AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 MAVİ MARMARA VE....

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
turbix



Mesaj Sayısı : 161
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 15/04/10

MesajKonu: MAVİ MARMARA VE....   Paz Ağus. 08, 2010 3:36 pm

[size=24]İNCİRLİK

AYASOFYA
VE ŞİMDİ DE MAVİ MARMARA GEMİSİ

BU GEMİ TÜRKİYENİN BAĞIMSIZ OLMAYIŞININ AYRICA MİLLETİN ŞEREFİNİN İSRAİLE KARŞI AYAKLAR ALTINDA OLUŞUNUN REMZİDİR.

BİLMEM SİZ NE DERSİNİZ???[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
INSAN

avatar

Mesaj Sayısı : 892
Reputation : 33
Kayıt tarihi : 17/05/09

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Paz Ağus. 08, 2010 6:24 pm

[size=18]Sadece Seref degil,,Anadolunun Isgal altinda tutulusunun da remzidir.

Isgal üslerinin yaninda,Anadolunun Empeyalizme Pazarlanmasinin remzidir.

...............[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE

avatar

Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Olmadı sayın bakan    Cuma Ağus. 13, 2010 11:31 pm


[img]http://www.timeturk.com/images/news/130820101429026758764_2.jpg[/img]


[size=24][color:6eb4=yellow]
Olmadı sayın bakan [/color]
[/size][size=18]
USAK Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner'in Bugün Gazetesi'ne yaptığı Heron açıklaması çok dikkat çekiciydi. Terörle mücadelede kullanılan insansız hava aracı Heron görüntülerinin yazılım programı nedeniyle önce İsrail'in eline geçtiğini belirten Laçiner, önemli bir iddiada bulundu.

Dedi ki: "İsrail isterse o görüntüyü durdurabilir. Bugüne kadar bir kez durdurdu. Ne zaman? İskenderun'da deniz üssüne saldırı yapıldığı gün, biz göremedik. İsrail durdurdu."

Hatırlatalım, PKK'nın Akdeniz kıyısındaki İskenderun saldırısı ile İsrail'in Akdeniz'in ortasındaki Mavi Marmara gemisine kanlı baskını eş zamanlıydı. İki saldırı arasında paralellik olduğunu gündeme getirdiğimizde, ilk tepkiyi PKK göstermişti.

Murat Karayılan, Fırat News haber ajansına yaptığı açıklamada, "Bizim İsrail'le hiçbir alakamız yok. İsrail'in aynı gecede gemilere saldırı yapabileceğinden haberi asla olmamıştır" dedi.

Bir de Milliyet Yazarı Aslı Aydıntaşbaş gibi uzun süre Amerika'da görev yapıp Türkiye'ye dönen yazarlar, iki olay arasında ilinti kurulmasına karşı çıkan yazılar kaleme aldılar.

Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız. Genelkurmay'ın, hatta Milli Savunma Bakanlığı'nın hükümet adına bu iddiaya açıklık getirmesi gerekir.

Soru gayet basit: İsrail, Laçiner'in dediği gibi, Mavi Marmara baskınından kısa süre önce İskenderun deniz üssüne yönelik PKK saldırısı sırasında Heron görüntülerini durdurdu mu durdurmadı mı?

Cevap evetse, durum çok vahimdir. İsrail-PKK işbirliğinin somut delilidir.

Komutanların Hantepe baskını sırasında seyirci kaldığını ortaya koyan Heron skandalı haberleriyle ilgili sessizlik sürerken, bir tarafı İsrail olan bir başka Heron skandalı hakkında açıklama yapılır mı bilmem.

Kamuoyu bekliyor.

Bu arada Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e de buradan bir çağrım var. Lütfen, hayatınızda hiç olmazsa bir kere elinizi taşın altına koyun, bakanlık görevini sadece kırmızı plaka için sürdürmeyin.

Bakın, geçen hafta Ege Bölgesi Sanayi Odası'nın Balçova Termal Otel'de Başbakan Erdoğan onuruna verdiği "İzmir'in Temsilcileri Buluşuyor" yemeği vardı, basına kapalıydı.

Yemek esnasında Türkiye Harp Malulü Gaziler Derneği İzmir Şube Başkanı Volkan Kaya, yanınıza yaklaşıp skandal Hantepe Heron görüntülerini sordu ve dedi ki: "Eğer böyleyse biz komutanlarımıza nasıl güveneceğiz? Ben haybeye mi gittim?"

O bir gaziydi, 1995 yılında yedek subay olarak askerlik görevini yaptığı Cudi'de mayın patlaması sonucu sağ gözünü kaybetmişti. "Haybeye mi gittim?" derken, sağ gözünün hesabını soruyordu.

Peki ne dediniz? Belki hatırlamazsınız, cevabınız aynen şöyle: "Böyle bir şey yok. O videonun koordinatları başka yerden alınmış sonra servis edilmiş. Hiçbir basın mensubu böyle görüntüler elde edemez. Böyle şeylere inanmayın. Gönlünüz rahat olsun. Genelkurmay'a söyleyeyim bir açıklama daha yapsın."

O görüntüler gerçek değilse, 3 sorum var:

1- Bu bilgiyi neden kamuoyuyla paylaşmıyorsunuz? Hadi siz sorumluluk sahibi değilsiniz, Genelkurmay neden sessiz?

2- Askeri savcılık, görüntülerin sızdığı adresi bulmak için 30 ayrı yere sabaha doğru neden baskın düzenledi?

3- Video koordinatları başka bir yerden alındıysa, o yer neresi?

Eğer, bu sorulara verilecek cevabınız yoksa, bir de o görüntüler gerçek ve örtmeye çalışıyorsanız, yazıklar olsun.

27 Nisan gecesi pek ortalıkta olmadığınız söylendi, geçtik. Askeri sivil yargı yolunu açan yasal düzenlemeye itibar etmediniz, onu da geçtik. YAŞ sürecinde adı Ergenekon, Balyoz, İnternet andıcı dava ve soruşturmalarına karışan generallerin terfisinde mahsur olmadığını söylediniz, hadi onu da geçtik. Ne hikmetse YAŞ öncesi Cumhuriyet'e konuşmayı yeğlediniz, hele onun üzerinde hiç durmadık.

Ama bu vebal, sizi asla iflah etmez, haberiniz olsun. Çünkü akan o kan, eli kınalı kuzucukların...

İnancım o ki, bu dünyada olmasa bile ahrette iki elleri yakanızda olur. [/size]

Şamil Tayyar/Star
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Paz Ağus. 15, 2010 1:37 pm

Siyasi sorumluluk diye bir şey var. Bütün olan bitenlerden 1. dereceden mesul olan kişi Başbakan'ın kendisidir. Mazeret kabul olunamaz. RTE'yi temize çıkartmak maksadıyla etrafını okkanın altına atmak, Şamil Tayyar tipi medya tetikçilerinin birinci derecede vazifesidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Ekim 25, 2010 12:17 pm

Mavi Marmara'daki büyük sır
9 Türk'ün öldüğü Mavi Marmara rota değiştirmesine rağmen İsrail vurmuş.

Nefes kesen diplomasi trafiği sonunda Mavi Marmara’nın rotasını Gazze yerine Mısır’ın El-Ariş limanına kırmasına karar verildi. Sadece Ankara değil, ABD, İsrail ve Mısır El-Ariş Formülü’nden haberdardı. Son dakikada olaylar kontrolden çıktı.

Mavi Marmara baskınından 5 ay sonra Milliyet’in ulaştığı bilgiler, baskın öncesi Ankara-Tel Aviv-Washington hattında nefes kesen diplomasi trafiğinde geminin rotasını Gazze değil Mısır’ın El-Ariş limanına kırmasının netleştiğini gözler önüne seriyor.

“El Ariş Formülü” sadece Ankara değil, ABD, İsrail ve Mısır tarafından da en üst düzeyde biliniyordu.
5 ay sonra Milliyet tarafından ortaya çıkarılan bu gerçek, İsrail komandolarının yaptığı ve 9 Türk’ün ölümüne neden olan kanlı baskının, geminin Mısır’a gideceği bilindiği halde gerçekleştiği anlamını taşıyor. Bu da İsrail hükümeti açısından yepyeni hukuki sonuçlar doğurabilecek bir durum.

Son andaki değişiklik

Bu zamana kadar bilinmeyen gerçek şu ki, Gazze’ye insani yardım amacıyla yola çıkan filo, siyasi çabalar ve krizi önlemeye yönelik diplomatik temaslar sayesinde son dakikada rotasını Mısır’a kırmıştı.
Ankara’nın İsrail’e de bildirdiği formüle göre, İsrail’in gemiye “Geçemezsiniz” yolundaki uyarısı ya da hücum botlarıyla hafif bir müdahalesi sonrasında Mavi Marmara filosundaki 6 gemi, Mısır donanmasının nezaretinde teker teker El-Ariş limanına gidecekti.

İşin ilginç yanı, bu formül son dakikada değil, tam 3 gün önceden İsrail’e bildirilmişti. “El-Ariş müjdesi“ Ankara tarafından baskından 3 gün önce 28 Mayıs Cuma sabahı Washington’a bildirilmiş, birkaç saat sonra İsrail hükümeti de bu haberi alıp doğrudan Ankara’yla temasa geçerek konfirme etmişti.

Bülent Yıldırım doğruladı

Geminin organizatörü konumundaki İHH başkanı Bülent Yıldırım da ilk kez bu gerçeği Milliyet’e doğrulayarak “El-Ariş’e gidecektik. Durum onu gösteriyordu. Verdiğimiz koordinatlar Mısır karasularıydı. Gidiş yönümüzü herkes biliyordu” dedi.

Böylece 9 Türk’ün ölümü ve Türk-İsrail ilişkisinin tamamen kesilmesine neden olan baskının, aslında diplomasi masasında tatlıya bağlandığı, İsrail’in buna karşın yine de olağanüstü sert bir müdahalede bulunmayı seçtiği ortaya çıktı.
Milliyet’in Türk ve batılı kaynaklarla görüşmeler ve BM İnsan hakları Konseyi raporundaki bilgiler ışığında ortaya çıkardığı Mavi Marmara gerçeği:
Filoyla ilgili diplomasi, İHH Gazze misyonunu açıkladıktan hemen sonra başlamış, İsrail rahatsızlığını Şubat’tan itibaren çeşitli defalarda doğrudan Ankara’ya bildirmiş, Mayıs ortasında geminin Gazze’ye geçmesini engelleyeceğini resmen iletmişti. BM İnsan Hakları Komisyonu raporuna göre İsrail Genelkurmay’ı nisanda resmen filonun durdurulması için eylem planı hazırlanması talimatı vermiş, 13 Mayıs’da İsrail Genelkurmayı operasyon planlarını onaylamıştı.

Bu arada Türkiye’de ise hükümet ve Dışişleri Bakanlığı nisan ayında İHH ile temasa geçerek bu misyonun yapılmaması çağrısında bulundu. Ancak fazla yüksek perdeden yapılmayan bu çağrı, İHH tarafından reddedildi. İHH’nin kararlı tutumu karşısında hükümet ve güvenlik birimleri, İHH’nin üst düzey yetkililerine karşılaştıkları riskler konusunda gemi hareket etmeden brifing verdi.

İsrail’in operasyon kararından haberdar olan Ankara, mayıs ayı boyunca İsrail’le resmi kanalları açık tutarken İHH’ye yönelik telkinlerini de artırdı. Mavi Marmara’nın İstanbul’dan ayrıldığı 22 Mayıs’tan Antalya’ya vardığı 28 Mayıs arasındaki 6 günlük zaman diliminde, Gazze diye yola çıkan geminin aslında El-Ariş’e gitmesi kesinleşti.
Senaryoya göre Gazze’ye doğru yola çıkan gemi, İsrail’in uyarı ya da engellemesiyle karşı karşıya kaldığı noktada direnmeyecek, ambargoyu zorlamayacak, rotasını El-Ariş’e çevirecekti.

Ömer Süleyman onayladı

Mavi Marmara trajedisinin en kritik yönü, El-Ariş senaryosunun sadece Ankara ve İHH değil, söz konusu tüm taraflarca açıkça biliniyor olması.
Gemi hareket ettikten sonra yükselen diplomatik tansiyon karşısında MİT devreye girerek Mısır gizli servisi başkanı General Ömer Süleyman’ı Mavi Marmara filosunun El-Ariş’e demirlemesi konusunda ikna etti. Gazze konusunda geçiş noktası olmak istemeyen ve daha önce benzer İHH misyonlarından rahatsızlık duyan Mısır, önce isteksiz davrandı. Ancak MİT üzerinden yürütülen temaslarda Mısır istihbaratı son dakikada gemilerin filo halinde değil tek tek gelmesi koşuluyla Ankara’nın talebine onay verdi.

26 Mayıs’ta İsrail Savunma Bakanlığı’nın operasyon planlarını resmen onaylamasıyla Washington da bir anda Mavi Marmara denklemine girdi. Mavi Marmara’nın Antalya limanını terk ettiği 28 Mayıs Cuma sabahı ABD’nin Ankara büyükelçisi Jim Jeffrey Dışişleri Bakanlığı’na giderek Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile yaptığı görüşmede ABD’nin Mavi Marmara’nın yaratabileceği kriz konusundaki kaygılarını ve İsrail’in operasyon yapacağı bilgisini iletti. Sinirlioğlu, ABD elçisine İHH’nin hükümet kontrolünde olmayan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu söyledikten sonra, zaten de geminin rotasını el-Ariş’e çevireceği bilgisini verdi. Sinirlioğlu geminin İsrail donanmasıyla ilk temas halinde dümeni kıracağını anlatırken, İsrail’in sert müdahalede bulunmaması gerektiğini vurguladı.

Rotanın Mısır’a kıracağı haberi, Washington’u rahatlattı. El Ariş formülünden memnun olan ABD elçisi, bu bilgiyi İsrail’le paylaşacağını vurguladı.
ABD elçisi Jim Jeffrey, ABD’nin Tel Aviv büyükelçisi James Cunningham’ı arayarak el-Ariş’e müjdesini aktardı. ABD’li diplomat, bunu aynı gün İsrail Dışişleri Bakanlığı ‘na bildirdi. Bunu üzerine İsrail Dışişleri Müsteşarı Yossi Gal, Ankara’yı doğrudan arayarak geminin gerçekten el-Ariş’e gidip gitmeyeceğini sordu. Haberi doğrulayan Dışişleri Müsteşarı Sinirlioğlu, bir kez daha İsrail’den fiziki müdahalede bulunmamasını, itidalli davranılmasını ve şiddete başvurmamasını istedi.

Mavi Marmara rotayı kırdı

Bu arada Mavi Marmara da İsrail açıklarına gelmişti. 30 Mayıs gecesi mürettebat Gazze için hazırlıklara başladı ancak aynı mürettebat BM komisyonuna aslında rotalarının El-Ariş olacağını söyledi.
Gemidekiler, o gece baskını bekliyorlardı. 30 Mayıs günü toplanan ve çoğunluğu Türklerden oluşan 50-100 kadar İHH gönüllüsü, İsrail aleyhine ateşli konuşmalar yaptı. Ancak aralarından bir bölümünün İsrail’in o gece olası bir baskınına karşı direnme isteği, mürettebatı rahatsız etti. Çatışma istemeyen mürettebat ve kaptan, bu yolcuların gemi atölyesinde bulduğu zincir ve elektrikli aletleri geri toplayarak telsiz odasına kilitledi.
Gemi aynı zamanda rotasını el-Ariş’e kırdı. Gündüz güney-batı istikametinde 222 derece seyreden gemi, 30 Mayıs gecesi 23: 30’da yönünü 185 derece güneye çevirdi.

Bülent Yıldırım: El Ariş’e gidecektik

İHH başkanı Bülent Yıldırım, Mavi Marmara’nın rotasını el-Ariş’e kırdığını ve İsrail güvenlik güçleriyle ilk karşılaşmada direnmeden Mısır’a gideceğini ilk kez Milliyet’e doğruladı. Yıldırım Milliyet’e “Çıkarken Gazze’ye gidiyoruz dedik. Ancak verdiğimiz koordinatların Mısır karasuları olduğunu herkes biliyordu. Muhtemelen el-Ariş’e gidecektiktik. Durum onu gösteriyordu. Biz düşündük ki gelirler, müzakere yaparız, el-Ariş’e gideriz, ondan sonra izin verirlerse Gazze’ye gider vermezlerse dönerdik. Ama o gece bambaşka gelişti” dedi.

Yıldırım’ın anlattıkları, Ankara ve Batılı diplomatik çevrelerin aktardığı El-Ariş senaryosuyla örtüşüyor. “Mısır karasularına girince Mısır donanması karşımıza çıkar. Biz Gazze’ye gidiyoruz diyecektik, olmazsa el-Ariş’te kalacaktık. İsrailliler gidiş yönümüz biliniyordu. En fazla plastik mermiyle bizi korkuturlar diye düşündük. Ama gelir gelmez gerçek mermi kullandılar.”

‘Neden Gazze’ye gidiyoruz’ dediler?

30 Mayıs’ı 31 Mayıs’a bağlayan baskın gecesi, İsrail donanması ve filo arasında bir dizi telsiz teması yaşandı. Gemide o gece yaşananlar arasında İsrail’in elini en güçlendiren olay, güvertede bir bölüm gönüllünün (Ankara’nın öngörmediği bir biçimde) metal çubuklarla direniş için hazırlık yapmaları ve filodaki kaptanların İsrail donanmasının o gece 22:30’da “Nereye gidiyorsunuz?” sorusuna “Gazze’ye gidiyoruz?” cevabını vermeleri oldu. Oysa filo, en üst düzeyde el-Ariş’e gitmeye razıydı. Peki neden kaptanlar İsrail donanmasına Gazze demişti?

Aslında kaptanların verdiği cevap, El-Ariş senaryosunun bir parçasıydı. Gazze’ye gidilemeyeceğini bilerek söylemişti bu sözler. Gemilerin el-Ariş’e gitmesi yönünde İHH’yi ikna eden üst düzey kaynaklar, “İsrail’in engellemede bulunacağını biliniyordu. Gazze açıklarında “Gidemezsiniz” denince gemiler doğrudan Mısır’a dönecekti” dedi.

Ancak ne yazık ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Diplomasi masasında bulunan El-Ariş formülü, İsrail operasyonunun beklenenden sert olması, gerçek mermilerin kullanılması, gemide yaşanan panik, gemideki ufak bir grubun İsrailli komandolara fiziken direnmesi ve olayların 31 Mayıs sabahı kimsenin hesaplamadığı bir şekilde kontrolden çıkması nedeniyle trajediyle sonuçlandı. 9 Türk öldü, gemiler hiçbir zaman El-Ariş yüzü görmedi.

Aslı Aydıntaşbaş/Milliyet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Ekim 25, 2010 12:20 pm

BU habere göre, Fetullah'ın, "izin almalıydılar" sözü de tamamen temelsiz kalıyor.

Yani adamlar izin istemiş, alamayınca zaten başka yree dümen kırmışlar.

Tabi bu dümen kırma!nın mahiyeti, işbirlikçilik ifade edip etmediği ayrı konu, Fetullah'a mazeret kalmıyor.

Bakalım şimdi "şehit" değil dediği Mavi Maramra şehitleri için müsbet bir-iki laf edebilecek mi?

katil İsrail aleyhine bir iki laf edebilecek mi?

Not: IHH'ya, dümen kırmanın hesabını kim soracak?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
keyfiyet

avatar

Mesaj Sayısı : 224
Reputation : 16
Kayıt tarihi : 18/05/09

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Ekim 25, 2010 5:22 pm

Hocam bu puşt gene bir yolunu bulur, müslümanlara saldırırdı emin ol.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
turbix



Mesaj Sayısı : 161
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 15/04/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Ekim 25, 2010 6:08 pm

fg nin yaptığının yanlış olduğu sevenlerine söylenince bir ağızdan :bir konuyu tam bilmeden konuşmak dinimizin neresinde var ? diye müdafa etmeye çalışıyorlardı.peki fg nin kendisi bu olaya bakarken hiç bişey biliyormuydu? yukardaki haber onların bu son savunmalarınıda geçersiz kılmıyor mu?
ayrıca İnşallah şehittir demek ve şehit değildir demenin sır idariki açısından bakılında , sır idrakinin zedelendiğini görüyor ve aslında bilinmeyene hürmet tavrının olmadığını görüyoruz.bu anlayışlarını da ele verici.ayrıca fg şehit değil derken ne kadar dini bilgiye sahip saorusunu da akla getirici?
ayrıca fg türkiyeye gelmek istiyor.bu bağlamda bunun değerlendirmesi ne ve nasıl olmalı?gelişi olayına nasıl bakılmalı? gelişi bizce nasıl kullanılmalı? gibi sorularla bitireyim şimdilik.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Ekim 25, 2010 6:38 pm

Fetullah'ın gelmesini değerlendirmek için, hangi şartlarda gittiğini, gitmek zorunda kaldığını analiz etmek gerekir.

Nedir o şartlar?

Fetullah'ı korkutan neydi?

Neler değişti de cesaretlendi, gelmeyi ağzına almaya başlaadı?

Gelmesinden maksat ne?

İsterseniz önce bu sorula rüzerinde biraz antrenman yapalım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   C.tesi Ekim 30, 2010 3:52 am

9 KİŞİYİ GÖZDEN ÇIKARDILAR MI



26.10.2010 22:26

Karakter boyutu :

--------------------------------------------------------------------------------

Habertürk’ün geçtiğimiz aylarda hükümetin baskısı ile işten çıkardığı eski Washington muhabiri Tülin Daloğlu, Hasturktv’de Türkiye İsrail ilişkilerinde AKP’nin yürüttüğü ilginç bir politik çelişkiyi kaleme aldı.

İşte Daloğlu’nun o analizi:

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, yakın bir geçmişte, Mavi Marmara meselesi ile ilgili konuşurken “Biz bu işin içinden çıkmaya çalışıyoruz,” demişti. Diplomasi kulvarının son sürat işlediğine dair de ipuçları vermişti, ama detaylara girdiğini söylemek doğru olmaz. Ancak Tan’ın, o gün yaptığı ümitvari açıklamalarından sonra BM İnsan Hakları Komisyonu’nun bu meseleye dair yayınladığı rapor oylamaya sunuldu. Amerika Birleşik Devletleri, bu raporun resmen kabulüne karşı çıktı. Avrupa Birliği de çekimser kalmayı tercih etti.



Milliyet gazetesi yazarlarından Aslı Aydıntaşbaş pazartesi günü yayınladığı bir köşe yazısında “Rota değişikliğine rağmen İsrail vurmuş” manşeti ile bu konuyu yeniden gündeme taşıdı. İddiaya göre, “Mavi Marmara’nın rotasını Gazze yerine Mısır’ın El-Ariş limanına kırmasına karar verildi...5 ay sonra Milliyet tarafından ortaya çıkarılan bu gerçek, İsrail komandolarının yaptığı ve 9 Türk’ün ölümüne neden olan kanlı baskının, geminin Mısır’a gideceği bilindiği halde gerçekleştiği anlamını taşıyor. Bu da İsrail hükümeti açısından yepyeni hukuki sonuçlar doğurabilecek bir durum,” deniyor.

İlgili haber için TIKLAYINIZ



Demek ki bu iş giderek sapa sarıyor. Türkiye, Büyükelçi Tan’ın başta dediği gibi bu işin içinden çıkmaya yaklaşmıyor, uzaklaşıyor. Ve sözüm ona bir “insan hakları savunuculuğunun” ülkeler arası ne kadar karmaşık bir sorun haline dönebileceğinin istisnai bir örneği olarak literatüre geçiyor. Zira, Mavi Marmara’da ölümle biten olayın ardından onca vakit geçtikten sonra bu geminin rotası ancak “çok gizli bir bilgi” imiş misali sanki sızdırılıyorsa, burada başka şeyler aramak lazım.



Diplomatların böylesi nefes kesen müzakereler sonucu bu geminin Mısır’a gitmesinde anlaştıklarını farz edelim. Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, olaydan yaklaşık bir ay sonra, haziran ayında, geminin rotası ve denize elverişli olmadığı üzerine yazdığı yazısını “resmi yazışmalara” atıfta bulunarak kaleme almıştı. Ekteki linkten okuyabilirsiniz:TIKLAYINIZ



İHH BAŞKANI KANDIRDI MI

Ergin, “Ulaştırma Bakanlığı’nın bilgi notuna göre Mavi Marmara Antalya limanından ayrılırken LÜBNAN’a gittiğini beyan etti,” diye yazıyor.

Madem Türk diplomasisi “hükümetle ve devletle hiç bir ilişiği olmayan bir yardım kuruluşu” için bunca zahmete katlanmış ve son dakika bu geminin “Mısır” limanına yanaşmasında uzlaşıya varılmasını sağlamış ise, bu geminin en azından Türk makamlarına “doğru” beyanda bulunma sorumluluğu yok muydu?



İHH Başkanı Bülent Yıldırım demiş ki, “Biz düşündük ki gelirler, müzakere yaparız, el-Ariş’e gideriz, ondan sonra izin verirlerse Gazze’ye gider, vermezlerse dönerdik.” Yıldırım, diplomatların son dakika kotardığı çözümün üzerine yeniden bir pazarlık açıp, kendisinin kendince istediği sonucu bağlayabileceğine inanmış herhalde. Hal böyle ise Türk diplomatlarını da takmayan – ilk etapta – İHH başkanı Yıldırım olmuş gibi gözüküyor.



Ve Mısır hükümetinin, bu olaydan bu kadar haberdar olduğunu kabul edelim. Şakası yok, o gemide 9 kişi öldü. İnsan, o gün, “Bu gemi bize geliyordu, anlaşmıştık, bu nasıl bir sonuçtur,” diye açıklama yapmaz mı? Mısır niye suskun kalmış bunca vakit? Türkiye’nin madem Arap Müslüman kardeşleri ile arası bu kadar iyi, Mısırlıların yaptığını nasıl açıklamak gerekli? Acaba onlar da gemideki kimilerinin İsrail karşıtlığını kullanarak “radikal eğilimlerinden” çekinmiş olmasınlar?



İsrail ise dosttan hançerlenmiş gibi kendinden hiç beklenmedik bir amatörlük içinde. Sözüm ona Mossad dünyanın en iyisi idi. İstihbarat noksanlığından yaşanan sakıncaların haddi hesabı yok. Ama gemi, Lübnan’a gideceğim diye resmi beyanat veriyor; aslen Mısır diye diplomatik müzakereler bağlanıyor; ve son dakika haydi bir pazarlık daha yapalım diye birileri nabız yokluyor. Bir de gemidekilerin “şehit olmaya” gittiklerini ifade eden açıklamaları ortalıkta dolaşıyor. Karakterleri değiştirin, İsrailli yerine Türk askerini koyun, valla “ölüm” hikayesi üzerine spekülasyon yapmayayım ama kimin kimle oyun atmaya kalkıştığının iyi bir dersini verir gibi geliyor bizimkiler. Allah göstermeye bir de ellerinde ki “silahları” almaya yetenen birileri olursa, sonrasını siz düşünün Mehmetçiğin karşısında...

ERDOĞAN NE YAPIYOR



Nihayetinde dönüp dönüp başa geliyoruz. Herşeye rağmen hep diyorum. İsrail, keşke, keşke hiç Türk kanı akıtmış olmasa idi. Ölüm, soğuktur. AKP iktidarına sempatisi olan-olmayan her Türk vatandaşı için “ne oluyoruz” dedirten farklı bir tepki yarattırır. Ve o gün, Mavi Marmara olayı ile aynı güne denk gelen PKK saldırısında da Erdoğan, bu tepkiden kazanım elde etmek istemiştir. Yedi yılı aşkın süredir Başbakan olarak Erdoğan’ın bir dolu gizli belgeye gözlerinin değdiğini teslim edersek, herhalde İsrail’in PKK’ya doğrudan desteğinin kanıtı olmuş olsa idi bunu da bangır bangır söyleyeceğinden şüphe duymamamız gerekir.



Hal böyle ise Türkiye’nin, bugün, İsrail’in iç işlerine doğrudan dahli daha ön plandadır. Ve Erdoğan hükümetinin Yahudi devletine “dost” olarak yaklaştığını farz etmek de giderek imkansızlaşmaktadır. Zira, Erdoğan, Gazze’nin deniz ablukası üzerine İsrail’le farklı düşünse de “bir gemi dolusu insanın canını riske atarak” İsrail’e meydan okumanın da bir anlamı yoktur. İnsan canına kıymet veriyor isek, önce o canı riske kolay kolay atmamak lazım.



Neticede, Türk tarafı indinde tek hatalı “İsrail” olarak belirmektedir. “Rota değişikliğine rağmen İsrail vurmuş” böylesi bir kanaatin olduğunun göstergesidir. Sanki İsrail askerleri, bu barışcıl insanları öldürmek için öldürmüşler gibi bir mesaj...



Zaten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da geçtiğimiz haftalarda İslamabad’ı ziyaretinde İsrail’e karşı eleştiri boyutunu arttırmıştı. Pakistanlı bir gazeteci, işittiklerine, Başbakanı Yusuf Rıza Gilani’nin de şahitliğinin olduğunu vurgulayarak başladığı yazısında Erdoğan’ın, “Washington, İsrail’in Türkiye’ye karşı işlediği devlet terörünü kınamaya hazır değil. Bu da ABD’nin uluslararası sularda vatandaşlarımızı öldüren bir uluslararası teröristi desteklediğini gösterir,” dediğini yazdı. Türkiye’nin Washington’da lobiciliğini yapan Fleishman Hillard, Amerikalı yetkililere acilen gönderdiği mesajda Erdoğan’ın, Pakistan’da iken bahsi geçen gazeteciye özel bir röpörtaj vermediğini ve haberin de yalan olduğunu duyurdu. Ama Erdoğan, henüz, “Ben böyle birşey demedim,” demedi.



Ki Başbakan’ın, Kızılcahamam’da da benzeri bir ifade kullandığını duydum. Buradan da şu sonuç ortaya çıkıyor, Erdoğan hükümeti İsrail’i gözden çıkardı ve ilişkileri koparmak arzusunda. Yok değil ise Büyükelçi Tan’ın dediği gibi bu işin içinden nasıl çıkmaya çalıştıklarını anlayabilmek mümkün değil...

Odatv.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Paz Nis. 03, 2011 7:33 pm

Utanın, utanın! Bu ayıp hepinize yeter.‏

Hatırlayın esip gürlemişlerdi!
Kıyametleri koparmışlardı!
Tehdit üstüne tehditler savurmuşlardı!
Devlet özrü olmazsa İsrail bizim gözümüzde bitti demişlerdi.
Elçimizi geri çekip güya gözdağı vermişlerdi.
Bütün bunlar biliyorsunuz Gazze baskınından hemen sonra yaşandı.
9 Türk'ün İsrail komandoları tarafından öldürülmesine başta Cumhurbaşkanı ve
Başbakan olarak tam kadro feveran etmişlerdi.
Ve önceki gün:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül altın yaldızlı bir davetiye gönderiyor!
Kime mi?
Şimon Perez'e!
O kim mi?
İsrail'in Cumhurbaşkanı!
Ne mi var davetiyede?
Şeref konuğu olarak İstanbul'da ağırlama var!
İyi de Sayın Abdullah Gül bu davet devlet olarak tükürdüğümüzü yalamak değil
mi?
Bu davet Türkiye'nin onurunu ayağa düşürmek değil mi?
Bu davet Türkiye'nin caydırıcılığına darbe vurmak değil mi?
Kim bu olandan sonra Türkiye'yi kaale alır?
Kim bu yapılandan sonra Türkiye'yi umursar ve saygılı davranır.
Söyleyin Sayın Gül; Şimon Perez ya da İsrail özür diledi de bizim mi
haberimiz olmadı!
Böyle bir şey yani özür yok ise bu davet niçin?
Özür şartı koşuldu ise bu çark ediş niye?
Ne hakkınız var Türkiye'nin itibarını iki paralık etmeye?
Bu yapılan iki yüzlülük değil mi?
Demek ki sizin derdiniz ölen vatandaşlarımız ya da Türkiye'nin itibarı
değil, hadiseyi siyaseten istismar imiş!
Öyle değilse cevap verin Sayın Gül niçin çağırdınız Perez'i!
Medya'ya bakıyorsunuz tek bir satır yok!
Sözde Siyonist avcıları bile gıkını çıkarmıyor!
Peki ya Tayyip Erdoğan o niye susuyor?
Belli ki Şimon Perez daveti olayını Cumhurbaşkanı ile beraber
kararlaştırmışlar.
Hepsini anladım da İHH isimli o örgüt niye dut yemiş bülbül kesildi acaba?
Bu suskunlukla kanıtlanmıştır ki sizin derdiniz Filistin halkı değil,
onların dramını istismardır.
Değilse Gazze olayında olduğu gibi meydanlara neden çıkmazsın ey İHH?
Son bir şey:
Ey sevgili okur bu bezirgan tayfa Mayıs ayının ortasında Gazze olayının
sene-i devriyesini bahane edip yeni bir tiyatronun peşinde!
Amaçları seçime yakın bu işi oya tahvil etmek!
Ey CHP, ey MHP, ey diğer muhalefet, çıkın ortaya indirin bu maskeyi!
Not: Önceki günkü yazımıza binaen Ercan Karakaş aradı ve CHP'de genel
başkanlık gibi bir hesabın içinde olmadığını ve olmayacağını, tersine
Kılıçdaroğlu'na her zaman tam destek vereceğini söyledi.

REZALETİN BÖYLESİ
Sınav şifreleri yandaş dersanelerde dağıtıldı!
Rezalet açık ve net!
Tezgah ortada!
YGS sınavında sorulan 40 matematik sorusunun 38'inin şifrelerle çözüldüğü
kesin olarak ispatlı.
Böyle bir şeyin tesadüf olması mümkün değil!
Belli ki bu iş belli bir kütleye sınavı kazandırmak için organize edilmiş.
Peki kim mi olabilir bu kütle?
Genel ifade ile yandaş güruhu dünyasına mensup olanlar.
Dün ardı ardına ihbar telefonlar aldım.
Bazıları şifrelerin yandaş darsanelerde Kur'an üzerine yemin ettirilip
dağıtıldığını, bazıları da yine yandaş yurtlarda aynı metotla verildiğini
iddia ediyordu.
Doğru yanlış mı bilmiyorum ama bir şeyin şuyuu vukuundan önemlidir.
Dolayısı ile bu sınava artık şaibe bulaşmıştır ve derhal iptal edilmelidir.
Eğer bu yapılmazsa kamu vicdanı kanayacaktır.
Öyle çünkü ÖSYM'ye yeni atanan Prof. Ali Demir'in siyasi kimliği ile alakalı
olarak da yoğun iddialar var. Bu iddialar kanıtlanmadığı için doğru
diyememem; lakin ÖSYM gibi ciddi bir kurum böyle isimleri taşıyamaz.
Görüyorsunuz rezillik nerelere dayandı!
Artık onlardan olmazsanız sınavı kazanmak için bilgi sahibi olmak yetmiyor!
Ah Türkiyem, vah Türkiyem!

HACIYATMAZ GİBİ
Galataport maması için MÜSİAD'a övgü!
Bu kadarına pes!
Adama bir bakıyorsunuz TÜSİAD toplantısında bayrağımıza ve dilimize isyan
bayrağı açan Cem Boyner'e sarılıyor ve yüzünü yalıyor, bir bakıyorsunuz
MÜSİAD'la TÜSKON'a methiyeler diziyor.
Kimden mi bahsediyorum?
Soroscu Yahudi İshak Alaton'dan!
O yaşında işi gücü bırakıp boyuna AKP'ye selam çakıyor!
Peki derdi ne midir?
Galataport ihalesinin kendilerine verilmesidir ki bunu resmen de talep
ettiler.
Sahi bu İshak Alaton aynı gayreti ortağı Üzeyir Garih'in cinayeti için neden
göstermiyor acaba?
10 yıl oluyor, o cinayetin perde gerisi
aydınlanmadı niye acaba?

Sabahattin Önkibardan.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   C.tesi Eyl. 03, 2011 1:59 am

AKP'DEN İSRAİL'E TAVİZ ÜSTÜNE TAVİZ - MAVİ MARMARA ŞEHİDLERİNİN KANI SATILIYOR

Baki Aytemiz

http://bakiaytemiz.blogspot.com/2011/09/akpden-israile-taviz-ustune-taviz-mavi.html

AKP, İsrail’den, Mavi Marmara’da katlettiği şehidler için “özür” bekleyedursun, Domuzlar Diktatoryası BM için hazırlanan rapor, basına sızdırıldı.

Raporun yayınlanmasıyla, terörist İsrail’le masaya oturmanın da bir manası kalmadı. İki tarafı da barıştırmak, kendi aralarında anlaşmalarını sağlamak, yani Türkiye’yi, şehidlerin kanını AKP üzerinden Yahudi’ye peşkeş çekebilmek için, raporun, resmi yoldan açıklanmasının ertelenmesindeki gaye tahakkuk etmeden oyun bozulmuş oldu.

Bu bozulan oyuna en çok içerleyen, gizli-kapaklı kapılar ardında terörist İsrail’le masaya oturup anlaşmak isteyen AKP ve Davutoğlu oldu.

“Bu ne ciddiyetsizlik”, teröristlerle konuşup giderken, hiç olacak şey mi? Ne güzel Yahudiyle anlaşmak varken, bunun için raporun yayınlanması defalarca ertelenmişken, çıktı biri, raporu faş etti ki şimdi çık çıkabilirsen işin içinden… Bundan sonra İsrail’le nasıl anlaşabileceğiz, biz anlaşsak bile bunu Türkiye’ye ve İslâm alemine nasıl anlatacağız? Anlatamayacağımızdan, bu ihaneti yutturamayacağımızdan, işi gizli kapaklı görüşmelerle halletmeye çalışmıyor muyduk? Tam da Yahudi’yi, aslında niyeti özür olmayan ama bizim millete özür diye yutturabileceğimiz, özre benzer bir şeyler söylemeye ikna etmeye çalışırken... Şehidlerin kanını satmanın da bir usulü var değil mi?

Dikkat ettiniz mi, hemen her şeye anında cevap verirlerken, bu defa verecekleri cevabı, yalanları, millete yutturacakları dolmaları hazırlamak için zaman istediler.

Hani, yalancının yalancılığını bilen adam, merakla dinliyormuş ya. “Ya sen bunun söylediklerinin yalan olduğunu biliyorsun, gene de dinliyorsun?” diyenlere de, “Biliyorum ama nasıl yalan üretecek, nasıl kendini haklı çıkartacak, merak ediyorum!” demiş…

Türk milleti de AKP’nin yalanlarını işte böyle dinliyor. “Gene ne palavra sıkacak acaba?”

Özür ne demek?

Tescilli bir katil, senin 9 kardeşini, evladını, babanı katletmiş… Sen ise özür dilemesini bekleyip durdun, yıl geçti.

Böyle bir katliamın karşılığı olarak özür dedin, ambargo kalksın dedin, tazminat dedin.

Özür zaten hakkımızdı.

Ambargonun kalkması da hakkımız.

Tazminat da.

Ve esas hakkımız, kısas hükümleri gereği, yapılan katliamların hesabının sorulması ki bu gündeme getirilmeden, “özür dile de kapatalım” diye, İsrail’e bir tek yalvarmadıkları kalmıştı. Kapalı kapılar ardında, direk bir özür değil de özür benzeri bir şeyler mırıldanılmasına bile razı olduklarını katillerimize ifade etmiş olmaları, yalvardıkları manasını haiz değil mi?

İki kişi kavga etmiş, haklı olan, haksız olana, “Ya bak, özür dile de aramızdaki ilişkiye eskisi gbi devam edebilelim. Ben senle aramızdaki ilişkiyi, o güzel günlerdeki gibi devam ettirmek istiyorum. Ama, özür dilemezsen, etrafa ne diyeyim, nasıl anlatayım bu ilişkiyi devam ettirmeyi? O kadar çok istesem de elimde değil bu kadarı, benim de mesul olduğum yerler var, bu makamda-koltukta durabilmem için asgari şartlar var ki, ben de senden bu en asgari şeyi yapmanı istemeye mecburum artık. Ah bu mecburiyet olmasa, yoksa dükkan senin. Ev ahalisi benim bu kadar yavşadığımı görürse, o yukarıda anlatılan fıkradaki yalancı benim zaten, ‘o yalanı al da münasip yerine koy’ dediği gibi, bu ihanetin hesabını bir tek ben vermeyeceğim gibi, milletin ayranı da öyle bir kabarır ki, maazallah sen de veremezsin. O zaman bu milleti ne ben ne de sen tutabiliriz. Bu tavrınla, yıllarca elbirliğiyle kandırdığımız ev ahalisinin uyanmasına vesile olursun ki bu hem sen hem de benim için fena. Ne olur, özre benzer birkaç kelam etsen de, aslında özür olmayan bu kelimeleri, ben, ev ahalisine ‘bakın özür diledi’ diye yutturabileyim.”

İsrail ne diyor?

“Ne özrü? Biz şimdiye kadar kime özür dilemişiz ki? Milli gurur öyle sokakta alınıp satılan bir şey değil koçum. Siz bize belki özür dilettirebilirdiniz ama, askerinizin başına çuval geçirildiğinde gıkınız çıkmadığı gibi, bir de “Terör elebaşı Amerika’ya nota vermeyecek misiniz?” diye soranlara, “Ne notası, müzik notası mı?” diye cevap verdikten sonra, bizden de özür alamazsınız artık. Siz kendi gururunuza sahip çıkmak yerine, gururunuza sahip çıkılması gerektiğini söyleyenleri azarladınız, olmadı kodese tıktınız. Siz kendi haysiyet ve şerefinizi ayaklar altına atmadınız mı böylece? Sen kendi derdini ev ahalisine nasıl anlatırsan anlat. Bu benim derdim değil. Nihayetinde kullanılıp atılacak bir tampondan ibarettin, senin üzerine er-geç sifon çekilecekti. Şimdi ikile!”

Karşılığı kısas olabilecek bir cürmün bedelini kuru bir özür, üç-beş kuruş para isteyerek geçiştirmek isterken o bile ellerine geçmemiş olması karşısında, palavradan üç-beş madde ile güya tavır aldılar.

“Milli Gurur”u bir özre Yahudi’ye peşkeş çekmek isterken, Allah hesaplarınızı nasıl da bozuverdi, rapor basına sızdırılıp yayınlanıverdi?

Mehmetçiğin başına çuval geçiren coniye bir nota dahi veremeyen sizin ipliğinizin de pazara çıkma zamanı gelmiştir.

Müjdeler olsun!

Mavi Marmara şehidlerinin kanlarının bereketi, içimizdeki hainleri, işbirlikçileri deşifre ediyor ki o kanlara sahip çıkmayanlar, ama o kan üzerine rant ve iktidar inşa etmeye kalkanları mekri ilahi işte böyle çarpmakta. Şimdi o şehid kanlarına batıp boğulmaktalar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   Ptsi Eyl. 05, 2011 7:43 pm

KÜSTÜM SHOW -MAVİ MARMARA ŞEHİDLERİNDEN AF DİLİYORUZ(*)-

Baki Aytemiz

http://bakiaytemiz.blogspot.com/2011/09/kustum-show-mavi-marmara-sehidlerinden.html

BM kod adlı “Domuzlar Diktatoryası” tarafında hazırlanan Mavi Marmara Raporu, basına sızdırıldı…
Rapor karşısında ilk tepki, Davutoğlu adlı derinlik uzmanından geldi. Bu sızdırma ve raporun muhtevası karşısında, mezkur derinlik uzmanı, hiç de sıfatın yakışmayacak bir şekilde, “yarın açıklama yapacağız” diyerek, soruyu geçiştirdi. Oysa, afra tafra ile “B Planı” adı altında basına neler neler aksetmişti.

Açıklama için zaman istediğine bakıp, “demek ki çok mühim şeyler var, bekleyip görelim” de diyen olmuştur, “hadi ordan, Debreli gibi yine sallayacak!” diyen de.

Davutoğlu, TV ekranlarından, canlı yayında beklenen açıklamayı yapıyor:

1-Diplomat,k ilişkiler 2. Katip düzeyine düşürülecek.

Küstüm Şov başladı arkadaşlar. Diplomaside ilişkilerin düşürülüp, gerisinde ciddi adımların getirilmemesi, sümüklü mahalle çocuklarının, “küstüm lan ben sana” demesinden başka bir mânâ ifade etmez. Bu “küslük”, biliriz ki, gelip geçicidir. Arada ideolojik, dünya görüşüne bağlı, sistem gayeli bir anlaşmazlık yok. Bizimkiler zaten, 9 canın karşılığı olarak kuru bir “özür” bekliyordu, o kadar. Hem de yalvarırcasına. “Hadi bir özür dile de ilişkilerimiz zarar görmesin, yine eskisi gibi kankalığa devam edebilelim. Aslında ben özür de beklemem ama, bunu Müslümanlara anlatamam. Ne olur özür dilesen? Dile de arkadaşlığımız, dostluğumuz eskisi gibi devam etsin. Hatta özür de dileme, bir ara formül bulalım. Müslümanlara, ben senin söylediklerini, “özür diledi işte” diyebileceğim bir kelimecik dökülsün dudaklarından, ne olur?” Bu zillet, bu küslük karşısında muhatap ne der? “Küsersen küllüğüme, b.k koyum terliğine!” İsrail de, diplomatik bir dille bunu söyledi. Hatta, daha önceki bir ifadelerinde daha da ileri gittiler. Türkiye’nin alması gereken tavrı, kendileri ortaya koydu. Dediler ki: “Milli gurur, öyle sokakta satılan bir şey değildir!” Sen küsmeye devam et… Anlayanına bu ifadede nasıl bir itham, nasıl bir hakaret, nasıl bir aşağılama var. Ama bizimkiler çok derin, böyle sığlıklarla işleri olmaz. Ne demek “milli gurur”? Bu çağda, böyle sığlıklar zaten ancak İsrail’e yakışır.

2-Doğu Akdeniz’de, seyrüsefer güvenliği için önlem alınacak…
Breh, breh, breh… Bak sen! Nasıl olacak o? Yeni bir Gazze seferi düzenleyip, İsrail yine uluslar arası sularda müdahale ederse sen de karşılık mı vereceksin? Ya İsrail, bu defa uluslar arası sularda değil de kendi karasularında müdahalede bulunursa ne yapacaksın?

3-Gazze ablukasını tanımıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’na gitmek için BM nezdinde girişimlerde bulunacağız.

Kurda kuzuyu bir kez daha teslim edeceksiniz yani. İsrail’e kıytırık bir iki şey söylemek için mi, BM raporunu beklediğiniz? Ki, rapor, tam İsrail’in istediği gibi çıktı. Bundan dolayı raporu kabul etmiyorlarmış filan. Aklınız işin başında neredeydi? BM’den, bizim hoşumuza gidecek, İsrail aleyhine rapor çıkmasını mı bekliyordunuz ki, işi bunca zaman, “BM raporunu bekleyelim” diye sürüncemede bıraktınız? Alttan alta da Yahudi çıfıtı ile görüşmeye devam, özre benzer bir şeyler söyleyeceklerini umarak. Şimdi de, ablukayı kaldırmayı ısmarlayın bakalım elin gavurcuklarına. Zillet, zillet üstüne. Domuzlar Diktatoryası BM raporunda olduğu gibi, elinize bir karar verip, gereğini yapın derler artık. Tabi o karar çıkana kadar da Gazze inlemeye devam etsin, siz de Adalet Divanı’na giden kahramanlar olarak, afra tafra satmaya devam edersiniz artık. Haçlının kurduğu divandan adalet bekleyen, en azından şaşkındır, gafildir. Sizin durumunuz ise, “satmak”la ifade olunabilir ancak.

4-İsrail saldırısının mağdurlarına, mahkemelerde hak aramaları için her türlü destek verilecek.

Verme istersen. Hatta, nasıl olsa İsrail’le anlaşacağız diyerek, hak aramak isteyenlerin teşebbüslerine bu güne kadar mani olduğun gibi, yine oyala istersen. Kan dökülmüş, caniler sırıtarak geziyor, bunca zaman sesin çıkmamış, şimdi mahkemelerde dava açmalarına razı oluyorsun. Savaş sebebi olan bir durum karşısında, söylediğin lafa bak. Yani, savaş ilan et diyen de yok ama hani İsrail’le ticari ilişkilere son vermek? Askeri anlaşmaları askıya almışsın, bunu da yapmasaydın. Ki, askeri anlaşmalar çerçevesinde, İsrail’in bize attığı kazıkların haddi hesabı yok.


Sonra, bir de akıl veriyor İsrail’e: “Gerçek güvenlik, gerçek barışla mümkün. Gerçek barış, dost ülke vatandaşlarını katlederek gerçekleşmez!”

Kime diyor?

Hani, kazara, taksirle bir şey yapmış da, “bak bu böyle olmaz, dikkatli olman lazım!” havalarında bir ihtar, sanırsınız ki hayatında ilk defa hata yapmış biri var karşısında.

Oysa muhatap, katletmeyi, cinayeti, soykırımı meslek edinmiş bir cani, bir işgalci, emperyalizmin bizim coğrafyamıza soktuğu kanlı hançer.

Irz düşmanına, din düşmanına, vatanını işgal etmiş müstevliye, söylenecek söz bu mudur? İsrail’e karşı böyle konuşmak, o katilleri cesaretlendirir ancak. Zeki Müren edasıyla, “hain düşman al sana bomba” ifadesi bile bundan çok daha tesirli. En azından düşmana karşı bir bomba atışı var, bir ciddiyet var ama AKP derinlikçisinin ifadelerinde o kadar bile ciddiyet yok. Kısas hakkının baki olduğunu ilan etmek gereken yerde…

Evet küstük.

Nasıl da küstük ama? Hey yavrum şu tavra bak, Davutoğlu’nun küstüğümüzü açıklarkenki şu celadetine bak. Salında meydan aslan görsün be koçum. Adam, dünyaya özel misyonla gönderilmiş canım… Yahudi’ye, küstüğümüz böyle mi şecaatle söylenir? Yürü be koçum, kim tutar senin küsmeni!

(*) Af diliyoruz, zira, o şehid kanlarının gereğini yapmak yerine, o kanları satmaya çalışanları hâlâ iktidarda tutmaya devam ettiğimiz ve hesabını gereğince sormak yerine, zilletten zillete savrulduğumuz için!

(Bu arada, derinlikçimizin başında bulunduğu vekaletten, Haçlı Terör Örgütü NATO ile Füze Kalkanı konusunda anlaşıldığı açıklaması geldi. İsrail’e karşı şov yapılırken, bu arada füze kadar kazıklar Türkiye’ye çakılmış olacak! “Derinlik”e dikiz…)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: MAVİ MARMARA VE....   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MAVİ MARMARA VE....
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» BİLECİK

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Siyaset :: İç Oluş-
Buraya geçin: