana muhalefet elele Kemal Derviş - Vamık Volkan ekseninde dolaşıyor.




Türk halkı hiç bu kadar muhalefetsiz kalmamıştı!




Ana muhalefet olarak adlandırılan parti, çok uzun yıllardır o görevi ifa edemiyor. Son zamanlarda ise açıkca halka RAĞMEN, batıya parmak kaldırıyor.

Bence oturup, Mhp’den Cihan Paçacı ve Mehmet Şandır’ın röportajlarını okusunlar.

Kılıçdaroğlu ve beyin takımı AKP ile uyumlu bir sürece hazırlanıyor. Bu AB ve ABD ile de ‘uyumlu bir süreç’ anlamına gelir.

Kılıçdaroğlu, sarsıcı başlıklarla ‘muhalif’ olmadığını ilan ediyor...

*Kemal Derviş tavsiyeleri doğrultusunda ekonomiyi yönlendireceğini açıklıyor;

*Yedi Düvel emriyle hazırlanacak yeni Anayasa için AKP’den fazla istekgösteriyor;

*Genel af vaadediyor;

* Pensilvanya’ya temenna gönderiyor;

*AB ve ABD elitiyle sistematik ilişkiler içinde ve bunları sağlamlaştırma çabasında;

CHP, yakında Başkanlık sisteminin farz olduğunu, federasyonun kaçınılmaz olduğunu da gündeme taşıyacaktır.




Gerçek muhalifler

Bunca baskı ve yıldırmaya karşın, ortaya çıkabilme cesaretini gösteren küçük anti emperyalist partiler ise , halkı ikna kabiliyetini henüz gösteremiyor. Halkın gönlünü kazanacak netlikte bir ekonomi ve siyaset programını da ‘anlaşılır’ şekilde halka iletemiyorlar. En önemlisi aynı şeyleri savunanlar bir araya gelemiyor ve küçük birimler olarak kendi çevreleriyle yetiniyorlar.

*Halkın canı gönülden onayını alacak bir muhalif kadro, öncelikle, Batı tarafından boynumuza geçirilen boyunduruğu çıkaracağını ilan etmelidir!

*Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin , 1947 de imzaladığı kölelik anlaşmalarıyla girdiği cendereden, NATO ve Gümrük Birliği kelepçelerinden çıkaracağını ilan etmelidir.

*Batıyla, ve doğuyla şimdiki gibi esaret ilişkileri sürdürmeyeceğini, ‘normalleşmiş’ ilişkiler ‘esit’ ilişkiler içine gireceğini ilan etmelidir.

*Topraklarımızın, sınırlarımızın, madenlerimizin, suyumuzun, petrolümüzün yabancılara peşkeş çekilmeyeceği, ve haraç mezat elden çıkarılanlar için çözüm bulunacağı sözünü vermelidir.

*Yabancı şirketlerin her yanında altın, gümüş, krom, bakır, petrol, gaz aramalarına son vereceğini açıkca ilan etmelidir. BU KAYNAKLARDAN, HALKIN REFAH İÇİNDE YAŞAMASINI SAĞLAYACAK ŞEKİLDE NASIL FAYDALANILACAĞINI SOMUT OLARAK AÇIKLAMALIDIR.

*Bu birimlerin liderleri bir araya gelmeli ve ortak bir deklarasyona imza atmalıdırlar.




Bakın, Attila İlhan 39 yıl önce bugün, 30 Eylül 1971’de ‘Solu Kurtarmak’ başlıklı yazısında, ‘Atatürkçü solun ilkelerini’ Şevket Süreyya’dan alıntılamış:

İşte bu ilkeler:

‘-Antiemperyalizm. Kayıtsız şartsız bağımsızlık yanlısı olmak. Milli istiklale hiçbir yabancı kuvvetin gölge etmemesini sağlamak;

-Yabancı sermayenin ekonomik imtiyaz ve kontrollerine karşı kayıtsız şartsız direniş;

-Kayıtsız şartsız halk hakimiyeti, milli iradeyi hakim kılmak;

-Milli misak (milli yemin)sınırları içinde milli vatan;

-Milli gurur, başka milletler karşısında her türlü aşağılık duygusundan silkiniş;

-Siyaseti bir spekülasyon konusu olarak değil, bir program, organ ve inşa işi olaral ele almak;

-Din ve dini inançları mutlak olarak siyaset dışı bırakmak;

-Her türlü dogmatizme karşı direniş;

-Laf yerine İŞ.’




Bakalım gerçek muhalifler halkla ve birbirleriyle buluşmayı başarabilecekler mi?

2011 çok özel bir sınav yılı olacak!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: Azya Gönüldaş'a Nazire    Perş. Eyl. 30, 2010 11:45 pm

Bülent esinoğlu'nun yazısı için:

[url=http://www.ordumillet.com/Content.aspx?haberID=431&B=merasimin-davulu-ve-amerika][color:595f=yellow]http://www.ordumillet.com/Content.aspx?haberID=431&B=merasimin-davulu-ve-amerika[/color][/url]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Azya Gönüldaş'a Nazire    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Azya Gönüldaş'a Nazire
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Siyaset :: İç Oluş-
Buraya geçin: