AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ABD - İRAN

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: ABD - İRAN   Cuma Nis. 16, 2010 6:41 am

[size=18]

ABD-İRAN ANLAŞMASI

Düşünülemez olanı düşünmek: ABD-İran anlaşması
ABD görünüşe bakılırsa öyle bir noktaya ulaştı ki ya İran'ın dilediği takdirde belirli bir noktada nükleer silah geliştireceğini kabul etmeli yahut da bunu önlemek için askeri harekât düzenlemelidir. Ancak üçüncü bir strateji de var: Washington, İran sorununu yeniden tanımlamanın yollarına bakabilir.

Her iki taraf liderlerinin ne düşündüğü hakkında hiçbir fikrimiz olmadığından dolayı bunu keşfe çıkmamız, jeopolitik teoride egzersiz hükmünde olacaktır. İşe önce iki yalın seçenekle başlayalım.
Diplomasi ve askeri seçenek karşıtlığı
Diplomatik yaklaşım, İran'a felç edici denilen müeyyidelerin uygulanması için hazırlanmış geniş bir koalisyon kurmayı ihtiva eder. Etkili müeyyideler öylesine acı verici olmalı ki hedefi davranışlarını değiştirmeye zorlamalıdır. Söz konu olan Tahran olduğunda, engellenecek olan yalnızca İran'ın benzin ithalatıdır. Benzin ambargosunun felçi edici olup olamayacağı belli değil fakat işe yarayabilecek tek ambargo bu. İran'a karşı diğer tüm müeyyide şekilleri sırf bir şeylerin yapıldığı izlenimi vermeye yarayan el kol hareketleri olacaktır.
Çinliler benzin ambargosunu katılmayacaktır. Pekin, petrolünün yüzde 11'ni İran'dan alıyor ve İran'a benzin satışına devam edeceğini açık etti. Moskova'nın duruşu, müeyyide kervanı yolda düzülürken Rusya'nın bu hususta düşünebileceği şeklinde ama “ne” ve “ne zaman” sorularına ayrıntılı bir cevabı yok. Ruslar Amerika'nın Ortadoğu'da çıkmaza girdiğini görmeye razılar hatta memnun olacaklardır ve bu yüzden de Amerika'nın bölgedeki problemlerini çözmeye meyilli değiller. Çinlilerin ve Rusların katılmadığı bir benzin ambargosu, İran'ı yeterince acıtmayacaktır. Diğer tüm müeyyideler el kol hareketi hükmünde olacağından dolayı da diplomatik yaklaşımın işe yarama ihtimali yok.
Askeri seçenek ise kendi risklerini barındırıyor. Birincisi, askeri harekâtın başarısı, İran nükleer tesisleri hakkındaki istihbaratın kalitesine ve bu hedeflerin saldırılara karşı ne derece korunaklı olduğuna bağlı. İkincisi, başarılı hava saldırıları gerekir. Üçüncüsü, saldırana saldırının başarılı olup olmadığını anlatacak savaş hasarı değerlendirmesi gerekir. Dördüncüsü, çalışır vaziyetteki tesisleri imha etmek için müteakip baskınlar düzenlemek gerekir. Beşincisi, saldırılar İran programını sadece birkaç ay veya hatta birkaç yıl geciktirmekten daha fazlasını yapmalıdır: Eğer nükleer İran riski, savaş riskini haklı kılacak denli büyükse, netice de kat'i olmalıdır. Bu süreçteki her bir nokta, potansiyel başarısızlık noktasıdır. Bu noktaların çok sayıda olmasına bakınca - burada bahsedilmeyen diğerleri de var – başarısızlık bir şık değil de bir kısmet olabilir.
Saldırılar başarılı olsa bile, saldırıdan sonraki gün neler olacağı sorusu olduğu yerde durmaktadır. İran, mukabil araçlara sahip. Tasarrufunda Hizbullah, muhteşem bir terörist örgüt var. Irak'ta bu ülkeyi istikrarsızlaştırabilecek yeterli nüfuza sahip ve Amerika'yı başka yerde fena halde ihtiyaç duyulan kuvvetleri Irak'ta tutmaya zorlayabilir. Hürmüz Boğazını ve Basra Körfezindeki deniz güzergâhlarını bir süreliğine kapatmaya teşebbüs edebileceği mayınları ve füzeleri kullanma kabiliyeti de var – ki küresel ekonomi istikrara kavuşmanın mücadelesini verirken küresel petrol fiyatları tavan yapar. İran'ın nükleer programla ilgili duruşunun temelinde askeri saldırı durumunda emin olacağı şıklara sahip olmayabilecekse de karmaşık ve kabuledilemez riskler yaratacak karşıt araçlara sahip olduğunun bilinci yatıyor. İran işte bu yüzden ABD'nin saldırmayacağına veya İsrail'in saldırmasına izin vermeyeceğine inanıyor zira kabul edilemez neticeler olacaktır.
Hülâsa, ABD ne nükleer bir İran'ı ne de düpedüz başarısız olabilecek bir saldırıyı kabul edebilecek; İran nükleer programını kısa bir süreliğine geciktirebilecek veya başarılı olsa bile aşırı can yakıcı tepkileri tetikleyecektir. Hiçbir seçenek kabul edilebilir durmadığı için üçüncü bir seçenek bulmak lazımdır.

İran sorununu yeniden tanımlamak

İran sorunu nükleer program bakımından tanımlandığı müddetçe ABD imkansız bir yerde duruyor demektir. Dolayısıyla İran sorunu yeniden tanımlanmalıdır. Yeniden tanımlama teşebbüslerinden biri, câri rejime karşı ayaklanma ümidini ihtiva ediyor. Bu konudaki görüşlerimizi tafsilatıyla yinelemeyeceğiz fakat kısaca söylemek gerekirse, İran'daki gösterilerin rejime karşı ciddi bir tehdit olduğunu düşünmüyoruz. Tahran, gösterileri kolayca ezdi ve başarılı olsaydılar bile ortaya Amerika'ya karşı uysal bir rejim çıkaracaklarına inanmıyoruz. Bir devrim için bekleme fikri, stratejik bir seçenek olmaktan ziyâde atâleti gerekçelendirmeye – ve nükleer bir İranı kabullenmeye - daha uygundur.
Şu an İran, Basra Körfezi'ndeki en güçlü bölgesel askeri güçtür. ABD bölgede bahse değecek kalıcı askeri kuvvet bulundurmadığı takdirde İranı engelleyebilecek hiçbir askeri güç olmayacak. Türkiye İran'dan daha güçlü ama basra Körfezine uzak ve daha başka meseleler üzerine odaklanmış bir halde ve de İranla askeri bir kapışma sorumluluğunu istemez – en azından çok da uzak olmayan bir geleceğe kadar. Amerika Irak'tan çekilemez demektir bu. Bağdat, İranı Arap Yarımadası'ndan uzak tutamayacak kadar zayıf ve Irak hükümeti İrana karşı dostâne unsurlar barındırıyor.
Bölgesel istikrar tarihi olarak Irak-İran güç dengesine bağlıydı. Denge 1990'da yalpaladığında, sonuç Irak'ın Kuveyti işgali olmuştu. ABD 1991'de Irak'ın içine dalmadı çünkü Irak'ta bir güç boşluğu yaratarak bölgesel güç dengesini altüst etmek istemedi. Amerikan stratejisi İran-Irak güç dengesini mümkün olan en geniş ölçekte yeniden tesis etmekti zira bunun alternatifi bölgeye çok sayıda Amerikan askeri yerleştirmekti
2003 yılında Irak'ı işgal kararı, ABD Baas rejimini bir kez yok ettiğinde İran'ı dengeleyecek güçlü bir Irak hükümetini hızla oluşturacaktır varsayımına dayalıydı. Düşüncenin özündeki hata, yeni Irak hükümetinin çoğu İrana dost bir güç nazarıyla bakan Şiilerle dolu olacağını takdir edememiş olmaktı. Irak, İranı dengelemekten ziyâde onun bir uydusu olabilirdi. İranlılar Amerikan işgalini güçlü bir şekilde teşvik ettiler çünkü Irak'ın İran'ın yörüngesine gireceği bir durum yaratmak istemişlerdi. Bunlar olurken Amerikalıların Irak'ı uzatmalı işgal hâriç başka hiçbir şansları yoktu, ki Bush ve Obama yönetimlerinin kaçmaya baktığı bir tuzaktır.
İran'ın Irak'taki nüfuzunu tanımlamak bu noktada güç bir iştir. Fakat asgaride, İran Irak'a İran yanlısı devlet dayatamayabilir ama hükümetteki doğrudan nüfuzu üzerinden veya Irak'ta istikrarsızlaştırıcı bir şiddet başlatarak güçlü bir Irak hükümeti kurulmasını engelleyebilir. Başka bir ifadeyle, İran, Irak'ın İrana karşıt bir denge unsuru olarak ortaya çıkmasını engelleyebilir, ki bunu yapmak için her nedeni var. Esasen şu an yapmakta olduğu da budur.
ABD-İran arasındaki temel mesele
İran ve ABD arasındaki temel mesele nükleer silahlar değil Irak'tır. İran, Basra Körfezi'nde hâkim askeri güç olmak için ABD'nin Irak'tan çekildiğini görmek istiyor. ABD Irak'tan çekilmek istiyor zira Afganistan'da – bu ülkede İran'ın desteğine ihtiyacı var – ve başka yerlerde sorunlarla karşı karşıya. Afganistan'da savaşırken askeri kuvvetleri daha uzun süre Irak'ta tutmak Amerika'nın küresel olarak korunmasız bir halde kalmasını sağlıyor. Çin ve Rusya'nın dâhil olduğu olaylar – mesela 2008 yılında Gürcistan'daki savaş – ABD'nin karşıt denge araçlarına sahip olmadığını fark edecektir. Afganistan'dan çekilmek veya askeri mevcudiyeti artırmak da başka alternatifler arasındadır. Afganistandan çekilmek yakın vadede söz konusu değil. Diğeri ise ekonomik bakımdan imkansız.
Dolayısıyla ABD Irak'ta açık uçlu bir askeri mevcudiyet göstermeksizin ve Irak gücünün yeniden ortaya çıkışını beklemeksizin – çünkü İranlılar buna müsaade etmeyecektir - İranı dengeleyecek yollar bulmalıdır. Nükleer mesele basitçe bu daha büyük jeopolitik problemin bir parçasıdır, İran'ın takım çantasındaki aletlere ilave olunan bir unsurdur. Mustakil bir mesele değildir.
ABD, problemleri yeniden tanımlamada, stratejik amaçları doğrultusunda ölümcül ideolojik ve jeopolitik düşmanlarla olağanüstü ittifaklar kurmayı ihtiva eden ilginç bir stratejiye sahiptir. Nazi Almanyasını durdurmak için Franklin Roosevelt'in Stalinci Rusya ile yaptığı ittifakı düşünün. Sadece tecritçilerin değil Sovyetlere şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali nazarıyla bakan Roma Katolik Kilisesi'nin siyasi öfkesine rağmen bu ittifakı devam ettirmişti.
Çinliler Amerikalı askerleri öldüren Vietnam'a silah sevkederlerken Richard Nixon'ın Çinle aynı eksende buluşma kararını da düşünün. Dahası, Mao'ya – Çin birkaç yüz milyon kişinin ölümünü kaldırabilecek kapasitede olduğu için nükleer savaştan korkmadığını söylemiştir – haklı olarak çılgın adam nazarıyla bakılıyordu. Ama gene de Amerikan siyasetinde Komünist karşıtı, Çin karşıtı bir şahsiyet olarak Nixon, hem de Amerikan kuvvetlerinin Vietnam'da darbe yediği bir zamanda, Çinle kurulacak bir ittifakın (resmi bir ittifak anlaşması olmaması rağmen bir ittifaktı) Sovyetler Birliğini dengelemek için esas olduğunu anlamıştı.
Roosevelt ve Nixon, stratejik denklemi çarpıcı şekilde yeniden tanımlamaya hazır olmadıkları ve daha önceleri stratejik ve ahlâki tehdit nazarıyla bakılan ülkelerle ittifak kurmak ihtiyacını kabul etmedikleri takdirde, imkansız stratejik durumlarla karşı karşıya kalmışlardı. Amerikan tarihi, imkansız stratejik ikilemleri çözmeye ayarlı çıkarcı ittifaklarla doludur. Stalin ve Mao vakaları, daha tehlikeli görülen üçüncü bir gücü durdurmak için önceki düşmanlarla kurulan çarpıcı ittifakları temsil ederler.
Ahmedinejat'ın çatlak olduğu söyleniyor. Mao ve Stalin için de aynıları söylenmişti, ki her iki vakada daha fazla haklı gerekçe vardı. Ahmedinejat pek çok tuhaf şey söyledi ve pek çok tehdit yöneltti. Fakat Roosevelt Stalin'in, Nixon Mao'nun neler söylediğini gözardı ettiğinde, her ikisi de Stalin ve Mao'nun eylemlerinin söylemlerine göre çok daha rasyonel olduğunu, tahmin edilebilir olduklarını keşfetmişlerdi. Benzer şekilde, İranlıların söyledikleriyle yaptıkları büsbütün farklıdır.

Çatışan ve örtüşen ABD-İran çıkarları




Amerikan çıkarlarını göz önüne alın. Birincisi, Hürmüz Boğazından petrol akışını sürdürmelidir. ABD, petrol sevkindeki bir kesintiye müsamaha gösteremez ve bu durum alabileceği riskleri sınırlandırmaktadır. İkincisi, Basra Körfezi'ndeki petrolün hiçbir gücün denetimi altına girmemesini sağlamalıdır zira böyle bir ülkeye küresel sistemde uzun vadeli güç kazandıracaktır. Üçüncüsü, ABD Sünni dünyanın unsurlarıyla savaşa tutuşmuşken, bu savaşa tahsis ettiği kuvvetleri de azaltmak zorundadır. Dördüncüsü, Amerika İran problemiyle doğrudan ilgilenmelidir. Avrupa müeyyidelere katılacaktır ama daha fazlası yok; Ruslar ve Çinliler ise bu kadarına bile katılmayacaklar. Beşincisi, kendisinin sakınmasını gerektiren o aynı nedenlerden dolayı İrana karşı bir İsrail saldırısını da engellemelidir zira İsrail saldırısının ertesi günü işleri çekip çevirmek Amerika'ya düşecektir.

Şimdi de İran'ın çıkarlarını göz önüne alın. Birincisi, rejimin bekâsını garantiye almalı. ABD'yi tehlikeli ve tahmin edilemez buluyor. Yaklaşık 10 yıldır doğu ve batı sınırlarında Amerikan askeri mevcudiyetiyle karşı karşıya. İkincisi, Irak'ın İrana hiçbir zaman tehdit olmayacağını garantilemeli. Üçüncüsü, bazen rakip bazen de tehdit olarak gördüğü Sünni müslümanlara karşı müslüman dünyasındaki otoritesini artırmalı.

Şimdi de örtüşen çıkarları önünüze alın. ABD bazı (hepsi değil) Sünnilere karşı savaşta. Bunlar aynı zamanda İran'ın da düşmanları. İran doğu ve batı sınırlarında Amerikan askerleri görmek istemiyor. Aslına bakarsanız, Amerika da istemiyor. ABD, Hürmüz Boğazı'nda petrol akışında bir kesinti yaşanmasını istemiyor. İran bu akışın kesilmesindense ondan kazançlı çıkmayı daha çok tercih eder. Son olarak da İranlılar, İrana karşı varoluşsal tek tehdidin ABD olduğunu anlamış durumdalar. Şayet Amerikan problemini çözebilirlerse rejimin bekâsı da garanti de demektir. Amerika ise anlamıştır ki yahut anlamalıdır ki Irak'ı İrana karşıt denge olarak yeniden diriltmek bir şık değildir: Ya Irak'taki Amerikan kuvvetleri Irak'ta kalacak yahut da İran'ın serbest rolü kabul edilecektir.

Jeopolitik teori egzersizi olarak şunlar üzerinde de düşünün: Washington'ın şu an elindeki şıklar kabul edilemezdir. 2003 Irak işgalinin neticeleriyle ilgili olarak meselenin yeniden tanımlanması durumunda üç alanda karşılıklı çıkar söz konusudur. Birincisi, her iki gücün de Sünni İslamla ciddi kavgaları var. İkincisi, her iki güç de bölgedeki Amerikan güçlerinin azaldığını görmek istiyor. Üçüncüsü, birinin petrolü kullanmak diğerinin ise bölgesel gücünü artırmak amacıyla petrolden kazanç elde etmek istemesi dolayısıyla petrol akışının emniyette olmasında her iki ülkenin de çıkarı var.

Stratejik problem elbette ki Basra Körfezi'ndeki İran gücüdür. Burada Çin modelinin üzerinde düşünmeye değer. Çin, Nixon ve Kissinger'ın ziyaretleri öncesinde ve sonrasında kavgacı söylemler sarfediyordu. Fakat içeride her ne yaparsa yapsın, dış politikada büyük risk üstlenmiyordu. Çin'in ABD ile ilişkisi Çin adına can alıcı önemdeydi. Pekin bu ilişkinin değerini tam olarak kavramıştı ve emperyalizm hakkında ağzına geleni söylemeye devam ederken, bu ana çıkarına zarar vermemek için fazlasıyla dikkatliydi.

Üçüncü stratejinin başlıca riski, İran'ın hudutlarını aşıp Basra Körfezi'ndeki petrol üreticisi ülkeleri işgal etme arayışına girecek olmasıdır. Muhakkak ki ayartıcı olacaktır bu ama hızla bir Amerikan müdahalesini de davet edecektir. Ancak ABD, bölgesel projelere mâli katılımdan Arap Yarımadasındaki Şia için daha anlamlı rollere kadar dolaylı İran nüfuzunu engellemeyecektir.

Üçüncü stratejinin büyük kaybedenleri tabii ki Arap yarımadası'ndaki Sünnilerdir. Fakat Irak bir yana, kendilerini savunmaktan acizler ve Amerika'nın onların ekonomik ve siyasi ilişkilerinde uzun vadeli çıkarları bulunmuyor. Petrol akmaya devam ettikçe, hiçbir güç tüm bir bölgeyi doğrudan denetimi altında tutmadıkça, ABD'nin bu meselede riske attığı hiçbir şey yoktur.

İsrail de çileden çıkacak. Mevcut Amerika-İran husûmetini elde bir görüyor. Amerika'nın İran nükleer tehdidini yok etmesini istiyor. Fakat bu tehdidi yok etmek, risklerine bakınca, bir şık değildir yani ABD'yle yapılandırılmış bir ilişkinin dışında duran nükleer bir İran seçeneği söz konusudur. İsrail'in ABD-İran çatışmasını istemesi diye bir seçenek olmaz. İsrail, Amerikan dış politikasını S. Arabistan'dan daha fazla yürütecek değildir.

Amerikan nokta-i nazarından, İranla bir mutâbakat, gitgide dallanıp budaklanan bir problemi çözme üstünlüğüne sahiptir. Uzun vadede, kendi kendine yeten bir ilişki olma üstünlüğüne de sahip olacaktır. Türkiye İran'dan çok daha güçlü ve asırlık kabuğundan çıkıyor. ABD'yle ilişkileri nazik. ABD, bu anlaşmayı yaparak Türkleri çileden çıkarıp onları çok daha faal olmaya itebilir. Dolayısıyla Irak'ta İran'a karşıt denge olarak ortaya çıkacaklardır. Ancak Türkiye'nin Amerika'ya duyduğu öfke, ABD'nin çıkarlarına hizmet edecektir. İran'ın Irak'taki konumu geçici olacak ve ABD sözünü çiğnemek zorunda kalmayacak zira Türkiye er geç İran'ın Irak'taki nüfuzunu yok edecektir.

En nihayet böylesi bir manevranın her iki taraf üzerindeki sarsıcı etkileri siyasi olacaktır. ABD-Sovyetler Birliği anlaşması Amerikalıları derinden sarsmıştı; Sovyetleri ise daha az sarsmıştı çünkü Stalin'in Hitlerle paktı onları çoktan afallatmıştı. Nixon-Mao mutâbakatı tüm tarafları sarsmıştı. O zamanlar kesinlikle düşünülemez bir şeydi fakat her iki tarafın halkı konu üzerinde düşününce, artık idâre edilebilir olmuştu.

Böylesi bir manevra bilhassa Barack Obama için zor olacaktır zira amansız ve kurnaz bir hamle olarak değil de zayıflığının bir başka alâmeti olarak yorumlanacak. Askeri saldırı, siyasi itibarını pekiştirirken zahiren sinik bir anlaşma, siyasi itibarını baltayacaktır. Ahmedinejat böyle bir anlaşmayı yurtiçinde çok daha kolay satabilir. Her hâlükarda seçenek olarak ya nükleer İran, uzatmalı hava saldırıları ve onlara eşlik eden neticeler yahut da başka şeyler var. Başka şeylerin neye benzeyeceği ve Amerikan stratejik geleneğine nasıl da oturduğunun örneğidir bu.



(İktibas)

[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE

avatar

Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Geri: ABD - İRAN   C.tesi Nis. 09, 2011 9:55 pm




[img]http://www.pressmedya.com/resimler/haber/halkın%20müca.jpg[/img]
[size=24]
İranlı muhaliflerin kampına baskın: 28 ölü

[/size]
Irak'ta İranlı Halkın Mücahidleri isimli İran muhalifi örgütün kampına baskın düzenleyen Irak Ordusu 28 kişiyi öldürdü





Uluslararası ajansların duyurduğuna göre İranlı muhalifler, Irak'ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde bulunan Eşref Kampı'nda Irak güçleriyle çıkan çatışmada kamptan 28 kişinin öldüğünü, 325 kişinin yaralandığını açıkladı.
Irak hükümet yetkilileri ise olayda can kaybı olduğunu yalanladı. Bakuba kentindeki bir hastane yetkilisi ise Halkın Mücahitleri örgütünün üssü konumundaki Eşref Kampı'na şafaktan önce düzenlenen saldırıda, kamptan 3 kişinin öldüğünü, 13 kişinin yaralandığını söyledi. Adının açıklanmasını istemeyen hastane yetkilisi, çatışmada 5 Irak askerinin de yaralandığını kaydetti.

Öte yandan ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Irak'ta ordu ile İranlı muhalifler arasındaki çatışmalardan endişe duyduklarını bildirdi. Gates, Irak'ın kuzeyindeki Marez Kampı'nda bulunan Amerikan üssünde gazetecilere yaptığı açıklamada, "Ölü ve yaralılara ilişkin gelen bilgilerden çok endişe duyuyoruz" dedi ve Bağdat yönetimini "itidale" davet etti.

Halkın Mücahidleri Örgütü, İran'daki mevcut yönetime karşı 1979'dan bu yana mücadele yürütüyor.

Örgüt, İran-Irak savaşında da Irak'ın yanında yer almış, Saddam Hüseyin örgüte Eşref isimli bir şehir kurmuştu.

Irak'ın işgalinden sonra, yeni kurulan [color:e052=orange]Irak Hükümeti defalarca Eşref Kampına ABD askerleriyle birlikte operasyonlar düzenledi[/color].
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ABD - İRAN
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: DÜNYA :: EMPERYALİZM :: Ve Diğer (Emperyalizm)-
Buraya geçin: